Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/6181 E. 2024/9657 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Tazminat İstemi
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/6181
- Karar No
- 2024/9657
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Tazminat İstemi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2975 E., 2023/2097 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 44. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/404 E., 2022/266 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın, davacı ile davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı istinaf başvurusunun süreden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmek ve davalı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması talep edilmekle, duruşma istemi kabul edilerek tayin edilen 05.03.2024 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine murafaalı temyiz eden davalı adına Av. ... ile davacı adına Av. ...'ın geldikleri görüldükten, gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, aynı gün yapılan incelemede noksan tespit edilen hususların ikmali için dosya mahalline geri çevrilip, noksanlar ikmal edilerek dosya dairemize gelmekle Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi: I. DAVA Davacı vekili asıl ve birleşen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkete ait işyerinde satış temsilcisi olarak çalışırken 16.04.2015 tarihinde öğleden sonra çıkacağı satış-iş programı için gerekli olan malzemeleri hazırladığı sırada işyerinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli iş göremez ... geldiğini, müvekkilinin olay günü işyeri müdürü ile çalıştığını, dondurma dolaplarının giydirmelerinin değiştirildiğini, asansör üzerindeki kağıtların bir kısmını aldığı ve geriye kalanın almak için gittiğinde asansörün başka katlardan çağrılması nedeniyle asansör boşluğuna düştüğünü, işyerinde yeni bir personel olmasına rağmen çalışma öncesinde yeteri kadar eğitilmediğini, müvekkilinin aylık net ücretinin 1.500,00 TL olduğunu, asgari kısmının Finansbank kanalıyla ödendiğini, kalan kısmının elden verildiğini, işyerinde 2015 yılının sonunda sodexo yemek kartı uygulamasına başlanıldığını, asansör diğer katlara gittiğinde düşmeyi engelleyecek şekilde korkuluk olmadığını ileri sürerek maddi ve manevi tazminatın davalı taraftan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, zamanaşımı yönünden itirazda bulunduklarını, müvekkilinin kazanın gerçekleşmesinde kusurunun bulunmadığını ve davanın Anadolu Sigorta A.Ş.’ye ihbar edilmesini talep ettiklerini beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "Mahkememizce alınan kusur raporunda; kazanın meydana gelmesinde davalı işverenin %80, davacının %20 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Yüksek Sağlık Kurulu raporu ve Adli Tıp Üçüncü İhtisas Kurulu rapor uyarınca davacının % 39,2 oranında işgücü kaybına uğradığı tespit edilmiştir. Kusur raporu, sürekli iş göremezlik oranı, dosyada bulunan ilk peşin sermaye değeri ve geçici iş göremezlik ödeneği ve hazırlanan hesap raporu dikkate alınarak davacının toplamda 784.769,73TL maddi zararının bulunduğu tespit edilmiştir. Somut olayda davacının 16.04.2015 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle işgücü kaybına uğradığı,iş kazasının meydana gelmesinde davalının iş hukuku bakımından kusurunun bulunduğu anlaşılmakla maddi tazminat yönünden 784.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmiştir. Manevi zarar, hukuka aykırı eylem sonucu kişisel değerlerde meydana gelen eksilmedir. Kişisel değerlerin soyut niteliği nedeniyle meydana gelen eksilmenin rakamsal karşılığını, parasal değerini ifade etmek mümkün değildir. Bununla birlikte kişisel değerlere yapılan saldırı neticesi ruhsal dengenin bozulması, yaşama sevincinin eksilmesi kaçınılmaz olduğundan hukuk, manevi zararı giderir yükümlülüğü dışında tutmamış; genel değer ölçüsü olması nedeniyle belli bir miktar paranın verilmesi suretiyle zarar görenin tatmin edilmesini amaçlamıştır (M. ... Karahasan, Tazminat Hukuku, Beta Yayınevi-İstanbul 1995, s835-836). Manevi zarar karşılığı tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar Yargıtay İçtihat Birleştirme Genel Kurulu 22.06.1966 tarih 1966-7 sayılı içtihadında açıklanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 26.03.2004 tarih 2004-370 sayılı kararında manevi tazminatın İçtihat Birleştirme kararında belirtilen fonksiyonlarının yanı sıra caydırıcılık özelliğinin de bulunduğuna karar vermiştir.Somut olayda davacının geçirmiş olduğu iş kazası neticesinde yaralandığı, bu olay nedeniyle davacının geçici ve sürekli iş göremezlik kaybının oluştuğu, iş kazasının meydana gelmesinde davalının iş hukuku bakımından kusurunun bulunduğu anlaşılmakla davacının uğradığı manevi zararın giderimi amacıyla yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda paranın satınalma gücü itibariyle belirli bir meblağın davalıdan alınarak davacıya verilmesi suretiyle davacının zedelenmiş olan yaşama sevincini tazelemek, bunu yaparken felaketi özlenir kılmamak, davalıyı ekonomik bir yıkıma sürüklemeksizin daha dikkatli ve özenli olmaya sevketmek hedeflenerek günün ekonomik koşulları ve tarafların durumları itibariyle belirlenen davacı için 80.