Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/289 E. 2026/573 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/289
- Karar No
- 2026/573
- Karar Tarihi
T.C.
ERZURUM
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/289
KARAR NO : 2026/573
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/11/2024 (Karar)
NUMARASI : 2024/370 Esas, 2024/471 Karar
DAVA : Ticari Şirket (Yöneticilerin Azline İlişkin)|Kayyımlık (Ticari Şirkete
Kayyım Atanması)
KARAR TARİHİ : 08/04/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 08/04/2026
Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmiş olup, söz konusu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK 353. madde uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...tarihinde işe başlayan ...Mah. ... Sk. Erzurum...Odası ... Blok ... No:.... .../ERZURUM adresinde; "..." Vergi Kimlik Numarası ile "..." isimli iş yerinde ...Otomotiv İnşaat Taahhüt Limited Şirketi ticari faaliyetlerini sürdürdüğünü, müvekkilinin anılan şirketin tek kurucusu olduğunu, müvekkilinin şirket kurulduğu tarihten geçtiğimiz aya kadar avukatlık mesleğini icra etmesi sebebiyle şirket müdürlüğü yapmasının "avukatlıkla birleşmeyen işler" mahiyettindeki işlerden olacağı değerlendirildiğinden şirketinin 100 payından 1 payını davalıya devrettiğini ve davalıyı... tarihindeki 2023/...Sayılı Genel Kurul kararına dayanarak ... tarihinde tescil işlemleri yapılmak suretiyle "müdür" olarak seçtiğini, şirket genel kurul defterinin şirket müdürü tarafından teslim edilmemesi sebebiyle müdür değişikliği için emsal mahkeme kararları ve mevzuat gereği talep edilemediğini, daha sonra açılacak olan ortaklığın giderilmesi davasında bu husus ayrıca ele alınacağını, davalı müdür ortak yetkilerini şirket ve davacı aleyhine kullandığını, müvekkilinin ... ayı ile ... ayının sonu arasında kız kardeşinin nişanı, aile ziyaretleri ve aile fertlerinin hastalıkları sebebiyle İstanbul ilinde bulunduğunu, bu süre zarfında davalı ve çalışan amcasının şirket kasasında biriken nakit parayı davalı ...’ın çeşitli banka hesaplarından müvekkili banka hesabına gönderildiğini, bunun karşılığında da müvekkilinin şirket adına gayrimenkulünü ipotek ederek çıkarttığını ve şirket için kullanılan kredi kartı ödemeleri yapıldığını, müvekkilinin İstanbul'da olduğu süre zarfında tarafına gönderilen nakit para miktarlarının önceki dönemlere nazaran azaldığını, Bu durumun şüpheliler tarafından iş düşüklüğü ile açıklandığını, yine bu süre zarfında şüphelilerin SGK ve BAĞ-KUR’ları şirkete ait ... Bankası hesabından yapıldığının müvekkiline söylendiğini ancak bu hesap şirket için kullanımda olan üzerine kayıtlı ... numaralı hattaki mobil bankacılık kanalıyla yapıldığı söylenmesine rağmen Erzurum iline döndüğümde banka hesaplarını kontrol ettiğimde şüphelilerden ...’ın sigortasını aylar önce EYT sebebiyle iptal ettiğini ve sigorta parasını da maaşına ek olarak kendisine aldığını öğrendiğini, bu süre zarfında şirket çalışanı ...’a bu meselenin aktarıldığını, müvekkiline küfür ve hakaret ettiğini ve aldığı parayı iade etmemesi sebebiyle iş akdinin fesih edildiğini, davalı ...’ın bu duruma göz yumması ve amcası (öz) olan ...’ın ne kadar maaş aldığından haberdar olmamasının sorulduğunu, bu durum karşısında kendisinin böyle takdir ettiğini söylediğini, bunun üzerine öz amcası olan ...’ın iş akdinin fesih edildiğini, devam eden süreçte şirket ortağı müvekkilinin duruma vakıf olduktan sonra şahısları tanıyan şirketin karşı komşusu tanık ...ile telefonda görüştüğünü ve şüphelilerin şirkete gelmeyeceklerini ve 600.000 TL para karşılığında şirketi devredeceklerini aksi takdirde şirketi ve müvekkilini çeşitli bahaneler ile maliye ve savcılığa şikâyette bulunacaklarını beyan ettiklerini, bunun üzerine 01.08.2024 tarihinden beri tanık anlatımları ve kamera kayıtlarından da sabit olacağı üzere şirketi terk ettiğini, şirkete gelmediğini, o tarihten itibaren müdürün olmayışı sebebiyle resmi iş ve işlemlerinde yapılamadığını, müvekkilinin şirket faturalarını kesemediğini, davacı tarafından oluşturulan e-fatura kullanıcı kodu, kullanıcı müdür sistemlerinden sildiğini, şirketin fatura kesmesinin önüne geçildiğini, en önemli sorunlardan birisinin de davalının şirket ticari defteri ve işyerinden bulunan güvenlik kamerası kayıtlarının bulunduğu hafıza kartını aldığını ve tüm bu açıklanan nedenler göz önünde bulundurularak davanın kabulü ile davalı İbrahim ...'