Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/1107 E. 2026/4246 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/1107
Karar No
2026/4246
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/436 E., 2025/970 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/528 E., 2022/447 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı ve ek kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R - Asıl ve birleştirilen dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir. Asıl ve birleştirilen davada davacılar vekili; davacının murisi ...'ün dava konusu İstanbul ili, ... ilçesi, ... köyü 418 ada, 3 parsel sayılı taşınmazı 86 yaşında iken ... Noterliğinde düzenlenen 22.01.2007 tarihli ölünceye kadar bakma vaadi karşılığı taşınmaz devri sözleşmesi ile davalı oğlu ...'a devrettiğini, davalı ...'ın da 12.03.2015 tarihinde tapuda üzerine devir aldığı taşınmazı 13.11.2017 tarihinde davalı ...'a satış suretiyle devrettiğini, 1997 yılından 2006 yılına kadar 9 yıl boyunca davacı kızının murisle yaşayarak her türlü ihtiyacını karşıladığını, daha sonra davalının yanına giden murisin İstanbul'a dönmesine izin verilmediğini, murisin 27.08.2008 tarihinde vefat ettiğini, murisin davalı ... ile sözleşme düzenlediği tarihte hukuki ehliyeti haiz olmadığını, murisin söz konusu sözleşmeyi yapmaya ihtiyacı olmadığını, ayrıca sözleşme tarihinden 8 yıl sonra taşınmazın diğer devir işleminin yapıldığını, dava konusu taşınmazın davalı adına olan devrinin hukuki ehliyet yokluğu nedeniyle ve mal kaçırmak amacıyla muavaazalı olarak yapıldığını ileri sürerek davacıların miras payı oranında tapu kaydının iptali ve adlarına tescilini, olmadığı takdirde miras payları oranında bedel istemiştir.

Davalı ...; tapuya güven ilkesi gereğince taşınmazın bedelini ödeyerek satın aldığını belirterek davanın husumet nedeniyle usulden ve esastan reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı ... vekili; davacının haksız kazanç sağlamak amacıyla dava açtığını, davacının iddialarının yerinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen tarih ve sayılı kararıyla; davacılar tarafından murisin sağlığında düzenlenen ölünceye kadar bakma akdinin hukuki ehliyet yokluğunda ve muvazaa nedeniyle iptali talep edildiği görülmüş ise de murisin ölünceye kadar bakma akdinin düzenlendiği 22.01.2007 tarihi itibariyle hukuki ehliyeti haiz olduğu anlaşılmakla davacıların vekilinin hukuki ehliyet yokluğu nedeniyle iptal talebinin kabule şayan olmadığı, davaya konu taşınmazın muris ile davalı ... arasındaki 22.01.2007 tarihinde düzenlenen ölünceye kadar bakma akdine istinaden ...'a devrine müteakip ... tarafından davalı ...'a satışının muvazaalı işlemin devamı niteliğinde olduğuna dair iddianın, davalı ...'ın davalı ... birlikte hareket ettiğine dair delil sunulmaksızın ileri sürülen iddiaların devir işleminin mahiyeti gereği kabule şayan olmadığı dolasıyla tenkis istemi yönünden araştırma yapılamayacağı ve geçerli ölünceye kadar bakma akdinin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği ve ölünceye kadar bakma akdine istinaden yapılan devir işlemine istinaden tenkis talebinde bulunulamayacağı göz önüne alınarak asıl ve birleştirilen dava dosyasındaki davacıların taleplerinin reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla ; 1921 doğumlu muris ...'ün yaşı itibariyle bakıma ihtiyacının bulunduğu, eşinin vefatından sonra 2005 yılına kadar davacı kızı ...'nin baktığı, sonrasında ise 2005 yılından itibaren ölünceye kadar davalı oğlu ...'ın baktığı, davalı ...'ın söz konusu dönemde murisin evine gidip gelerek ihtiyaçlarını karşıladığı, davacı ve diğer kız kardeşlerin davalı ...'a miras haklarından vazgeçtiklerini, karşılığında babalarına bakılmasını istediklerini beyan ettikleri gözetildiğinde, muris ile davalı ... arasında düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım amacının üstün tutulduğu, mirasçıdan mal kaçırma amacıyla işlem yapılmadığı sonucuna varılarak davacılar vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından temyizi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 04.11.2025 tarihli ek kararı ile kesinlik nedeniyle temyiz başvurusunun reddine karar verilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki; miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

Bunun yanında; mirasçılar arasında pay oranında açılan muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmayıp ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğundan, dava değerinin davayı açan mirasçı veya mirasçıların her birinin payına isabet eden değer olacağı kuşkusuzdur.

