Yargıtay · 1. Ceza Dairesi
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2025/2197 E. 2026/4435 K. – Nitelikli Kasten
Konu: Nitelikli Kasten Öldürme
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2025/2197
- Karar No
- 2026/4435
- Karar Tarihi
- Konu
- Nitelikli Kasten Öldürme
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/3269 E., 2024/3350 K. SUÇ : Nitelikli kasten öldürme HÜKÜMLER : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurularının esastan reddi ile hükümlerin onanması
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.04.2024 tarihli ve 2023/498 Esas, 2024/206 Karar sayılı kararı ile; a. Sanık ... hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 37/1. maddesi delaletiyle 81/1, 53... . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,
b. Sanık ... hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi delaletiyle 81/1, 53... . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanmasına, Karar verilmiştir.
2. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 23.12.2024 tarihli ve 2024/3269 Esas, 2024/3350 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafiileri ve katılan ... vekilinin istinaf başvuruları üzerine 5271 sayılı Kanun’un 280/1. maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının (2) ve (3) nolu bentlerinin kaldırılmasıyla; a. Sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi delaletiyle 82/1-e, 29/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,
b. Sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi delaletiyle 82/1-e, 62, 53... . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanmasına, Karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; eksik incelemeye, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ihlal edildiğine, maktulün yaşı konusunda hata hükümlerinin uygulanması gerektiğine, sanığın müsnet suçu işlemediğine, sanığın öldürme kastı bulunmadığından bahisle suç vasfına, meşru savunma ve sınırın aşılması hükümlerinin uygulanması gerektiğine, haksız tahrik hükümlerinin üst hadden uygulanması talebine ilişkindir.
2. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; eksik incelemeye, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ihlal edildiğine, sanığın müsnet suçu işlemediğine, suça iştirak iradesinin bulunmadığına, öldürme kastı bulunmadığından bahisle suç vasfına ilişkindir.
III. GEREKÇE 1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eksik incelemenin bulunmadığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ihlal edilmediği, meşru savunma ve sınırın aşılması ile hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı, nitelikli kasten öldürme eyleminin sanıklar tarafından fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmak suretiyle iştirak halinde gerçekleştirildiği, hükümlere esas alınan adli raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, suç vasfının nitelikli kasten öldürme olarak kabulü ve yaptırımların uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı, sanık ... hakkında uygulanan haksız tahrik indirim oranında isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından ileri sürülen
temyiz sebeplerinin incelenmesinde sanık ... hakkında kurulan hükümdeki düzeltme nedeni dışında hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 7550 sayılı Kanun ile değişik 108/3. maddesinde yer alan; "İkinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda birinci fıkradaki koşullu salıverilme süreleri uygulanır." şeklindeki düzenleme dikkate alınarak ikinci kez mükerrir olan sanık ... hakkında koşullu salıverme hükmünden yararlanmayacağına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuş ise de; söz konusu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.
IV. KARAR 1. Sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; Gerekçe bölümünde yer alan (1) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 23.12.2024 tarihli ve 2024/3269 Esas, 2024/3350 Karar sayılı kararında sanık müdafiinin öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
2. Sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; Gerekçe bölümünde yer alan (2) numaralı paragrafta açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 23.12.2024 tarihli ve 2024/3269 Esas, 2024/3350 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1. maddesi gereği Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının dördüncü bendinde yer alan sanık ... hakkındaki "sanık hakkında 5275 sayılı Yasa'nın 108/3.maddesi uyarınca hakkında koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmamasına" ibaresinin çıkartılması suretiyle Tebliğname'ye kısmen uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak sanıklar müdafiilerinin tahliye taleplerinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
