Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/3574 E. 2026/4584 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/3574
Karar No
2026/4584
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/471 E., 2024/811 K.

Mahkemece bozmaya uyularak verilan karar davalı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, kadastro öncesi nedene ve muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Davacılar; muris ...'den kalan taşınmazları kadastro çalışmaları sırasında davalı ... ve ...’in diğer mirasçıların yokluğundan istifade ederek kendi adlarına ve eşlerinin adlarına yazdırdıklarını, diğer mirasçılardan mal kaçırdıklarını ileri sürerek dava konusu 13 adet taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek tüm mirasçılar adına miras payları oranında tescil edilmesini istemişler, 26.03.2014 tarihli duruşmada davacılar vekili, dava konusu 1 38... parsel yönünden davadan vazgeçtiğini bildirmiştir.

Davalı ..., adına kayıtlı 1 39... parsel sayılı taşınmazın muristen kalmadığını, 3. kişilerden satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuş, diğer davalılar cevap vermemişlerdir.

Bozma ilamı sonrası sunulan cevap dilekçesinde davalı ...; taşınmazları köy senedi ile muristen satın aldığını, muvazaasının söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin 02.07.2014 tarihli ve 2013/8 Esas, 2014/110 Karar sayılı kararı ile; davacının ... mirasçı olmadığından, açmış olduğu davanın reddine, diğer davacıların açmış oldukları davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, 1 38... parsel yönünden davanın feragat nedeniyle reddine, 1 39... parsel, 1 58... parsel, 1 30... parsel, 1 31... parsel, 1 22... , 133, 134, 135, 91... parsel sayılı taşınmaz yönünden ispatlanamayan davanın reddine, 1 12... ve 1 22... parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın kabulü ile tapu kaydının iptaline, davacılar Türkan, Leyla, Gülhan, ... ile davalılar ... ve ... adına miras payları oranında tescile, kalan pay oranlarına ilişkin diğer mirasçılar tarafından açılmış bir dava bulunmadığından şu aşamada bu pay oranlarına ilişkin karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, Mahkemece, kararın temyiz edilmediğinden 24.10.2014 tarihinde kesinleştiğine ilişkin şerh verilmiştir.

Mahkeme kararının davalı ... tarafından temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 22.03.2021 tarihli ve 2017/5120 Esas, 2021/2008 Karar sayılı kararı ile, davalı ...’a usulüne uygun tebliğ yapılmadığı, hukuki dinlenilme hakkı ihlal edildiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının ... mirasçı olmadığından, açmış olduğu davanın reddine, diğer davacıların açmış oldukları davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, 1 38... parsel yönünden davanın feragat nedeniyle reddine, 1 39... parsel, 1 58... parsel, 1 30... parsel, 1 31... parsel, 1 22... , 133, 134, 135, 91... parsel sayılı taşınmaz yönünden ispatlanamayan davanın reddine, 1 12... ve 1 22... parsel sayılı taşınmazlar yönünden taşınmazların muris tarafından davalıya yaşlılığında bakıp ihtiyaçlarını giderdiği için verildiği, diğer mirasçılardan durumun gizlendiği, diğer mirasçıların hak sahibi olacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile tapu kaydının iptali ile ... mirasçıları adına miras payları oranında tescile karar verilmiş, karar davalı ... tarafından 1 12... ve 1 22... parsel yönünden temyiz edilmiştir.

