İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2019/1216 E. 2021/63 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2019/1216
Karar No
2021/63
Karar Tarihi

T.C. İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2019/1216 Esas KARAR NO : 2021/63 DAVA : Sözleşmenin Uyarlanması, Çekişmenin Giderilmesi (TBK'nun 138.maddesinden kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 04/12/2019 KARAR TARİHİ : 20/01/2021 Mahkememizde görülmekte olan Sözleşmenin Uyarlanması, Çekişmenin Giderilmesi (TBK'nun 138.maddesinden kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili davacı şirketin, altın üretimi veya ticaretinde kullanmak üzere 18.10.2012 tarihinde davalı bankanın İzmir şubesinden 2000 gram, 2000 gram ve 1000 gram olmak üzere toplam 5000 gram altın limitli altın kredisi kullandığını, kredi kullandığı tarihten itibaren geri ödemelerini düzenli bir şekilde gerçekleştirip temerrüde düşmediğini, mücevherat üreticilerinin kendi üretimlerini finanse etmek amacı ile ABD Doları veya Türk Lirası fiyat riskine karşı kendilerini korumak istemeleri nedeni ile altın bazında kredi kullanmayı tercih ettiklerini, davaya konu sözleşmelerin müvekkiline yüklediği edimlerin katlanılamayacak derecede artmasına rağmen müvekkilinin edimlerini ifa konusunda çok büyük bir çaba sarf ederek bugüne kadar temerrüde düşmediğini, kredinin kullanıldığı 2012 yılında gram altının alış fiyatı 91 - 100 TL arasında değişmekte iken 2019 yılında alış fiyatının 219 - 283 TL arasında artarak değiştiğini, altın kredisi borcunun altın teslimi sureti ile kapatılmasının esas olup taraflar arasında varılacak anlaşmaya göre Türk Lirası veya döviz olarak geri ödeme de yapılabildiğini, son yıllarda Türkiye ve Dünya ekonomisinde meydana gelen değişiklikler üzerine Hazine ve Maliye Bakanlığından Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğin 16.11.2018 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanmış olup bu tarihten itibaren Türkiye'de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri sözleşmelerde sözleşme bedelini ve sözleşmeden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramayacakları ve bu kapsamda bedellerin Türk Lirası olarak taraflarca yeniden belirleneceğinin kararlaştırıldığını, dövizde yaşanan gelişmelerin altında da yaşandığını, davaya konu altın kredisinin davalı tarafından 20.03.2019 tarihinde Türk Lirası ve dövize çevrilmesine ilişkin işlem tarihindeki Türk Lirası karşılığına göre müvekkilinin üstlendiği miktardan çok daha fazla borçlu haline getirildiğini, altın fiyatlarındaki üç kat artışın hukukun genel kuralları göz önüne alındığında sözleşmenin ifasında aşırı ifa güçlüğü meydana getirdiğini, taraflar arasında sözleşmenin devamı sırasında ortaya çıkan çekişmenin ve müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesinin gerektiğini, somut olayda değişen hal ve şartlar nedeni ile tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge aşırı ölçüde ve açık biçimde bozulduğunu, fevkalade şartların ortaya çıkmasının müvekkilinin kusurundan meydana gelmediğinin ve değişen hal ve şartların taraflar bakımından önceden öngörülebilir, beklenebilir, olağan nitelikte bulunmadığının sabit olduğu gibi altının ve doların Türk ekonomisine zarar vermek kastıyla dış manipülasyonlarla suni olarak artırıldığının, böylece Türk ekonomisinin iç dengelerinin dış müdahale ile bozulmaya çalışıldığının, iktidar ve muhalefet partilerinin kamuoyuyla paylaştığı bir gerçeklik olup bu konuda Amerika Birleşik Devletleri başkanının; türk ekonomisine her zaman müdahale ettiklerini ve edeceklerini ve Amerika'nın çıkarları için Türk Hükümetini zorlamak kastı ile Türk Parasını manipüle ettiklerini kamuoyu önünde beyan ettiğini, bu durumun Türk ekonomisi içerisinde çalışan herkesin ve müvekkilinin de ekonomik durumunu bozduğunu, hayatın olağan akışı ile örtüşmeyen, müvekkilinin