Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2026/6284 E. 2026/5116 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/6284
Karar No
2026/5116
Karar Tarihi

MahkemeSİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1379 E., 2025/624 K. İLK DERECE MahkemeSİ : Ergani 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2022/23 E., 2024/12 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ...San. ve Tic. Ltd. Şti., ..., .. ..ze Organize Sanayi Bölgesi. ... Teknik ... Sanayi ve ... Ltd.Şti. vekilleri ile davacılar vekilince katılma yolu ile tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; sigortalı ...'ın ... Son. San. ve Tic. Ltd. Şti. nezdinde ... makinası operatörü çalışmakta iken .. ..ilovası Organize Sanayi Bölgesinin ... sorunlarının giderilmesi amacı ile planlanan göletin ... çalışmaları sırasında iş kazası geçirerek vefat ettiğini, müvekkilinin işvereni ... Son. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile DSİ arasında bağlantı bulunduğunu, murisin Kurum kayıtlarında ücretinin asgari ücret üzerinden yatırıldığını, ancak gerçek ücretinin net 2.600,00 TL olduğu, kusuru bulunan davalıların sorumlu olduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminat taleplerinin davalılardan tahsilini talep etmiştir. İşbu dosya ile birleşen esas sayılı dosyada davacı vekili Makine İhtisas OSB Bölge Müdürlüğü, ... Teknik Müh. Müş. San. Ltd. Şti. ve Eren ... Hz. Müh. Ltd. Şti.'ni davalı göstererek maddi tazminat talebinde bulunmuştur. II. CEVAP Davalı ... Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz Mahkemede açıldığını bu nedenle yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, davada adı geçen Makine İhtisas Organize San. Bölgesi ... Proje Fiz. ve Uygulama Projelerinin Hazırlanması işinin müvekkili tarafından Makine İhtisas OSB Bölge Müdürlüğü tarafından yürütüldüğünü, Bölge Müdürlüğünün de ... Teknik Müh. Müş. San. Ltd. Şti. ile sözleşme imzaladığını, bu firmanın da .. ... Hz. Müh. Ltd. Şti. firmasının alt yüklenici olacağını belirttiğini, davanın adı geçen şirketlere ihbarı gerektiğini, ancak ... Son. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile aralarında bir ilişki bulunmadığını, husumetin müvekkiline düşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MahkemeSİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davacılar vekili ile davalılar ...San. ve Tic. Ltd. Şti., ..., .. .. Organize Sanayi Bölgesi. ... Teknik ... Sanayi ve ... Ltd. Şti. vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili katılma yolu ile temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece verilen kararı usulü kazanılmış hakka engel teşkil etmesi amacıyla kararı temyiz ettiğini beyan etmiştir. Davalı ... Müdürlüğü vekili temyiz dilekçesinde özetle; dosyada alının kusur bilirkişi raporunda müvekkiline kusur yüklenmemesine rağmen Mahkemece aleyhine hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, müvekkili kurum yönünden davanın reddi gerektiğini belirterek Mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı ...San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Maddi tazminat hesabında 10.10.2019 tarihli yazısına istinaden Kurum ödemelerinin düşürüldüğünü oysaki davacıların halen aylık alması nedeniyle bu durumun değerlendirilmesi gerektiğini, Mahkemenin bu durumu resen dikkate alması gerektiğini, b. Mahkemece murisin anne ve babasına Kurum tarafından aylık bağlanıp bağlanmadığının araştırılmadığını, davacıların gelir durumlarına dair araştırma yapılmadığını, c. Manevi tazminatın fazla hesaplandığını, murisin evlenme ihtimaline binaen takdiri indirim yapılmadığını, kusur raporunun somut olaya uygun olmadığını, d. Dosyada alının kusur bilirkişi raporunda müvekkiline kusur yüklenmemesine rağmen Mahkemece aleyhine hüküm kurulmasının hatalı olduğunu belirterek Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; a.Derdestlik nedeniyle birleşen davanın reddi gerektiğini, usul yönünden hata yapılıp ihbar olunan mı davalı mı olduğu hususunun açık olmadığını, b.Müvekkilinin asıl işveren olmadığı gibi kaldırma kararının gereğinin yapılmadığını ve söz konusu kazada kusuru olmadığını belirterek Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Teknik Mühendislik Müşavirlik İnşaat Sanayi ve ... Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin asıl işveren olmadığını, söz konusu kaza ile ilgisi ve sorumluluğunun bulunmadığını ve kazanın meydana gelmesinde kusuru olmadığını belirterek yerel Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B.Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davaya konu iş kazasının, davalı ...San. ve Tic. Ltd. Şti. sigortalısı olan davacılar murisi ...'ın, 14.06.2016 tarihinde .. ilçesi Makine İhtisas OSB'de inşa edilecek ... için düzenlenecek fizibilite raporuna esas zemin etüdü sırasında, ... makinesi ile çalıştığı esnada salınım halinde bulunan ve "havarşat" tabir edilen demirin başına çarpması sonucu yaralanması ve hastaneye kaldırıldıktan sonra 15.06.2016 tarihinde hayatını kaybetmesi şeklinde gerçekleştiği, davalı ... Müdürlüğü ile davalı ... Müdürlüğü arasında, organize sanayi bölgesi bünyesinde kullanılmak üzere çevre sulama, kullanma suyu ve yangın rezervi suyu sağlamak amaçlı ... için yapılacak fizibilite raporu çalışmalarına ait kontrollük hizmetlerine ilişkin 13.08.2014 tarihinde bir protokol imzalanmıştır. Devam eden süreçte; davalı ... ile .. tarafından önerilen firmalar arasında yer ... davalı ... Teknik Mühendislik Müşavirlik Sanayi Limited Şirketi arasında, ... yapımı için belirlenen alanın uygunluğunun tespiti amacıyla yapılacak fizibilite raporu ve uygulama projelerinin hazırlanması için 17.08.2015 tarihinde sözleşme imzalanmıştır. Yine davalı ... Teknik firması ile diğer davalı ... ... Hizm. Müh. Müş. ... Enjeksiyon İnş. ve Tic. Ltd. Şti. arasında ise "... Proje Fizibilite Raporu ve Uygulama Projelerinin Hazırlanması İşine Ait ... İşleri" için 02.05.2016 tarihinde sözleşme akdedilmiştir. Son olarak, davalı ... ... Hizm. Müh. Müş. ... Enjeksiyon İnş. ve Tic. Ltd. Şti. ile davacılar murisinin işvereni olan davalı ...San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında "... Proje Fizibilite Raporu ve Uygulama Projelerinin Hazırlanması İşine Ait ... İşleri" için 23.05.2016 tarihinde sözleşme imzalandığı ve davacılar murisinin bu iş kapsamında çalıştığı sırada kazaya uğradığı, Mahkemece davalılar arasındaki ilişkinin niteliğinin belirlenmesine dair usulüne uygun olmayan gerekçe ile hüküm kurulduğu belirtilerek, eksik araştırma sonucu Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı ile kaldırılan hüküm sonrasında, 12.04.2023 tarihli kusura ilişkin heyet raporu aldırılmıştır. Aldırılan bu raporda; davacılar murisinin %20 oranında, davalıların ise kusur ayrımına gidilmeksizin %80 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, Mahkemece anılan raporun hükme esas alındığının gerekçede açıklandığı ancak davalılar arasındaki sözleşmeler incelenmek suretiyle ilişkinin niteliği ve sorumluluklarına dair hukuki sebeplerin ortaya konulmadığı saptanmıştır. Yine Mahkemece, kaldırma kararı öncesinde hesap raporu aldırıldığı; aldırılan 02.08.20 19... .11.2020 tarihli raporlarda davacılar murisinin ücretinin asgari ücret olarak esas alındığı ve davacılar vekilinin bu yönden rapora bir itirazının bulunmadığı anlaşılmaktadır. 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu'nun 2. maddesinin 7. fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş ... ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 5510 sayılı Kanun'un 12/6. maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmuştur. 4857 sayılı Kanun'un 2/7. maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6. maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 48 57... sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 6 ncı fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır. b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır. c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır. d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş ... kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi ... kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.) İş kazası ve dava tarihinde yürürlükte olan ve uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470. maddesinde eser sözleşmesi; “Yüklenicinin bir eser meydana getirmesi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak nitelendirilmiş, sözleşmenin tarafları yüklenici ve iş sahibi olarak isimlendirilmiştir. Eser sözleşmesinde tarafların edimleri birbirinin karşılığını oluşturmakta olduğundan tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Bu sözleşmenin unsuru olan meydana getirilecek eser, aynı zamanda sözleşmenin konusunu oluşturur. Ayırt edici