Öte yandan; HMK'nın ek madde 1/2 hükmünde "200. ve 201. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341., 362. ve 369. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." düzenlemesine yer verilmiştir. Asıl davada dava konusu taşınmazın dava tarihindeki davacının miras payına düşen değerinin asıl davanın açıldığı tarihteki kesinlik sınırı olan 41.530,00 TL'den, birleştirilen davada davacılar ... ve ... yönünden dava konusu taşınmazın dava tarihindeki davacıların miras payına düşen değerinin birleştirilen davanın açıldığı tarihteki kesinlik sınırı olan 58.8000,00 TL'nin üstünde olduğu anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca, davacılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesinin 04.11.2025 tarihli temyiz talebinin reddine ilişkin ek kararına yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile söz konusu ek kararın kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. Davacılar vekilinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarına gelince; Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacılar ile davalı ...'ün ortak miras bırakanı 1921 doğumlu ...'ün 27.08.2008 tarihinde ölümü ile geriye mirasçıları olarak asıl davada davacı kızı ..., birleştirilen davada davacı torunları, asıl ve birleştirilen davada davalı oğlu ... ile dava dışı kızları ... ve ...'nin kaldığı, murisin eşi ...'nın 1994 yılında vefat ettiği; murisin, dava konusu İstanbul ili, ... ilçesi, ... köyü 54 18... parsel sayılı taşınmazını noterde düzenlenen 22.01.2007 tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile davalı oğlu ...'a devrettiği, ...'ın da 13.11.2017 tarihinde diğer davalı ...'ya dava konusu taşınmazı satış suretiyle temlik ettiği, 27.03.2018 tarihinde 1, 2 ve 4 parsellerle birleştirilerek 16 parsel olduğu anlaşılmıştır.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup-bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup-olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Diğer taraftan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1023. maddesinde; “Tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.", 1024. maddesinde ise; “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyi niyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.

Yukarıda değinilen ilke ve olgular birlikte değerlendirildiğinde; muris ...'ın akit tarihi itibariyle malvarlığının tümünü oluşturan üzerinde alt katta 3 adet dükkan ve üst katta 2 adet mesken bulunan dava konusu İstanbul ili, ... ilçesi, ... köyü 5418 ada, 3 parsel sayılı taşınmazını noterde düzenlenen 22.01.2007 tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile davalı ...'a devrettiği, murisin davalı ... dışında 5 kız çocuğunun bulunduğu, murisin kız çocukları olan ... ... ve ......'in davalı ... aleyhine aynı taşınmazla ilgili muris ... ile davalı ... arasındaki ölünceye kadar bakma akdine istinaden taşınmazın muvazaalı olarak davalı adına tescil edildiğinden bahisle söz konusu sözleşmeye dayalı tapu kaydının iptali ile miras hissesi oranında tesciline ilişkin dava açtıkları, söz konusu davada davacıların murisin bakıma ihtiyacının bulunmadığını, davalı ...'ın düzenli bir geliri bulunmadığını, murisin yaşlılık maaşı ile kira gelirlerinin bulunduğu ve yeşil kartlı olması dolayısıyla tedavi masrafı külfetinin bulunmadığını iddia ettikleri, açılan davanın feragat nedeniyle reddedildiği, ......'in tanık sıfatıyla alınan beyanında, muris babalarının kız çocuklarına miras paylarını vermediğini, vefatı sonrası davalıdan paylarını istediklerini alamamaları üzerine kardeşi ... ile birlikte dava açarak haklarını aldıklarını beyan ettiği, dava dışı ... ve ...'nin daha önce aynı nedenle davalı aleyhine açtıkları dava her nekadar feragatle sonuçlandığı görülmekteyse de o davanın davacılarından ...'nın eldeki dosyada tanık olarak alınan beyanında anılan davayı açmaları sonucunda davalıdan haklarını aldıklarını belirttiği, bu durumda davalı ...'ın temlikin muvazaalı olduğu bilinciyle hareket ederek onlara haklarını verdiği, davalı ...'ın murisin ölümünden son birkaç yıl öncesinde murisi yanına alarak onunla ilgilenip kendi lehine mal kaçırma iradesini desteklediği ayrıca dosya arasında bulunan tedavi evrakları ve tanık beyanlarından murisin 2006 yılında ... Tıp Fakültesinde ameliyat edildiği ve ... Hastanesinde tahlil ve kontrollerinin yapıldığı, vefat ettiği tarihten bir kaç ay öncesine kadar dava konusu taşınmazı devretmesini gerektirecek ölçüde bakıma ihtiyacı olmadığı, temlik tarihinde tüm mal varlığını oluşturan tek taşınmazı olan 3 parsel sayılı taşınmazı tek erkek evladı olan davalıya mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olarak temlik ettiği sonucuna varılmaktadır.

Ne varki; davalı ...'nın kötüniyetli olduğu iddiasının ispatlanmadığı ve Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinde öngörülen iyi niyet koruyuculuğundan yararlanacağı gözetilerek davalı ... yönünden tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.

Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesinin 04.11.2025 tarihli ek kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yönden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2026/1107, K. 2026/4246, T. 20.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2026-1107-e-2026-4246-k-2822a0a2d9f4