Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/3940 E. 2026/3646 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/3940
Karar No
2026/3646
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/136 E., 2024/1745 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/335 E., 2023/435 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 28.04.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde duruşmalı temyiz eden davacı vekili Av. ... ve duruşma isteyen davalılar ... vd. vekili Av. ... ... ile temyiz edilen davalılardan ... ve vekili Av. ... geldiler. Gelen asil ve vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

-K A R A R- Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali-tescil ve alacak, olmadığı takdirde tazminat isteklerine ilişkindir. Davacı; 85 yaşında olduğunu, işlerini takip etmekte zorlandığını, davalı torunu ...’nın avukat olan eşi davalı ...’ı ... olduğu taşınmazlarla ilgili kira işlemlerinin takip edilmesi ve kiracısının tahliye işlemlerinin yürütülmesi için vekil kıldığını, davalı ...’ın vekalet görevini kötüye kullanarak ... olduğu 5 23... ve 7 86... parsel sayılı taşınmazları davalı eşi ...’ya bağış suretiyle devrettiğini, yine 7 89... parsel sayılı taşınmazı dava dışı üçüncü kişiye devrettiği, daha sonra da bu kişiden kendi adına tescil ettirdiği, ... olduğu 8 45... parsel sayılı taşınmazı davalı ...’e, 8 32... ve 81 parsel sayılı taşınmazları davalı ...’e, 7 86... parsel sayılı taşınmazı davalı ...’e satış suretiyle devrettiği, anılan kişilerin kötü niyetli olup ... ile el ve işbirliği içerisinde hareket ettiklerini, yine ...’ın hesabında bulunan 59.000,00 TL'yi bilgisi dışında kendi hesabına aktardığını ileri sürerek, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline, 59.000,00 TL'nin faiziyle birlikte iadesine, olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000,00 TL'nin davalılar ... ve ...’dan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar ... ve ...; davacının yaşamı boyunca edindiği taşınmazların ...'nın babası ... ...'ın hem fabrikada hem de çiftçilik yaparak emek ve çalışmasıyla edindiğini ancak ataerkil aile yapısı nedeniyle tapuların davacı adına alındığını, davacının diğer oğlu ... ve kızı...'a arsa ve tarla satarak destek olduğunu, ...'ün şirketini batırdığını bu nedenle davacının taşınmazlarını ...'ya bağışlamak istediğini, bir kısım taşınmazlarını da satmak istediğini, vekalete ilişkin tüm işlemleri ...'nın yaptığını, ...'ın sürece hiçbir şekilde dahil olmadığını, vekaleti çıkarınca ...'ın ofisine gidilip "Avukatlık Sözleşmesi" hazırlandığını, bu dönemde ... ile ... arasında evliliğin söz konusu olmadığını, yapılan tüm işlemlerde davacıya bilgi verildiğini, kiracı ...'ye taşınmazın ...'a ait olduğu ve tahliye etmesinin Jandarma huzurunda söylendiğini, ancak davacının talebi üzerine satış ve bağış işlemlerinin gizlilik içinde yapıldığını, bu nedenle satıştan sonra dahi kendilerinin kiracılarla sözleşme yapmadıklarını, davacıyı üzecek bir girişimde bulunmadıklarını, banka personelinin yönlendirmesi ile ...'a bankacılık işlemleri yapma yetkisi verildiğini, davacının talimatı ile 59.000,00TL ile ödemeler yapıldığını, paranın evlilik hazırlıkları, düğün merasimi ve ziynetler için harcanmasını davacının istediğini, satış bedellerinin imza karşılığında davacıya ödendiğini, davanın haksız ve yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Davalılar ..., ... ve ...; emlak danışmanlığı ve komisyonculuğu yaptıklarını, davalı ...’ın taşınmazları satılığa çıkardığını duyduklarını, ...’ın ofisinde ... ve ... ile pazarlık yaparak iyi niyetli olarak taşınmazları satın aldıklarını, üzerinden yüksek gerilim hattı geçtiği için en son satışa konu olan 7 89... parseli almak istemediklerini, fakat ...'ın yüksek gerilim hattını kaldırtacağı sözü verdiğini, ancak yüksek gerilim hattı kaldırılmayınca taşınmazı ...’a iade ettiklerini, taşınmazlar için 148.000 Dolar ödediklerini ve bu bedel karşılığında hemen taşınmazları iade etmeye hazır olduklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

