Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2026/216 E. 2026/5983 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/216
- Karar No
- 2026/5983
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2024/293 E., 2025/311 K.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davacılar ve davalılar tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın eşi, ...'ın babası olan ... ...'ın 09.04.2018 tarihinde davalıların adi ortaklık kurmaları sureti ile üstlenmiş oldukları .. Havalimanı .. .. şantiyesinde meydana gelen iş kazası sonucunda hayatını kaybettiğini iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde yer alan iddiaların maddi gerçek ile bağdaşmadığını, dava konusu kazanın gerçekleşmesinde müvekkili şirketlerin her hangi bir kusurunun olmadığını, dosya kapsamında dava dilekçesinde yer alan soyut iddialardan başka taraflarına ulaşan bir delil bulunmadığını, öncelikle iş kazasına yönelik ... tahkikat sonucunun celp edilmesi gerektiğini, neticelenmemiş ise neticesinin beklenmesine karar verilmesini talep ettiğini, davaya konu kazanın meydana gelmesinde kendisine verilen eğitimlere rağmen kaldırılan yükün altında bekleyen ve teslim edilen iş güvenliği ekipmanlarına rağmen bunları kullanmayan müteveffanın ağır kusurlu olduğunu, bu nedenle fahiş ve zenginleşme yasağı prensibine de aykırı manevi tazminat tablebinin reddine karar verilmesini, tüm bu nedenlerle hukuki mesnetten yoksun işbu davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 06.04.2021 tarihli ve 2019/183 Esas, 2021/225 Karar sayılı kararında özetle; davanın iş kazası sonucu iş göremezliğe uğramaktan kaynaklı maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline ilişkin olduğu, Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı'nın 03.07.2019-120653/12/İR/09 tarih ve sayılı inceleme raporunda olayın iş kazası olduğu, dosyaya sunulan bordrolar kapsamında ... murisin son net ücretinin 3.723,41 TL olduğunun tespit edildiği, 09.04.2018 tarihinde davacını vefatı ile sonuçlanan iş kazası neden ile ... tahkikatı, .. C. Başsavcılığınca aldırılan rapor ve mahkememizce aldırılan bilirkişi raporlarında davacılar murisinin olayda kusuru bulunmadığının tespit edildiği, bilirkişice, yukarıda açıklanan veriler, murisin muhtemel bakiye ömrü, muhtemel destek süreleri, davacılara yapılan ödemeler esas alınarak davacıların zararı oluşa uygun olarak hesaplandığı, Bu yönü ile bilirkişi hesap raporu doğrultusunda yapılan ıslah gibi maddi tazminat taleplerinin kabulüne karar vermek gerektiği, öte yandan davacılar murisinin geçirdiği iş kazası nedeni ile davacıların, maruz kaldığı acı ve keder, tarafların kusur durumları tarafların sosyal ve ekonomik durumları birlikte değerlendirilerek manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü gerektiği gerekçeleriyle; Eş lehine 348.143,86 TL maddi ve 70.000 TL manevi, çocuk lehine 43.071,43 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 06.04.2021 tarihli ve 2019/183 Esas, 2021/225 Karar sayılı kararına karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 08.02.2023 tarih ve 2022/676 E., 2023/364 K. sayılı kararında özetle; davacıların miras bırakanın 09.04.2018 tarihinde geçirdiği iş kazasında vefat ettiği, kusur durumunun tespiti için alınan raporda davalıların kazada %100, davacıların miras bırakanının kusurunun olmadığı, davacının aylık ücretinin bordrolara göre belirlendiği belirlenen ücrette hata olmadığı, mahkemece alınan ve davacının karşılanmamış zararını belirleyen bilirkişi tarafından yaş, bakiye ömür, ücret, işlemiş kazanç dönemi geliri, iskontolu kazanç dönemi geliri ve emeklilik geliri, maluliyet oranı ve kusur durumları gibi tazminat unsurları gözönüne alınmış, ... tarafından ödenen ödeneğinin raporda düşülerek maddi tazminat belirlendiği, kusur bilirkişisinden alınan raporun gerekçeli, açıklayıcı ve olaya uygun olduğundan hükme esas kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı yararına hükmedilen manevi tazminat miktarının dosya kapsamına uygun olup davalıların bu konudaki istinaf talepleri yerinde olmadığı gerekçeleriyle davalıların istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 08.02.2023 tarih ve 2022/676 E., 2023/364 K. Sayılı kararının süresi içerisinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 11.06.2024 tarih ve 2024/6005 E- 2024/6642 K. ile "... Somut olayda, hükme esas alınan 28.01.2021 tarihli hesap raporunda davacılar desteği sigortalının aylık kazancının tespiti noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Davacı taraf dava dilekçesinde ve beyan dilekçelerinde müteveffanın hiyap operatörü olduğunu, aylık Şubat 2018 aylık net ücretinin 3.723,41 TL olduğu yönünde beyanda bulunduğu, davacının üyesi olduğu tespit edilemeyen sendikadan .. Operatörü olarak çalışanın emsal ücretinin getirildiği bu ücretin sendikasız emsal işçi için 4.450 TL ve sendikalı emsal