İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/215 E. 2026/127 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/215
Karar No
2026/127
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/215 Esas KARAR NO : 2026/127

DAVA : Sözleşmenin İhlali Nedeniyle Cezai Şart DAVA TARİHİ : 12/11/2025 KARAR TARİHİ : 29/06/2026 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/06/2026

Mahkememizde görülmekte bulunan Sözleşmenin İhlali Nedeniyle Cezai Şart davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkilinin, çalışma hayatının büyük bir bölümünde giyim firmasında çalıştığını, tekstil sektöründe kendisini geliştirdiğini, ekte sunulu olan Sözleşmenin 8 maddeden ibaret olduğunu, buna göre, ilgili sözleşme uyarınca müvekkili ile davalı şirket TTR Tekstil'in, .... numara ile tescilli "...." markasının %50 hisse hakkının müvekkiline ait olduğunu kabul ettiğini, söz konusu hakkı 600.000,00 TL bedelle satın aldığını, davalı yanın, sözleşmedeki yükümlülüklerini defalarca kez ihlal ettiğini, davalı yanın sözleşmede kayıtsız ve şartsız şekilde kararlaştırılan cezai şartı ödemekle yükümlü olduğunu, açıklanan nedenlerle, haklı davanın kabulü ile, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL cezai şart alacağının, ilk ihlal tarihi olan 18.02.2025'ten itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesi ile, arabuluculuk anlaşmasının taraflarının TTR Tekstil ile davacı ..... olduğunu, davacı tarafından sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği iddia edilen fiillerin, anlaşmanın tarafı olmayan dava dışı ..... tarafından işlendiği iddia edilerek işbu davanın ikame edildiğini, dolayısıyla, dava konusu edildiği iddia olunan fiillerin müvekkili şirkete hukuken isnat edilebileceği somut ve ispata elverişli herhangi bir olgu ortaya konulamadığından, müvekkili şirket yönünden husumet şartı oluşmamış olup, huzurdaki davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddinin, hukukun gereği olduğunu, huzurdaki uyuşmazlıkta görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, zira uyuşmazlığın taraflarından müvekkili şirket tacir olup, dava konusu ilişki ticari faaliyet kapsamında akdedilen bir sözleşmeden kaynaklandığını, somut uyuşmazlığın; marka hakkının kime ait olduğu, marka hakkına tecavüz bulunup bulunmadığı ya da 6769 sayılı sınai mülkiyet kanunu kapsamında bir ihlal iddiasına değil; taraflar arasında akdedilen sözleşmenin ihlal edilip edilmediği ve bu ihlale bağlı olarak tazminat/cezai şart talebinin doğup doğmadığı hususuna ilişkin olduğunu, bu itibarla, dava konusu talebin fikri ve sınai haklara dayalı olmayıp, sözleşmesel nitelikte bir ticari dava olduğundan, işbu davanın görülmesinde fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi görevli olmayıp, görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğunu, davanın usulden reddinin hukukun gereği olduğunu, davacı tarafça talep edilen alacağın cezai şart olduğu ve miktarının açıkça belirli olduğu bizzat dava dilekçesinde ifade edilmesine rağmen, huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının görüldüğünü, 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesi uyarınca, alacak miktarının dava açıldığı tarihte belirlenebilir olduğu hâllerde belirsiz alacak davası açılmasının mümkün olmadığını, somut olayda davacı tarafın, dava dilekçesinde açıkça talep konusunun cezai şart alacağı olduğunu belirttiğini, bu alacağın miktarını da 600.000,00 TL olarak net biçimde ortaya koyduğunu, buna rağmen, harç ve yargılama giderlerinden kaçınmak saikiyle, şimdilik 5.000,00 Ttl talep edilmek suretiyle belirsiz alacak davası açıldığını, alacak miktarı belirlenebilir olan hâllerde belirsiz alacak davası açılmasının hukuken mümkün olmadığını, davacı tarafın, kötü niyetli biçimde gerçeğe aykırı bir harca esas değer bildirerek, dava konusu alacağın gerçek miktarını bilinçli şekilde düşük gösterdiğini ve bu suretle dava açılırken eksik harç yatırdığını, müvekkilinin, davacı tarafın evlilik arifesinde bulunduğu dönemde, herhangi bir hukuki yükümlülüğü bulunmamasına rağmen, tamamen iyiniyet ve insani saiklerle, davacıya altın ve nakdî para desteğinde bulunduğunu, açıklanan nedenlerle, öncelikle, huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak açılması sebebiyle hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine, davacı tarafından harca esas değer kötü niyetli olarak düşük gösterilmiş olup, eksik harç yatırılması sebebiyle davanın usulden reddine, huzurdaki davanın açılmasında hukuki yarar bulunmaması, hakkın kötüye kullanılması nedeniyle usulden reddine, usule ilişkin itirazların yerinde görülmemesi halinde huzurdaki haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddine karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan davalıya ait .... tescil nolu markanın sicil kayıtları celp olunmuştur. Bakırköy .