İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/887 E. 2026/16 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/887
Karar No
2026/16
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Dosya No: 2024/887 Esas - 2026/16 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili

T.C. ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2024/887 KARAR NO : 2026/16

... DAVA : Menfi Tespit (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/12/2024 KARAR TARİHİ : 16/01/2026 G.K. YAZIM TARİHİ : 20/01/2026

Mahkememizde görülmekte olan; Haksız Fiilden Kaynaklanan Menfi Tespit Davasının yapılan açık yargılaması neticesinde, aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesis edilmiştir. I) DAVA : Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesi kapsamında özetle; davacının, ... yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesi ile devrettiği ve bu suretle şirket ortaklığının sona erdiği; davalı kurumun, devir sebebiyle ortaklığı ve temsil yetkisi sona eren davacı hakkında, şirketin kaçak elektrik kullanımından kaynaklı borcu olduğu iddiasıyla .... Esas sayılı dosyası kapsamında icra takibi başlattığı; icra takibine konu borcun davacının şirket ile ilişiği kesildikten sonraki döneme ait olduğu; ticaret sicilindeki ilanın kurucu değil bildirici mahiyette olduğu ve davacının şahsi sorumluluğunun bulunmadığı beyan edilmiş olup; icra takibinin dava sonuna kadar durdurulması hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmesine; davacının borçlu olunmadığının tespitine; icra tehdidi altında ödeme yapılması halinde ödemelerin istirdadına; davalının, dava konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkumiyetine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. II) CEVAP : Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesi kapsamında özetle; .....'nin adresinde 29/07/2022 ve 16/10/2023 tarihlerinde kaçak elektrik kullanımının tespit edildiği; düzenlenen kaçak elektrik tespit tutanaklarının resmi belge niteliğinde olduğu ve aksinin ispat yükünün davacı tarafta bulunduğu; kaçak elektrik kullanımının gerçekleştiği tarihlerde ticaret sicil kayıtlarında davacının halen şirket yetkilisi ve ortağı olarak göründüğü; pay devrinin geçerli olabilmesi için gereken genel kurul onayının bulunmadığı ve haksız fiil niteliğindeki kaçak elektrik kullanımından şirket yöneticilerinin müteselsilen sorumlu olduğu beyan edilmiş olup; davanın reddine, asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. III) DELİLLER : .... Sicil Dosyası. ....Tarafından Düzenlenen 29/07/2022 ve 16/10/2023 Tarihli ... Tespit Tutanakları. ....Tesisat Numaralı Sayaca İlişkin Sayaç Okuma Sonuçları ve Endeks Tabloları. 23/08/2022 Tarihli ....Numaralı Fatura. ....ye Ait Ortaklar Pay Defteri Örneği. IV) DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE : a) Dava Konusu Uyuşmazlığın Tespiti :

Mahkememiz nezdinde ikame olunan davanın; davacı .....'ye ("davalı şirket" olarak anılacaktır) yönelik açılan "Haksız Fiilden (Kaçak Elektrik Kullanımından) Kaynaklanan Menfi Tespit ve İstirdat Davası" olduğu anlaşılmıştır. Bu doğrultuda uyuşmazlığın konusunun; haksız fiil niteliğindeki kaçak elektrik kullanımından, davalının müteselsilen sorumlu olup olmadığı ve bu doğrultuda .... Esas sayılı dosyasında başlatılan icra takibi ile ilgili olarak; haksız fiil niteliğindeki dava konusu kaçak elektrik kullanımı nedeniyle davacı şirketin, davalıdan (icra takip tarihi itibariyle) 106.278,46.-TL (asıl alacak ve icra takip tarihi öncesi işlemiş faiz) alacağının mevcut bulunup bulunmadığı; alacağın mevcut bulunduğunun tespiti halinde, icra takip tarihi sonrasında uygulanacak faizin türü ve icra inkar tazminatı şartlarının oluşup oluşmadığı; alacağın mevcut bulunmadığının tespiti halinde, kötü niyet tazminatı şartlarının oluşup oluşmadığı hususlarından ibaret olduğu anlaşılmıştır. b) Dava Şartları ve İlk İtirazların Değerlendirilmesi : Mahkememizce yürütülen yargılama kapsamında; öncelikle "dava şartlarının mevcut bulunup bulunmadığı” hususunda yapılan incelemede; 6102 Sayılı TTK.'nın 5/A maddesi uyarınca taraflar arasındaki arabuluculuk görüşmelerinin, usulüne uygun olarak gerçekleştirilmiş bulunduğu; 6100 Sayılı HMK.'nın 114. maddesi kapsamında belirtilen dava şartlarında eksiklik bulunmadığı tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra "ilk itirazlar" hususunda yapılan incelemede; davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesi kapsamında "yetki" veya "tahkim" ilk itirazlarında bulunulmadığı anlaşılmakla, bu hususta Mahkememizce herhangi bir inceleme yapılmamıştır.

