Danıştay · 8. Daire
Danıştay 8. Daire 2025/3084 E. 2025/6402 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 8. Daire
- Esas No
- 2025/3084
- Karar No
- 2025/6402
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2025/3084 Karar No : 2025/6402
DAVACI : ...
DAVALI : ...
DAVANIN ÖZETİ : Davacı tarafından, ilkokul 1. sınıftan lise son sınıfa kadar zorunlu veya seçmeli Kürtçe dersinin başlatılması istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istenilmektedir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : 2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uygun bulunmayan dava dilekçesinin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü.
HUKUKİ SÜREÇ: Dava; ilkokul 1. sınıftan lise son sınıfa kadar zorunlu veya seçmeli Kürtçe dersinin başlatılması istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; 2. fıkrasında; idari yargı yetkisinin, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu, idari mahkemelerin; yerindelik denetimi yapamayacağı, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremeyeceği; "İdari Davaların Açılması" başlığını taşıyan 3. maddesinde; davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı delillerin, davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihinin belirtileceği; dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örneklerinin dava dilekçesine ekleneceği; dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örneklerinin karşı taraf sayısından bir fazla olacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; 15/1-d maddesinde ise; 14. maddenin 3/g bendinde yazılı hallerde otuz gün içinde 3. ve 5. maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanlıkları tamamlanmak üzere dilekçelerin reddine karar verileceği, belirtilmiştir. İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasa koyucu, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak aramaktadır. İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir. İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idari işlemlerin; ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceği kabul edilmektedir. Taraf ilişkisinin kurulması için gerekli olan kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilgisinin varlığı, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlenmekte, davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve manevi bir ilişkisinin, hukuken korunması gereken bir menfaat bağının bulunması dava açma ehliyeti için gerekli sayılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun velayete ilişkin düzenlemelerin yer aldığı "Altıncı Ayırım" bölümünün 335. maddesinde, "Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz. Hâkim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velâyeti altında kalırlar." hükmü, 336. maddesinde, "Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar. Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir. Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir." hükmü, 342. maddesinde, "Ana ve baba, velâyetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler." hükmü yer almaktadır. İdari Yargılama Usulünde geçerli olan resen araştırma ve yazılılık ilkesi gereği dava dilekçelerinin, 2577 sayılı Kanunda belirtilen şekil kurallarına uygun bir biçimde ve yargılamanın gerektirdiği bilgileri içerecek nitelikte düzenlenmesi gerekmektedir. Bunu sağlamak için, dava dilekçelerinde; dava konusu edilen işlemlerin ve dava sebeplerinin, bir başka ifadeyle; idari işlemin içerdiği iddia edilen hukuka aykırılığın dayandığı hukuk kurallarının açık ve net bir biçimde somut olarak belirtilmesi şarttır. Ayrıca birden fazla işlemin davaya konu edilmesi ya da bir işlemin birden fazla madde, fıkra veya bendinin iptalinin istenilmesi halinde söz konusu işlemler ve bu işlemlerin hangi madde veya fıkralarının iptalinin istendiğinin tek tek sayılmak suretiyle belirtilmesi de yukarıda alıntısı yapılan düzenlemeler ve idari yargılama usulü ilkelerinin bir gereğidir. Dosyanın incelenmesinden; davacının 30/10/2024 tarihinde Cumhurbaşkanlığı kaydına giren dilekçesinde; hem velisi bulunduğu çocuğu hem de tüm çocuklar için etkin bir yöntem ile ilkokul 1. sınıftan lise sona kadar zorunlu veya çok etkin şekilde seçmeli Kürtçe dersinin başlatılmasını talep ettiği, davacının başvurusunun Milli Eğitim Bakanlığı'na iletildiği, Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü'nün 29/11/2024 tarihinde verdiği yanıtta; ilköğretim kurumları haftalık ders çizelgesinin en son 24/08/2023 tarih ve 43 sayılı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı kararıyla güncellendiği, eğitim ve öğretim kurumlarında öğretilecek yabancı dillerin, yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okullar