Yargıtay · 11. Ceza Dairesi

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2026/528 E. 2026/6497 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Ceza Dairesi
Esas No
2026/528
Karar No
2026/6497
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği SAYISI : 2024/3229 Değişik İş ŞİKÂYETÇİ : ............... ŞÜPHELİ : ... SUÇ : Kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık İNCELEME KONUSU KARAR : Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddi KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, 15.02.2024 tarihli ve 2024/39467 Soruşturma, 2024/27752 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliğinin, 25.03.2024 tarihli ve 2024/3229 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 271/4. maddesi uyarınca kesin nitelikte olması sebebiyle karar tarihi olan 25.03.2024'te kesinleştiği belirlenmiştir.

Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309/1. maddesi uyarınca, 29.12.2025 tarihli ve 2025/15303 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.01.2026 tarihli ve KYB-2026/644 sayılı Tebliğnamesi ile soruşturma dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:

I. İSTEM A. Kanun Yararına Bozma İstemi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.01.2026 tarihli ve KYB-2026/644 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla soruşturmanın genişletilmesine karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında, Dosya kapsamına göre, müştekinin özetle; şüphelinin vakfın eski yönetim kurulu başkanı olduğunu, vakıftan herhangi bir alacağı olmamasına rağmen vakıf aleyhine icra takibi başlatıp vakfa ait e-tebligat şifresini yeni yönetime devretmeyerek icra takibinden yeni yönetimin haber olmamasını sağladığını iddia etmesi üzerine başlatılan soruşturmada, şüphelinin özetle; UETS adresinin yeni şifrelerinin yeni yönetim tarafından alınması gerektiğini, bir demirbaş gibi devredilemeyeceğini, vakfın yönetimini devrederken kendisine ibraname verilmesine rağmen alacak davası açıldığını, icra takibi konusunda da kendisine ait bir taşınmazı şartlı olarak vakfa bağışladığını, bu şartlar yerine getirilmediği için kendi üzerine geri devri için dava açtığını ve icra takibi başlattığını, suçlamaları kabul etmediğini beyan ettiği olayda, şüpheli tarafından başlatılan icra takibinin borçlunun itirazı üzerine durduğu, bu nedenle vakfın yeni yönetiminin denetim imkanının ortadan kalktığına ilişkin bir delil bulunmadığı, dolandırıcılık suçunun unsurlarından hilenin bulunmadığı, müşteki ile şüphelinin aralarındaki ihtilafın hukuki mahiyette olduğu gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, Tüm dosya kapsamına göre, şüpheli hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphenin olduğu, bu şekilde tüm delillerin mahkemesince takdir ve değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.

