Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/542 E. 2026/59 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/542
- Karar No
- 2026/59
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/659 E., 2024/1319 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/275 E., 2021/734 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava; muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis istemine ilişkindir.
Davacı; mirasbırakan babası ...’nın kayden maliki olduğu 3800, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., 51 76... parsel sayılı taşınmazlarını eski eşinin babası olan davalı ...’e temlik ettiğini, temliklerin mal kaçırma amacıyla yapıldığını, bedel alınmadığını, murisin taşınmazlarını geri almak istediğini ancak alamadığını, murise ölene kadar kendisinin baktığını, murisin ölene kadar taşınmazları kullandığını ve taşınmaz satmaya ihtiyacı olmadığını; ...’in ... parsel sayılı taşınmazı murisin de torunu olan davalı ...’e muvazaalı olarak devrettiğini, saklı payının da zedelendiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile adına tescile, olmazsa tenkise karar verilmesini istemiş; aşamada davacı vekili, sehven ... parsel sayılı taşınmazın 3800 parsel olarak yazıldığını belirterek HMK’nın 183. maddesi uyarınca bu hususun düzeltilmesini istemiştir.
Davalılar; satışların usulüne uygun olduğunu, davacının kumar ve alkol bağımlılığı nedeniyle evini geçindiremediğini, davacının ailesine murisin ve davalı ...’in baktığını, ailenin davacının borçları nedeniyle 7-8 traktör sattığını, davacının hem davalı ...’i hem de murisi tehdit ettiğini, ceza dosyaları olduğunu, davacının pek çok kez icra takip dosyası olduğunu, borçlarını murisin ödediğini, davacının engelli kızının tedavisi için gereken parayı davalı ...’ten alıp kumara yatırdığını, murisin, oğlu boşandıktan sonra dahi gelini ile yaşamaya devam ettiğini, davacının murisin maaşını alabilmek için onu tek yaşamaya zorladığını, murise gelini olan ...’nin baktığını, davalı ...’in de babaannesine baktığını, taraflar arasında adi bir sözleşme düzenlendiğini ve bedelin peyderpey banka hesabına ödendiğini, tenkis şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; devrin ivazlı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; murisin dava konusu taşınmazları dünürü ...'e temlikinin taşınmazların gerçek satışına ilişkin olmayıp murisin dava dışı gelini ... ve torunları lehine tek mirasçısı olan davacıdan mal kaçırma amacına yönelik olduğu, ... parsel sayılı taşınmazın davalı ... tarafından ...'ya temlikinin, davalılar arasında el ve iş birliği ile söz konusu muvazaayı gizlemeye yönelik danışıklı olarak yapıldığı gerekçesiyle başvurunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden; muris ...’nın kayden maliki olduğu ... (yeni ... ), ... (yeni 3 07... ), ... (yeni 3 07... ), ... (yeni 2 97... ), ... (yeni 1 19... ), ... (yeni 2 97... ), ... (2 41... ), ... (yeni 1 19... , ... (yeni 2 97... ), ... (yeni 2 66... ), ... (yeni 2 66... ) ve ... (yeni 307 ada parsel sayılı taşınmazlarını 22.03.2013 tarihinde davalı ...’e satış suretiyle temlik ettiği, ...’in ... parsel sayılı taşınmazı davalı ...’e devrettiği, murisin 18.01.2020 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı oğlunun kaldığı, davacı ile eşinin boşanma kararının 2014 yılında kesinleştiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ile durumun aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat külfeti 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190. maddesi ile TMK'nın 6. maddesi gereği davacı tarafa aittir.
Somut olayda; murisin, oğlu ile gelininin boşanmasına rağmen gelini ile yaşamaya devam ettiği, davalı ...’in eski gelininin babası olduğu, davacı tanıklarının murisin oğlu ile arasının iyi olduğu yönünde beyanda bulundukları, davalı tanıklarının da ...’in murisin torunlarına destek olduğu, sağlık harcamalarına yardımcı olduğu yönünde beyanda bulundukları, bedel düşüklüğünün tek başına muvazaaya kanıt olmayacağı, ayrıca murisin torunlarına destek olan diğer dedelerine minnet duyması nedeniyle temliki düşük bedelle yaptığı hususları tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde, 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında mirasbırakanın mirasçısından mal kaçırma kastıyla hareket ettiği iddiasının HMK’nın 190. ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca davacı tarafından ispatlanabildiğini söyleyebilme olanağı bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kabul edilmesi doğru değildir.
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yönlerden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davalılara iadesine, Dosyanın kararı veren ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 12.01.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.