diğer bir temel unsuru ise bedeldir. Meydana getirilecek bir sonuç bulunmasına rağmen bedel ödenmeyeceği kararlaştırılmış ise eser sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Bedel, eser sözleşmesinin unsuru ise de tarafların anlaşırken bedeli kararlaştırmamış olmaları sözleşmenin kurulmasına etki etmez. Taraflar kararlaştırmamış olsa da bedel ödeneceğini taraflar biliyor veya bilmesi gerekiyor ise eser sözleşmesinin bulunduğu yine kabul edilecektir. Eser sözleşmesinin konusu, meydana getirilmesi istenen sonuçtur. İstenen sonuç, bir şeyin yapılmasına ilişkin olabileceği gibi, ortadan kaldırılmasına, iyileştirilmesine veya montajına ilişkin de olabilecektir. Diğer bir ifadeyle baştan yeni bir eser meydana getirilmesine ilişkin olabileceği gibi mevcut bir eserde yapılacak değişiklik veya ilavelerle farklı bir hale getirilmesine de ilişkin olabilir. Eser sözleşmesinde yüklenici, iş sahibinin istemi üzerine kural olarak bir şey meydana getirmeyi ve bedel karşılığında teslim etmeyi üstlenmektedir. Sözleşmede beceriye dayalı sonuç unsuru yerine emek verilmesi üstün ise eser sözleşmesi değil, hizmet sözleşmesi söz konusu olacaktır. (YHGK’nun 14.11.20 19... /21-627 E- 2019/1192 K sayılı ilamı da bu yöndedir) Öte yandan, insan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, ... ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır. d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur: a)Risklerden kaçınmak, b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek, d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek, f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek, g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek, ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.20 13... /21-1 02... /1456 sayılı kararı). 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer ... teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.20 13... /21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır. Somut olayda; Mahkemece, davalıların davaya konu iş kazasından kaynaklanan sorumluluklarına ilişkin olarak aralarındaki hukuki ilişkinin niteliği ve sorumluluk sebepleri ortaya konulmadan hüküm tesisi yoluna gidilmesi hatalı olmuştur. Bunun yanı sıra, davacılar vekilinin kaldırma kararı öncesinde aldırılan hesap raporlarında, davacılar murisinin ücretinin asgari ücret olarak esas alınmasına yönelik bir itirazının bulunmamasına rağmen; kaldırma kararı sonrasında hükme esas alınan 27.08.2023 tarihli hesap raporunda, murisin asgari ücretten daha fazla olan 1.650,00 TL ücretle çalıştığının kabulü ile maddi tazminata hükmedilmesi de isabetsizdir. O halde Mahkemece yapılacak iş; her ne kadar davacılar murisi sigortalıya atfedilen %20 oranındaki kusur olayın oluş biçimine uygun görülmüş ise de, bakiye %80 oranındaki kusurun dağılımı yönünden -varsa davaya konu iş kazasına ilişkin rücu ve ceza dosyaları da getirtilerek- davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifadeyle asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunup bulunmadığının yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde usulünce incelenip değerlendirilmesidir. Bu kapsamda; Kurum denetmen raporu, rücu ve ceza dosyasında aldırılan kusura ilişkin bilirkişi raporları da dikkate alınarak çelişkileri giderecek ve belirtilen hususları gözetecek şekilde; dava dışı şahıs veya firmaların asıl işveren sıfatıyla mı, yoksa asıl-alt işveren ilişkisinin bulunmadığı kanaatine varılması halinde üçüncü kişi sıfatıyla mı sorumluluğunun bulunduğu hususlarında, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, oluşa ve mevzuata uygun, kusur oran ve aidiyetini tereddüde yer bırakmayacak şekilde kesin olarak tespit eden bir rapor almak devamla davacılar vekilinin katılma yolu ile temyiz isteminin yerinde olmadığı gözetilerek, davacılar murisinin asgari ücretle çalıştığı kabulünden hareketle; hükme esas alınan 27.08.2023 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz) ve bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ile bitiş tarihleri değiştirilmeksizin yeniden hesaplama yapılmasını gerektiğini göz önünde bulundurmak ve oluşacak sonuca göre taraflar lehine oluşan usulü kazanılmış hakları gözeten bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2026/6284, K. 2026/5116, T. 20.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2026-6284-e-2026-5116-k-91a523d0760c