04.06.2026 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına şerik denilmekte olup, TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Şerikliğin bir şekli de yardım etmedir. Bir suçun işlenişine yardım niteliğindeki fiillerle katılanlar, bu iştirakleri nedeniyle yardım eden olarak sorumlu tutulacaklardır. Yardım eden, hareketleriyle failin suç tipini gerçekleştirmesini teşvik etmekte ve kolaylaştırmaktadır. Faillik ve azmettirme olarak nitelendirilmeyen her türlü katkı, yardım etme kapsamında değerlendirilebilir. Yardım etme, yardım edenin suç tipinin icrası üzerinde bizzat hâkimiyet kurmaması yönüyle faillikten ayrılmaktadır. Bu şeriklik türünün ilk şartını, yardım niteliğindeki hareketlerin gerçekleştirilmesi oluşturmaktadır. Suç tipinin gerçekleştirilmesini mümkün kılan, kolaylaştıran, yoğunlaştıran veya garantileyen fiiller yardım niteliğindeki katkıyı belirtir. Kanun koyucu yardım şekillerini, TCK’nın 39. maddesinin 2. fıkrasında göstermiştir. Bir suçun işlenişine gerçekleştirilebilecek maddi yardımlar; “suçun işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak” ve “suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak”tan ibarettir. Manevi yardım şekilleri ise; “suç işlemeye teşvik etmek” ve “suç işleme kararını kuvvetlendirmek”, “fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek” ve “suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek”ten oluşmaktadır. Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, yardımın maddi şeklini oluşturmaktadır. Suçun işlenmesini kolaylaştıran ancak niteliği itibarıyla müşterek failliği oluşturmayan her türlü katkı bu kapsamda değerlendirilmelidir. Bir suçun işlenişine, yukarıda ifade edilen nitelikteki farklı şekillerde yardım mahiyetindeki hareketlerle katılmak mümkündür. Asıl fail tarafından kasten ve hukuka aykırı bir şekilde işlenen ve en azından teşebbüs aşamasına varmış bir fiilin varlığı yardım edenin sorumluluğu için gerekli ve yeterlidir. Yardımda bulunmanın kasten gerçekleştirilmesi yardım eden olarak bir suça katılımın diğer şartını oluşturmaktadır. Yani kişinin suçun işlenişine yardım eden olarak katılmaktan dolayı cezalandırılabilmesi kasten hareket etmesine bağlıdır. Sorumluluğun doğumu bakımından, şerikliğin diğer türü olan azmettirmedeki gibi olası kast yeterlidir. İştirakte söz konusu olan isteme, belli bir suçun işlenmesini istemedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.02.2020 tarihli ve 145 - 116 sayılı kararında belirtildiği üzere; bir suçta iştirakin varlığını kabul edebilmek için iştirak iradesi, birden fazla suça katılan tarafından yapılan birden fazla hareketin bulunması, suçun icra hareketlerine başlanmış olması ve illiyet bağının varlığı gereklidir. İştirak iradesi, suça katılanların birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün hâline getiren, onları bağlayan manevi bağdır. İştirak iradesinin varlığı için belli bir suçun gerçekleştirileceğinin bilinmesi ve istenmesinin yanında, suça katılanın da kendi davranışı ile diğerlerinin davranışına katkıda bulunmak bilinç ve iradesinin de olması gerekir. İştirak iradesinde önemli olan ve suça katılanlarca bilinip istenen husus suç değil, suçta işbirliğidir. İştirak iradesinin oluşma zamanı, suçtan önce ya da suç işlenirken olmalıdır. Suç işlendikten sonra iştirak iradesinden bahsedilemez. Bu nedenle yardım eden konumundaki şerik, asıl fail tarafından işlenen fiile TCK’nın 39. maddesinde yazılı maddi veya manevi surette katkı sağladığı açık olan bir söylemi veya eylemi bulunması hâlinde cezalandırılabilecektir. Ancak şeriğin en geç asıl failin suçu işlediği (ve bu andan
sonrasına ilişkin vaadi de dâhil olmak üzere) ana kadar sergileyebileceği “katkı” mahiyetindeki bu davranışların; TCK’nın 40. maddesi uyarınca asıl failin eylemi ile bağlantısının kurulabilmesi ve cezalandırılabilmesi için “nedensellik bağı”nın bulunması gerekmektedir. Asıl failin eylemine nedensellik içeren katkıyla kastedilen; şeriğin asıl failin suça konu eylemine yaptığı katkı nedeniyle, suçun asıl fail tarafından aynı şekilde, aynı sürede, daha kolay, zahmetsiz veya akim kalmayacağı garantisiyle daha rahat işlenebilmesi sonucunun doğması; şeriğin iştirake konu davranışı olmasaydı da netice aynı şekilde ve aynı zamanda, aynı şartlarda gerçekleşemezdi denilebilmesi; başka bir anlatımla yardım eden şeriğin eyleminin asıl failin eylemine doğrudan veya dolaylı bir şekilde fayda sağlamasıdır. Ayrıca, yardım eden konumundaki şeriğin iştirake konu olan eyleminin, kendisinden kaynaklı icrai veya ihmali bir hareket olması, ayrıca bu hareketi asıl failin suça konu eylemine katkı oluşturduğunu bilerek gerçekleştirmesi (iştirak iradesi) de gerekir. Dolayısıyla kişinin, failin bir suç işleyeceğini bilmesi ve olay anında yanında bulunması, iştirak iradesine katıldığı anlamına gelmez. Bu bağlamda, Sanık ...'