kendi kusurundan kaynaklanmayan, manipülasyonla yükselmiş kredinin başlangıçtaki koşullarının müvekkili aleyhine kasıtlı dış müdahale ile değişmiş olması gözetildiğinde müvekkilinin sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması isteminin haklılık ilkesi ile örtüştüğünü, sözleşme kapsamında davacı müvekkili...'un taşınmazlarının ipotek konularak kredi borcunun teminat altına alındığını, müvekkillerinin ticari ve ekonomik yönden mahvına sebebiyet verilmemesi için ihtiyati tedbir kararı ile ödemelerin durdurulması gerektiğini bildirmiş, ihtiyati tedbir kararı verilmesi ile birlikte müvekkilince yapılan ödemeler ile kredi tarihindeki mevcut şartlara göre borcun sona erdiğinin tespiti ile çekişmenin giderilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA : Davalı vekili dava dilekçesinde; davacı şirket ile ile müvekkili banka arasında imzalanan GNGKS sözleşmeleri gereğince, iki adet altın kredisi kullandırıldığını, davacı...' un sözleşmelerde müteselsil kefil sıfatıyla yer aldığını, davacının halen Tasfiye Olunacak Alacaklar Hesabına intikal etmiş iki adet altın kredisi mevcut olduğunu, ihtiyati tedbir istemi için yasal koşulların oluşmadığını, ayrıca aynı konuda davacıların davadan önce İzmir ...Asliye Ticaret Mahkemesi’nin... D. İş sayılı dosyası üzerinden talep ettikleri ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verildiğini, sözleşmelerin kat edildiğini, kredi alacağının 1.414.749-TL olup, bu miktar üzerinden eksik harcın tamamlanması gerektiğini, Türkiye’nin içinde bulunduğu enflasyonist ortamda gerek dövizin gerek altın fiyatlarının sürekli artma eğiliminde olduğunun yaşanan bir gerçek olduğunu, davacıların bilerek ve serbest iradeleri ile bu riski göze aldıklarını, Türk Lirası üzerinden kredi kullanma olanağı varken altın kredisi kullandıklarını, bu türdeki kredi tercihi sebebinin faizin ve dolayısıyla ödeyeceği taksit tutarının düşük olmasından kaynaklandığını, davacının kendisine sunulan kredi seçeneklerinden sözleşme tarihi itibariyle lehine olanını tercih ettiğini, buna göre davacının talebinin açıkça hakkın kötüye kullanılması olduğunu, müvekkili bankanın da aynen davacı gibi edimini ifa etmek sorumluluğu altında olduğunu, altının gramının düşmesi veya yükselmesi karşısında banka açısından oluşacak zararın nasıl müşteriye yükletilmesi mümkün değil ise, altının gram fiyatının artışından doğan müşteri zararının da bankaya yükletilmemesinin hakkaniyet gereği olduğunu, ayrıca kuyumculuk yapan ve tercihini altın kredisinden yana kullanan davacının kazanımının da altın fiyatının artmasıyla doğru orantılı olarak artış gösterdiğini, bankanın kaynak maliyetleri ve mali sorumlulukları karşısında altın fiyatının sabitlenmesinin banka açısından tahammül edilemez bir zarara yol açacağını, sözleşmeye bağlılık ilkesinin aynen kullanılmasının gerektiğini, tarafların yapmış oldukları sözleşme ile yükümlülük altına girerlerken, iyi düşünmek, bütün ihtimalleri değerlendirmek ve olası sürprizlere karşı kendilerini korumak amacıyla sözleşmeye gerekli kayıtları koymaya özen göstermeleri gerektiğini, hukuki güvenlik ile ticari ve günlük hayatın devamlılığının verilen söze bağlı kalmayı gerektirdiğini, somut olayda Hakimin sözleşmeye müdahale edebilmesi için gerekli olan koşulların gerçekleşmediğini, davacının altın fiyatlarının artması riskini üstlendiğini, Türkiye’deki ekonomik gidişatı göz önünde bulundurmadan sözleşme yapan davacının bunun sonuçlarına katlanması gerektiğini, şartların değişmesinin yeterli olmayıp, değişikliklerin öngörülemez nitelikte olması gerektiğini, bu güne kadarki kredi ödemelerinin her zaman altının ödeme günündeki karşılığı üzerinden ihtirazi kayıtsız olarak ödendiğini, günümüz ekonomik koşullarında döviz kurları ve altın fiyatlarındaki artışın beklenen hal olup, bu artışların uyarlama davasına konu