İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1034 E. 2026/799 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1034
- Karar No
- 2026/799
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/1034 Esas KARAR NO : 2026/799
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 30/03/2026 KARAR TARİHİ : 22/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirket ile davalı arasında uzun yıllara dayanan ticari ilişki kapsamında oto yedek parça alım-satım işlemleri gerçekleştirildiğini, müvekkil tarafından malların eksiksiz teslim edilmesine rağmen davalının ödemeleri aksattığını, bu nedenle ... 21. İcra Dairesi... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, 27.11.2025 tarihinde tebliğ edilen ödeme emrine davalının haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, bu itirazın takibi durdurduğunu, dava şartı olan arabuluculuk sürecinin ... Arabuluculuk Bürosu'nun ... başvuru numaralı ve... arabuluculuk numaralı dosyası ile 05.01.2026 tarihinde anlaşmama ile sonuçlandığını, takip konusu borcun cari hesaptan kaynaklandığını ve faturalara süresinde itiraz edilmediği için kesinleştiğini, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi içtihadı uyarınca sekiz gün içinde itiraz edilmeyen fatura içeriğinin kabul edilmiş sayıldığını, irsaliyeli faturaların teslimatı kanıtladığını, müvekkil şirketin ticari defter, kayıt ve BA/BS formlarının incelenmesi gerektiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin ... E. ve... K. sayılı kararı gereği ticari defterler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, alacağın likit ve muayyen olması nedeniyle Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin ... Esas ve ...Karar sayılı ilamı uyarınca davalı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davalının ticari faaliyetine son verip işyerini kapattığı ve mal kaçırma ihtimali bulunduğu için alacağın tahsilinin tehlikeye girdiğini, bu nedenle davalının menkul, gayrimenkul ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının öncelikle teminatsız, aksi halde teminat mukabilinde ihtiyaten haczine karar verilmesini, Davamızın Kabulü İle ... 21. İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptalini, takibin yıllık reeskont avans faizi ile devamını, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir CEVAP: Davalı tarafın usulüne uygun tebligata rağmen dosyamıza herhangi bir cevap dilekçesi sunmadığı gibi duruşmalara da iştirak etmediği anlaşıldı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Taraflar arasındaki ticari ilişkiye dayalı olarak başlatılan icra takibine davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptali mahiyetinde olduğu görüldü. Mahkememizce Yapılan İşlemler ve Toplanan Deliller: 1-Mahkememizce tensip zaptı hazırlanmış ve taraflara duruşma gününü bildirir meşruhatlı davetiye usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. 2-Mahkememizce: a-Tarafların Ba-Bs formları için ilgili vergi dairelerine,, müzekkereler yazılmıştır. 3- Bilirkişi tarafından mahkememize 07/07/2026 tarihinde sunulan raporda özetle; "Davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarında takip tarihi itibariyle davalı taraftan 271.310,86 TL alacaklı olduğu, Davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarını incelemeye sunmadığı, borcu olmadığını ispat etmesi gerektiği, Netice itibariyle, Davacı tarafın davalı taraftan takip tarihi itibariyle 271.310,86-TL fatura/asıl alacağını talep edebileceği, davacı tarafın takip tarihi itibariyle 6.249,44-TL işlemiş faiz talebinin olduğu ancak davalı tarafın takip tarihinden önce temerrüde düştüğünün/düşürüldüğünün ispat edilmesi gerektiği, takip tarihinden itibaren yıllık reeskont avans faizi talep edebileceği," şeklinde tespit ve sonuçlarını mahkememize bildirmiştir. 4-Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir. 5-Davaya konu icra takip dosyası UYAP sistemi üzerinden incelenmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi ve Kararın Hukuki Gerekçeleri: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile taraflar arasındaki cari hesap nedeniyle davalıdan alacaklı bulunduğunu, davalının alacağı ödemediği gibi başlatılan icra takibine de itiraz ettiğini davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, davacının ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davalı tarafından ise kesin süreye rağmen inceleme gününde ticari defter ve kayıtların tebliğ edilen tebligata rağmen incelemeye sunulmadığı anlaşılmıştır. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2024 ve 2025 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturaların davacı defter ve kayıtlarında bulunduğu, davalı tarafından kısmi ödemeler yapıldığı, takip tarihi itibariyle davacının defter ve kayıtlarına göre davalıdan 271.310,86-TL alacaklı olduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafından düzenlenen faturanın e-fatura niteliğinde olduğu, sistem üzerinden kendiliğinden davalıya tebliğ edildiği, davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre faturaya yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edildiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir: "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." Bu kapsamda davacı tarafından davalıya kesilen faturaya davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği gibi faturaların davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, bu suretle faturaların içeriğinin davacı lehine kesinleştiği sabittir. Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu satış sözleşmesindeki malı teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Buna karşılık alacaklı satıcı tarafından kesilen faturaların davalı borçlu tarafından vergi dairesine BA formu ile bildirilmesi halinde faturaya konu malın teslim edildiği dolayısıyla faturanın içeriğinin kesinleştiği bu suretle alacaklı lehine karine teşkil etmekte olup, bu durumda aksini ispat yükü davalı - borçluya geçmektedir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi ...E., .... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ...E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği 2018/4 dönemine ait BA formu ile davacı ...'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra 2018/4 dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturaların tamamının davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, davalı tarafından faturalara yönelik olarak 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, yine davalı tarafından BA formu ile faturaların vergi dairesine bildirilmiş olması gözetildiğinde malların teslim edildiğinin ve alacağın miktarının davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Takip tarihi itibariyle davacının ticari defter ve kayıtlarına göre davalının davacıya 271.310,86-TL borçlu olduğu anlaşılmaktadır. Davacının alacağını ispatladığı gözetildiğinde, aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği, davacının malları teslim ettiğini ve alacağını ispatladığı gözetildiğinde borcun ödendiğini ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, davalı tarafından ticari defter ve kayıtların kesin süre içerisinde inceleme gününde hazır edilmediği, 6100 sayılı Kanun'un 220. Maddesinin 3. Fıkrası ve 222. Maddesinin 3. Fıkrası gereğince davacının ticari defter ve kayıtlarının delil olarak kabul edilmesi gerektiği, davalının aksini ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi ...Esas, ...Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "..ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Davacının da bu durumu bilerek ticari defterlere delil olarak dayandığı ve karşı tarafın ticari defterlerinin de incelenmesini istediği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü halinde davacının ticari defterleri tek başına delil niteliği taşımadığından dayanılan böyle bir delilin incelenmesine gerek de olmayacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'ndaki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi ise ...Esas ve ... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Somut olayda, davalı müflis şirket kesin süreye rağmen, 2014 ve 2015 yılı ticari defter ve kayıtlarını sunmamıştır. Yukarıdaki Yargıtay kararında belirtildiği üzere mahkemece, HMK 220/3. madde gereğince, davalının sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunun kabul edebilmesi mümkündür. Bu durumda davacının sunduğu defter ve kayıtlara göre davacının cari hesap alacağı ve karşılıksız çıkan çeklerden dolayı 192.019,70 TL alacağı bulunduğunun kabul edilmesi gerekir." Bu bağlamda tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; takip tarihinde davacının davalıdan 271.310,86-TL alacaklı olduğunu ispatladığı, davalının ise borcun tamamının ödendiğine dair aksini ispatlayan herhangi bir delil veya belge sunmadığı gibi ayıp, eksik teslim vs. Gibi bir iddia veya savunmasının da olmadığı gibi herhangi bir delil de sunmadığı anlaşılmakla 271.310,86-TL asıl alacak üzerinden davalının itirazının iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir. Davacı tarafından takip tarihine kadar işlemiş faiz talep edilmiş ise de; 6102 sayılı Kanun'un 18/3. Maddesi ve 6098 sayılı Kanun'un 117. Maddesi kapsamında davalının takipten önce temerrüde düşürüldüğüne dair herhangi bir temerrüt ihtarının olmaması ve taraflarca akdi olarak karşılıklı kararlaştırılmış bir vade tarihinin olmaması karşısında davacı tarafından davalının takipten önce temerrüde düşürüldüğünün ispatlanamadığı değerlendirilerek davacının takipten önce işlemiş faize yönelik itirazın iptali talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından faiz oranına da itiraz edilmiş olup, davacı tarafından avans faiz talep edildiği, davalı tarafından daha düşük oranda bir akdi faizin kararlaştırıldığının ispat edilememesine göre davacının işleyecek faiz oranı talebinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla davalının 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden işleyecek faize itirazının da iptaline karar vermek gerekmiştir. Takibe konu alacağın faturaya dayalı likit olduğu bu suretle tazminat koşullarının oluştuğu anlaşılmakla itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 54.262,17-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE, Buna göre; davaya konu ... 21. İcra Dairesi'nin ... E. Sayılı takip dosyaısnda 271.310,86-TL asıl alacak ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 54.262,17-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen kısım yönünden alınması gereken 18.533,24 TL harçtan peşin alınan 3.352,24 TL harcın mahsubu ile bakiye 15.181,00 TL karar harcının davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA, 4- Harçlar yasası uyarınca davacı tarafından yatırılan 3.352,24 TL peşin harç ve 732,00 TL başvurma harcı davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Davacı tarafından yapılan 9.000,00 TL bilirkişi ücreti, 1.000,00 TL bilirkişi yol masrafı ve 212,90 TL posta gideri olmak üzere toplam 10.212,90 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 9.982,95 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7- Kabul red oranına göre belirlenen 5.864,40 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 135,60 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.22/09/2026
Katip ¸e-İmzalıdır.
Hakim ¸e-İmzalıdır.