ın maktulü kasten öldürme suçundan TCKnın 82/ 1-e ve 62 maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırmasına dair ilk derece mahkemesinin kararının onarmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyoruz, şöyle ki ; 1.Öncelikle sanık ...'ın maktul ... ile olay öncesinde aralarında hiçbir husumet bulunmaması, 2. Olayın sanık ... ile maktulün motor gürültüsü nedeniyle tartışmaları ve maktulün sanık ... etmesinden kaynaklanması, 3. Sanık ... tarafından çağrılan sanık ...'un üzerinde herhangi bir silah bulunmaması, 3. Sanık ...'in üzerinde bıçağını gizleyecek şekilde kalın bir giysi bulunması, 4. Olay öncesinde sanıklar ... ile ...'un olay yerine geldiklerinde maktulü öldürecekleri hususunda bir anlaşma veya konuşmalarının olduğuna ilişkin aleyhe hiçbir delil bulunmaması, zaten olay öncesinde maktulün öldürülmesinin kararlaştırılması durumunda sanık ...'un da mutlaka öldürmeye elverişli bir silahla olay yerine gelmesi gerektiği halde silahsız gelmesinin olay öncesinde maktulün öldürülmesinin kararlaştırılmadığını göstermesi, 5.Yine sanıklar olay yerine geldiklerinde olayın tek tanığı olan ... 'in beyanlarına göre "sanık ... mahalleye gelince ...'a hitaben "mahallenin kabadayısı çıksın meydana" dediği , Bunun üzerine ...'ın ayağı kalktığı, buyur geldim dediği, Bu esnada ...'in yanındaki ...'un ...'ın ayağına tekme vurduğu, ...'ın yere düştüğü, Ayağa kalkıp ...'a yumruk sallarken ... ...'ın kolundan tuttuğu, Bu esnada ...'in de bıçağı bel kısmında çıkartarak ...'a sapladığı, Dolayısıyla sanık ...'un olay sırasında yaptığı davranışların maktulün ayağına tekme vurup onu yere düşürmesi sonrasında ayağa kalktığında maktulün sanık ...'a yumruk sallarken maktulün kolundan tutmasından ibaret olduğu, sanık ...'un maktule tekme atması ve ayağa kalktığında maktulün kendisine yumruk sallarken kolundan tutması şeklindeki eylemlerin sonrasında sanık ...'in daha sonra bir anlık kararıyla bıçağını maktule saplaması sebebiyle olayın bu şekilde başlayıp devam etmesine göre sanıklar arasında olay yerine gelirken maktulün öldürülmesi gibi bir düşüncelerinin olmadığını ortaya koyduğu, ancak sanık ...'un maktulün ayağına tekme vurup onu yere düşürmesi daha sonra ayağa kalkan maktulün sanık ...'a yumruk sallarken sanık ...'un kendisini korumak maksadıyla maktulün
kolunu tutması sırasında tanık ...'in bu sırada aniden bıçağını çıkartarak maktule tek bir bıçak darbesi vurduğu için sanık ...'in bu davranışının planlı olmayıp ani bir karar neticesinde yapmış olduğunu gösterdiği, sanık ...'in daha önceden planlanmamış bir şekilde sanık ...'un maktulün kolunu tuttuğu anda aniden bu durumdan istifade ederek maktûle tek bıçak darbesi vurmuş olmasının sanık ...'u maktulün öldürmesiyle ilgili olarak TCK'nın 37 maddesi anlamında müşterek fail konumuna sokamayacağı, 6. Ayrıca sanık ...'un maktulü kolundan tutmasının sanık ...'un maktulü rahat bir şekilde bıçaklamasına yönelik olarak yaptığının da söylenemeyeceği, bu sırada sanık ...'un maktulün bıçaklanacağını tahmin edemeyeceği gibi sanık ... bir saniyelik eylemini de engellemesinin mümkün olmadığı, sanık ...'un maktulun kendisine vurmasını engellemek maksadıyla maktulü kolundan tutmasından istifade edilerek bıçaklanması sorumluluğunun ceza hukuku anlamında sanık ...'a yüklenemeyeceği , 7.Sanık ...'un daha önce sanık ... ile önceden anlaşarak maktulün kolunu tutacağı ve bu sırada sanık ...'in de maktulü bıçaklayacağı önceden kararlaştırılmış olması halinde sanık ...'un TCKnın 37 maddesi kapsamında fiili hakimiyet neticesi mahkumiyetinden söz edilebileceği, bu itibarla olay öncesinde sanıklar arasında maktulün öldürüleceğinin kararlaştırıldığı veya olay sırasında sanıklar arasında böyle bir anlaşma yapılarak ... tarafından maktulün kolunun tutulduğu ve sanık ...'in bundan istifade ederek maktulü bıçakladığının ispatlanması halinde mahkumiyetin söz konusu olabileceği, bu durumun dosyadaki delillerle net bir şekilde ortaya konulamadığı, 8. Sonuç olarak olayda sanık ...'un sanık ...'in eylemine iştiraki kanıtlanamadığı için sanık ...'un maktulun ayağına vurması ve kolundan tutması eylemlerinin ancak TCK'nın 86 2 maddesi kapsamında şikayete tabi basit yaralama suçunu oluşturacağı, ancak maktulün ölümü sebebiyle şikayette söz konusu olamadığından TCKnın 86/2, 73/4 ve CMKnın 223/8 maddeleri uyanınca hakkındaki kamu davasının düşürülmesine karar vermesi gerektiği kanaatindeyiz.