Dosya içeriğinden; muris ...’in 11.12.1995 tarihinde ölümü ile geride çocukları davalılar ... ve ... ile dava dışı ..., murisin oğlu ...’in mirasçıları ... ve ... ile davacılar olan murisin kızı ...’nin çocukları ..., ..., ... ve ...’nın mirasçı olarak kaldığı, davanın terekeye iade istekli açıldığı, dava dışı mirasçılar ve mirasçı davalıların mirasçı olmayan davalı ... aleyhine açılan davaya muvafakat ettiği, davalı ...’nin murisin oğlu ...’in eski eşi olduğu 1978 tarihinde evlendikleri, 18.04.2005 tarihinde boşandıkları, ...’in 10.11.2006 tarihinde davalı ... ile evlendiği, davacı ...’in murisin kızı ...’nin eşi olup mirasçı olmadığı, temyize konusu 1 12... parsel sayılı 1.659, 16... miktarlı kargir ev ve bahçesi nitelikli taşınmazın senetsizden 20 yılı aşkın zamandır ... oğlu ... zilyetliğinde iken 1970 yılında kargir ev yaptığı, 27.09.1993 yılında ekli köy satış senedi ile 30 milyon bedelle haricen ...’e satarak zilyetliğini devrettiği, senedin bu yere uyduğundan adına tespit edildiği, 1 22... parsel sayılı 25.389, 94... miktarlı tarla nitelikli taşınmazın da senetsizden 20 yılı aşkın zamandır malik sıfatıyla ... oğlu ... malı olup ölümü ile mirasçılarına kaldığı, mirasçılar tam tespit edilmediğinden ölü olduğu belirtilerek ... adına tespit edildiği, 02.09.2002 tarihli itiraz ile ...’in 27.09.1993 satış senedi ibraz ettiği, komisyonun 07.11.2002 tarihli kararı ile senedin dava konusu taşınmazı kapsadığı, tespitte ibraz edilmediğinden eski malik adına tespit edildiği, tespitin iptali ile ... adına tespitine karar verildiği, tespitlerin 28.01.2003 tarihinde kesinleştiği, ancak 76 parsel sayılı taşınmazda ...’in 2. eşi davalı ... adına kayıt oluşturulduğu, yargılama sırasında Tapu Müdürlüğünün 12.11.2013 tarihli yazısında tapuya sehven ... olarak geçtiği belirtilerek hatanın düzeltildiği ve ... adına kayıtlı olduğu, geri çevirme kararı ile dosya arasına alınan güncel tapu kayıtlarına göre 1 12... parsel sayılı taşınmazın 14.07.2023 tarihinde ...’a satış suretiyle devredildiği anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki; muris muvazaasına ilişkin talebin hak düşürücü süre yönünden murisin ölüm tarihine göre farklılık arz ettiği, murisin tespit tarihinden önce öldüğü gözetildiğinde hem muris muvazaası hem de kadastro öncesine dayalı davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. hükmündeki 10 yıllık hak düşürücü süre içerinde açıldığı açıktır.

Muris muvazaasına dayalı iddia yönünden yapılan incelemede; Bilindiği üzere; tapu sicilinde kayıtlı bulunmayan taşınmazlarda zilyetliğin devrinden ibaret olan mülkiyetin nakli işlemleri hiçbir şekil şartına tabi değildir. Muris muvazaası hukuksal nedenine dayanan davaların tapu sicilinde kayıtlı taşınmazlar hakkında söz konusu olabileceği 01.04.19 74... /2 Yargıtay İnançları Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır.

Bu durumda, temyize konu çekişmeli taşınmazların öncesinin tapusuz olduğu, bu tür taşınmazların satış ve bağışlanmasına ilişkin sözleşmenin herhangi bir şekle tabi bulunmadığı ve bu nedenle 01.04.19 74... /2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının olayda uygulama yeri olmadığı gözetildiğinde, harici zilyetlik devir sözleşmesine göre senetsizden davalı adına oluşan sicil kaydının muvazaalı olduğu benimsenmek suretiyle hüküm tesis edilmesi doğru değildir.

Kadastro öncesi nedene dayalı iddia yönünden yapılan incelemede ise, TMK'nın 6. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.",

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesinde, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.",

3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi, “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan ( 40... dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”,

TMK’nın 713/1. maddesi, "Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir." hükümlerini düzenlemiştir.

Somut olayda; temyize konu çekişmeli taşınmazların murisin zilyetliğinde iken 27.09.1993 tarihli satış senetleri ile davalıya devredildiği, dinlenen tanık ve mahalli bilirkişilerin beyanlarından taşınmazların muris tarafından davalı gelinine satıldığı, o tarihten itibarende davalı ve eşi davalı ... tarafından kullanıldığının beyan edildiği anlaşılmakla, davacılar tarafından iddianın ispat edilmediği açıktır. Hâl böyle olunca, dava konusu 1 12... ve 1 22... parsel sayılı taşınmazlar yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.

Kabule göre de, hüküm başlığında ölü davalı ...’e yer verilmesi, kısa kararın HMK 297. maddesine uygun olmaması, kararın hüküm kısmında "1 22... parsel" yerine "1 12... parsel" yazılması, kanun yolu olarak 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 432. maddesi uyarınca 15 günlük süre yerine "2 hafta" şeklinde belirtilmesi doğru olmadığı gibi, 1 22... parsel sayılı taşınmaz yargılama sırasında dava dışı 3. kişi devredilmiş olmasına rağmen HMK 125. madde uygulanmaksızın sonuca gidilmiş olması da isabetli değildir.

Açıklanan sebeplerle; davalı ...’nin temyiz itirazlarının değinilen yönlerden kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davalı ...’ye iadesine, Dosyanın Gülnar 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 1086 sayılı HUMK'un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 03.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2026/3574, K. 2026/4584, T. 03.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2026-3574-e-2026-4584-k-7c6acca29eb5