Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/4311 E. 2026/1331 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4311
- Karar No
- 2026/1331
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/363 Esas, 2025/352 Karar HÜKÜM : Asıl davanın reddi, birleşen davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/455 E., 2021/487 K. BİRLEŞEN DAVA : 2015/130 E.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR I. DAVA 1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ''...'' ibareli markanın sahibi olduğunu, davalı şirketin hakim ortağı iken dava konusu markayı ''... ...'' olarak kullandığını, ancak otelin el değiştirdiğini, buna rağmen davalı şirketin ... markasını kullanmaya devam ettiğini, davalının kullanımını önlemek amacıyla davalıya gönderdikleri ihtara rağmen davalının müvekkiline ait markayı kullanmayı sürdürdüğünü, bu eylemin marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğunu ileri sürerek davalının müvekkiline ait markaya yaptığı tecavüzün önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalı adına ''...'' ibareli tescilli marka bulunduğunu, ancak davalının 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 14. maddesi uyarınca tescil tarihinden itibaren beş yıllık süre boyunca bu markayı kullanmadığını ileri sürerek davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP 1.Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin yetkilisi olan ...'ın davalı şirketteki hisseleri 01.01.2008 tarihinde devraldığını, şirket hisseleri ile birlikte oteli de devraldığını, bu devre ''...'' ibaresinin dahil olduğunu, ancak davacının devirden bir yıl sonra müvekkilinin kullandığı ismi kendi adına tescil ettirdiğini, davacının kötüniyetli olduğunu, bu ibarenin artık müvekkilinin mülkiyetinde kaldığını, bu aşamadan sonra davacının talebinin iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Birleşen davada davalı vekili; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 2008/... başvuru numaralı ... şekil markasının 43. sınıfta kullanılmak üzere 01.12.2008 tarihinde koruma altına alınarak, 05.11.2009 tarihinde davacı ... adına tescil edildiği, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından davalı şirkete verilen muvafakatnameye göre, davalı şirketin dava dışı ... A.Ş. ile yaptıkları anlaşma ile ... işletmesini devraldığı, davacı ...'nın ... A.Ş.'nin hakim ortağı olduğu, davalı şirketin 08.12.2005 tarihinde ... ... ismi ile işletme belgesi başvurusunda bulunduğu, ... ... isminin kullanılmasına ... A.Ş.'nin muvafakat ettiği, ... A.Ş. tarafından verilen muvafakatnamede otelde kiracı olarak kaldığı sürece davalı şirketin ... ... ismini kullanmasına izin verildiği, davalı şirket ... işletmesine devam etmekte iken ... binasının mülkiyetinin dava dışı ... İletişim şirketine geçtiği, dosya kapsamından davalı şirketin ... ... ismini 08.12.2005 tarihinden itibaren kullandığının anlaşıldığı, daha sonraki süreçte ... A.Ş.'nin ... A.Ş. tarafından devralındığı, ... binasının mülkiyetinin devri sonucu ... A.Ş.'nin kiralayan sıfatının 13.11.2006 tarihinde son bulduğu, davalı şirketin bu tarihten sonra da ... ... ismini markasal olarak kullanmaya devam ettiği, davacının ... işletmesi devredildikten ve otelin mülkiyeti elinden çıktıktan sonra 01.12.2008 tarihinde marka başvurusu yaptığı, ... A.Ş.'nin mülk sahibi olduğu ... ... işletmesini davalıya kiraladığı, bunun üzerine davalı şirket tarafından 08.12.2005 tarihli turizm işletme belgesinin alındığı, davacının ... markasını fiilen kullanmamasına ve davalı şirketin ... ibaresini kullanmasına itiraz etmemesine karşın 01.12.2008 tarihinde marka tescil başvurusu yaptıktan sonra eldeki davayı açmakta iyiniyetli olmadığının değerlendirildiği, asıl davada davalı şirketin marka hakkına tecavüz ettiği iddia edilmiş ise de, davalının markasal kullanımının davacının tescil tarihinden 11 ay önceye dayandığı, bu kapsamda davalının ... markasını kullanmasının davacının marka hakkına tecavüz teşkil etmediği, birleşen davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 556 sayılı KHK'nın 14. maddesinin Anayasa Mahkemesinin 14.12.2016 tarih, 2016/148 E., 2016/189 K. sayılı kararı ile iptal edildiği, iptal gerekçesine göre ilgili maddenin iptal sebebinin düzenlemenin sırf KHK yoluyla getirilmesinden kaynaklandığı, Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümeyeceği, iptal kararı sonucu oluşan hukuki duruma göre, markanın tescil edildiği 05.11.2009 tarihi ile asıl dava tarihi arasında beş yıllık sürenin dolduğu, bu bakımdan birleşen davada kullanmama nedeni ile iptal gerekçesi olan beş yıllık süre koşulunun sağlandığı, dosya kapsamına göre birleşen dosya davalısı ...'nın birleşen davanın açıldığı tarihten geriye doğru 5 yıllık süreçte markasını tescil ettirdiği sınıfta kullandığını ispat edemediği gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının, davacı adına tescilli markayı kullanımının, davacının tescil başvurusundan çok önce ve davacının hakim ortağı olduğu ... A.