Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/1236 E. 2026/4316 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/1236
Karar No
2026/4316
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/8 E., 2023/71 K.

Mahkemece, bozmaya uyularak verilen karar davacı ... vekili, davalı ... vekili ile davalı ... vekili tarafından duruşma talepli temyiz edilmekle, duruşma talebi değerden reddedilip; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

-KARAR- Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar, ortak mirasbırakanları ...'nın on beş parça taşınmazdaki payını, oğlu dava dışı ... ...'nın mirasbırakanın yaşlılığından ve hastalığından yararlanarak, 23.11.1995 tarihinde, intifa hakkı mirasbırakanda kalmak kaydı ile mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak 3 yaşındaki oğlu davalı ... ... adına temlikini sağladığını, daha sonra ... ... adına velayeten ...'ya temlik ettiğini, ...'nın da bir kısım taşınmazları akrabası olan, aynı ve yakın köylerdeki davalılara temlik ettiğini, davalıların el ve iş birliği içerisinde hareket ettiklerini, yine ortak mirasbırakanları ...'nın ise 6 parça taşınmazdaki payını diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak 09.09.1993 tarihinde oğlu ...'ya tapuda satış göstermek suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek çekişmeli taşınmazların davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.

Davalı ... ..., satışın gerçek olduğunu ve bedelini ödediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ..., zamanaşımı definde bulunarak davanın reddini savunmuştur. Diğer davalılar, satışın gerçek olduğunu ve iyiniyetli alıcı olduklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece; temliklerin muvazaalı olduğu hususunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 13.09.2017 tarihli ve 2017/2702 Esas, 2017/4285 Karar sayılı kararıyla; dosya kapsamına göre; mal satmaya ihtiyacı olmayan mirasbırakan ...’in on beş parça taşınmazdaki paylarını vekil oğlu dava dışı ... vasıtasıyla temlik tarihinde 3 yaşında olan torunu davalı ... ...’ya, yine mirasbırakan ...’in ise altı parça taşınmazını oğlu davalı ...’a satış yoluyla temliklerinin mal kaçırma amaçlı, muvazaalı, bedelsiz olduğu, davalı ...’in çekişme konusu taşınmazları farklı tarihlerde temlik ettiği ...’nın ise akrabası olduğu, yani muvazaalı durumu bilen ya da bilmesi gereken konumunda olup 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanmayacağı, sonuç olarak davalılar ... ..., ... ile ...’ya yapılan temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amacıyla gerçekleştirildiği, ne var ki, çekişme konusu taşınmazları davalı ...’dan temlik alan davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile davalı ...’in açtığı şufa davası ile adına olan tapu kaydının iptalini sağladığı davalı ...’in 2. el konumunda oldukları ve iyiniyetli olup olmadıklarının yeterince araştırılmadığı hususlarına değinilerek davalılar ... ile ...’ya temlik edilen parseller yönünden güncel tapu kayıtları da getirtilmek suretiyle muvazaa iddiasının ispatlandığı gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi, davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’in TMK’nın 1023. maddesinin korumasından yararlanıp yararlanmayacağının tespiti açısından iyiniyetli olup olmadıklarının açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre karar verilmesi için karar bozulmuş; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma kararındaki gerekçe benimsenmek suretiyle davalılar ..., ... ve ... bakımından davanın kabulüne karar verilmiş, diğer davalılar bakımından ise, temliklerin muvazaalı olduğunu bilmelerinin kendilerinden beklenemeyeceği nitekim aksinin de davacı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 02.12.1995 tarihinde ölen mirasbırakan ...’nın maliki olduğu 173, 58, 375, 452, 453, 455, 457, 215, 65, 66, 381, 489, 383, 4 04... parsel sayılı taşınmazlardaki payını vekaleten oğlu dava dışı ... ...’nın 23.11.1995 tarihli resmi akit ile satış suretiyle davalı oğlu ... ...’ya devrettiği, davalı ... ...’ya velayeten babası ...’in 383, 4 04... parsellerdeki payı 09.09.2002 tarihinde davalı ...’e, 58, 375, 452, 453, 455, 457 parsellerdeki payı 07.02.2003 tarihinde, 215, 65, 66, 38... parsellerdeki payı 28.02.2005 tarihinde, 173 parseldeki payı ise 02.06.2005 tarihinde davalı ...’ya satış suretiyle temlik ettiği, anılan parsellerde davalı ... ... adına mirasbırakandan geçen pay kalmadığı, davalı ...’in ise 68... parselledeki payı 26.11.2007 tarihinde davalı ...’a, 3 75... parsellerdeki payı 24.11.2009 tarihinde davalılar ..., ... ve ...’a, 4 57... parsellerdeki payı 10.08.2004 tarihinde davalı ...’ye, 489 parseldeki payı ise 24.11.2009 tarihinde davalılar ..., ... ve ...’a, davalı ...’e temlik edilen 383, 4 04... parseldeki 3/48’er pay satışı bakımından ise davalı ... ...’in 24.12.2002 tarihinde Karataş Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/206 Esas, 2002/253 Karar sayılı dosyası ile açtığı şufa davası ile davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile yeniden adına tescilini sağladığı, davalı ...’in 3 83... parsellerdeki 3/48’er payı 09.01.2003 tarihinde davalı ...’ya, 404 parseldeki 3/ 48... .01.2003 tarihinde davalı ...’ya satış suretiyle temlik ettiği, 14.01.1996 tarihinde ölen mirasbırakan ...’nın ise 178, 179, 250, 251, 2 67... parsel sayılı taşınmazlardaki payını 09.09.1993 tarihinde davalı oğlu ...’ya temlik ettiği, çekişme konusu 455 parselin ifraz sonucu 7 85... parseller olduğu, 381 parselden 735 parselin ifrazla ayrıldığı, ... 173 parselin ifrazla 5 59... parseller olduğu, 250 parselin ifrazla 570, 5 71... parseller olduğu, 251 parselin ifrazla 567, 5 68... parseller olduğu, çekişme konusu taşınmazların toplulaştırma işlemi ile farklı parsel numaraları aldığı anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde işlem yapılarak davalılar ..., ... ve ... bakımından davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalı ... vekili ile davalı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.