B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. 5271 sayılı Kanun‘un 160. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlayacağı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğu belirlenmiştir. 2. 5271 sayılı Kanun’un, “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” başlıklı 172/1. maddesi; “(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. ...“ Şeklinde düzenlenmiştir. 3. 5271 sayılı Kanun’un, “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” başlıklı 173. maddesinin inceleme konusu ile ilgili olan birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir. (3)(Değişik: 18/6/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/26 md.) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. ...“ Hükümleri yer almaktadır. 4. Kanun‘da yer alan düzenlemelerden de görüleceği üzere; Cumhuriyet savcısı, suçun işlenip işlenmediğinin tespiti bakımından hemen işin gerçeğini araştırmaya başlamalı, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açmalı, aksi halde 5271 sayılı Kanun’un 172. maddesi gereğince kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermelidir. 5. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı itiraz üzerine inceleyen Sulh Ceza Hakimliği, kamu davası açılması için yeterli delil bulunmaması durumunda itirazın reddine, yeterli delil bulunması durumunda itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebilecektir. 6. Bu kapsamda inceleme konusu soruşturma dosyası değerlendirildiğinde; şüphelinin, şikâyetçi Ayvansaray Eğitim Sağlık ve Kültür Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı olduğunun, 27.12.2019 tarihi itibarıyla bu görevinin sona erdiğinin ve Vakfa ait belgeleri 23.12.2019 tarihli tutanak ile yeni yönetime teslim ettiğinin, buna karşılık vakfın Elektronik Tebligat Adresi (UETS Adresi) ve şifresinin teslim edilen bu belgeler arasında yer almadığının, bu hususta şikâyetçi vakfa bilgi de verilmediğinin, Vakıftan herhangi bir alacağı olmayan şüphelinin, merkezi İstanbul'da bulunan Vakıf aleyhine Ankara 14. İcra Dairesinin 2022/14745 sayılı dosyası üzerinden 30.000.000,00 TL'lik ilamsız icra takibi başlattığının ve bu takibe ilişkin ödeme emrinin şifresi ve bilgileri kendi uhdesinde bulunan UETS adresine gönderilmesini sağlayarak takibi kesinleştirmek istediğinin, tesadüf eseri olayın öğrenilmesi üzerine süresi içerinde itiraz edildiğinin ve icra takibinin durdurulduğunun iddia olunması üzerine yürütülen soruşturma kapsamında; her ne kadar Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, "..somut olayda şüphelinin vakıftan alacağı bulunmadığı halde ilamsız icra takibi yaptığı iddia olunmaktadır. Bizatihi alacağı olmadığı halde icra takibi yapmak dolandırıcılık suçunun oluşumuna sebebiyet vermeyecektir. Suçun oluşumu için ilk şikayet dilekçesinde iddia edildiği şekilde vakfın eski başkanı olan şüphelinin yöneticiliği bırakırken vakfa ait e-tebligat şifresini yeni yönetime devretmeyip vakfın takipten haberdar olmasını engellediği şeklindeki hileli hareketin gerçekleştiğinin sabit olması gereklidir. Şüpheli bu yöndeki iddiayı kabul etmemiş esasen vakfın yeni yöneticilerinin yönetimi devraldıktan sonra kendilerinin yeni UETS şifresi alması gerektiğini savunmuştur. Dolayısıyla vakfın icra takibinden haberdar olmasını hileli hareketlerle engellediğine yönelik iddiayı kabul etmemiştir. Ankara 5. Genel İcra Dairesinin 14.02.2024 tarihli yazı cevabı ile, vakfın süresi içerisinde icra takibine itiraz etmesi nedeniyle icra takibinin durdurulduğunu bildirmesi hususu da şüphelinin ifadesini teyit eder nitelikte görülerek şüphelinin icra takibinin şikayetçi tarafından öğrenilmesini hileli hareketler ile engellediğine dair delil bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle olayda hileli hareketin gerçekleştiği sabit olmadığından dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı iddianın esasen borçlu olmadığının tespiti talebi niteliğinde ve halli hukuk mahkemelerine ait hukuki uyuşmazlık boyutunda bulunduğu sonucuna varılmıştır..." şeklindeki gerekçeyle 15.02.2024 tarihli ve 2024/39467 Soruşturma, 2024/27752 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; şüphelinin tefrik edilen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/171035 Soruşturma sayılı dosyasında alınan ifadesi, Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş. Elektronik Posta Daire Başkanlığının vakfa ait UETS adresinde 11.04.2019-21.09.2022 tarihleri arasında işlem yetkilisi olarak şüphelinin göründüğüne dair cevabi yazısı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğünün 13.09.2023 tarihli cevabi yazısı ve ekindeki denetim raporu, Vakfın şüpheliye bu miktarda borçlu olmadığına yönelik tespitler içeren bila tarihli bilirkişi raporu ve tüm soruşturma evrakı birlikte değerlendirildiğinde, şüpheli hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılığa teşebbüs suçundan kamu davası açılmasına yeterli şüphe oluşturacak delil elde edildiğinden bahisle itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.

II. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliğinin, 25.03.2024 tarihli ve 2024/3229 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,

5271 sayılı Kanun’un 309/4-a. maddesi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için soruşturma dosyasının, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

15.06.2026 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2026/528, K. 2026/6497, T. 15.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-ceza-dairesi-2026-528-e-2026-6497-k-24cd632781a6