İlk Derece Mahkemesi · İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/532 E. 2024/740 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/532
Karar No
2024/740
Karar Tarihi

T.C. İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/532 Esas KARAR NO : 2024/740 DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 01/07/2024 KARAR TARİHİ : 21/11/2024 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı yanın, dava dilekçesi ekinde sunulu 30/09/2019 tarih ve Seri: A,... seri numaralı faturada yazılı bulunan hayvan yemi ve türevi ürünlerinin satın alınması konusunda anlaştıklarını, müvekkili şirket tarafından fatura tanzim edilerek, faturada yazılı ürünler ile faturanın PTT aracılığı ile iadeli taahütlü olarak... barkod numarasıyla 07/10/2019 tarihinde imza karşılığı davalı tarafından teslim alındığını, karşılıklı iyiniyet çerçevesinde her defasında müvekkili şirketçe davalıdan ürün teslimine ilişkin fatura bedeli talep edilmişse de davalı tarafından ödeme takvimi ertelenerek, bu zamana kadar müvekkili şirkete bir ödeme yapılmadığını, müvekkilinin parasının ekonomik anlamda çok büyük değer kaybına uğradığını, Kiraz Arabuluculuk Bürosunun ..., ... sayılı dosya numarası kapsamında arabuluculuk yoluna başvurulmuşsa da davalı yanca toplantıya icabet dahi sağlanmadan arabuluculuk yolunun tüketildiğini, davalının üzerine düşen edimini ifadan kaçınmasının, tek yönlü sebepsiz zenginleşmeye dair çok açık bir örnek olduğunu, davalıya teslim edilen ürünlerin cins ve miktarlarının belli olduğunu, bu nedenle, ürünlerin davalıya teslim tarihi itibariyle paranın alım gücünün, dava tarihi itibariyle paranın alım gücüne ulaştırılarak, iadeye bu şekilde karar verilmesi gerektiğini, aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacağını, iade dışındaki zenginleşmenin, iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacağını ve iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacağını, davalı tarafça teslim alınan ürünlerin fatura bedeline yönelik alacakları yönünden kısmi eda davası olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik; 43.882,00-TL alacağa yönelik haklı davanın kabulü ile denkleştirici adalet ilkesi hükümlerine göre dava tarihi esas alınmak suretiyle, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davanın kabulüne, hesaplanacak alacağın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, mevcut belge ve olayın meydana gelişi nazara alınarak haklı alacaklarının temini bakımından, öncelikle teminat aranmaksızın davalı aleyhine ihtiyati haciz kararı, ihtiyati haciz talebi kabul görmez ise hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesine, yargılama gideri ile vekalet ücretinin karşı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalının, dava dilekçesinin ve tensip tutanağının kendisine usulüne uygun tebliğine rağmen davaya karşı süresi içerisinde cevap vermediği anlaşılmıştır. DELİLLER : 1-Kiraz Arabuluculuk Bürosunun ...Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı, 2-Davacı ...Gıda Kafeterya Hayvan Yemi Hırdavat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından düzenlenen 30/09/2019 tarihli ve ... seri numaralı fatura, 3-Davalıya ait ticaret sicil kayıtları, 4-Davalıya ait vergi sicil kayıtları, 5-Davalıya ait esnaf sicil kayıtları, 6-Sair deliller. DAVA KONUSU : Açılan dava, taraflar arasındaki hayvan yemi ve türevi ürünlerinin alım satım ilişkisine binaen davacı şirket tarafından davalıya satıldığı ve teslim edildiği iddia olunan hayvan yemi ve türevi ürünlerinin bedeli açısından düzenlenen faturadan kaynaklanan alacağın denkleştirici adalet ilkesi gereğince hesaplanarak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı şirkete verilmesi taleplerine ilişkindir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacı tarafça, taraflar arasındaki hayvan yemi ve türevi ürünlerinin alım satım ilişkisine binaen davacı şirket tarafından davalıya satıldığı ve teslim edildiği iddia olunan hayvan yemi ve türevi ürünlerinin bedeli açısından düzenlenen faturadan kaynaklanan alacağın sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde davalıdan tahsilinin talep edildiği dikkate alınarak, sebepsiz zenginleşme hükümlerine değinmekte de fayda görülmüştür. Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı BK)’nun konuya ilişkin 61 ve devamı maddelerindeki (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (Benzer hüküm 6098 sayılı TBK)’nun m. 77 vd.yer almıştır.) düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir. Bu genel açıklamadan sonra sebepsiz zenginleşmenin gerçekleşmesi için aranan şartların açıklanmasında yarar görülmüştür. Birinci şart; taraflardan birisinin malvarlığında bir eksilmenin vukubulmasına karşı, diğerinin malvarlığında bir çoğalmanın gerçekleşmiş olmasıdır. Bir malvarlığındaki eksilme, aktifin azalması ya da pasifin çoğalması şeklinde olabileceği gibi, aktifin çoğalmasına ya da pasifin azalmasına engel olma yoluyla da gerçekleşebilir. İkinci şart; sözü edilen eksilme ile çoğalma arasında bir illiyet bağının bulunmasıdır. Üçüncü şart, yine sözü edilen azalma ile çoğalmanın haklı bir sebebe dayanmamasıdır. Taraflardan biri, diğerine hükümsüz bir sözleşme gereğince misli mahiyette bir şey vermişse muteber olmayan sebebe dayanan bir iktisap söz konusudur. Sözleşmedeki şekil noksanlığı, fiil ehliyetsizliği, imkansızlık, hukuka veya ahlaka aykırılık, muvazaa gibi sebepler, butlan nedeniyle kazandırmayı geçersiz kılan sebepler olduğundan bu durumlarda kazandırma geçerli hukuki sebebe dayanmamaktadır. Dördüncü şart; vukubulan iktisabın (çoğalmanın) sebepsiz iktisap kuralları dışında, özel bir hukuk kuralına dayanılarak iadesi mümkün olmamalıdır. Zira böyle bir imkan varsa artık sebepsiz iktisap kuralları değil, sözü edilen özel kurallar uygulanır. İadenin; istihkak davası, haksız inşaat sebebiyle tazminat davası, sözleşmenin ifası davası, sözleşmeden dönme sebebiyle iade davası, vekaletsiz iş görmeye dayanan iade davası gibi yollarla gerçekleştirilmesi mümkünse, artık sebepsiz iktisap kurallarına başvurulamaz (Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7.Baskı, İstanbul 1993, s. 734-738). Bu tür işlemlerde amaç; davalının edindiği çoğalma sonucu, tüm malvarlığında meydana gelen artışın iadesinden ibarettir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanun'un 5. maddesinde de ticari davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları yer almaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 3. maddesi hükmüne göre bu Kanun'da düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar. (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı-İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323). Ticari davalar ise aynı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu'nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesinde; ''Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.'' hükmü düzenlenmiştir. Davaya konu uyuşmazlığın, taraflar arasındaki hayvan yemi ve türevi ürünlerinin alım satım ilişkisine binaen davacı şirket tarafından davalıya satıldığı ve teslim edildiği iddia olunan hayvan yemi ve türevi ürünlerinin bedeli açısından düzenlenen faturadan kaynaklanan alacağın denkleştirici adalet ilkesi gereğince hesaplanarak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı şirkete verilmesi taleplerine ilişkin olduğu, davanın mutlak ticari dava vasfı taşımadığı, davanın nispi ticari dava vasfının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi noktasında ise davacının ticaret şirketi olduğu ve tacir sıfatının bulunduğu, ancak davalının gerçek kişi olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin davalının işletmesi ile ilgili olup olmadığı, davalının işletmesinin ticari işletme vasfında olup olmadığı ve bu itibarla davacının tacir sayılıp sayılmayacağının tespiti için 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 11. maddesi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesi kapsamında esnaf işletmesi için ön görülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi için İzmir Vergi Dairesine, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odasına, İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevaplarında yer alan veriler çerçevesinde davalının ticaret sicil kaydının bulunmadığı, esnaf kaydının olmadığı, yine davacının potansiyel (gelir getirici kazancı olmayan) mükellef sıfatı ile vergi siciline kayıtlı olduğu, belirtilen hususlar dolayısıyla davalının tacir sıfatını haiz olmadığı, bahsi geçtiği üzere davalının tacir sıfatının ve ticari işletmesinin bulunmadığı ve bu sebeple uyuşmazlığın davalının ticari işletmesi ile ilgili de olmadığı, davanın nispi ticari dava olarak kabulü için her iki tarafın da tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirir mahiyette bulunması gerektiği, açıklanan gerekçeler dikkate alındığında mahkememizin görevli olmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü noktasında görevli mahkemenin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu kanaatine varılmıştır. Yargıtay... Hukuk Dairesi'nin 08/10/2019 tarih ve... Karar sayılı ilamında aynen; ''...Dosya kapsamında, her ne kadar davacı tacir ise de, davalının gerçek kişi olduğu ve tacir olmadığı ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadığı, takibinin cari hesap extresine dayalı ilamsız takip olmasına göre uyuşmazlığın, asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir...'' denilerek davalının tacir vasfının bulunmaması durumunda görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu belirtilmiştir. Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartlarıdır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (kesin hüküm gibi). Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan da denir. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür. Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık (esastan) sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o uyuşmazlık (dava konusu) hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir (HMK m.303) (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s.3005). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-c. maddesinde mahkemenin görevli olması da dava şartları arasında sayılmıştır. Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115. maddesinde ise; ''Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.'' hükmü yer almaktadır. Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, Kiraz Arabuluculuk Bürosunun... Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı, davacı ... Gıda Kafeterya Hayvan Yemi Hırdavat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından düzenlenen 30/09/2019 tarihli ve... seri numaralı fatura, davalıya ait ticaret sicil kayıtları, davalıya ait vergi sicil kayıtları, davalıya ait esnaf sicil kayıtları ile sair deliller birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu uyuşmazlığın taraflar arasındaki hayvan yemi ve türevi ürünlerinin alım satım ilişkisine binaen davacı şirket tarafından davalıya satıldığı ve teslim edildiği iddia olunan hayvan yemi ve türevi ürünlerinin bedeli açısından düzenlenen faturadan kaynaklanan alacağın denkleştirici adalet ilkesi gereğince hesaplanarak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı şirkete verilmesi taleplerine ilişkin olduğu, davanın mutlak ticari dava vasfı taşımadığı, davanın nispi ticari dava vasfının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi noktasında ise davacının ticaret şirketi olduğu ve tacir sıfatının bulunduğu, ancak davalının gerçek kişi olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin davalının işletmesi ile ilgili olup olmadığı, davalının işletmesinin ticari işletme vasfında olup olmadığı ve bu itibarla davacının tacir sayılıp sayılmayacağının tespiti için 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 11. maddesi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesi kapsamında esnaf işletmesi için ön görülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi için İzmir Vergi Dairesine, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odasına, İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevaplarında yer alan veriler çerçevesinde davalının ticaret sicil kaydının bulunmadığı, esnaf kaydının olmadığı, yine davacının potansiyel (gelir getirici kazancı olmayan) mükellef sıfatı ile vergi siciline kayıtlı olduğu, belirtilen hususlar dolayısıyla davalının tacir sıfatını haiz olmadığı, bahsi geçtiği üzere davalının tacir sıfatının ve ticari işletmesinin bulunmadığı ve bu sebeple uyuşmazlığın davalının ticari işletmesi ile ilgili de olmadığı, davanın nispi ticari dava olarak kabulü için her iki tarafın da tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirir mahiyette bulunması gerektiği, açıklanan gerekçeler dikkate alındığında mahkememizin görevli olmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü noktasında görevli mahkemenin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmakla davanın usulden reddine vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Açılan davanın USULDEN REDDİ İLE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. maddesi kapsamında İzmir Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu anlaşıldığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-c. maddesi atfıyla aynı Kanun'un 115/2. maddesi gereğince mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 20. maddesi gereğince, tarafların görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep edebileceklerinin, aksi takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına, 3-Tarafların görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmeleri durumunda dosyanın görevli İZMİR NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 4-Yargılama giderlerinin görevli mahkemece dikkate alınmasına, 5-Mahkememizce verilen ihtiyati haciz kararına karşı itirazların, verilen görevsizlik kararı kapsamında görevli mahkemece değerlendirilmesine, Dair, davacı vekilinin ve davalının yüzlerine karşı, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.21/11/2024 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/532, K. 2024/740, T. 21.11.2024, www.arakarar.com/karar/izmir-7-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-532-e-2024-740-k-920138539b48