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Borcun kaynağı haksız eylem olduğundan davalı olay tarihinden itibaren faizle sorumlu tutulmuştur." Davanın kısmen kabulüne; 1-Asıl dosya ve birleşen dosya yönünden 784.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 16/04/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-80.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 16.04.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine," dair karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi tarafından gerekçeli karar davacı vekiline usulüne uygun olarak 31.05.2022 tarihinde tebliğ edilmiş olup istinaf başvurusu yasal süre geçtikten sonra 15.06.2022 tarihinde yapılmıştır. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme tarafından gerekçeli kararda birleşen dosya yönünden hüküm kurmaksızın ve zamanaşımı itirazları değerlendirilmeksizin verilen kararın açıkça hukuka aykırılık teşkil edip iş bu davanın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, davacının 16.04.2015 tarihinde müvekkiline ait işyerinde çalışmaktayken davaya konu kazanın meydana geldiğini, söz konusu kazanın meydana gelmesinde davacının asli kusurlu olmasına karşın hatalı bilirkişi raporu ile %20 oranla tali kusurlu bulunması, müvekkilinin ise %80 oranla asli kusurlu bulunmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira kazanın meydana gelmesindeki en büyük etkenin davacının kendisi olup iş güvenliği konusunda verilen eğitimlere konu bir tehlikeden değil kendi dikkatsizliğinden kaynaklı olarak söz konusu kazanın meydana geldiğini, yerel mahkeme tarafından maluliyet oranına yönelik itirazları dikkate alınmaksızın hüküm kurulduğunu, taraflarınca davacının maluliyet oranının 39,20 olamayacağı, davacının kazanın hemen akabinde müvekkiline ait işyerinde çalışmaya başlamasından da bu durumun açıkça ortada olduğu belirtilmesine karşın, mahkemece, bu itirazlarının değerlendirmeye dahi alınmadığını, yerel mahkeme kararının pasif dönem zarar hesaplaması yapılamayacağı hususunu gözardı ederek verdiği kararın hukuka aykırılık teşkil etmekte olup kararın bu yönüyle de kaldırılması gerektiğini, bilirkişi raporunda eldeki dosya kapsamında davacının asgari ücretle çalıştığının sabit olduğu belirtilmesine rağmen, TÜİK verilerine göre yapılan hesaplamanın kabul edilmesinin mümkün olmadığını beyan ederek mahkemenin kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "Davalının istinafı açısından taraflar arasında kusur ve maluliyet oranları, ücret miktarı, pasif dönem zararının hesaplanıp hesaplanamayacağı, birleşen dava hakkında karar verilip verilmediği ve zamanaşımı konularında uyuşmazlık bulunmaktadır. Hükme esas alınan ve alanında uzman iş güvenliği uzmanları tarafından düzenlenen 07.02.2021 tarihli kusur heyeti raporunda, davacı taraf %20 oranında, davalı taraf ise %80 oranında kusurlu bulunmuştur. Somut olayda hükme dayanak alınan bilirkişi heyeti raporu, 6331 sayılı Kanun'un öngördüğü koşulları gözönünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususları ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyetini ve oranını hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptamıştır. SGK Başkanlığı Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Kocatepe Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezinin 25.03.2018 tarih ve 02333 sayılı sağlık kurulu raporunda, davacının sürekli iş göremezlik derecesinin %10,30 olduğu bildirilmiştir. Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 24.09.2018 tarih, 73/15360 karar sayılı raporunda düzeltme kaydıyla davacının maluliyet oranının %39,20 olduğu belirtilmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 20.07.2020 tarih ve 11252 sayılı kararında da, davacının %39,20 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağına karar verilmiştir. Davaya konu olayda, davacının, davalı işyerinde satış temsilcisi olarak çalıştığı tespit edilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan ücret, TÜİK kazanç bilgisi sorgulama verileri ve tüm dosya içeriği birlikte değerlendirilerek tespit edilmiş olup, işçinin yaşı, kıdemi ve yaptığı işin niteliği ile uyumlu olduğu görülmektedir. Davalı vekilince maluliyet oranına göre pasif dönem zararının hesaplamaya dahil edilmemesi gerektiği belirtilmiş ise de, söz konusu ilke, kurum tarafından açılan rücuan tazminat davalarında uygulanmakta olup işbu davada uygulama alanı bulunmamaktadır. Ayrıca, mahkemece birleşen dava da dikkate alınarak hüküm kurulduğu görülmüştür. Bu tür davalarda, gerek mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi, gerekse 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ıncı maddesinde belirtilen 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. İstinafa konu olayda, kaza tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı da açıktır." gerekçeleriyle "1-6100 sayılı Hukuk Muhakemeler Kanunu'nun 346 ıncı maddesi gereğince davacının istinaf başvurusunun süre yönünden reddine, 2-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353-(1) b) 1 maddesi gereğince esastan reddine," dair karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmulardır. