Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/3621 E. 2026/4736 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/3621
Karar No
2026/4736
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1005 E., 2026/369 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Çerkezköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/118 E., 2025/115 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı kaynaklı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat istemine ilişkindir.

Davacı; mirasbırakan annesi...’nin davalı damadı ...’ı vekil tayin ettiğini, vekilin aynı gün murisin kayden maliki olduğu dava konusu 2 37... parsel sayılı taşınmazı davalı ...’e satış suretiyle temlik ettiği, ...’in de kısa süre sonra taşınmazı davalı ...’e devrettiğini, murisin maliki olduğu diğer taşınmazın da vekil ... tarafından ...’e devredildiğini, o taşınmaz için de dava açıldığını, murisin sağlığında taşınmazların miras kalacağını söylediğini, murisin, iradesi ile vekaletname düzenlemediğini, Noterlik ile Tapu Müdürlüğünün aynı binada olduğunu, taşınmaz satma iradesi olan murisin tapuda devri kendisinin yapacağını, dava konusu satışın murisin yanıltılması suretiyle vekaletname düzenlenmesi sonucunda miras hakkının önüne geçmek için yapıldığını, bedelin düşük olduğunu, temlik tarihinde murisin 81 yaşında olduğunu, devirlerin iyiniyetli olmadığını, ...’ın ...’i önceden tanıdığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tesciline, mümkün olmazsa tenkisine, o da mümkün olmazsa taşınmazın gerçek değeri üzerinden miras payına isabet eden değerin davalı ...’den tahsiline, aksi takdirde taşınmazın gerçek değeri üzerinden miras payına isabet eden değerin davalı ...’dan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı ...; taşınmazı iyiniyetli olarak edindiğini, diğer davalıları tanımadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı ...; zamanaşımının geçtiğini, vekil ve alıcının mirasçı olmadığını, murisin vekaleti ve talimatı ile işlem yaptığını, mal kaçırma ya da muvazaalı işlem olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı ...; geçerli bir vekaletname ile taşınmazın devredildiğini, vekili öncesinde tanımadığını, iyiniyetli olduğunu ve taşınmazı davalı ...’e sattığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalılar vekilleri tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; eldeki davada mirasbırakan ...'nın ölüm tarihi itibariyle terekesinin elbirliği mülkiyetine tabi olduğu, davacı dışında başka mirasçılarının bulunduğu, vekaletnamenin hile ile alındığı ve kötüye kullanıldığı hukuksal nedenine dayalı olarak mirasçı olmayan davalılara karşı miras payı oranında açılan tescil istemli davanın dinlenme olanağı bulunmadığı, HMK’nın 111/2 hükmü uyarınca terditli taleplerin de dinlenilemeyeceği gerekçesiyle başvuruların kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacının terditli tenkis ve tazminat talepleri yönünden HMK'nın 111/2 hükmü uyarınca karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 1934 doğumlu mirasbırakan ...'nın 26.05.2021 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı oğlu ... ile dava dışı çocukları ..., ... ve ..'nin kaldıkları, murisin .... Noterliğinin 20.10.2015 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile dava konusu 2 37... parsel sayılı taşınmazın satış yetkisini de içerir şekilde vekil tayin ettiği ...'ın (murisin kızı ...'nin eşi) muris adına kayıtlı 2 37... parsel sayılı taşınmazı murise vekaleten 20.10.2015 tarihli satış işlemi ile davalı ...'a temlik ettiği, ...’in de taşınmazı 04.11.2015 tarihinde satış suretiyle davalı ...’na devrettiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, Türk Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun 390.) aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan ... sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK'nın 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır. Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.

Somut olaya gelince; davacı vekilinin dava dilekçesinde tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde terditli bedel isteklerinin bulunduğunu belirttiği, Bölge Adliye Mahkemesince davacının mirasçı olmayan üçüncü kişiye karşı açılan davada miras payı oranında tapu iptali ve tescil isteğinde bulunamayacağı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil isteğinin usulden reddine, terditli talepler yönünden ise HMK'nın 111/2 hükmü gereğince karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmakta olup tapu iptali ve tescil talebinin aksine terditli tazminat isteminin bölünebilir nitelikte olduğu ve tapu iptali-tescil isteği yöneltilen kayıt maliki dışındaki davalılar bakımından her bir davacının kendi payı oranında talepte bulunabileceği hususunun göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular uyarınca araştırma ve inceleme yapılması, davacının terditli bedel talebi yönünden işin esasının incelenmesi, toplanan ve toplanacak delillerin bir arada değerlendirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.

Davacı vekilinin temyiz itirazının değinilen yön itibariyle kabulü ile; Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2026/3621, K. 2026/4736, T. 15.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2026-3621-e-2026-4736-k-accfe556121e