İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/447 E. 2025/577 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/447
- Karar No
- 2025/577
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/447 Esas KARAR NO : 2025/577
DAVA : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 23/02/2024 KARAR TARİHİ : 01/07/2025
İstanbul 28. Asliye Hukuk Mahkemesinin ...Esas, ...Karar, 23/05/2025 tarihli Görevsizlik kararı üzerine Mahkememiz yukarıdaki esasına kaydı yapılan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilin ... İli ... İlçesi, ... Mah. ... Pafta 0 Ada 18202 numaralı parsel üzerinde inşa edilen "..." projesinde B-A Blok Zemin kat 15 nolu bağımsız bölümü satın aldığını, taraflar arasında Düzenlenme Şeklinde Satış Vaadi Sözleşmesi imzalanmış olup, sözleşme bedeli olan 279.600 TL'nin müvekkil tarafından davalı şirkete ödendiği, sözleşmenin "Teslim ve Mülkiyetin Devri" başlıklı kısmına göre bağımsız bölümün teslim tarihi 30 Ağustos 2019 olarak belirlenmiş, devamında bu sürenin ...'nın yazılı talebiyle 3 ay uzatılabileceği ifade edilmiş olu, müvekkile teslim gerçekleştirilmediği, sözleşme gereğince geciken her ay için bağımsız bölümün KDV hariç satış bedelinin %0,3 oranında tutarı müşteriye cezai şart olarak ödeneceği, bu kapsamda müvekkilin gecikme sebebi ile cezai şart talep hakkının doğduğu, yine sözleşme gereğince bağımsız bölümlerin bir kısmı veya hiçbiri öğrencilere kiralanmamış olsa dahi ... tarafından malike 5 yıl süre ile ödeme garantisinin verildiği, davalı taraf ile defalarca kez görüşmeler yapılsa da herhangi bir netice elde edilemediği, netice itibari ile daha sonra artırılmak üzere şimdilik 100 TL gecikme sebebi ile cezai şart ile 100 TL işletme geliri bedelinin avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle : Öncelikle davacının ticari maksatlarla hareket ettiğinin görüldüğünden davanın Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmesinin gerektiğini, davacının iddialarını kabul manasına gelmemek kaydıyla davaya konu olay incelendiğinde, davacı yanın birden fazla taşınmaza ilişkin olarak tümüyle gelir elde etme ve ticari amaçla hareket ettiğinin görüldüğü, davaya konu taşınmazlar, kişisel kullanıma müsait olmayan, yurt niteliğindeki projede bulunan taşınmazlar olup, gelir elde amacıyla edinilmediği, davacının satın almış olduğunu iddia ettiği proje kişisel kullanıma müsait olmayıp, gelir elde etmek maksadıyla satın alınabilecek taşınmazlara ilişkin olduğundan bu tür uyuşmazlıklarda Asliye Ticaret Mahkemeleri görevli olarak kabul edildiği, davacı tarafından sunulan sözleşme'nin kabulü manasına gelmemek kaydıyla, işbu davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilmesi mümkün olmayacağı, davacının davayı ikame ederken elindeki sözde belgelere dayanarak cezai şartı da yıllık asgari ödeme tutarını hesaplayabilecek, belirleyebilecek durumda olup, kötü niyetli bir şekilde işbu davayı belirsiz alacak davası olarak ikame ettiği, dava değerinin belirlenebilir olduğundan belirsiz alacak davası olarak ikame etmesinde hiç bir hukuki yararın bulunmadığı, davacının konu ettiği sözleşme incelendiğinde sözleşmenin adi yazılı şekilde hazırlanmış olduğunun görüleceği bu sebeple sözleşmenin geçersiz olduğunu, bu sebeple cezai şartın da garanti kira gelirinin de talep edilebilmesinin mümkün olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli olduğunun kabulü anlamına gelmemek kaydıyla, geçerli olduğu düşünülse dahi taraflar arasında imzalanan sözleşme gereğince ilgili sürelerin teslim tarihine eklenmesi ile müvekkil şirketin teslim tarihinde herhangi bir gecikme yaşamadığının açık olduğu, 01.03.2020 tarihinden pandemi yasaklarının resmi olarak kalktığı tarihe kadar pandemi nedeni ile düzenli şekilde çalışmanın yapılamadığı, ayrıca müvekkil şirketin davalıya bir takım avans ödemesi de yaptığını, davacıdan yapılan ödemelerin mahsup edilmesinin gerektiği, netice itibari ili davanın öncelikle görev nedeniyle reddi, davanın esası hakkında reddini, mahsup talebimiz yönünden kabulü ile yargılama giderleri vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, davacı ile davalı şirket arasında adi yazılı şekilde akdedilen düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi gereği, ... İli ... İlçesi ... mah. ... Pafta 0 ada 18202 numaralı parsel üzerinde inşa edilen öğrenci evi/yurt projesinde B-A blk zemin kat 15 no'lu bağımsız bölümün anahtar teslimi şekliyle tapu devrinin yapılıp davacıya 30 ağustos 2019 tarihinde teslim edilmesi gerekirken halen teslim edilmemesi nedeniyle sözleşmenin cezai şart bedeli ve bila tarihli “Kullanma Yararlanma (İntifa), İşletme ve Gelir Paylaşma Sözleşmesi” uyarınca mezkur bağımsız bölümün işletme geliri (kira) garantisi olarak davalı tarafından davacıya sağlanan ödeme garantisi ile bağımsız bölümün kazanç paylaşımına esas olacak şekilde işletilmesi ve elde edilen gelirin paylaşılması esasına dayanmış geç teslim nedeni ile tazminat istemine ilişkindir. HMK'nın 1.maddesine göre göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir. HMK'nın 114/1-c bendi ile mahkemenin görevli olması dava şartı olarak kabul edilmiştir. Aynı Yasa'nın 115/1. maddesine göre de mahkemenin dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracağı düzenlenmiştir. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. TTK' nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu Kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. TTK' nın 11/1. maddesine göre, Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. TTK' nın 12/1. maddesinde tacir tanımına yer verilerek " Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişi "tacir olarak tanımlanmıştır. TTK'nın 15/1.maddesinde de esnaf tanımı yapılmıştır. Buna göre "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır.". 21/06/2005 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 3.maddesinde ise esnaf ve sanatkâr, " ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler" olarak açıklanmıştır. 6102 sayılı TTKnun 4.maddesinde hangi davaların ticari dava ve çekişmesiz yargı işleri olduğu sayılmış olup, buna göre her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, TTKnun da TMKnun 962 ile 969.maddelerinde; 6098 sayılı TBKnun 202-203, 444-447, 487-501, 515-519, 532-545, 547-554, 555-560, 561-580 maddeleri, Fikri Mülkiyet Hukukuna dair mevzuatta borsa, sergi ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve son olarak da bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları, ticari dava olarak sayılmıştır. Bilindiği üzere, 12.05.2018 tarihli ve 30419 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Esnaf ve Sanatkâr Odaları Arasında veya Esnaf ve Sanatkâr Odaları ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Bünyesindeki Odalar Arasında Üye Kayıt Zorunluluğu Bakımından Çıkacak Anlaşmazlıkları Çözümlemek Üzere Oluşturulan Mutabakat Komitelerinin Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Tebliğ"e göre mutabakat komitesi kararlarında esas alınması gereken mevzuat arasında 21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ... sayılı Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayicinin Ayrımına İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ilgili maddeleri yer almaktadır. Anılan Bakanlar Kurulu Kararının "Esnaf ve sanatkâr ile tacir ve sanayicinin ayrımı" başlıklı 1 inci maddesinde aynen; "5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından; a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri, Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması, b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri, kararlaştırılmıştır." hükmü amirdir. İlave olarak, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasında; "Aşağıda yazılı tüccarlar, I inci sınıfa dahildirler: 1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 7.200.000.000 (2024 yılı için 1.400.000 TL) lirayı veya satışlarının tutarı 8.640.000.000 (2024 yılı için 2.000.000 TL) lirayı aşanlar; 2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 3.600.000.000 (2024 yılı için 690.000 TL) lirayı aşanlar; 3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı, işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 7.200.000.000 (2024 yılı için 1.400.000 TL) lirayı aşanlar; ..." denilmek suretiyle anılan Bakanlar Kurulu Kararına göre 2024 yılı için esnaf veya tacir sayılma hadleri belirlenirken dikkate alınacak nakdi limitler belirlenmiştir. Buna göre, 2024 yılı için geçerli olmak üzere esnaf ve sanatkar sayılma hadleri; yukarıda yer verilen 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısı (fıkra 1 - Mal Alım Tutarı: 700.000 TL, Mal Satış Tutarı: 1.000.000 TL, fıkra 3 - Satış Tutarı: 700.000 TL) (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamıdır (Gayri Safi İş Hasılatı : 690.000 TL) Ayrıca, Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2 maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. Nitekim, TTK’nın “Ticari iş karinesi” başlıklı 19.maddesinde “(1) Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır. (2)Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır.” hükmüne yer verilmiştir. Dosyaya celp edilen vergi kayıtlarına göre davacının: 01.01.2023 tarihinde ... Vergi Dairesi Müdürlüğüne kayıtlı olarak gayrimenkul sermaye iradı mükellefi olduğu, kira geliri beyannamelerinin