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepler ile kararı temyiz etmiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; birleşen davanın zamanaşımına uğradığını, birleşen dava derdestlik itirazı değerlendirilmediğini, kusur oran ve aidiyetlerinin hatalı olduğunu; davacı asansöre sırtı dönük olarak çalışarak kazanın gerçekleşmesine kendisi sebep olduğundan asansr etrafından koruyucu korkuluk olduğundan kazanın asıl sebebinin davacının dikkatisz tedbirsiz davranışlı olduğunu, davacının olay günü ailevi sebeplerden dalgın olduğunun tanık ... beyanı ile doğrulandığnı, tanık ... beyanında da kendisinin suçlu olduğunu olaydan sonra beyan ettiğinin açık olduğunu, sürekli iş göremezlik oranındaki çelişkinin Adli Tıp 2. Üst Kurulundan alınacak raporla tespiti gerektiğini, davacı asli ve tam kusuru nedeniyle hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini %39,2 oranındaki iş göremezlik nedeniyle pasif devre hesabının dışlanması gerektiğini, asgari ücret yerine TÜİK ücreti esas alınmasının hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat isemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 361, 364, 369, 370 ve 371 maddeleri, "Taleple bağlılık ilkesi" açısından aynı kanunun 26 ıncı maddesi, "Bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 inci maddesi, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci ve 114 üncü maddesi delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ıncı maddeleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından işyerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanunun 77 inci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri, "Usulü kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır. 3. Değerlendirme A)Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Davacının, dava açmada hukuki yararının bulunması dava şartlarından olduğu gibi temyiz kanun yoluna başvuracak olan tarafın da temyiz yoluna başvuruda hukuki yararının bulunması gerekir. HMK 361/2 inci fıkrasında "Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla temyiz yoluna başvurabilir" düzenlemesi vardır. 2.Temyiz yoluna başvuran tarafın hukuki yararının bulunup bulunmadığı, öncelikle onun davadaki talebi ile mahkemenin hükmü karşılaştırılarak belirlenir. (HMK 364/2-f bendine göre temyiz dilekçesinde "Temyiz sebepleri ve gerekçesi" bulunmak zorundadır) Aksi halde temyiz talebinin kötü niyetle yapıldığı kabul edilir. Kötü niyetle temyiz, davanın gereksiz yere uzamasına ve yargı organlarının yersiz meşgul edilmesine yol açar. 3.Aynı zamanda 6100 sayılı HMK.'daki yeni düzenleme ile getirilen istinaf kanun yolu, ilk derece mahkemesi ile temyiz incelemesi arasında, ikinci derece bir denetim mekanizması ve kanun yoludur. İstinaf kanun yolu uygulamasında, ilk derece mahkemesi kararından sonra, karar önce istinaf denetimine tâbi tutulmakta, istinaf denetiminden sonra temyiz yolu açıksa temyize başvurulmaktadır. Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle yargılama üç aşamalı ... gelmiştir. Önce İlk Derece Mahkemesinde ilk derece yargılaması yapılarak karar verilmekte, ardından Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf incelemesi ile vakıa ve hukukilik denetimi yapılmakta, son olarak da Yargıtayda temyiz incelemesine gidilmektedir. Yeni sistemde temyiz edilen karar İlk Derece Mahkemesinin kararı değil, Bölge Adliye Mahkemesinin kararıdır. Artık İlk Derece Mahkemesi kararının doğrudan temyiz edilmesi yani "atlamalı kanun yolu incelemesi" mümkün değildir 4.Somut olayda, davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurusunun süresinde olmadığından reddine karar verildiği, bu şekilde davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasının incelendiğinden bahsedilemeyeceği, davalı vekilinin istinaf başvurusu için ise esastan ret kararı verilerek davanın esasına girilerek bir karar verilmemiş olması karşısında hukuk sistemimizde atalamalı kanun yolu incelmesi imkanının bulunmadığı gibi davacı vekilinin de temyiz yoluna başvurusunda anılan sebeplerle hukuki yararı da bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. B) Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, temyiz edenin sıfatı ile temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Gerek destek kaybından kaynaklı hak sahiplerinin, gerekse iş göremezlikten kaynaklı sigortalının maddi tazminat alacağının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması ön koşuldur. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödemek amacıyla zaman zaman iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. 