Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/1411 E. 2026/4855 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/1411
Karar No
2026/4855
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2012/521 E., 2020/224 K.

Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali, kayıt terkini, elatmanın önlenmesi ve yıkım davasından dolayı Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R -

Asıl ve birleştirilen davalar; tapu iptali, kayıt terkini, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.

Asıl ve birleştirilen davalarda davacı Hazine, davalılar adına kayıtlı olan 114 parsel sayılı taşınmazın kıyı-kenar çizgisi kapsamında kaldığını ileri sürüp tapu kaydının iptaline, elatmanın önlenmesine ve yapının yıkımına karar verilmesini istemiştir.

Bir kısım davalılar, dava konusu taşınmazın kıyı-kenar çizgisi ile ilgisi olmadığını, hak düşürücü süre içinde davanın açılmadığını belirtip davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemenin 26.05.2009 tarihli ve 2005/1103 Esas, 2009/570 Karar sayılı kararı ile; taşınmazın kadastro tespitinin kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairenin 07.04.2011 tarihli ve 2011/1923 Esas, 2011/3992 Karar sayılı kararı ile kararın onanmasına karar verilmiş, söz konusu karara karşı davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine Dairenin 02.04.2012 tarihli ve 2012/3140 Esas, 2012/3860 Karar sayılı kararı ile; işin esası bakımından 5841 sayılı Yasa'nın yürürlüğü döneminde davanın hak düşürücü süreden reddedilmiş olmasının doğru olduğu, ancak anılan Yasa'nın ilgili hükmünün Anayasa Mahkemesinin 12.05.20 11... /31 Esas, 2011/77 Karar sayılı kararı ile iptal edildiği ve kararın 23.7.2011 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak iptal hükmünün yürürlüğe girdiği, bu nedenle kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu düşünülse ve ayrıca Anayasa'nın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümez ise de 10.3.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptalin kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağının açık olduğu, bu durumda, davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin olarak verilen kararın Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararından sonra doğru olduğunun söylenemeyeceği, bu nedenlerle işin esasının 28.11.19 97... /3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre değerlendirilmesi, davanın kısmen veya tamamen kabulü halinde de, 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa hükümleri de gözetilerek taraf iddiaları doğrultusunda gerekli araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunması nedeniyle 06.11.2019 tarihli duruşmada "davacı vekiline; vefat eden davalı ... mirasçıları ... ve ...'i davaya dahil edilmek üzere iki haftalık kesin süre verilmesine, aksi halde davanın husumet yokluğundan reddedileceğinin ihtarına (ihtarat yapıldı)" şeklinde karar verilmiş olup verilen kesin süre içerisinde adı geçen kişilerin davaya dahil edilmediğinin görüldüğü gerekçesiyle davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; dava konusu 114 parsel sayılı 5230 metrekare yüz ölçümlü, bahçeli kargir ev vasıflı taşınmazın 28.11.1967 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sonucunda ... adına tespit edildiği, tespitin 16.01.1968 tarihinde kesinleştiği, daha sonra taşınmaz üzerinde kat irtifakı tesis edildiği, davalılar adlarına kayıtlı çok sayıda bağımsız bölümün oluştuğu, davacı Hazinenin dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını ileri sürmek suretiyle asıl ve birleştirilen davaları açtığı, bozma sonrası davalılardan ...'in ölü olduğunun anlaşılması üzerine Mahkemece 06.11.2019 tarihli 23. celsede; " davacılar vekiline ... mirasçıları... ... ve ... ...' davaya dahil etmek üzere iki haftalık kesin süre verilmesine, aksi halde davanın husumet yokluğundan reddedileceğinin ihtarına " şeklinde ara karar kurulduğu, 06.07.2020 tarihli celsede ise yine aynı tarihte (06.07.2020) ... mirasçıları için dahili davalı dilekçesinin sunulduğu belirtildikten ve davacı vekilinin 06.11.2019 tarihli celsede kurulan ara karardan dönülmesi talebini içerir beyanı alındıktan sonra davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle 6100 sayılı HMK'nın 90.(1086 sayılı HUMK'un 159.) maddesinin açık hükmünde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltılıp çoğaltılamaz. Buna karşın, 6100 sayılı HMK'nın 94 . (1086 sayılı HUMK'un 163.) maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur.

Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur.

Böylece kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere düzenlenen kesin süre kuralı kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.

Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında; verilen süre yeterli, emredilen işler gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim, süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır.

Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir.

Diğer taraftan; davalar birleştirilse dahi, her dava ayrı bir dava olma özelliğini muhafaza ettiğinden, asıl ve birleştirilen davalar yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekmektedir.

Somut olaya gelince; Mahkemece 06.11.2019 tarihli celsede davalı ... mirasçılarını davaya dahil etmek üzere davacı Hazineye kesin süre verildiği, ancak verilen kesin sürenin yukarıda belirtildiği şekilde amacına uygun olmadığı ve amaca uygun şekilde kullanılmadığı açıktır. Nitekim davacı Hazine tarafından 06.07.2020 tarihinde ... mirasçılarını bildirir dilekçenin ve veraset ilamının dosyaya sunulduğu ve 06.11.2019 tarihli duruşmadaki ara karardan dönülmesinin talep edildiği anlaşılmakla, Mahkemece davalı mirasçılarına tebligat çıkarılmak suretiyle taraf teşkilinin sağlanması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, birleştirilen davalar ile asıl davanın birbirinden bağımsız olduğu, bağımsızlığını koruyan her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin birleştirilen davalar hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması da isabetsizdir.

Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları değinilen yönden yerindedir. Kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Temyiz eden davacı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.06.2026 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2026/1411, K. 2026/4855, T. 17.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2026-1411-e-2026-4855-k-9bd014e35615