İlk Derece Mahkemesince, davacı ...’ın 1936 doğumlu olup dava tarihi itibari ile 85 yaşında olduğu, davalılardan ...'ın torunu olduğu, diğer davalı ...'ın ise ...'ın eşi olduğu , davalılar, ... ile ...'ın 26.02.2021 tarihinde evlendikleri, ...’ın aynı zamanda Çorlu ilçesinde serbest avukatlık yaptığı, tanık beyanlarına göre ...'ın taşınmazlarını değerinin çok altında satmayacak yapıda biri olduğu, taşınmazların satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değerindeki bedelleri arasında aşırı oransızlık bulunduğu, davalı ...'ın vekalet görevini kötüye kullandığı, diğer davalıların da ...'ın bu durumunu bilen kişi konumunda olduğu, davalıların el ve iş birliği içinde hareket ettikleri, taşınmazların edinilmesinde iyiniyetli sayılamayacakları, dava konusu 7 86... parsel sayılı taşınmazın ½ payının dava tarihinden önce dava dışı ...’a satış suretiyle devredildiği, bu taşınmaz yönünden tapu kayıt ... aleyhine açılmış bir dava bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu 7 86... parsel sayılı taşınmaz yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, dava konusu 5 23... ,7 89... ,8 45... ,8 32... ve 81, 7 86... parsel sayılı taşınmazlar yönünden tapu iptali ve tescile, dava tarihinden önce üçüncü kişiye devredilen 7 86... parsel sayılı taşınmaz yönünden 595.275,28 TL'nin ve ... tarafından kendi hesabına havale edilen 59.152,06 TL'nin davalı ...’dan tahsiline karar verilmiş, kararın davalılar vekillerince istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince; davacının ad, soyad ve imzasını taşıyan 10.06.2021 tarihli “Avukatlık Hizmet Sözleşmesi” başlıklı belgede dava konusu taşınmaza ilişkin olarak; “Avukat ile 23.07.2020 tarihinde yapılmış olan sözleşme ve 04.01.2021 tarihli sözleşme kapsamında tasarruf yetkisini açıkladığım taşınmazlardan elde edilen satış bedelleri avukat ve ... isimli şahıs tarafından tarafıma elden teslim edilmiştir. Avukat ... isimli şahıstan ve ... ... isimli şahıstan herhangi bir hak ve alacağım bulunmamaktadır” ifadelerinin yer aldığı, bahsi geçen sözleşmede atıf yapılan 23.07.20 20... .01.2021 tarihli sözleşmelerin davaya konu taşınmazların satış ve bağışı ile ilgili olduğu, 10.06.2021 tarihli içeriği itibariyle ibraname niteliğindeki sözleşmenin taşınmaz devirlerinden ve banka hesabından para çekilmesinden sonraki bir tarihte düzenlendiğinin anlaşıldığı, somut olayda; vekil eden davacının vekaleti kötüye kullanılmış olsa dahi imzası davacıya ait olan, geçersizliği ve sahteliği ileri sürülmeyen ibraname ile vekil ibra edilmekle vekaleten yapılan işleme vekil eden tarafından onay verildiği, ibranamenin içeriğinin başka birisi tarafından yazılmış olmasının dahi sonucu değiştirmeyeceği, bu nedenle ...’a yönelik 7 86... parsel sayılı taşınmaza ilişkin dava hariç olmak üzere davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı, ...’a yönelik 7 86... parsel sayılı taşınmaza ilişkin davada ise taşınmazın ½ hissesi yönünden davalı ...’a yönelik tapu iptal ve tescil isteği yönünden taşınmazın dava tarihinden önce 08.07.2021 tarih ve 6820 yevmiye numaralı işlem ile satış yoluyla dava dışı ...’a temlik edildiği, bu hali ile tapu kayıt malikine dava açılmadığı anlaşıldığından bu taşınmaz yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davalıların istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm tesisi ile davalı ...’ya yönelik 7 86... parsel sayılı taşınmaz yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, diğer dava konusu taşınmazlar yönünden davanın esastan reddine karar verilmiş; karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının .... Noterliğinin 23.07.2020 tarihli ... yevmiye nolu ve 15.12.2020 tarihli ... yevmiye nolu vekaletnameleri ile davalı ...’