edilemeyeceğini, ekonomik göstergelerdeki istikrarsızlığın, siyasi veya iktisadi rejimi ne olursa olsun veya iktisadi büyümenin hangi safhasında bulunursa bulunsun, hemen hemen her ülkede gözlenebilen bir olay olup, bu doğrultuda, ülkemizde de vatandaşların çok önceden beri devam etmekte olan ekonomik sıkıntılar ile beraber yaşamaya alıştığını, enflasyon, devalüasyon gibi ekonomik kavramların herkesin çok yakından bildiği ve öğrenmek zorunda kaldığı kavramlar haline dönüştüğünü, ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik konjonktür nedeniyle bir kısım değerlerdeki değişmelerin öngörülebilen ve olağan bir nitelik kazandığını, dürüstlük kuralı uyarınca bu gerçeklik karşısında ortaya çıkan değişikliklerin beklenmedik olduğunun söylenemeyeceğini ve kronik hale gelen enflasyon nedeniyle edimler arasındaki dengenin bozulduğunun ileri sürülemeyeceğini, talebin makul bir süre içerisinde yapılması gerektiğini, uzun zaman borçlunun sessiz kalmasının, uyarlamadan feragat ettiği anlamına gelebileceğini, davacının kredi taksitlerini ödememesi nedeni ile alacağın muaccel hale gelip kat edilen borcu için uyarlama talebinde bulunamayacağını, ayrıca davacının tacir olup, TTK'nun 20(2) maddesi uyarınca sözleşmeyi yaparken basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olması nedeni ile sözleşmenin uyarlanmasını talep edemeyeceğini, çok sayıda kesinleşmiş ilamın savunmalarını doğruladığını bildirmiş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Dava, TBK'nun 138.maddesi uyarınca taraflar arasında düzenlenen, davacı tarafın öngöremediği ve öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü ekonomik ve sosyal gelişmeler nedeni ile ifanın aşırı ölçüde güçleştiği iddiasından kaynaklanan sözleşmenin uyarlanması istemine ilişkindir. Davaya konu sözleşmenin varlığı ve içeriği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı şirket kredi sözleşmesinin borçlusu, davacı gerçek kişi ise müteselsil borçlu ve müteselsil kefilidir. Davacıların tarafı olduğu ilk sözleşme 2012 yılında yapılmış, ardından başkaca sözleşmeler düzenlenmiş, davacıların ödemelerini 2019 yılı Ağustos ayından itibaren aksatmaları nedeni ile davalı banka tarafından 2019 yılı aralık ayında kredi hesabı kat edilmiştir. Davaya konu sözleşmelerde davalı bankanın davacı tarafa kullandıracağı kredilerin geri ödemesinin kararlaştırılan taksit tarihindeki altın fiyatına göre tahsil edileceği kararlaştırılmıştır. Davacı taraf dava dilekçesinde, sözleşmenin yapıldığı tarih ile davanın açıldığı tarih arasında altın fiyatlarının üç kat arttığını, bunun beklenemez ve öngörülmesi mümkün olmayan bir durum olduğunu, bu durumun altın ve dövizdeki öngörülemez yükseliş ile Türk ekonomisine zarar vermek kastı ile yurt dışından yapılan manipülasyonlardan kaynaklandığı iddiasında bulunmuştur. TBK'nun 138.maddesi uyarınca sözleşme nedeni ile aşırı ifa güçlüğünün oluşması için sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış ve bu durumun borçludan kaynaklanmamış olması, ortaya çıkan bu durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olması ve borçlunun, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır. Gelişmiş ülkeler dahil geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler ağırlıklı olmak üzere hemen hemen her ülkede yaşanan yerel veya küresel ekonomik ve sosyal değişim ve gelişmelere bağlı olarak enflasyon, develüasyon, mal ve hizmet fiyatlarının beklenenin ötesinde ani veya hızlı yukarı veya aşağı seviyede değişimler göstermesi gibi ekonomik gelişmelerin yaşandığı bilinen bir gerçektir. Bu kapsamda ülkemizde çok uzun yıllara dayanan zaman zaman yüksek seviyelere erişen sürekli bir enflasyon halinin olduğu, zaman zaman develüasyon yaşandığı, altın, döviz, kıymetli taş ve madenler, hisse senetleri, akaryakıt, temel sanayi girdileri gibi mal ve parasal değerlerde yüksek düzeyde