İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/169 E. 2026/696 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/169
Karar No
2026/696
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/169 Esas KARAR NO : 2026/696

DAVA : Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 23/02/2026 KARAR TARİHİ : 22/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili 23/02/2026 tarihli dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında ticari ilişki bulunmakta olup, müvekkilinin alacağı ise reklam alınmasına aracılık hizmetlerinden doğduğunu, bu kapsamda müvekkilinin, davalı adına reklam anlaşmalarının yapılmasına aracılık ettiğini, üzerine düşen tüm edimleri eksiksiz ve gereği gibi yerine getirdiğini, davalının müvekkilini sunduğu hizmetlerden fiilen faydalanmış; söz konusu reklamlara ilişkin bedelleri Basın İlan Kurumu ve ilgili şirketlerden tahsil ettiğini, ayrıca bu hizmetlere ilişkin düzenlenen faturaları ticari defter ve kayıtlarına işlemiş olmasına rağmen, faturalara konu bedelleri haklı ve geçerli herhangi bir neden olmaksızın ödemediğini, alacağın tahsili amacıyla müvekkili tarafından; ... 13. İcra Dairesi ... E., ... 33. İcra Dairesi ... E., ... 9. İcra Dairesi ... E., ... 6. İcra Dairesi ...E., ... 28. İcra Dairesi ... E. sayılı dosyalar ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın, söz konusu takiplerin tamamına haksız ve kötü niyetli şekilde itiraz ederek takibin durdurulduğunu, davalının haksız itirazları üzerine, alacağın tahsili amacıyla .. 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... E., ... E., ...E., ... E. ve ... E. sayılı dosyaları ile 26/01/2026 tarihinde itirazın iptali davaları açıldığını, açıklanan bu nedenlerle; davalının para borcunu süresinde ifa etmemesi nedeniyle temerrüde düşmesi sonucu, temerrüt faizi ile karşılanamayan davanın ve munzam zararın varlığının kabulüne, şimdilik 20.000 TL munzam zararın, dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, Munzam zarar miktarının, TBK’nın 50 ve 51. maddeleri uyarınca, her yıl itibarıyla gerçekleşen TEFE–TÜFE oranları, bankaların üç aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Amerikan Doları ve Euro döviz kurlarındaki değişimler, asgari ücret artış oranları ile altın fiyatlarındaki artışlar birlikte değerlendirilerek oluşturulacak sepet verilerin ortalaması esas alınmak suretiyle, alanında uzman bilirkişi heyeti tarafından hesaplanmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili 18/03/2026 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından davalı ile reklam hizmeti sunulmasına dair bir ticari ilişki kurulduğu ve sunulan hizmetlere rağmen dalı şirketin fatura konusu bedelleri haklı ve geçerli neden olmaksızın ödemediği iddiası ile alacağın tahsili amacıyla davalı aleyhine ... 13. İcra Dairesi ...E., ... 33. İcra Dairesi ... E., ... 9. İcra Dairesi ... E., ... 6. İcra Dairesi ... E. ve ... 28. İcra Dairesi ...E. sayılı dosyalar ile ilamsız icra takipleri başlatıldığını, davacı şirketin haksız şekilde ikame ettiği ilamsız icra takiplerine tarafımızca münferiden itiraz edilmesi üzerine davacı Şirket tarafından ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde sırasıyla ... E.,... E., ... E.... E. ve ... E. sayılı itirazın iptali dava dosyaları ikame edildiğini, adından davacı şirket tarafından davalı şirkete olan alacakların zamanında ödenmediği iddiası ile ticari faizle karşılanmayan munzam bir zarara uğranıldığından bahisle öncelikle arabuluculuk başvurusunda bulunulmuş, burada anlaşma sağlanamayınca huzurdaki dava ikame edildiği, davalının davayı yana herhangi bir borcu bulunmadığını, herhangi bir kusurunun olmadığını, açıklanan bu nedenlerle; favacı tarafından ikame olunan haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Bilirkişi Raporu, ... 28. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası, ... 33. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası, ... 9. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası, ... 6. İcra Müdürlüğü'nün... Esas sayılı dosyası, ... 13. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası, Arabuluculuk Anlaşamama Tutanağı, taraf beyanları ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, munzam zarar nedeni ile uğranılan zararın tazmini davasıdır. Taraflar arasında ticari ilişki kapsamında davacı yanca verilen reklam hizmeti gereği hazırlanan faturalara haklı ve geçerli herhangi bir neden olmaksızın davalı yanın ödemediğini, alacağın tahsili amacıyla ... 13. İcra Dairesi ...E., ... 33. İcra Dairesi ....E., ... 9. İcra Dairesi ... E., ... 6. İcra Dairesi ... E., ... 28. İcra Dairesi ...E. sayılı dosyalar ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın takiplerin tamamına itiraz ettiğini, bu alacakların tahsili amacıyla ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... E. sayılı dosyaları ile 26/01/2026 tarihinde itirazın iptali davaları açıldığını, davalının para borcunu süresinde ifa etmemesi nedeniyle temerrüt faizini aşan zararları nedeniyle munzam talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır. 6098 sayılı TBK'nın 131. maddesinde; "(1)Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur. (2) İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir. (3)Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel hükümler saklıdır." düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre asıl borcun ortadan kalkması (ödeme, itfa, ibra vs.) nedeniyle alacaklı tarafından ihtirazi kayıt ileri sürülmedikçe borcun ferileri de ortadan kalkacaktır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin... Esas,... Karar ve 02/10/2019 tarihli ilamında da belirtildiği üzere; "Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2006 tarih, ... E., ... Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir borç ilişkisi, asıl hakla birlikte bazı fer’i hakları da içerir. Borç ilişkisinin içerdiği asıl hak, alacak hakkı; fer’i haklar ise, cezai şart, faiz, kefalet, rehin, hapis hakkı gibi haklardır. Fer’i haklar, borç ilişkisinin içerdiği alacak hakkının bir kısmı, bir parçası değildir. Asıl borca bağlı, asıl borç mevcut ve geçerli olduğu sürece geçerli olup, asıl alacak ile birlikte doğar; varlığını sürdürür, onunla birlikte sona ererler. ...Borcu sona erdiren en önemli neden, tarafların kendilerine yüklenen edimleri ifa etmeleridir. Genel olarak ifa, borçlanılmış edimin yerine getirilmesi suretiyle alacaklının tatmin edilerek borcun sona erdirilmesidir. Kural, asıl borç sona erdiğinde, bu borca bağlı fer’i borçlarında sona ereceğidir. Bu sonuç, ek bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden gerçekleşir..." Anlatılan kapsamda kural olarak borcun ifası ile ferileri de ortadan kalmakta ise de alacaklı alacağın ferilerinden karşılayamayacağı kısmı ya da diğer ifadeyle aşkın zararını da talep edebilecek olmakla, davalı sigorta şirketi aleyhine açılan tazminat davasının dinlenebilmesi için öncelikle arabuluculuk dava şartı ile sigorta şirketine başvuru dava şartlarının yerine getirilmesi gerektiği ve bu hususların dava açılmadan önce giderildiği anlaşılmaktadır. Munzam zarar; borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüd sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Başka bir anlatımla, temerrüd faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar biçiminde tanımlanabilir. TBK'.nun 122.maddesinin 1.fıkrası ile; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür." hükmü getirilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin... Esas, ... Karar ve ... tarihli ilamında da belirtildiği üzere; "6098 sayılı TBK’nın 122. maddesi (Mülga BK’nın 105.) maddesi uyarınca, alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki bölümde düşünmüştür. Birinci bölüm, ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın temerrüt faizi ile karşılanması kabul edilmiştir. Bunun dışında alacaklının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir. Bu nedenle, munzam zarar isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını ispat etmelidir. Alacaklı, borçlunun ilk temerrüde düştüğü tarihten alacağını faizi ile birlikte tahsil ettiği tarihe kadar olan dönem için munzam zararını isteyebilecektir. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (TBK md. 122), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. TBK’nın 122. maddesi (Mülga BK'nın 105.) kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, munzam zarar davalarında alacaklının (davacının) ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Ülkemizde süregelen enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredileri faizlerinin yüzde iki yüze kavuştuğu, paranın iç alım (satım) alma değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız ve yaşanan bir gerçek olduğu çok açıktır. Böyle bir enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Gerçekte de, anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur. Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir. Munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ise, ispat yükü bakımından durum farklı olup, buna ilişkin Dairemiz’in uygulaması, alacaklının munzam zararını somut olarak kanıtlaması gerektiği yönündedir. Somut olayda, davaya konu paranın 09.12.1999 tarihinde Egeabank A.Ş’ye yatırıldığı ve 09.05.2016 tarihinde temerrüt faizi ile birlikte tahsil edildiği, munzam zararının oluştuğu iddia edilen dönemin 16 yıllık bir süreci kapsadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, mahkemece, munzam zararın oluşumundaki zaman kesitinin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeden tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi isabetli görülmemiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince, munzam zararın ispatı noktasında yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek, Dairemizin yerleşik içtihatlarında belirtildiği şekilde sepet formülüne göre munzam zararı hesabı yapılması, bu doğrultuda, munzam zararın tespit edilebilmesi için borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın TBK’nın 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nun 42 ve 43.) çerçevesinde değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde davacının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmesi," gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında da açıkça belirtildiği üzere munzam zarar alacaklısı; öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını; bu alacağının geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüd faizi ile karşılanmayan zararını ve miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek, zararın ortaya çıkışını belirleyen inandırıcı hükme esas tutulabilecek nitelikte maddi olguları da açıklamakla yükümlüdür. Borçlu, ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda (yargılamanın uzaması vs.) aranan bir kusur değildir. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Yine benzer şekilde munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ya da enflasyonun yüksek seyrettiği ve döviz kurlarındaki hızlı değişim halinde ise, ispat yükü farklık arz edecektir. Bahsedilen açıklamalarla birlikte munzam zararın dinlenebilmesi yargılamanın uzun sürmesi ya da davacının alacağına olağan ve makul sürenin dışında kavuşmuş olması gerekmektedir. Bu kapsamda dava dosyasının borçlar hukuku ve mali müşavirden oluşacak 2 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilerek, taraflar arasındaki icra takibi ve davalar nedeniyle aşkın zararının olup olmadığı, bu zararın artmasında davacının kusurunun olup olmadığı, bu kapsamda davacının temerrüt faizi ile karşılanamayan TBK madde 122 kapsamında talep edebileceği aşkın zarar talep edip edemeyeceği hususunda rapor tanzim edilmesinin istenilmiştir. Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 08/06/2026 tarihli raporda; "Somut olayda takip edilen alacaklar 2020 yılında takip edilebilecek olan alacaklardır. Davacı yan takibe 2025 yılında geçmiştir. Sayın Mahkeme görevlendirme ara kararında davacının zararın artmasına katkısı olup olmadığının değerlendirilmesi istenmiştir. TBK m. 114 f. 2 hükmü gereği haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmesel sorumluluğa da uygulanır. Alacaklı alacağını zamanaşımı süresi içinde takip etmek zorundadır. Alacaklının alacağını temerrüdün hemen sonrasında takip etmesi zorunluluğu bulunmamakla birlikte alacağın geç takibinden dolayı ortaya çıkan zararlar bakımından alacaklının katkısı olmadığının söylenemeyeceği düşünülmektedir. Alacaklının makul bir sürede alacağını takip etmesi halinde, buna rağmen Diğer yandan aşkın zarar hesabı genel kabul itibariyle alacağın tahsilinden sonra yapılır. Alacaklı alacağını tahsil ettikten sonra faizle karşılanamayan zararı hesaplanabilir. Ancak teorik açıdan bakıldığında takip tarihine kadar işleyen faiz ve alacağın enflasyon karşısında ulaşabileceği değer arasındaki farkın hesaplanması matematiksel olarak mümkündür. Bu bağlamda alacaklının alacağını makul bir süre içinde takip etmesi beklenebilir. Her koşulda aşkın zarar ödeneceği yönünde bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Takibe geç geçilmesi davacının tercihi olarak görülebilecektir. Bu konuda takdir bütünüyle Sayın Mahkemenize aittir. Diğer yandan icra takiplerine ilişkin olarak itirazın iptali davaları bulunmaktadır. İtirazın iptali davaları sonuçlanmadan alacakların mevcut olduğunu kabul ile aşkın zarar hesabının yapılıp yapılamayacağı konusunda takdir bütünüyle Sayın Mahkemeye ait olduğu," belirtilmiştir. Yukarıda anlatılan kapsamda davacı yanın alacağının dayanağı olarak göstermiş olduğu faturalara yönelik hizmeti verip vermediği ya da bu davalarda haklı olup olmadığı hususunda dahi ortada bir tespitin veya kararın olmadığı görülmektedir. Davacı yan ayrıca TTK'nın 1530. maddesine dayanmış ise de, tedarikçi konumunda bulunmadığından söz konusu düzenlemenin huzurdaki davada uygulanma yeri olmadığı, bu nedenle salt faturanın hazırlanması ya da karşı tarafa iletilmesi temerrüt sonucunu ortaya çıkarmayacaktır. Nitekim dava dosyasında yer alan kayıtlardan alacağın dayanağı olan faturaların 2020 yılına ait olduğu, ancak alacağın tahsili için hukuki hiçbir sürecin işletilmediği, ihtar ya da yasal takip yollarının kullanılmadığı, henüz alacağın varlığının ortaya konmadığı, dolayısıyla ortada davacı yanca ispatlanabilmiş maddi zararın olmadığı, yargılama hakim olan ilkeler ve yerleşik Yargıtay kararları kapsamında makul sürede yargılamanın tamamlanması ve ödemenin zamanı hususunda davalı yanın kusurunun ya da ihmalinin olduğu da belirlenmediği anlaşılmakla davanın reddi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Açıklanan yasal gerektirici nedenlere göre; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına, 4-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13,14.maddeleri ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26.maddesi gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 6.000,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 5-Davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince reddolunan kısım üzerinden hesaplanan 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Yatırılan ve artan gider avansının karar kesinleştiğinde bakiye kısmının yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde mahkememize veya başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek istinaf dilekçesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.22/09/2026

Katip ¸e-imzalıdır

Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/169, K. 2026/696, T. 22.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-169-e-2026-696-k-61b715e226c0