ın şirket müdürlüğünden azline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın iddialarının son derece yüzeysel ve soyut iddialar olduğunu, husumetin ise şirkete yöneltilmediğini ve bu durumun usul ve yasaya aykırı olduğunu, şirkete ait defterlerin müvekkilinde olmadığını ve davacı yanın iddialarının maddi gerçeğe aykırı olduğunu, davacı yan dava dilekçesinde şirket genel kurul defterinin şirket müdürü tarafından teslim edilmediği iddia edilmişse de şirket defterlerinin muhasebede olduğunu ve müvekkilinde bulunmadığını, davacı yanın şirketin para giriş çıkışıyla ilgili hayli ilgilenmekte olduğunu fakat diğer gerekli tüm işlemlere kayıtsız kaldığını müvekkilinin üzerine bıraktığını, davacı yanın kendisinden habersiz ...'ın sigortasının iptal edildiğini iddia etmiş olsa da böyle bir durumun söz konusu olmadığını, davacı yanın mezkur şirketin 100 payından 99'una sahip fiili ve ekonomik sahibi olduğunu, bu durumda bu denli önemli hususları bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, iddia edilen tüm işlemlerin davacı yanın bilgisi ve talebi üzerine yapıldığını, güvenlik kamerası kayıtları davacı yanın talebi üzerine alındığını ve davacı yana teslim edildiğini, şirkete ait nakit giriş çıkış çizelgesinin de düzenli bir şekilde tutulmakta olduğunu, davacı yanın her ne kadar faturaları müvekkilinden dolayı kesemediğini iddia etmişse de fatura kesme görevinin davacı yanda olduğunu ve müvekkil bugüne değin hiçbir şekilde fatura kesmediğini ve tüm bu açıklanan nedenler göz önünde bulundurularak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda;"Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 630. maddesi uyarınca limited şirket müdürünün azli isteğine ilişkindir.
Aşamalarda dosyaya katılan sicil kayıtlarına ve ...Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... havale tarihli yazısına göre davacının ve davalının, dava dışı ...Otomotiv ... Tic. Ltd. Şti.'nin hissedarları oldukları ve şirkette başkaca hisse sahibi bulunmadığı; davacının söz konusu şirketin %99 hissesine, davalının ise %1 hissesine sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Hâl böyle iken, 6102 sayılı TTK'nın 620. maddesinde yer alan "Kanun veya şirket sözleşmesinde aksi öngörülmediği takdirde, seçim kararları dâhil, tüm genel kurul kararları, toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınır." hükmü gereği somut uyuşmazlıkta %99 oranında hisse sahibi olan davacının anılan Kanun'un 630/1. maddesi uyarınca genel kurulu toplayarak genel kurul kararı ile davalı şirket müdürünün görevini sona erdirmesinin mümkün olduğu, bu itibarla anılan yola başvurmaksızın müdürlük görevinin kaldırılmasına ilişkin işbu davayı açmakta hukuken korunmaya değer bir menfaatinin; eş deyişle hukuki yararının bulunmadığı anlaşıldığından (Aynı yönde, Yargıtay 11. HD, 07/09/2023 tarih, 2022/1335 E. ve 2023/4759 K.; Yargıtay 11. HD, 15/05/2019 tarih, 2018/1514 E. ve 2019/3755 K.; ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. HD, 16/12/2021tarih, 2020/1858 E. ve 2021/1793 K.; ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. HD, 19/01/2021 tarih, 2020/603 E. ve 2021/60 K.) davanın usulden reddi cihetine gidilmiştir.
Her ne kadar, 6102 sayılı TTK'nın 630/2. maddesine göre dava yoluna başvuru hakkı "her ortağa" tanınmış bir hak olup, doktrinde bu ifadeden yola çıkılarak azınlık ya da çoğunluk pay sahibi olsun herkesin genel kurula gitmeden bu davayı açabileceği savunulsa da, burada kanun koyucunun bu ifadeye yer vermesinin amacının azınlık pay sahiplerini korumaya yönelik olduğu; eş deyişle kanun koyucu tarafından azınlık pay sahiplerinin ortaklık karar organlarına müracaat etmeksizin bu davayı açabilmesine olanak sağlandığı, bunun dışında çoğunluk paya sahip ortağın dava yoluna gitmeden ulaşabileceği bir sonuca dava yolu ile gitmek istemesinin ise usul hukuku kaidelerine göre hukuki yararı ortadan kaldıracağı muhakkaktır.