ile Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğreniminin tabi olacağı esasların 2923 sayılı Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında Kanun doğrultusunda yürütüldüğü, buna göre ortaokul 5., 6., 7. ve 8. sınıflarda Yaşayan Diller ve Lehçeler dersi kapsamında Kurmanca ve Zazaca dersinin okutulduğu, bu derslerin öğretim programlarının 07/09/2012 tarihli ve 154 sayılı Talim ve Terbiye Kurulu kararı ile kabul edilmiş olduğu ve 2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanmaya başlandığı, buna ilişkin öğretim materyallerinin de hazırlanıp öğrencilere ücretsiz dağıtıldığı bilgisinin verildiği; davacı tarafından başvurusunun zımnen reddedildiğinden bahisle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinin birinci sayfasında davanın konusu olarak zımnen ret kararının iptalinin istendiği, ikinci sayfasının "netice ve talep" kısmında ise, davalının zımnen ret kararının kaldırılması, başta davacının çocuğu olmak üzere tüm çocukların yararlanması için zorunlu veya etkin bir şekilde ilkokul birinci sınıftan lise son sınıfa kadar Kürtçe dersinin başlatılmasının talep edildiği görülmektedir. 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, idari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, idare mahkemelerinin idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı vermesi hukuken mümkün bulunmamaktadır. Dava dilekçesinin "netice ve talep" kısmında yer verilen istemlerin idari işlem ve eylem niteliğinde karar verilmesine yönelik olduğu, öte yandan, eğitim-öğretim hizmetlerini yürüten, bu hizmetle ilgili ulusal politika ve stratejileri belirleyen idari makamın Milli Eğitim Bakanlığı olması ve yukarıda yer verilen hukuki süreçte anılan Bakanlık tarafından davacının başvurusuna cevap verildiği göz önüne alındığında, davacının başvurusunun Cumhurbaşkanlığı'nca zımnen reddine ilişkin bir işlemin de söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, dava konusu işlem olarak Milli Eğitim Bakanlığı işleminin gösterilmesi, söz konusu işlemin "iptal"ine karar verilmesi isteminde bulunulması, idari işlem niteliğinde karar verilmesine yönelik taleplerin dilekçede yer almaması ve işlemi tesis eden yetkili merci olan Milli Eğitim Bakanlığı'nın dava dilekçesinde hasım olarak gösterilmesi gerekmektedir. Diğer yandan, davacının başvurusunda kendi çocuğuna yönelik talepleri dışında tüm çocukların eğitim-öğretim hakkına ilişkin talepte bulunduğu da görülmekle birlikte, iptal davalarında aranan sübjektif ehliyet koşuluna göre, idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulması gerektiği, davacının çocuğu üzerindeki velayet hakkına dayanarak bu davayı açmakta sübjektif ehliyetinin bulunduğu ve fakat başvurusunun tüm çocuklara ilişkin kısmı bakımından kişisel menfaat ilişkisinin bulunmadığı açıktır. Dolayısıyla, dava konusu işlemin yalnızca kendi çocuğunu ilgilendiren kısmıyla ilişki kurularak talepte bulunulması gerekmektedir. Ayrıca, davanın, davacı tarafından kendi adına asaleten açıldığı; ancak ilkokul ikinci sınıf öğrencisi bir çocuğunun bulunduğunun ifade edildiği görülmekte olup; bu davayı çocuğunun eğitim ve öğrenim hakkı kapsamındaki menfaatlerini korumak için açmış ise, öncelikle çocuğunun öğrenci olduğunu gösteren belge ile yukarıda yer alan 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 335 ve 336. maddelerinin amir hükmü gereği ergin olmayan çocuğun, ana ve babasının velâyeti altında olduğu dikkate alındığında; evlilik birlikteliği devam etmekte ise; davanın anne ve baba tarafından velayeten açılması gerektiği ya da açılan davaya annenin muvafakat verdiğini gösteren dilekçenin eklenmesi veyahut da ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse çocuğun velayetinin babasına ait olduğunu gösteren mahkeme kararının davanın yenilenmesi halinde dosyaya ibrazı gerekmektedir. Bu durumda; bu haliyle dava dilekçesinde 2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uyarlılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uygun bulunmayan DAVA DİLEKÇESİNİN aynı Kanunun 15. maddesinin 1/d bendi uyarınca bu kararın tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde usulüne uygun biçimde düzenlenecek dilekçe ile yeniden dava açılabilmek üzere REDDİNE, 2. Yeniden açılacak dava için ayrıca harç alınmayacağının ve aynı yanlışlıkların yapılması halinde davanın reddine karar verileceğinin davacıya bildirilmesine, 3. Davanın yenilenmemesi durumunda aşağıda dökümü yapılan ...-TL tutarındaki yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına ve posta gideri avansından artan miktarın istemi halinde davacıya iadesine, 07/07/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.