işçi için ise 4.950,00 TL olarak bildirildiği, davalılar tarafından sunulan imzalı bordolarda 2018 yılı Şubat ayı maaş bordrosuna göre müteveffanın Şubat 2018 net maaşının 3.723,41 TL olup bu ücretin; aynı tarihte net asgari geçim indirimsiz ücret olan 1.450,91 TL'ye oranla sigortalının asgari ücret katının 2,567 kat olarak tespit edildiği, bu ücret katının hesap edilerek hesap yapıldığı anlaşılmış ise de yukarıda açıklanan ilkeler kapsamında tespit edilen ücret katının doğru olduğundan bahsedilemez. O halde Mahkemece yapılacak iş, davacı tarafın itirazının olmadığı anlaşılan bordrolara yansıyan ücretleri dikkate alarak, sigortalının fazla mesai nedeniyle hak ettiği ücretler ile bordroya yansıtılan asgari geçim indirimini de dışlayarak, çalışmasının karşılığı ücret ile sigortalıya sosyal yardımlar dahil olmak üzere ödenen ücret eklerini belirlemek bu şekilde davacının aylık giydirilmiş ücretini belirlendikten sonra, bu giydirilmiş ücreti mevcut raporda olduğu gibi asgari geçim indirimsiz asgari ücrete oranlayarak hesapta esas alınacak ücret katını belirlemek, ayrıca uygulandığı dönem için, her bir hesap devresinde asgari geçim indirimini hesap tablosunda ayrı bir sütunda denetime açık bir şekilde göstermek suretiyle hesapta gözetmek, anılan bu verileri davacı tarafın kararı temyiz etmemiş olması nedeniyle davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış hak kapsamında 28.01.021 tarihli hesap raporuna uygulamak, işlemiş devre sonu olarak bu raporda esas alına 09.04.2021 tarihinden sonra yürürlüğe giren asgari ücret değişikliklerini rapora yansıtmamaya riayet etmek suretiyle, davacıların hak kazandığı destekten yoksunluk tazminat alacaklarını belirlemek ve netice miktarlar yönünden davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek tazminat istemleri hakkında bir karar vermekten ibarettir... " gerekçeleriyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, Mahkemece uyulmasına karar verilen Yargıtay ilamı kapsamında; davacının itirazı olmayan bordrolar kapsamında; sigortalının fazla mesai nedeni ile hak ettiği ücretler ile bordroya yansıtılan Asgari Geçim İndiriminin dışlandığı, çalışmasının karşılığı ücret ile sigortalıya sosyal yardımlar dahil olmak üzere ödenen ücret ekleri belirlenerek giydirilmiş brüt ücretin bilirkişice 14.07.2025 tarihli raporda oluşa uygun olarak tespit edildiği gerekçesiyle; A-1-Davanın kısmen kabulüne; a)Davacı ... yönünden maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 264.621,90 TL'nin kaza tarihi olan 09.04.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, b)Davacı ... yönünden maddi tazminat talebinin kabulü ile 13.469,19 TL'nin kaza tarihi olan 09.04.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, c)Davacı ... yönünden manevi tazminat talebinin kabulü ile 50.000,00 TL'nin kaza tarihi olan 09.04.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, d)Davacı ... yönünden manevi tazminat talebinin kabulü ile 70.000,00 TL'nin kaza tarihi olan 09.04.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; a.2021 yılı parametrelerinin esas alınmasının Anayasa'ya açıkça aykırı olduğunu, 14.07.2025 tarihli hesap raporunda bilirkişinin (2) seçenek halinde hesaplamayı yaptığını, müvekkillerinin hesap tarihi itibarı ile gerçek zararının (1) numaralı seçenekte gösterildiğini ve bu seçenek doğrultusunda talep arttırımı yaptıklarını, İlk Derece Mahkemesinin asgari ücretin kamu düzeninden olduğu hususuna aykırı hareket ettiğini, b.Enflasyon farkı yerine yasal faize hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu, c.Manevi tazminat yönünden davalılar lehine vekalet ücreti takdir edilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; a.Mahkemece, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 11.06.2024 tarihli bozma ilamına aykırı hüküm kurulduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki birinci ve ikinci seçeneklerdeki hesaplamaların usuli kazanılmış hakkı ihlal eder mahiyette olduğunu, b.Özlük dosyasında yer alan imzalı ve ihtirazı kayıtsız şubat 2018 ücret bordrosuna göre müteveffanın net ücretinin 2.443,00 TL olduğu açıkça tespit edilmesine rağmen, bilirkişinin fazla mesai ücreti ve asgari geçim indirimini (AGİ) de dahil ederek net ücreti hatalı şekilde 3.723,41 TL olarak kabul ettiğini, prime esas kazanç tutarının brüt-net ayrımının yanlış yapıldığını ve bu yönüyle raporun hatalı verilere dayandığını, c.Hükme esas alınan hesap raporundaki tabloların hangi verilere göre yapıldığının net olarak anlaşılamadığını, bu haliyle düzenlenen raporun ve kurulan hükmün yüksek yargı denetimine elverişli olmadığını, d.Kusur raporunda dosyaya sunulan belgelerin hiçbirinin değerlendirilmediğini; müteveffanın, kendisine verilen iş güvenliği eğitimlerine, iş tecrübesine ve teslim edilen ekipmanlara aykırı davranarak kaldırılan yükün altında beklemek suretiyle kazanın meydana gelmesinde ağır kusurlu olduğunu, müvekkil şirketlerin ise iş sağlığı ve güvenliği konusundaki tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, e.Davacı tarafın dava dilekçesindeki taleplerini 08.02.2021 tarihli dilekçesiyle zaten ıslah ettiğini, mevzuat gereği ikinci kez ıslah/talep artırımında bulunulmasının kanuna aykırı olduğunu; davacının ilk karara karşı kanun yoluna başvurmaması karşısında, sonradan ek raporla fazladan maddi tazminat isteminin usuli kazanılmış hakkı ihlal ettiğini, f.