Danıştay · Danıştay
Danıştay 2025/341 E. 2025/1364 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- Danıştay
- Esas No
- 2025/341
- Karar No
- 2025/1364
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2025/341 Karar No : 2025/1364
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci Dairesinin 15/10/2024 tarih ve E:2024/5717, K:2024/5326 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 01/08/2024 tarih ve 32619 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6. maddesi ile değiştirilen asıl Yönetmeliğin 6. maddenin 1. fıkrasının (b) bendi ile 11. maddesi ile değiştirilen asıl Yönetmeliğin 12. maddenin 3. fıkrasının iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 15/10/2024 tarih ve E:2024/5717, K:2024/5326 sayılı kararıyla; Anayasa'nın 2., 80., 85., 125. ve 150. maddeleri ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2., 14. ve 15. maddelerine atıfta bulunularak, Dava dilekçesinin incelenmesinden, dava konusu düzenlemeler nedeniyle öğrencilerin eğitim haklarının ihlal edildiği ve taşımalı eğitim imkânından mahrum kalacaklarını ileri süren davacının, öğrenci velisi sıfatıyla değil, Van milletvekili olarak yurttaşların sorununa çözüm bulunabilmesi amacıyla bakılan davayı açtığının görülüğü, bu bağlamda dava konusu düzenlemelerle davacı arasında güncel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin bulunduğunun kabulüne olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Anayasa'nın 80. maddesinde düzenlenen temsil yetkisinin hukuki temsili de kapsadığı, bu nedenle milletvekili sıfatıyla bakılan davayı açmakta sübjektif dava ehliyetinin bulunduğu, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 15/10/2024 tarih ve E:2024/5717, K:2024/5326 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 19/06/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY X- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinde iptal davası; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı oldukları ileri sürülen idari işlemlerin iptalleri amacıyla menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan dava olarak tanımlanmıştır. Hukuk devletinin özünü; devletin hukuka bağlılığı, devlet organlarının hukukun içinde kalarak işlem ve eylemler yapabilmesi oluşturmaktadır. Anayasal bir ilke olarak, devletin tüm faaliyetlerinin yargısal denetime açık olması hukuk devletinin vazgeçilmez bir niteliği olup; yargı denetimi, hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından biri konumundadır. Bununla birlikte bir idari işlemin yargı denetimine tabi tutulması için yapılacak başvurular belirli usuli koşullara tabiidir. Bu bağlamda bir idari işlemden dolayı iptal davası açılabilmesi için iptali istenilen idari işlem ile davacı arasında bir menfaat ilişkisinin bulunması gerekir. İdari işlem ile davacı arasındaki bağı ve ilgiyi anlatan menfaat ilişkisi kavramından söz edilebilmesi için; gerek doktrin, gerekse içtihatlar, bu ilişkinin meşru, davacıyı etkileyecek bir biçimde kişisel ve güncel olması gerektiğinde birleşmektedir. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 18/07/2018 tarih ve 2015/3690 başvuru numaralı kararında da; "2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali" kavramı; idari makamlar tarafından gerçekleştirilen ancak bireyin menfaatini etkilemeyen, bir başka ifadeyle birey üzerinde herhangi bir hukuksal sonuç doğurmayan işlemlerin uyuşmazlık konusu yapılarak hem yargının hem de idarenin sürekli ve gereksiz bir biçimde meşgul edilip işleyemez hâle gelmesini engellemek, bu suretle gerek yargı hizmetinin gerekse idarenin asli görevi olan kamu hizmetlerinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesiyle davacı ile arasında menfaat bağı kurulamayan işlemlerden doğan uyuşmazlıkların esasının incelenmemesi maksadıyla idari yargıya ilişkin bir usul kuralı olarak düzenlenmiştir." ifadelerine yer verilerek sözü edilen usul kuralının düzenlenme amacı ortaya konulmuştur. Bu bağlamda sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları ise, her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğini ve ilgili mevzuat hükümlerini göz önünde bulundurarak dava konusu işlemin davacının hukuki durumu üzerinde doğurabileceği etki ve sonuçlardan hareketle değerlendirilir. Milletvekilliği sıfatı ise, hukuksal bir statü niteliğinde olup, bu sıfatla dava açılabilecek haller Anayasa'nın 85. ve 150. maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir. Milletvekilliğinin düşürülmesine, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına karşı ve kanunların, Meclis İçtüzüğünün, kanun hükmünde kararnamelerin, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin iptali için iptal davası açılması halleri milletvekilliği sıfatına dayalı olarak doğrudan dava açılabilecek haller olarak sayılmıştır. Bunlar dışında milletvekillerine, milletin temsilcisi olma sıfatıyla kamu yararını ilgilendiren idari işlemlere karşı doğrudan dava açma hakkı tanınmamıştır. Bununla birlikte; milletvekillerinin, seçildikleri bölgede ikamet edip etmediklerine bakılmaksızın seçildikleri bölgenin hemşehrisi sayılmaları gerektiği ve seçim bölgelerini ilgilendiren konularda, hemşehri hukuku kapsamında dava açabilecekleri sonucuna varılmıştır. Dava konusu Yönetmelik kuralları ile, öğrencisi taşınacak yerleşim yerinin taşıma merkezine uzaklığının en az 2 en fazla 30 kilometre olması gerektiği, belirtilen mesafeler dışında kalan öğrencilerin zorunlu olarak yatılı bölge ortaokulları ve pansiyonlu okullara yerleştirileceği düzenlenmiştir. Bu durumda, dava konusu düzenlemelerden, can güvenliği, iklim koşulları ve coğrafi şartların elverişsizliği nedeniyle Van ilinde yerleşik öğrenci ve öğrenci velilerinin etkilendiği açık olduğundan, davacının Van ilinden seçilmiş milletvekili olarak, hemşehri hukuku kapsamında subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.