3.Gerçek ücretin ise; öncelikle uygulanması halinde toplu iş sözleşmesi ile imzalı bordrolara, bunların yokluğu halinde ise işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücrete göre tespit edileceği, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş olan miktarın ücret olarak değerlendirilemeyeceği, Yargıtayın yerleşmiş görüşlerindendir. 4.Bilirkişi incelemesi yönünden ise; 6100 sayılı HMK'nun 266 ncı maddesine göre Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 03/11/2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı kanunun 281/1 inci maddesine göre "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.(Ek cümle:22.07.2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir düzenlemesi yer almaktadır. 3.Bilindiği üzere HMK'nun 30 uncu maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan Usul Ekonomisi İlkesine göre de Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür. 4.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10(21)-94 E- 2021/111 K sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi "Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile, diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753)" 5.Ayrıca HMK'nın 26 ıncı maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan Taleple Bağlılık ilkesine göre Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin Kanun hükümleri saklıdır. 6.Somut olayda, dosya kapsamına yansıyan belgelere göre davacının davalı işveren şirkete bağlı Ankara şubesinde satış elemanı olarak çalışmaktayken 16.04.2015 tarihinde davaya konu iş kazasına maruz kaldığı ve sürekli iş göremezliğe uğradığı anlaşılmaktadır. Davacının iş göremezliğe uğramasından kaynaklı maddi tazminat alacağının hesabı için hesap bilirkişiden 24.05.2021 tarihinde rapor alındığı taraf vekillerinin süresi içerisinde anılan rapora itiraz ettikleri, itirazlarının değerlendirilmesi için farklı bir bilirkişiden alına 08.03.2022 tarihli hesap raporunda davacı itirazı karşılanmak suretiyle TRH 2010 bakiye ömür tablosuna geçildiği, ücret noktasında ise seçenekli hesap yapılmak suretiyle; asgari ücret ve TÜİK'den temin edilen iş ve idare ile ilgili yardımcı işlerde çalışanlar sınıfı için düzenlenmiş ücret verisinin dikkate alındığı, her iki seçeneğe ek olarak ücret eki olarak yemek ve yol ücreti de dikkate alınmak suretiyle hesap yapıldığı, mahkemece anılan seçeneklerden TÜİK ücret hesap seçeneği dikkate alınarak karar verildiği, davalı vekilinin hesaba itiraz ettiği ve kanun yoluna getirdiği anlaşılmaktadır. 7.Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece davacının yaptığı işin vasıflı iş olup olmadığı bu kapsamda da TÜİK tarafından dikkate alınan ücretle ilgili iş koluna girip girmediği araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur. 8.O halde Mahkemece yapılacak iş, davacının yaptığı satış elemanlığı işinin vasfı konusunda taraflarca gösterilecek deliller toplanıp, işin niteliği açıklığa kavuşturulmak, vasıflı iş olduğunun tespiti ve TÜİK tarafından belirlenen iş koluna giren iş olduğunun tespiti halinde; maddi tazminatın tespiti hususunda şimdiki gibi karar vermek, vasıflı ama TÜİK tarafından belirlenen iş koluna girmediğinin anlaşılması halinde ilgili iş koluna ait TÜİK, Meslek Odası ve var ise Çevre Şehircilik Bakanlığı verileri de gözetilerek asgari ücrete katını belirlemek ve bu asgari ücret katını hükme esas alınan rapora uygulamak, vasıflı bir iş olmadığının anlaşılması halinde ise hükme esas alınan hesap raporunda asgari ücret seçeneğini dikkate almak (özellikle kararın davacı tarafça süresi içerisinde kanun yoluna getirilmemiş olması sebebiyle) davalı lehine oluşan usuli kazanılmış ... gözeterek 08.03.2022 tarihli raporda dikkate alınan işlemiş/bilinen dönem sonrasında yürürlüğe giren asgari ücret verilerini rapora yansıtmadan sonucuna göre davacının maddi tazminat alacağını tespit ederek davacının tazminat istemleri hakkında karar vermekten ibarettir. 9.Öte yandan Ticaret Sicil Gazetesinden ulaşılabilen kayıtlarda davalı şirketin yargılamanın devamında nevi ve unvan değiştirmek suretiyle "... Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi" unvanı aldığı gözetilerek bağlı olduğu Ticaret Sicil Müdürlüğünden bu durum doğrulanmak suretiyle taraf teşkili sağlanarak karar verilmesi gerekirken eski unvan gözetilerek yargılama yapılıp karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olmuştur. 9.İlk Derece Mahkemesince anılan hususlar dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi bozma sebebidir. 10.O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek, istinaf başvurusunun esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır . VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; A)Davacı vekilinin temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, B)Davalı vekilinin temyiz itirazları nedeniyle, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 1.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, 3.Dairemizde icra edilen duruşmada davalı kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince tespit olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 4.Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.