İlk kararla hükmedilen manevi tazminat yönünden kararın kesinleştiğini, buna rağmen davacı tarafça yeniden talep artırım/ıslah dilekçesiyle fazladan manevi tazminat istenmesinin hukuka aykırı olduğunu, g.Kabul anlamına gelmemek kaydıyla, dava ve ıslah tarihi itibarıyla zamanaşımına uğrayan taleplerin reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, vefat eden sigortalının yakınlarının tazminat istemine ilişkindir. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde belirtilen hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı ve davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının reddine, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgililere ayrı ayrı yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetlerine karşı, Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'nın oyları ve oy çokluğuyla, 30.04.2026 tarihindekarar verildi.
KARŞI OY
I. Temel Uyuşmazlık: 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “ilk derece mahkemesinin hüküm altına aldığı maddi tazminata esas unsularını davacının temyiz etmemesi nedeni ile davalının temyizi üzerine bozulmasından sonra tazminata esas ücretin asgari ücret oranlarındaki artış dikkate alınıp alınmayacağı, bu durumun davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır. II. Karşı oy gerekçesi: 2. Belirtmek gerekir ki Sayın Özekes’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(Pekcanıtez, .../Atalay, .../Özekes, ..., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).” 3 Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir. 4.Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. 5. Usulü kazanılmış hakkın iki unsuru vardır. 5.1. Bunlardan birincisi, bir hakkın usulü kazanılmış hak oluşturması için bu hakkın doğması ve yargılama sırasında oluşması gerekir. Nasıl doğmamış bir hak için vazgeçilmeyeceğine göre doğmayan bir hak da usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Ücrete ilişkin veri bozmadan sonra değiştiğine ve doğduğuna göre, usulü kazanılmış hakkın bu unsuru gerçekleşmeyecektir. 5.2. İkinci unsur ise uyulması zorunlu (sınırlandırılmış) olan bir hakkın varlığıdır. Hakkın doğmuş olması yanında, lehine hak doğan tarafın açıkça kendi-sini sınırlamış olması gerekir. Alınan kusur raporuna, sürekli iş göremezlik oranına ve ücrete itiraz etmeme, tarafın kendisini sınırladığı anlamına gelmez. Kısaca taraf kendini sınırlamış, kısaca uyulmasını zorunlu kılmış ise usulü kazanılmış hak oluşacaktır. Taraf maddi hakka ilişkin açıkça kendini sınırlayacak ve örneğin bu ücret üzerinden, bu kusur üzerinden hesabı kabul ediyorum şeklinde beyanda bulunması gerekir. Bozmadan önce doğru verilerle tazminat hesaplandığından, davacının kendisini sınırladığından söz edilemeyeceği gibi uyulmazı zorunlu bir hak da bulunmamaktadır. 6. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira; 7. Maddi tazminat hesapları yapılırken, işlemiş devrenin en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur. 8. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz. 9. Belirtmek gerekir ki kaldırma veya bozma kararından sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf temyizden önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı istinaf ve temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar istinaf veya temyiz nedenleri reddedilerek kesinleşmiş olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak kaldırma veya bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. Kaldı ki bilinen dönem dönem kural olarak kaza ile hükme esas alınan rapor tarihi arasındaki süreyi kapsamalı ve karar tarihine yakın tarihte rapor alınmalıdır. III. Sonuç: 10. Tazminatın asgari ücrete ilişkin işlemiş devrenin de ileri çekilmemesi yönündeki gerekçe yasal değldir. Zira kaldırma kararı sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın (gerçek zararın) karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerekir. Bu hususlar usulü kazanılmış hak oluşturmadığından ortadan kaldırılan kararı davacının isitnaf etmediği gerekçesi ile davalı yararına usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi gerekçesi varsayıma dayalı olup, tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiği yönündeki içtihadına aykırıdır. Kararın davacı temyizi yönünden bozulması gerekir. Çoğunluğun usulü müktesep hakkın gözetilmesi gerektiği yönündeki onama gerekçesine katılınmamıştır.