ve ani iniş çıkışların yaşandığı da bilinmektedir. Davacılar ve davalı tacir olup ticarethaneleriyle ilgili tüm işlemlerinde basiretli tacir gibi davranmak zorundadırlar. Bu kapsamda dünyadaki ve ülkemizdeki yaşanan ve yaşanacak olası gelişmeleri düşünerek işlerini idare etmek ve ticari sözleşmelerini bu öngörülere göre yapmak zorundadırlar. Davacı tarafın dava dilekçesindeki altın fiyatlarının üç katı yükseldiğine ve bunun beklenmek bir durum olduğuna ilişkin iddialarının ve taraflar arasındaki kredi sözleşmesine ilişkin ayrıntı ve niteliklerin tespiti için uzman bilirkişilerden rapor alınmış, raporda taraflar arasında 18/10/2012 tarihinde genel nakdi ve gayrınakdi kredi sözleşmesinin imzalanmasından sonra, 24/03/2014 tarihli 5.000 gram altın kredi limiti açılmasına ilişkin sözleşme imzalandığını, 20/03/2019 tarihinde ise 1.100.000,00 TL ve 200.000,00 USD kredi limiti açılmasına ilişkin olarak yeni bir sözleşme düzenlendiğini, bir kısım kredi borçlarının davacı şirketin vadesiz banka hesabına tahsil edilmesine rağmen bir bölümünün tahsilat yapılamaması nedeni ile takip hesaplarına intikal ettirildiğini, altın kredilerinde geri ödemelerin, kıymetli madenin teslimi, döviz veya Türk Lirası olarak yapılabildiğini, üçer aylık devrelerde altın cinsinden hesaplanan faiz tutarı da yine banka tarafından 995/1000 saflıktaki altın için belirlenen satış fiyatı üzerinden hesaplanan TL karşılığı olarak tahsil edildiğini, altının fiyatının temel olarak dünya üzerinde olan olaylar ve gelişmeler neticesinde belirlendiğini, yabancı paraların değer kaybetmesine yol açan ekonomik, askeri veya siyasi olayların altının fiyatını artıran etmenler olduğunu, ülkemizde de genel olarak altının fiyatı dünyadaki diğer ülkelerin durumuna göre şekillendiğini, Aralık 2019’dan başlayarak dünya geneline yayılan corona virüsü pandemisinin dünya ekonomisini büyük bir durgunluğa sürükleyip yarattığı belirsizlik ortamı nedeniyle altının ons fiyatının 1.300 USD seviyesinden 2.000 USD seviyesine yükseldiğini, aşının kullanıma gireceği haberlerinin yaygınlaşması ile tekrar gerilemeye başladığını, altın ticareti yapan davacı gibi firma ve kuyumcuların sermayelerinin fiyat hareketliliğinden olumsuz etkilenmemesi için günlük döngüleri dışında nakit olarak TL tutmadıklarını, nakit mevcutlarını usd veya eur gibi dövizlere çevirmekte ve en kısa sürede tekrar altına döndüklerini, imkân buldukça sermayesini altın olarak yükseltmeye çalıştıklarını, daha fazla sermaye ile daha fazla iş yaparak kârlılığını artırmayı düşünen kuyumcu işletmeleri, bankacılık sisteminin altın kredisi ile sektöre girmesi ile daha az faiz maliyetine katlanarak daha uygun fonlama ile altın sermayesini ve bu yolla kârlılıklarını artırma imkânı bulduklarını, davacı şirketin de bu düşünce ile davaya konu sözleşmeyi yaptığını, alınan kredinin alınma amacına uygun kullanılması halinde davacının mesleği gereği bir zararının söz konusu olmayacağını, ancak zarar iddiası halinde kredinin amacına ve davacının mesleğinin gereğine uygun bir şekilde kullanılmadığı, kredinin başka alanlarda değerlendirdiği gibi bir düşüncenin akla gelebileceğini, bunun yanında davacı şirketin altın ticareti ile iştigal etmekte olması nedeni ile ticaretini yaptığı emtianın değerinin değişebileceği, ekonomik konjonktüre bağlı olarak volatilitenin fazla olacağını bilmesi gerektiğini, bu nedenle lehine gelişmeler kar elde etmesinin doğal sayılması karşısında aynı ölçüde zarar etmesinin de doğal olup bu durumun ticari risk olarak kabul edilmesi gerektiğini, davacı firmanın mesleğinin gereklerine uygun olarak kredi tutarını altına çevirmesi ve kredi çalışması boyunca altın mevcudunu koruması halinde son dönemde altın fiyatlarında yaşanan yükselişten herhangi bir şekilde zarar etmemiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olduğunu, davacı tarafın kullandığı