Bu arada, dava dilekçesinde ileri sürülen, genel kurul karar defterinin davalıda olması nedeniyle davacının bu kararı alma imkanının ortadan kalktığı yönündeki iddiayı destekler nitelikte dava dilekçesine ekli davalıyı ihtar ve ikaz eden ve ilgili defterin teslim edilmesini içeren bir başvuru evrakı bulunmaması bir yana davalının ilgili defterlerin kendisinde olmadığı yönündeki savunmasının aksini ortaya koyar şekilde dosyada bir delil bulunmadığından; kaldı ki zayi olan bir defter var ise yöntemince yapılacak başvuru ile yenisinin çıkartılması pekala mümkün olduğundan davacının bu yöndeki soyut iddiası sonuca etkili görülmemiştir.
6100 sayılı HMK'nın 114/1-h maddesi gereğince "hukuki yarar" bir dava şartı olup, davanın her aşamasında; ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir (6100 sayılı HMK md. 115/1).
Hâl böyle olunca, yukarıda yer verilen açıklamalar ve değinilen yasal düzenlemeler uyarınca mahkememizce yapılan ön inceleme ve değerlendirme sonucunda, "hukuki yarar" dava şartı noksanlığına" gerekçesiyle 6100 sayılı HMK'nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri uyarınca davanın usulden reddine, karar vermiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bir başka kanuni imkanın olmasının uyuşmazlıkların mahkeme tarafından giderilmesi hakkını ortadan kaldırmadığını, somut olayda genel kurul davetinin davalı tarafından yapılmamasının müvekkilini pay sahibi olarak salt çoğunluğa sahip olmasının sonucu olarak genel kuruldan müdürün azlini sağlamasının önününe geçtiğini, genel kurul defteri davalıda olup kayyım olarak atanan....'ın davalıya göndermiş olduğu tebligata rağmen karar defterini iade etmediğini ve kayyımın yeni bir ticari defter çıkarmak zorunda kaldığını, bu durumun mahkeme görüşünün aksini ispat mahiyetinde olduğunu, TTK 630/2 maddesi uyarınca her ortağın ister azınlık olsun ister çoğunluk bu davayı açma imkanın ve hakkının olduğu açık olmasına karşı hukuka aykırı şekilde karar verildiğini, belirterek kararın kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, Limited Şirket müdürünün haklı sebeple müdürlükten azli istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
6102 sayılı TTK'nın 630/2. maddesi uyarınca her ortak, haklı nedenlerin varlığı halinde limited şirket yöneticilerinin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını mahkemeden talep edebilirler. Anılan maddenin sonraki fıkrasında ise; yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesinin veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağı düzenlenmiştir. Bu durumda, davacının, öncelikle şirket müdürünün azli veya temsil yetkisinin sınırlandırılmasını gerektiren haklı sebeplerin varlığını ispat etmesi gerekmektedir.
Dava konusu ...Otomotiv İnşaat Taahhüt Ticaret Limited Şirketinin sicil dosyasına göre, şirketin ... tarihinde kurulduğu, şirketin %99 hissesinin davacıya, %1 hissesinin davalıya ait olup, davalının ... tarihinden başlamak üzere şirket müdürü olduğu, şirket ana sözleşmesinin 9. Maddesinde "genel kurul karar nisabının TTK hükümlerine tabi olduğu", 14. Maddesinde "bu şirket sözleşmesinde hüküm olmayan hususlar hakkında TTK hükümleri uygulanır" şeklinde hüküm yer aldığı anlaşılmıştır.
6102 sayılı TTK'nun 620. maddesinde, kanun veya şirket sözleşmesinde aksi öngörülmediği takdirde, seçim kararları dâhil, tüm genel kurul kararlarının toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınacağı hükme bağlanmıştır. Somut olayda davacının şirketin %99 oranında hisse sahibi olduğu, TTK'nun 630/1. maddesi uyarınca davacının hisse oranı nazara alındığında genel kurulu toplayarak genel kurul kararı ile davalı şirket müdürünün görevini sona erdirmesinin mümkün olduğu, bu itibarla anılan yola başvurmaksızın doğrudan müdürlük görevinin kaldırılmasına ilişkin olarak iş bu davayı açmakta hukuki menfaatinin bulunmadığı, kaldı ki davalının istinaf incelemesinden önce azlinin yapıldığının ve yeni müdür tayin edildiğinin davacı vekilinin ... tarihli dilekçesinden anlaşıldığından (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/4647 Esas 2025/3099 Karar ve 2018/1514 E., 2019/3755 K.sayılı kararları da bu yöndedir.), ilk derece mahkemesince aynı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmüştür.
Yukarıda açıklanan nedenlerle dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İlk derece mahkemesinin hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Başvuru sırasında peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye 116,60-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan tarafça bu aşamada yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
6-Kararın kesinleştirme ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
7-Gerekçeli kararın tebliği ve harç ikmali işlemlerinin Dairemizce yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361 ve 362. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere 08/04/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.