ı vekil tayin ettiği, vekil ...’ın davacının ... olduğu 3126 parsel (yeni 8 45... ) sayılı taşınmazını 26.08.2020 tarihli ... yevmiye nolu akitle 150.000,00 TL bedelle davalı ...’e, ... parsel (yeni 8 32... ) sayılı taşınmazını 14.09.2020 tarihli ... yevmiye nolu akitle 40.000,00 TL bedelle davalı ...’e, ... parsel (yeni 7 86... ) sayılı taşınmazını 14.09.2020 tarihli ... yevmiye nolu akitle 70.000,00 TL bedelle davalı ...’e, ... parsel (yeni 7 89... ) sayılı taşınmazı 29.04.2021 tarihinde 50.000,00 TL bedelle davalı ...’e satış suretiyle devrettiği, ...’in de temlik aldığı ... parsel (yeni 7 89... ) sayılı taşınmazı 6.05.2021 tarihinde davalı vekil ...’a satış suretiyle devrettiği, yine vekil ...’ın davacının ... olduğu 5 23... parsel sayılı taşınmazı 20.01.2021 tarihinde, 7 86... parsel sayılı taşınmazdaki ½ payını 28.04.2021 tarihinde davacının torunu olan davalı ...’ya bağış suretiyle devrettiği, ...’nın da 7 86... parsel sayılı taşınmazı dava tarihinden önce 08.07.2021 tarihinde dava dışı ...’a satış suretiyle devrettiği, ayrıca davacının ... Bankasındaki hesabından vekil ...'a 09.07.2021 tarihinde 50.000,00 TL, 12.07.2021 tarihinde ise 9.152,06 TL olmak üzere toplam 59.152,06 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nın 504/1. maddesi). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.

Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet veren arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.

Bunun yanında; aynı Kanun’un “İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı” başlıklı 1024. maddesi ise; “Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir” hükmünü içermekte olup bu madde ile de iyiniyetli olmayan kimsenin iktisabının korunmayacağına vurgu yapılmıştır. TMK’nın 1023. maddesi iyiniyetle mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımını korurken; tamamlayıcı madde niteliğinde bulunan 1024. madde ile de iyiniyetli olmayan üçüncü şahısların kazanımı hükümsüz sayılmıştır.

Görüldüğü üzere, tapuda taşınmazla ilgili kayıtlara ilişkin olarak “tapu siciline güven ilkesi” benimsenmiştir. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hâllerde manevi büyük değer taşıyan aynî hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyiniyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Somut olaya gelince; davacı ...’ın vekaletname verdiğinde 84 yaşında olduğu, bir çok taşınmazının bulunduğu, yaşı itibari ile işlerini takip etmekte zorlandığı, davalı torunu ...’nın davacının hastane ve diğer işlemleri ile ilgilendiği, bu nedenle davacının güvenini kazandığı ve davacının tüm malvarlığı hakkında bilgi sahibi olduğu, davalı ...’ın avukat olup ...’nın nişanlısı olduğu, 26.02.2021 tarihinde ... ve ...’ın evlendikleri, davacının, taşınmazlarındaki kiracıları ile ilgili işlem yapmak üzere ...’ı vekil tayin ettiği, davacının yaşı, davalı ...’ın torununun nişanlısı olması ve torununun da kendisiyle ilgilenmesi nedeniyle torunu ... ve vekil ...’a güvendiği, davacının avukata dava vekaletnamesi verdiğini düşünerek hareket ettiği, ancak davalılar ... ve ...’nın davacının taşınmazlarının satış ve bağış yetkilerini de içerir şekilde vekaletname düzenlenmesini sağladıkları, davacının taşınmazlarının vekil ... tarafından bir kısımının satışı, bir kısmının da davalı torunu ...’ya bağışlanması yönünde bir iradesinin bulunmadığı, davacı ile davalı vekil ... arasında 23.07.2020, 04.01.20 21... .06.2021 tarihli “ avukatlık hizmet sözleşmesi” başlıklı belgeler düzenlendiği, 23.07.2020 tarihli sözleşmede; davacının, ... olduğu 3126 (yeni 8 45... ) parsel sayılı taşınmazın 150.000,00 TL