yazı ekinde gönderildiği, faaliyet kodunun kendine ait veya kiralanan gayrimenkullerin kiraya verilmesi, gayrisafi irat toplamının 163.800,00-TL olduğu, bilanço esasına göre veya işletme esasına göre defter kaydı bulunmadığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamında davacının ticaret sicil kaydı bulunmamakta olup, İTO internet sitesi üzerinden yapılan araştırmada da davacının sicil kaydı bulunamamıştır. Somut olayda, uyuşmazlığın taraflar arasında imzalanan 17/01/2018 tarihli yazılı “Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi” ve bila tarihli “Kullanma Yararlanma (İntifa), İşletme ve Gelir Paylaşma Sözleşmesi” uyarınca davacının cezai şart ve işletme geliri talep edip edemeyeceği, taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin geçerli olup olmadığı, geç teslimin davalının kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, noktalarında toplandığı anlaşılmış olup, dosya kapsamında mevcut vergi kayıtlarına göre davacı tacir olmayıp, ticari işletmesi bulunmadığı her ne kadar davacının davalı tarafından inşa edilen ... İli ... İlçesi ... mah. ... Pafta 0 ada 18202 numaralı parsel üzerinde inşa edilen öğrenci evi/yurt projesinde B-A blk zemin kat 15 no'lu bağımsız bölümün işletme geliri (kira) garantisi olarak davalı tarafından davacıya sağlanan ödeme garantisi ile bağımsız bölümün kazanç paylaşımına esas olacak şekilde işletilmesi ve elde edilen gelirin paylaşılması esasına dayanmış ise de, sözleşmenin niteliği başlıklı 3,.maddesine göre "İşbu Sözleşme; bir yandan Bağımsız bölüm Malikleri ile ... arasında (i) Bağımsız Bölüm'ün ... tarafından kurulan organizasyon kapsamında İşletmeci tarafından üçüncü kişilere kiralanmak ve/veya taşınmaz yönetim hizmetleri sağlanmak üzere ...'ya tahsis edilmesi yönüyle intifa hakkı sözleşmesi, (ii) Bağımsız Bölüm'ün işletilmesine ilişkin olarak özgülenen mal ve hizmetler ile ... tarafından yönetim sözleşmesi (iii) Yerine getirilecek aşağıda belirtilen iş ve işlemleri görme konusunda ayrıca vekâlet sözleşmesi (iv) Bağımsız bölüm malikleri ile ödenecek para borcu dışında ... arasındaki edimlere bağlı olarak “kombine sözleşme” niteliğindedir. Buna karşılık bağımsız bölüm maliklerinin temel borcu, bağımsız bölümlerin zilyetliğini ve kullanım hakkını(intifa) ...'ya teslim borcundan ibarettir." havi olup taraflar arasında imzalanan sözleşmenin mutlak ticari dava kapsamında olmadığı ayrıca yukarıda açıklandığı üzere ticari iş karinesinin uygulanmasının Mahkemenin görevine etki etmeyeceği değerlendirilmekle somut uyuşmazlıkta davaya bakmak görevi Asliye Hukuk Mahkemesine ait bulunmakta olup davacının davasının görev yönünden reddine, görevli mahkemelerin İstanbul Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunun tespitine dair karar verilerek, aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- 6100 Sayılı HMK.'nın 2. maddesi uyarınca ilgili ihtilaflara bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemelerine ait olduğu, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla, HMK'nun 115/2. maddesi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c). Maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 2-HMK'nun 21/1-(c). Maddesi gereğince iş bu kararın kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde İstanbul 28. Asliye Hukuk Mahkemesi ile mahkememiz arasında olumsuz görev uyuşmazlığı olması nedeniyle merci tayini için HMK'nun 22/2. Maddesi uyarınca dava dosyasının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine, 3-HMK'nun 20/1. maddesi gereğince İstanbul 28. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yargı yeri olarak belirlenmesine ilişkin merci tayini kararı verilmesi halinde, bu kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde taraflardan birinin mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini istemesi halinde dosyanın görevli İstanbul 28. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine, taraflardan birinin mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini istememesi durumunda HMK'nun 331/2. maddesi gereğince talep halinde DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA karar verilmesine, 4-HMK'nun 331/2. maddesi gereğince davaya görevli mahkemede devam edilmesi halinde harç, vekâlet ücreti ve yargılama giderinin görevli mahkemede değerlendirilerek hüküm altına alınmasına, Dair, taraf vekillerinin yokluğunda verilen karara karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde mahkememize veya başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek istinaf dilekçesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 01/07/2025
Katip ¸e-imzalıdır
Hakim ¸e-imzalıdır