Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2012/22318 E. 2012/17099 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2012/22318
- Karar No
- 2012/17099
- Karar Tarihi
Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204/1, 204/3 ve 43. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 19/12/2006 tarihli ve 2006/98-560 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, infaz aşamasında hükümlü vekilinin 28/05/2012 tarihli dilekçesi ile hükümlünün daha evvelce yargılandığı Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/199 esas, 2003/152 sayılı dosyasında tutuklu kaldığı günlerin, halen infaz edilmekte olan cezasından mahsup talebinin reddine ilişkin Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/06/2012 tarihli ve 2012/818 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın reddine dair Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/07/2012 tarihli ve 2012/1090 değişik iş sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre; Sanığın Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/199 esas, 2003/152 sayılı ilamıyla 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, söz konusu kararı müteakip 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinde yapılan değişiklik üzerine sanık vekilinin talep ve itirazı üzerine Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/04/2012 tarihli ve 2012/139 değişik iş sayılı kararıyla söz konusu 1 yıl hapis cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi karşısında, hükümlünün 06/12/2006 ile 03/01/2007 tarihleri arasında, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/199 esas, 2003/152 sayılı kararıyla yattığı sürenin mahsubuna karar verilmesi gerektiği cihetle, itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 13/08/2012 gün ve 2012/13526/47392 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23/08/2012 gün ve KYB. 2012/224374 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: Kanun yararına bozma konusu uyuşmazlık kesinleşmiş hükümlerde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda bu hüküm nedeni ile tutuklulukta veya infazda geçen sürelerin başka bir mahkûmiyetin infazından mahsup edilip edilemeyeceğine ilişkindir. Ancak, belirtilen bu uyuşmazlığın esasına geçilmeden önce; kesinleşmiş hükümlerde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi mümkün bulunup bulunmadığı, mümkün ise uyarlama yargılamasının dosya üzerinden mi yoksa duruşma açılarak mı yapılacağı, uyarlama talebinin kabul veya reddi halinde başvurulacak yasa yolu ve yasa yolu merciince yapılacak incelemenin usul, kapsam ve koşulları hususlarının değerlendirilmesinde yarar görülmüştür. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 gün ve 250-13 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında vurgulandığı üzere; Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukukumuzda ilk kez 15.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi ile çocuklar hakkında, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesine eklenen 5-14. fıkralar ile de büyükler için kabul edilmiş, aynı Yasanın 40. maddesiyle 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır. Yetişkin sanıklar yönünden başlangıçta şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu müessese, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik ile hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için uygulanabilir hale getirilmiş, böylece başlangıçta yetişkin sanıklar hakkında şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak uygulanan bu kurum Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere, tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Ancak, 01.03.2008 tarihinde yürürlüğe giren 26.02.2008 gün ve 5739 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesinde yapılan değişiklik ve 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasına eklenen Ek 10. madde ile 15 yaşından büyüklerin işledikleri terör suçları ile 1632 sayılı Yasada yer alan suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği hüküm altına alınmakla, hükmün uygulanma alanı daraltılmıştır. Buna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanabilmesi için; 1) Suça ilişkin koşullar; a- Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmeli ve hükmolunan ceza ise iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olmalıdır. b- Suç, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlardan bulunmamalıdır. c- 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlarda ise, suçun ayrıca 3713 sayılı Yasa ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması gerekmektedir. 