bedelle, ... (yeni 7 86... ) parsel sayılı taşınmazın 70.000,00 TL bedelle, ... (yeni 8 32... ) parsel sayılı taşınmazın 40.000,00 TL bedelle, dilediği kişiye satışı hususunda, 8416 (yeni 8 32... ) parsel sayılı taşınmazın dilediği kişiye, dilediği bedelle, yine 6, ... (yeni 7 89... ), ... (yeni 8 32... ) parsel sayılı taşınmazların davalı ...’ya devri konusunda vekil ...’a rıza verildiğinin, 04.01.2021 tarihli sözleşmede, vekil tarafından davacıya ait 6 ve 7 86... parsel sayılı taşınmazların davalı ...’ya bağışlanması, ... (yeni 7 89... ) parsel sayılı taşınmazın ise davalı ...’ya satılması hususlarının kabul edildiğinin belirtildiği, 10.06.2021 tarihli sözleşmede ise 23.07.20 20... .01.2021 tarihli sözleşmeler kapsamında yapılan satışlardan elde edilen satış bedellerinin vekil ... ve ... tarafından kendisine elden teslim edildiğini, avukat ... ve ...’dan herhangi bir alacağının kalmadığının belirtildiği, belirtilen sözleşmelerde dava konusu ... (yeni 7 86... ) parselin 70.000,00 TL'ye, ... (yeni 8 32... ) parselin ise 40.000,00 TL bedelle satılmasına rıza verildiği belirtilse de, ... (yeni 7 86... ) parsel sayılı taşınmazın satış tarihindeki keşfen belirlenen değerinin 374.141,00 TL, ... (yeni 8 32... ) parsel sayılı taşınmazın satış tarihindeki keşfen belirlenen değerinin ise 112.203,00 TL olduğu, davacının hiçbir şekilde taşınmazlarının satış ve bağışı ile hesabından para çekilmesi iradesinin bulunmadığı, 23.07.2020, 04.01.20 21... .06.2021 tarihli sözleşmelerin de 1936 doğumlu davacının kandırılması suretiyle imzalandığı, vekil ... ile ...’nın birlikte hareket ederek davacıyı zararlandırdıkları, davacının tüm mal varlığını elinden aldıkları, vekil ...’ın vekalet görevini kötüye kullandığı anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte, gerek yukarıda değinilen ilke ve olgular gerekse 05.02.2025 tarihli 2024/1-706 Esas, 2025/830 Karar sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 14.02.1951 tarihli 1949/17-1951/1 ve 16.08.2025 tarihli 2024/1-2025/2 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararları da göz önüne alındığında; ... (yeni 7 86... ) parsel sayılı taşınmazı temlik alan ... ile ... (yeni 8 32... ) ve 8416 (yeni 8 32... ) parsel sayılı taşınmazları temlik alan ...’in evli oldukları, 3126 (yeni 8 45... ) parsel sayılı taşınmazı temlik alan ...’in oğulları olduğu, davacının ikamet ettiği ... Mahallesinde 1995 yılından beri emlakçılık yaptıkları, davacıyı tanıdıkları, vekil ...'ın beyan ettiği satış bedelleri ile davalıların ödediklerini belirttikleri satış bedellerinin örtüşmediği, davalılar tarafından satış bedellerinin tam olarak ödendiğine ilişkin herhangi bir delil sunulamadığı, ayrıca ...’e devredilen ... (yeni 7 89... ) parsel sayılı taşınmaz üzerinde yüksek gerilim hattı bulunduğu, bu hattın kaldırılacağının belirtildiği, ancak kaldırılmayınca bu taşınmazın satışından vazgeçildiğinin belirtildiği, bu durumda taşınmazın davacıya iade edilmesi gerekirken, bu taşınmazın ... tarafından 7 gün sonra davalı ...’a devredildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, son kayıt malikleri davalılar ..., ... ve ...’in durumu bilen ya da bilmesi gereken kişi konumunda olup iyiniyetli bulunmadıkları ve TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacakları sonucuna varılmaktadır. Hâl böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.

Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulü ile, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davalılardan alınarak vekil ile temsil edilen davacıya verilmesine, Dosyanın kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesi, 04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/3940, K. 2026/3646, T. 04.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2024-3940-e-2026-3646-k-428fbb526517