c) Menfi Tespit Davasının Hukuki Nitelendirmesi : Menfi Tespit Davası; davalı tarafından varlığı iddia edilen bir "hukuki ilişkinin mevcut olmadığının" veya "mevcut bulunan bir alacağın, ödeme, ibra, takas vb. bir nedenle sona erdiğinin" tespiti için açılan davadır. Menfi Tespit ve İstirdat Davalarını düzenleyen, 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Menfi Tespit ve İstirdat Davaları" başlıklı 72. maddesi, aşağıda belirtildiği şekildedir: "(1) Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını isbat için menfi tesbit davası açabilir. (2) İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. (3) İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir. (4) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyatî tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (5) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlâmın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. (6) Borçlu, menfi tespit davası zımnında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir. (7) Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir. (8) Menfi tespit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının ikametgâhı mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lâzım gelmediğini ispata mecburdur." Yukarıda belirtilen madde hükmü kapsamında da açıkça belirtildiği üzere borçlu, açacağı menfi tespit davası kapsamında; daha önce kendisi hakkında başlatılmış icra takibinde "ödeme emrine itiraz etmemiş" veya itiraz etmekle birlikte "itirazı yerinde görülmemiş" olması sebebiyle icra takibinin kesinleşmesi halinde dahi, "maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını" ileri sürebilecektir. Bu anlatımdan hareketle; kendisine yönelik açılan bir icra takibinde, ödeme emrini tebellüğ eden bir borçlunun, yasal süresi içinde borca itiraz edip etmemesi, sadece takip hukuku bakımından sonuç doğuracak; alacaklı tarafından açılacak itirazın iptali davasında veya borçlu tarafından sunulacak menfi tespit taleplerinde ispat yükünün yer değiştirmesine sebebiyet vermeyecektir. Söz konusu (menfi) tespit talebinde bulunan borçlunun, icra takibinin devamı esnasında alacaklıya karşı açacağı dava, "menfi tespit davası"; bununla birlikte "ödemesini gerçekleştirdiği meblağın kendisine ödenmesi" için alacaklıya yönelik açacağı dava ise "istirdat davası" olarak tanımlanacaktır. Belirtilen bu açıklamalardan hareketle ve 2004 Sayılı İİK.'nın 72/6. maddesi uyarınca; menfi tespit davası olarak açılan bir davada, herhangi bir sebeple borcun ödenmesi halinde de, davaya "istirdat davası" olarak devam edilecektir. Menfi tespit davasında; "alacağın varlığını" iddia eden tarafın "davalı" olması nedeniyle, ispat yükü de kural olarak davalıya (alacaklıya) düşmektedir. Bununla birlikte genel kural olarak uygulanan bu durum; borçlunun, taraflar arasında herhangi bir "hukuki ilişkinin mevcut olmadığını" iddia ettiği durumlara münhasır olup; "mevcut bir hukuki ilişkinin, herhangi bir sebeple sona ermesi nedeniyle alacağın son bulduğunun" (alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğu; alacağın ödeme, ibra veya takas gibi bir nedenle sona erdiği vb) iddia edildiği durumlarda ispat yükü; alacağın son bulduğunu iddia eden davacı borçluya geçmektedir. d) Dava Konusu Uyuşmazlık İle İlgili Değerlendirme : Mahkememiz nezdinde ikame olunan dava kapsamında; hisse devrinden sonraki dönemde gerçekleşen kaçak elektrik kullanım borcundan sorumlu olmadığının tespiti ile ödenen bedelin istirdadına karar verilmesinin talep edilmiş olduğu anlaşılmıştır. Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesi kapsamında ise özetle; kaçak elektrik kullanımının tutanak kapsamında sabit olduğu; pay devrinin tescil ve ilan edilmediği; davacının sicilde halen yetkili göründüğü ve borçtan müteselsilen sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan incelemede; taraflar arasındaki temel uyuşmazlığın, davacının ortağı olduğu.... ait abonelikte gerçekleşen kaçak elektrik kullanımından dolayı, davacının şahsen (ve şirket ile müteselsilen) sorumlu olup olmadığı noktasında toplandığı anlaşılmıştır. Şirket ortaklarının veya yöneticilerinin sorumluluğu noktasında 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 234/2. maddesinde yer alan "Bir ortağın şirkete ait görevlerini yerine getirirken işlediği haksız fiillerden şirket de doğrudan doğruya sorumludur." hükmü, haksız fiili işleyen ortağın eyleminden dolayı tüzel kişiliğin sorumluluğunu düzenlemektedir. İşbu düzenleme kapsamında; ortağın haksız fiilinden şirketin sorumlu olacağı kabul edilmiş olmakla birlikte; işbu durum, şirketin sair (bilinmeyen) ortakları veya temsilcileri tarafından gerçekleştirilen her türlü haksız fiilden, o tarihte sicilde ortak olarak görünen tüm ortakların da sorumlu olduğu anlamına gelmemektedir. Ortakların haksız fiil sorumluluğu müessesesinin; aşağıda belirtildiği şekilde dört başlık altında irdelenmesi gerekmektedir: Unvan Altında Hareket Etme: TTK'nın 216. maddesinde belirtilen "(1) Tescil yükümlülüğü yerine getirilmeksizin şirket adına işlere başlanmışsa, ortaklar giriştikleri işlerden dolayı üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumludur. (2) Bir kollektif şirket sözleşmesi yapılmaksızın, şirketin türünü gösterir bir kaydı içermese bile, ortak bir unvan altında, üçüncü kişilerle işlem yapılması veya onlara karşı haksız bir fiil işlenmesi hâlinde de aynı hüküm geçerlidir." hükmü uyarınca, bir kolleftif şirket sözleşmesinin varolmaması halinde dahi (dolayısıyla ortakların kimlikleri resmen kayıtlı olmasa bile), ortak tarafından herhangi bir unvan altında üçüncü kişilere karşı haksız bir fiil işlenmesi hâlinde, bu fiili gerçekleştirenlerin de üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu olacağını açıkça düzenlemiştir. Şirket Görevi Sırasında İşlenen Haksız Fiiller: Bir ortağın şirkete ait görevlerini yerine getirirken işlediği haksız fiillerden, şirket de doğrudan doğruya sorumlu bulunmaktadır. (TTK m.234). Genel Müteselsil Sorumluluk: TBK m.49/1 uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Birden çok kişinin birlikte bir zarara sebebiyet vermesi hâlinde, TBK m.61 uyarınca dış ilişkide (zarar görene karşı) her biri zararın tamamından müteselsilen sorumlu tutulur. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda ortağın şahsi sorumluluğu; haksız fiil sorumluluğunun genel esaslarını düzenleyen 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49/1. Maddesinde belirtilen "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." hükmüne tâbidir. Dolayısıyla bir ortağın veya yöneticinin şirketin faaliyetleri kapsamında gerçekleşen bir haksız fiilden sorumlu tutulabilmesi için, söz konusu fiilin bizzat o şahıs tarafından işlendiğinin, kusurunun ve zarar ile fiil arasındaki illiyet bağının açıkça ispat edilmesi gerekmektedir. Dava konusu uyuşmazlık ile ilgili olarak; Mahkememizin 08/07/2025 tarihli duruşmasında, davalı vekili tarafından, davacı ortak tarafından bizzat kaçak elektrik kurulumu yapıldığına veya kurulu kaçak elektriğin kullanıldığına dair bir tespit bulunmadığı beyan edilmekle; davacının haksız fiili bizzat işlediğine dair hiçbir somut delil bulunmadığı anlaşıldığından; davacının, dava konusu icra takip borcundan sorumlu tutulmasının hukuken mümkün bulunmadığı kanaatine varılarak, davanın kabulüne dair aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesis edilmiştir. Bunun yanı sıra, davacı tarafından sunulan kötüniyet tazminatı talebi ile ilgili olarak ise; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca; davacı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için icra takibinin haksızlığının tespit edilmesinin yanı sıra, alacaklının takip başlatırken kötüniyetli olduğunun, yani takip konusu alacağın bulunmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde dürüstlük kuralına aykırı ve kasıtlı olarak takibe geçtiğinin somut verilerle kanıtlanması zorunludur. Kötüniyet tazminatı; haksızlığı tescil edilen alacaklının yargısal süreçleri kötüye kullanmasının bir müeyyidesi niteliğinde olup; somut uyuşmazlık kapsamında, davalının icra takibi başlatma eyleminin yasal hak arama özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı, haksız icra takibi yapma yönünde özel bir kastının veya kötüniyetinin varlığının ispatlanamadığı anlaşıldığından; yasal şartları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. V) HÜKÜM : (Yukarıda Açıklanan Gerekçelerle) 1) Davanın KABULÜNE, Bu doğrultuda; a) Davacının, .... sayılı icra takibi kapsamında borçlu olmadığının TESPİTİNE, b) Takip konusu borcun davacı tarafından icra dosyasına ödendiği anlaşıldığından, ödenmiş olduğu tespit edilen 131.567,00 TL.'nin ödeme tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ÖDENMESİNE, c) Yasal şartları oluşmadığından davacı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi talebinin REDDİNE, 2) Karar ve İlâm Harcı : a) Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 8.987,34-TL. harçtan, davacı tarafından yatırılmış bulunan 1.814,98.-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye kalan 7.172,36.-TL harcın; davalı taraftan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, b) Davacı tarafından yatırılmış bulunan 1.814,98.-TL peşin harç, 427,60.-TL başvurma harcı ve 60,80.-TL vekalet harcı olmak üzere toplam 2.303,38.-TL harcın; davalı taraftan tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE, 3) Yargılama Gideri ve Gider Avansı : a) Davacı tarafından yatırılmış bulunan, posta ve tebligat giderinden ibaret toplam 87,50.-TL yargılama giderinin; davalı taraftan tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE, b) Arabuluculuk faaliyeti neticesinde, taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı anlaşıldığından; Arabuluculuk Yönetmeliği'nin 26/2. maddesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 2.080,00.-TL arabuluculuk ücretinin, davalı taraftan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, c) Taraflarca yatırılan gider avansından bakiye kalan kısmın; kararın kesinleşmesini müteakiben talep edilmesi halinde, 6100 Sayılı HMK.'nın 333. maddesi uyarınca taraflara İADESİNE, 4) Vekâlet Ücreti : Davacı tarafın, kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca (Mahkememizce kabulüne karar verilen miktar olan 131.567,00.-TL üzerinden) takdir edilen 45.000,00.-TL vekalet ücretinin, davalı taraftan tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE,

Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı,; gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren (2) hafta içerisinde; (Mahkememiz'e veya istinaf edenin bulunduğu yer İlk Derece Mahkemesine dilekçe sunmak ya da tutanağa geçirilmek koşuluyla Zabıt Katibine sözlü beyanda bulunmak suretiyle) HMK'nın 345. maddesi uyarınca .... kanun yolu açık olmak üzere, yapılan açık yargılamada karar verildi. 16/01/2026

... ¸ ¸ Gerekçeli Karar

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/887, K. 2026/16, T. 16.01.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-887-e-2026-16-k-ac564b45554a