2) Sanığa ilişkin koşullar; a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olması, b- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi, c- Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması, gerekmektedir. Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Gerek yasal düzenleme gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş yargısal kararları, gerekse hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hukuki niteliği nazara alındığında, bu kurumun kesinleşmiş, infaz edilmekte olan ve hukuki yararı bulunmak koşuluyla infaz edilmiş hükümler yönünden de uygulanması zorunludur. Kesinleşen hükümde 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanmamış olması da, tek başına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine engel teşkil etmemektedir. Zira, cezanın kişiselleştirilmesi nedenini oluşturan 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanma koşulları, 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinin 5. fıkrasındaki koşullara benzer olmakla birlikte farklılık arz etmektedir. 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmasındaki ölçüt, suçlunun kişiliği, sair halleri ve suçun işlenmesindeki özellikler, 6. maddesinin uygulanmasında ise geçmişteki hali ve suç işleme hususundaki eğilimidir. 5271 sayılı Yasanın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi için aranan koşul ise; sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarıdır. 5271 sayılı CYY’nın 231.maddesindeki ölçütler 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerindekilerden daha geniş olup, hâkime daha geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır Kesinleşmiş hükümlerde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin dosya üzerinde yapılacak inceleme ile mi, yoksa duruşma açılarak mı gerçekleştirilmesi gerektiği hususuyla ilgili olarak 5728 sayılı Yasanın Geçici 1. maddesinin 2. fıkrasında, “Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş ve infaz edilmekte olan mahkûmiyet kararları hakkında, lehe kanun hükümleri, hükmü veren mahkemece 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98 ilâ 101 inci maddeleri dikkate alınmak ve dosya üzerinden incelenmek suretiyle belirlenir. Ancak, hükmün konusunun herhangi bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmesi halinde inceleme, duruşma açılmak suretiyle yapılabilir” hükmü getirilmiştir. Kaynağını, uyarlama yargılamasının yöntemi ile buna ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Daire kararlarının oluşturduğu 5728 sayılı Yasanın Geçici 1. maddesinin açık hükmü uyarınca; bu Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş, infaz edilmekte ve hatta koşulları bulunmakta ise infaz edilmiş olan mahkûmiyet kararları hakkında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna ilişkin uyarlama, hükmü veren mahkemece, objektif koşulların değerlendirilmesiyle sınırlı bir inceleme yapılması halinde evrak üzerinde, subjektif koşulların değerlendirilmesi gereken hallerde ise duruşma açılarak yapılmalıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlara karşı başvurulacak yasa yolu, 5271 sayılı Yasanın 231/12. maddesinin açık hükmü uyarınca, itirazdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının reddine ilişkin kararlara karşı başvurulacak yasa yolunun belirlenebilmesi için ise öncelikle, 5252 sayılı Yasanın 9, 5275 sayılı Yasanın 98 ila 101 ve 5728 sayılı Yasanın Geçici 1. maddelerinin kapsamının belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 gün ve 162-173 ile 24.01.2006 gün ve 136-3 sayılı kararlarında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 5252 sayılı Yasanın “Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrası; a) Sadece 1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinde ve b) Münhasıran, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının yürürlüğe girmesi nedeniyle hükümde bir değişiklik yargılaması yapılması gerektiğinde uygulanabilecektir. Görüldüğü gibi bu düzenleme, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası dışında başka herhangi bir yasanın yürürlüğe girmesi ve lehe hüküm içermesi halinde yapılacak incelemeyi kapsamamaktadır. Buna göre, 5237 sayılı TCK.nun yürürlüğe girmesi nedeniyle lehe Yasanın değerlendirilmesi amacıyla yapılacak uyarlama yargılaması 5275 sayılı Yasanın 98. maddesine göre daha özel nitelikteki 5252 sayılı Yasanın 9. maddesinde öngörülen usule göre gerçekleştirilmeli, bu iki koşulun birden oluşmadığı hallerde ise, genel düzenleme getiren 5275 sayılı Yasanın 98 ve devamı maddelerindeki yöntem uygulanmalıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının reddine ilişkin kararlar, 5271 sayılı Yasanın 223. maddesi anlamında hüküm sayılmadığından ve salt bu nedene dayalı uyarlama yargılamasında da 5252 sayılı Yasanın 9. maddesinin uygulanması olanağı bulunmadığından, 5728 sayılı Yasanın Geçici 1 ve 5275 sayılı Yasanın 101/3. fıkrası uyarınca bu kararlara karşı başvurulabilecek yasa yolu itirazdır. Kural olarak itiraz merciince yapılacak inceleme evrak üzerinde olmalıdır. Kesinleşmiş hükümlerde, suçun sübutu, nitelendirilmesi veya kanıt değerlendirilmesi konusunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmayacağından, itiraz merciince de bu hususların denetlenmesi veya değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından itiraz merciince 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin koşulları ile sınırlı bir inceleme yapabilecek, hükmün içeriğinde yer alan hukuka aykırılıklar hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının objektif koşullarını etkilemediği sürece bu aşamada herhangi bir yasa yolu denetimine tabi olmayacağı gibi itiraz merciince de denetlenemeyecektir. Her ne kadar 5271 sayılı CMK.nun 271/2. maddesinde itiraz yerinde görülürse merciince aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verileceği belirtilmiş ise de, itirazın kabulü ile hükmün açıklanacağı ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verileceği hallerde ceza yargılaması usulünün genel ilkeleri ve 5271 sayılı CMK.nun ceza yargılamasına ilişkin diğer usul hükümleri birlikte gözetilerek dosyanın yetkili ve görevli asıl mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Özel belgede sahtecilik suçundan hükümlü ...’ın 765 sayılı TCK.nun 345. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 08.05.2003 gün ve 2001/199 Esas, 2003/152 Karar sayılı hüküm Yargıtay 6. Ceza Dairesince 03.10.2005 gün ve 6295/8429 sayı ile onanarak kesinleşmiş, 5728 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi nedeniyle hükümlü hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi talep edilmesi üzerine, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 12.04.2012 gün ve 112/112 sayı ile; “Önceki kararda yapılan değerlendirmede de açıkça belirtildiği ve Yargıtay’ca da onandığı üzere, hükümlü hakkında hüküm tarihi itibarı ile yapılan değerlendirmeye göre; hükümlünün yeniden suç işlemeyeceği konusunda mahkemece olumlu kanaat edinilemediğinden 647 sayılı yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği görülmüş, hükümlü ve vekilinin hüküm tarihinden sonra hükümlünün iyi halli yaşadığı, iş güç sahibi olduğu, aile sahibi olduğu, başkaca suç işlemediği yönündeki iddialarının CMK.nun 231. maddesinin uygulanması açısından değerlendirme konusu yapılamayacağı, değerlendirme konusu yapılabilecek hususun suçtan önceki hükümlünün hali, geçmişi ve davranışları olabileceği, bu hususun da eski hükümde değerlendirilerek hükümlünün yeniden suç işlemekten çekineceği yönünde mahkemece olumlu kanaat edinilemediği ve hükmünde Yargıtay’ca onandığı dikkate alındığında, hükümlü ve vekilinin talebinin kabule şayan olmadığı” gerekçesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması talebinin reddine karar verilmiş, bu karara hükümlü müdafileri tarafından itiraz edilmekle mercii Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince 24.04.2012 gün ve 139 sayı ile; itirazın kabulüne, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.04.2012 gün ve 112/112 sayılı kararının kaldırılmasına, hükümlü hakkındaki hükmün 5728 sayılı Yasa ile değişik CMK.nun 231/5. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.04.2012 gün ve 112/112 sayılı kararına vaki itirazın; kesinleşen hükümde 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanmamış olması, tek başına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine engel teşkil etmediği, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûmiyeti bulunmayan ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşulları gerçekleştiği kabul olunan hükümlü hakkında sübjektif koşulların değerlendirilmesi için duruşma açılması nedeniyle kabul edilip dosyanın duruşma açılmak üzere yargılamayı yapan mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden; evrak üzerinden ve asıl mahkeme yerine geçip sübjektif koşullara ilişkin değerlendirme yapılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla belirtilen bu hukuka aykırılık nedeniyle de CMK.nun 309. maddesi uyarınca Adalet Bakanlığınca kanun yararına bozma istenip istenmeyeceğinin takdir ve ifası için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 11.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.