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin .... esas sayılı dosyasının uyap çıktıları dosya arasına alınmıştır. Dava, taraflar arasında yapılan sözleşmede davalının ihlali nedeniyle cezai şart talebine yöneliktir. Dava dilekçesi incelendiğinde davacının temel olarak bir sınai ya da fikri mülkiyet yahut bu mülkiyetin kullanımından kaynaklı bir uyuşmazlığa dayanmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı doğuran hususun akdedilmiş sözleşmenin davalı yanca ihlali nedeniyle cezai şart talebine yönelik olduğu, fikri mülkiyetten doğan mali ya da manevi haklara ilişkin talep ya da uyuşmazlık bulunmadığı hukuki kanaatine ulaşılmıştır. Zira Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de benzer uyuşmazlıklarda aynı hususa dikkat çekmiştir. "Dava, taraflar arasında aktedilen franchising sözleşmesinin feshi nedeniyle alacak ve tazminatın tahsili istemine ilişkin olup dava franchising alan tarafından açılmıştır. Davacı, 556 sayılı KHK'dan kaynaklanan uyuşmazlık nedeni ileri sürmemiş, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle franchising bedelinin, yapılan masrafların tazmini ve davalı şirketten cari hesap alacağının tahsilini istemiştir. Davacı tarafından bunların yanında davalı markasının değerinin, kalitesinin ve müşteri sayısının artırılması amacıyla yapılan harcamanın da talep edilmesi 556 sayılı KHK kapsamında tescilli bir sınai hakka dayalı uyuşmazlık niteliğinde de olmadığından, mahkemece işin esasına girilip uyuşmazlığın genel hükümlere göre çözülmesi gerekirken ihtilafın 556 sayılı KHK kapsamında bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir."(Y.11. HD. 01/06/2016 T., 2016/6038 E., 2016/6035 K.) "Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusunun 5846 sayılı Yasa'ya aykırılıktan doğmadığı, konusu bir fikri mülkiyet hakkını içerse bile uyuşmazlığın fikri ve sınai hak sahipliği veya hakkın izinsiz kullanımı ya da izin kapsamının aşılması suretiyle kullanıldığı iddiasına ilişkin olmadığı hallerde sözleşmeden doğan borçların yerine getirilip getirilmediğine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalara bakma görevinin uygulanacak normlar niteliğine göre genel mahkemelere ait olup taraflar arasındaki yazılımın da kullanılmasının izin dahilinde olduğu, ihtilafın alacak-borç ilişkisinden kaynaklandığı, 5846 sayılı Yasa'nın koruma kapsamında kalan hususlarda bir uyuşmazlığın olmadığı, davanın sözleşme kapsamında yapılan bakım doğrultusunda düzenlenen fatura ile ilgili alacaktan kaynaklandığı, tarafların şirket olması ve yapılan işin de ticari iş mahiyetinde olması nedeniyle görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu gerekçesiyle, görevsizlik kararı verilmiştir. .... ...usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA..."(Y.11. HD. 15/05/2015 T., 2015/5559 E., 2015/7014 K.) "Asıl dava, taraflar arasındaki sözleşmenin feshi nedeniyle sözleşme gereğince verilen senetlerden borçlu olunmadığının tespiti, karşı dava ise sözleşme gereğince tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece, asıl ve karşı dava yönünden görevsizlik kararı verilmiştir. Ancak, karşı davada taraflar arasındaki franchise sözleşmesine dayanılmış ise de uyuşmazlık sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan tazminat istemi niteliğinde olup, sözleşmeye aykırılığın değerlendirilmesi bakımından 556 sayılı KHK hükümlerinin uygulanmasını gerektirir nitelikte çekişme bulunmamaktadır. Bu durumda, mahkemece asıl ve karşı dava yönünden uyuşmazlığın esasına girilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde her iki dava yönünden görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir." (Y.11. HD. 31/10/2016 T., 2016/10982 E., 2016/8514 K.) "Asıl dava, taraflar arasında düzenlenen Lisans Sözleşmesi uyarınca davacının borçlu olmadığı halde ödemek zorunda kaldığı bedelin tahsili; birleşen dava ise, davacının aynı sözleşmeye dayanarak talep ettiği alacak istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, Marka Lisans Sözleşmesi'nin 6. maddesi uyarınca lisans alan tarafından lisans verene teslim edilen çeke ilişkin olup, somut uyuşmazlıkta 556 sayılı KHK'nın 15. ve 21. maddelerinde düzenlenen hallere yönelik bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Talep, teminat olarak verildiği iddia edilen çeke ilişkin menfi tespit ve birleşen davada da ticari ilişkiden kaynaklı alacak istemine ilişkindir. Bu durumda, 556 sayılı KHK'nın 71. maddesi kapsamında ihtisas mahkemesinin görev alanında bulunan bulanan bir dava bulunmadığı halde mahkemece görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir." (Y.11. HD. 11/04/2018 T., 2016/9415 E., 2018/2604 K.) Yukarıda yapılan tespitler ve anılan içtihatlar ışığında dosyada mahkememizin görevli olmadığı, görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu anlaşıldığından görevsizlik kararı verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Davacının açtığı davada,mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla Mahkememizin görevsizliğine, dosyanın talep halinde görevli ve yetkili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, 2-6100 sayılı HMK'nun 20.maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğinin, aksi takdirde mhakememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtaratına, Dair, 6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar davalı vekilinin yokluğunda, davacı vekilinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı. 29/06/2026

Katip .... Hakim ....

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/215, K. 2026/127, T. 29.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-215-e-2026-127-k-8ed9d6c4d67a