kredi yılı olan 2012 yılından davanın açıldığı tarihe kadar geçen dönemde enflasyon oranına göre altın fiyatlarındaki artışın altın ticareti yapan şirketler ile kuyumcular için beklenmeyen bir durum olmadığını, ahde vefa ilkesi gereği sözleşme koşulları sonradan değişse bile borçlunun sözleşmedeki edimini aynen ifa etmesi gerektiğini, davacı tarafın Ağustos 2019 tarihinden sonra kredi borcunu ödememesi nedeni ile davalı bankanın 2019 yılı aralık ayında hesabı kat etmesinin bankacılık uygulamasına uygun bir süreç olduğunu, davaya konu olan altın fiyatındaki oynaklığın altın ticareti ile iştigal eden davacı gibi kuyumcu olan ve/veya piyasa bilgisine sahip olanlar için beklenmeyen bir durum olmadığını, altın fiyatlarındaki bu tür büyük oynaklığın yaklaşık on yıllık döngülerle tekrarlanmakta olduğunu, ticareti yapılan emtianın fiyatında ekonomik konjonktüre bağlı olarak artış ya da azalış yönünde değişimlerin öngörülebilir olduğunu, somut olayda aşırı ifa güçlüğüne ilişkin sebeplerin gerçekleşmediği bildirilmiştir. Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, usul yasa ve dosya kapsamına uygun görülen ayrıntılı gerekçeli hükme ve denetime elverişli bilirkişi raporu ile davacıların borçlu ve müteselsil kefil olarak davalı banka ile düzenledikleri davaya konu altın kredilerinin geri ödemelerinin sözleşmenin niteliği gibi taksit tarihlerindeki altının rayiç değerlerine göre ödeneceğinin kararlaştırıldığı, ilk sözleşmenin 2012 yılında düzenlenip dava tarihine kadar geçen sürede bilirkişi raporunda yapılan hesaplamalarda görüleceği üzere altın fiyatlarında ülkemizde yaşanan enflasyon oranlarına göre herkes için şaşırtıcı, öngörülemeyen ve yüksek düzeyde bir artışın salgın süreci hariç meydana gelmediği, salgın sürecindeki kısa süreli artışın ise aşının bulunması ile birlikte durduğu ve fiyatların inmeye başladığı, altın ve döviz fiyatlarındaki yükselişin özellikle davacılar gibi kuyumculuğu meslek edinmiş kişiler tarafından öngörülmemesinin de mümkün bulunmadığı, bunun yanında kuyumcu olan davacıların altın kredisinden elde ettiği krediyi mesleği gereği altın olarak kullanması ve sermayesini altın olarak koruyup arttırması karşısında işin doğası gereği zaten bir zararının ortaya çıkmasının mümkün bulunmadığı, sözleşmeye bağlılık ilkesi gereğince tacir olan davacıların basiretli bir tacir gibi davranarak uzun yıllardan beri enflasyonun yaşandığı, altın ve döviz fiyatlarının kısa veya uzun sürelerde yüksek düzeyde artış ve iniş gösterdiği ülkemizdeki ekonomik gelişmeleri bilerek ve öngörerek sözleşmeyi imzalamaları nedeniyle sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmelerinin kendilerinden beklenmesi gerektiği birlikte gözetildiğinde kanıtlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan gerektirici nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 59,30-TL ret harcının peşin yatırılan 44,40-TL+22.200,75-TL=22.245,15-TL harçtan indirilmesi ile geriye kalan 22.185,85-TL harcın isteği halinde davacılara iadesine, 3-Davalı yararına AAÜT' nin 13(1) maddesi uyarınca takdir edilen 78.300,00-TL nispi vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafça yatırılan gider avansından harcama yapılmadığı ve başkaca yargılama gideri de yapılmadığı dikkate alınarak bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına, 6-Davacı ve davalı taraflarca peşin olarak yatırılan gider avansından artan gider avansının HMK'nun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Davacılar vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde İstinaf yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 20/01/2021

Başkan ... E-imza Üye ... E-imza Üye ... Katip ... E-imza

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2019/1216, K. 2021/63, T. 20.01.2021, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2019-1216-e-2021-63-k-d4692d66437b