İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/417 E. 2026/546 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/417
Karar No
2026/546
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/417 Esas KARAR NO : 2026/546

DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) DAVA TARİHİ : 11/05/2026 KARAR TARİHİ : 12/05/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/05/2026 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili olduğu şirket nezdinde ... numaralı “... GENİŞLETİLMİŞ KASKO SİGORTA POLİÇESİ” ile sigortalı bulunan dava dışı sigortalı ...'ın maliki olduğu ... plaklı araç, davalı ...'ın maliki olduğu ve diğer davalı .......'nın mezkur kaza esnasında sevk ve idaresinde bulundurduğu... plakalı aracın çarpması neticesinde hasara uğradığını, davalılar tarafından icra takibine itiraz edilmesi üzerine taraflarınca Büyükçekmece Arabuluculuk Bürosu nezdinde arabuluculuk başvurusu yapılmış ve bu kapsamında yapılan müzakereler sonucunda ... Büro Dosya numaralı, ... arabuluculuk dosya numaralı dava şartı arabuluculuk son tutanağı ile görüşme sonucu anlaşamama yönünde tutanak tutulduğunu işbu sebepten huzurdaki dava ikame edildiğini, davalıların büyükçekmece icra müdürlüğü ....e. sayılı dosyasına vaki itirazlarının iptaline ve takibin devamına, davalıların haksız itirazından dolayı %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve ücreti vekâletin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Dava; sigortacının sigortalısına ödediği tazminata istinaden 6102 sayılı Kanun'un 1472. Maddesi gereğince halefiyet ilkesine dayalı olarak haksız fiilin diğer tarafı olan araç malikine ve sürücüsüne karşı açılan rücu talebine istinaden başlatılan icra takibine itirazın iptali talebi hakkındadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5. maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Taraflar arasındaki itirazın iptali talebine konu icra takip dosyası incelendiğinde; davacı sigorta şirketi tarafından dava dışı sigortalısına ödenen tazminata yönelik olarak halefiyet hükümleri gereğince ödenen tazminatın davalı araç malikinden ve sürücüsünden tahsili için icra takibinin başlatıldığı ve itiraz üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Davacı sigorta şirketi, bu davayı sigortalısının halefi olarak açtığına göre, görevli mahkemenin tayininde sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun ... tarihli .... Esas ve .... Karar sayılı ilamında bu husus "sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur" şeklinde vurgulanmaktadır. Öte yandan, TTK'nun "Halefiyet" başlığı altındaki 1472. maddesinde; "sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder" hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda hangi mahkemenin görevli olduğunun belirlenmesi için öncelikle taraflar arasındaki ilişkiyi saptamak gereklidir. Davacı sigorta şirketi meydana gelen haksız fiil nedeniyle sigortalısına yaptığı ödemeye istinaden davalı karşı taraf araç malikinden ve sürücüsünden kendi sigortalısına ödemiş olduğu tazminatın halefiyet ilkelerine göre tahsilini talep etmekte olup davanın haksız fiilden kaynaklı başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali niteliğinde olduğu ve mutlak ticari davalardan olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple Mahkememizce davanın nispi ticari dava niteliği gözetilmiş ve davacının sigortalısı dava dışı ...... hakkında tacir araştırması yapılmıştır. Mahkememizce dava dışı sigortalı ...'ın kayıtları UYAP sistemi üzerinden sorgulanmış olup, davacının sigortalısı ...'ın avukat olarak görev yaptığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından sigortalanmış dava dışı sigortalı ...'a ait kazaya karışan ... plaklı araç kayıtları sorgulandığında bu aracın da kullanım şeklinin hususi olduğu, ... marka sedan binek hususi otomobil niteliğinde olduğu araç kayıtlarından anlaşılmıştır. Dava dışı sigortalı ... ile davacı arasındaki dava dilekçesi ekinde sunulan sigorta sözleşmesinde de ... plaklı aracın hususi binek otomobil olarak davacı tarafından sigorta edildiği, ticari araç olarak sigorta sözleşmesinin yapılmadığı gibi ticari araç olduğuna dair bir kaydın da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu noktada ticari dava niteliğinin tespiti için ticari işletme kavramının incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. 6102 sayılı Kanun gerçek kişi tacirler yönünden ticari işletme ve tacir kavramlarını ticari işletmeyi merkeze alarak tanımlamıştır. Zira gerçek kişi tacirlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesi şu şekildedir: "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir." İlgili hükümden görülebileceği üzere bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için ön şart bir ticari işletmenin işletilmesidir. Davacının sigortalısı ...'ın avukat olarak kayıtlı olduğu ve avukat olarak görev yaptığı anlaşılmakta olup, bilindiği üzere Avukatlık mesleği ülkemizde Avukatlık Kanunu'na tabi olarak yapılabilecek bir kamu görevi niteliğinde olup, Avukatlık mesleğinin bir ticari işletme avukatın da ticari işletme işleten tacir olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bu durumda eldeki davanın Asliye Ticaret Mahkemesince görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur. (Yargıtay ... H.D.sinin ... gün ve ... E- ... K. sayılı kararı) Yukarıda detaylıca açıklanan gerekçeler kapsamında davacının halefiyet ilkelerine göre rücuen tazminat talepli açmış olduğu işbu davada davanın mutlak ticari dava olarak kabul edilemeyeceği, davacının sigortalısı yönünden yapılan araştırmalarda davacının sigortalısının tacir olmadığı gibi avukat olduğu, avukatlık mesleğinin tacir veya ticari işletme olarak kabulü mümkün olmadığı gibi sigortalı aracın da binek hususi otomobil niteliğinde olduğu bu sebeple eldeki halefiyet ilkelerine dayalı davada davacının sigortalısının tacir olmaması ve ticari işletmesinin bulunmaması nedeniyle Mahkememizin görevsiz olduğu, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu anlaşılmakla Mahkememizin görevsizliğine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Dava dilekçesinin, dava şartı olan 6100 Sayılı HMK'nın 114/1-c maddesinde düzenlenen görev yönünden reddi ile MAHKEMEMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE, 2-6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 1. cümlesi uyarınca, kararın kesinleşmesine müteakip talep halinde, dosyanın ve eklerinin yetkili ve görevli mahkeme olan BAKIRKÖY ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 1. cümlesi uyarınca, taraflardan herhangi birinin kararın kesinleşmesinden itibaren iki (2) haftalık yasal süre içerisinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde, dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine, 4-6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 2. cümlesi uyarınca, taraflardan herhangi birinin kararın kesinleşmesinden itibaren iki (2) haftalık yasal süre içerisinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde, dava dosyasının re'sen ele alınarak, açılmamış sayılmasına karar verilmesine, bu hususun taraflara ihtaratına, (Gerekçeli hükmün tebliği ile ihtaratına) 5-6100 Sayılı HMK nın 331/2.nci maddesi 1. cümlesi uyarınca, bu dava dosyasına ilişkin harç ve yargılama giderlerinin görevli ve yetkili mahkemede değerlendirilmesine, 6-Dava dosyasının kesinleşmesi üzerine, iki (2) haftalık yasal süre içerisinde, taraflardan herhangi birinin, ilgili mahkemeye dava dosyasının gönderilmesini talep etmemesi halinde, ilgili dava dosyasının mahkeme Yazı İşleri Müdürü tarafından mahkeme hakiminin önüne getirilmesine,

Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi. 12/05/2026 Katip .... e-imza

Hakim .... e-imza

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/417, K. 2026/546, T. 12.05.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-417-e-2026-546-k-e0e46737a4ae