Ş.'nin izni ile 2005 yılında başladığı, davacı tarafça tescil başvurusunun 02.01.2008 yılında yapıldığı, tescilin 05.11.2009 tarihinde gerçekleştiği, tescilden itibaren asıl dava tarihi olan 04.07.2014 tarihine kadar geçen sürenin yaklaşık 4 buçuk yıldan fazla olduğu, işbu dava tarihinde yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK döneminde mevcut Yargıtay kararlarında sessiz kalma ile ilgili 4 yıllık sürenin dahi yeterli sayıldığı, bunun yanında, davalının kullanımının, davacının hakim ortağı olduğu şirketin izni ile başlamış olması ve kira süresi sona ermesine rağmen davalının kullanımına, davacı tarafça uzun süre ses çıkarılmamasının, davalı taraf nezdinde güven oluşturduğu, davacının tescil tarihinden itibaren dava tarihine kadar geçen süreçte markanın kullanımına ses çıkarmamasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesinin gerektiği, bu noktada 23.01.2013 tarihinde çekilen ihtarnamenin davacı tarafça marka hakkının kullanımı olarak nitelendirilemeyeceği, zira ihtarname sonrasında hemen dava açılmayarak, ihtarnamenin nizaya dönüştürülmediği, dolayısıyla ihtarnamenin dikkate alınamayacağı, davacının uzun süre sessiz kaldıktan sonra bu davayı açmasının TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı, güven ilkesi ve hakkın kötüye kullanılması ilkelerine aykırı olduğu, benzer gerekçeyle asıl davanın reddine yönelik verilen kararın isabetli olduğu, birleşen dava yönünden yapılan değerlendirmede; hükümsüzlük davasının kullanmama nedeni ile birlikte kötüniyetli tescil iddialarına dayandırıldığı, kullanmama nedenine dayalı marka hükümsüzlüğü istemi yönünden, söz konusu kurumu düzenleyen 556 sayılı KHK'nın 42/1-c hükmü ile aynı nedenle markanın iptalini düzenleyen 14. maddesinin, Anayasa Mahkemesi tarafından sırasıyla 09.04.2014 tarih, 2013/147 E., 2014/75 K. sayılı ve 14.12.2016 tarih, 2016/148 E., 2016/189 K. sayılı ilamlarla iptal edildiği, iptal kararlarının sırasıyla 24.07.20 14... .01.2017 tarihlerinde yürürlüğe girdiği, dolayısıyla yargılama devam ederken kullanmama nedenine dayalı hükümsüzlük davasının yasal dayanağının ortadan kalktığı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda (SMK) kullanmama nedeni ile hükümsüzlük davası açılabilmesi mümkün olsa da, bu kanunun 10.01.2017 tarihinde yani, 556 sayılı KHK'nın 14. maddesinin iptalinin yürürlüğe girmesinden 4 gün sonra yürürlüğe girdiği, bu nedenle SMK'nın yürürlüğe girmesinden dört gün önce 06.01.2017 tarihinde 556 sayılı KHK'nın 14. maddesinin iptal edilmesiyle birlikte kullanılmayan markaların iptal edilmesi noktasında uygulanabilecek hükmün ortadan kalktığı, mevzuatta bu hususta yasal boşluğun ortaya çıktığı, marka hakkının, nitelik itibariyle temel haklardan olan mülkiyet hakkından olması ve bu nedenle Anayasa'nın 13. maddesi gereğince ancak yasa ile sınırlanabilmesinin mümkün olması karşısında, hakimin hukuk yaratması yoluyla kullanmama nedeniyle iptal kararı vermesinin mümkün olmadığı, bu nedene dayalı verilen hükümsüzlük kararının yerinde görülmediği, birleşen davanın kullanmama nedeninin yanında kötüniyetli tescil iddiasına da dayandırıldığı, mahkemece, bu hukuki sebep hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, ... A.Ş.'ye ait otelin bulunduğu taşınmazın mülkiyetinin, 13.11.2006 tarihinde kaybedilmesinden sonra, davacı tarafın ... ismini başka bir yerde herhangi bir şekilde kullandığıyla ilgili iddiada bulunmadığı, bu tarihten yaklaşık 2 yıl sonra, 01.12.2008 tarihinde, tescil başvurusunda bulunduğu, davacının tescil başvurusunda bulunduğu tarihten geriye doğru 11 ay önce, 02.01.2008 tarihinde, davalı şirket ile otelin yeni maliki olan ... Şirketi arasında kira sözleşmesinin yapılması, davacının tescilden sonra 2013 yılında davalıya çektiği ihtarnamede marka kullanımı sebebiyle ödeme talep etmesi, yine tescilden sonra markayı kullandığı veya kullanacağı yönünde de herhangi bir iddiasının bulunmaması karşısında, davacının tescil başvurusunun, davalı tarafça kullanılan markadan fiilen kullanmadığı halde çıkar sağlamak ve davalının kullanımına engel olmak gayesi ile yapıldığı, davacının markayı fiili kullanımının bulunmadığı, dolayısıyla tescilin kötüniyetli yapıldığı kanaatiyle bu değişik gerekçe ile birleşen davanın kabulüne karar verildiği gerekçesiyle asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun birleşen dava yönünden kabulüyle, kararın kaldırılmasına, asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüyle; davalı ... adına tescilli 2008/... tescil nolu "...+şekil" markasının hükümsüzlük nedeniyle iptali ile sicilden terkinine, karar verilmiş, karar, asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava; davacı adına tescilli markaya tecavüzün önlenmesi, birleşen dava ise; aynı markanın kullanmama ve kötüniyet iddialarına dayalı hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ilgiliye yükletilmesine, 05.03.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.