Davacı ... vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ileride kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, satın alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu kapsamda TMK’nın 3. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 9 88... , tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.

Yolsuz tescilin üçüncü kişiler bakımından doğuracağı sonuçlar iyiniyetli olup olmadıkları esas alınarak düzenlenmiş ve “İyiniyetli üçüncü kişilere karşı” başlıklı 1023. maddesinde; “Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” hükmü öngörülmüştür. Anılan bu maddeye göre, tapu sicilinde ismi geçen kişinin gerçek hak sahibi olduğuna inanan veya kendisinden beklenen tüm özeni göstermesine rağmen gerçek malik olmadığını, tapu sicilinde yolsuzluk bulunduğunu bilmesi mümkün olmayan kişinin iktisabı korunur. Öte yandan aynı Kanun’un “İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı” başlıklı 1024. maddesi ise; “Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. TMK’nın 1023. maddesi iyiniyetle mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımını korurken; tamamlayıcı madde niteliğinde bulunan 1024. madde ile de iyiniyetli olmayan üçüncü şahısların kazanımı hükümsüz sayılmıştır.

Görüldüğü üzere, tapuda taşınmazla ilgili kayıtlara ilişkin olarak “tapu siciline güven ilkesi” benimsenmiştir. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hâllerde manevi büyük değer taşıyan aynî hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyiniyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Belirtmek gerekir ki, durumun gereklerine göre kendinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz. Bir kişinin kendinden beklenen özeni gösterip göstermediği ise normal bir insanın hayatın olağan akışı içerisinde sergilediği davranış biçimi dikkate alınarak belirlenir. Gerçekten de kanun koyucunun iyiniyeti koruyarak gerçek hak sahibinin hakkını feda ettiği bu hâlde iyiniyetin objektif olarak mevcut olması gerekir. Buna göre makul bir insanın göstereceği özenle herkesçe bilinebilecek bir gerçeği görmeyen ve tedbirli bir insanın şüphelenebileceği bir durumu dikkate almayarak ihmalkâr davranan kişi iyiniyetli sayılamaz. Yargıtay kararlarında değinilip benimsendiği üzere, taşınmazın çok kısa bir süre içinde ve oldukça düşük bir bedelle el değiştirmesi işlemlerinin kuşkulu hareket olarak değerlendirilmesi ve davalı yönünden şüphe doğuran bir durum olarak ele alınması gerekmektedir. Belirtmek gerekir ki, tapu kütüğündeki kayıtların yolsuz olduğuna dair gerekçesiz soyut bir iddia iyiniyet karinesini ortadan kaldırmaz ise de iyiniyet karinesine dayanan ve durumdan şüphelenen kişinin de kuşkuya yer vermeyecek şekilde ciddi bir araştırma yapmadan özen yükümlülüğünü yerine getirdiği söylenemez. Çünkü, güven ilkesinden sadece iyiniyetli olduğu kesin olan kişiler yararlanabilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.05.2022 tarihli ve 2019/1-425 Esas, 2022/729 Karar sayılı kararı). Mahkemece, davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... yönünden, edinimlerinin iyiniyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de bu husus dosya kapsamına uygun düşmemektedir.

Şöyle ki; dinlenen tanık beyanları ile tüm dosya kapsamından, satışların kısa aralıklarla yapıldığı, davalılar ... ve ...'nın diğer davalı ... ile yakın akraba oldukları, davalı ...'in muris ... ile aynı köyde yaşadığı, davalılar ..., ... ve ...'un kardeş olup komşu köyde yaşadıkları, Karacalar'ın tarlalar ile ilgili olarak aralarında sorun yaşadıklarının, kavgalı olduklarının komşu köyde dahi duyulduğu, bir kısım taşınmazların devredilmesine rağmen davalı ... tarafından kullanılmaya devam edildiği anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in temliklerin muvazaalı olduğunu bilen veya bilmesi gereken kişi konumunda oldukları, TMK'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacakları sonucuna varılmaktadır. Kaldı ki taşınmazların satış bedellerinin ödenmesi tek başına iyiniyet göstergesi değildir. (İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 14.02.1951 tarihli ve 1949/17 Esas, 1951/1 sayılı kararı, İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 18.111991 tarihli ve 1990/4 Esas, 1990/3 Karar sayılı kararı, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 16.05.2025 tarihli 2024/1 Esas, 2025/2 Karar sayılı kararı) Hal böyle olunca; temyize gelen davacı ...'nın davasının davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... yönünden de kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Açıklanan sebeplerle; davalı ... vekili ile davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddine; davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın Karataş 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 1086 sayılı HUMK'un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 21.05.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2026/1236, K. 2026/4316, T. 21.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2026-1236-e-2026-4316-k-4fce7a595b4e