Danıştay · Danıştay

Danıştay 2025/246 E. 2025/703 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
Danıştay
Esas No
2025/246
Karar No
2025/703
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2025/246 Karar No : 2025/703

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Odası VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 20/11/2024 tarih ve E:2023/13511, K:2024/6558 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı Oda tarafından, 29/08/2023 tarih ve 32394 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2 ve 6. maddelerinin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Dördüncü Dairesinin 20/11/2024 tarih ve E:2023/13511, K:2024/6558 sayılı kararıyla; İptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali"nin, doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlandığı, sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlendiği, İptal davalarının, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasakoyucunun, iptal davaları için "menfaat ihlali"ni, subjektif ehliyet koşulu olarak getirdiği, İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemle doğrudan meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulünün zorunlu olduğu, aksi halde, her idari işlemle dolayısıyla da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmenin, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğuracağı, Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel düzenleyici işlemlere karşı sadece kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyetinin bulunduğu, nitekim konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacaklarına açık bir biçimde yer verildiği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve bu Birliğin bir üyesi olan Mimarlar Odasının kuruluş amacının; mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak ve meslek disiplinini ve ahlakını korumak olduğu, bu kapsamda, Birlik kapsamındaki her meslek odasının amacının, Kanun'da belirtilmiş faaliyet alanlarının kendi mesleklerini ilgilendiren kısımları ile sınırlı olduğu, Yine, kararda hükmüne yer verilen gerek 6235 sayılı Kanun gerekse TMMOB Mimarlar Odası Ana Yönetmeliği uyarınca Mimarlar Odasının faaliyet alanının mimarlık mesleğine yönelik iş ve işlemlerle sınırlı olduğu, Yönetmelik değişikliğinin dava konusu iki maddesinin; kamu taşınmazı üzerinde yapılan turizm yatırımlarına ilişkin turizm yatırımı belgesi başvurularında ilgili kurum ve kuruluştan alınması gereken uygunluk yazısının ihtiva etmesi gereken bilgilere ve pansiyonlarda bulunması gereken çeşitli kullanım maksatlı bir kısım ünitelere ilişkin olduğu, turizm yatırımı ya da pansiyonların yapılaşma koşulları, mimari özellikleri veya buna benzer konulara ilişkin herhangi bir düzenleme içermediği, Bu durumda, davacı Odanın kuruluş amacı ve faaliyet alanı ile dava konusu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, anılan düzenlemelerin davacı Odanın menfaatini etkilemediği, bu nedenlerle davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varıldığı, gerekçesiyle, davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı Oda tarafından, doğal tarihi ve kültürel değerlerin korunmasında her bir yurttaş gibi davacı Odanın da menfaat ilgisinin bulunduğu, davanın Anayasa'nın 56. maddesindeki hakkın kullanılması çerçevesinde açıldığı; kararın gerekçesinin Anayasa Mahkemesi ve Danıştay Kararlarına aykırı olduğu; doğal ve kültürel varlıkların korunması gibi kamu yararını ilgilendiren bu ve benzeri düzenlemelerin iptali talebi hakkında, mahkemeye erişim hakkına ilişkin yargısal içtihatlar göz önünde bulundurulduğunda, davanın ehliyet yönünden reddinin aşırı katı ve şekilci bir yaklaşım olduğu, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden de kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek Daire kararının bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Dördüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması", sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddine ilişkin temyize konu Danıştay Dördüncü Dairesinin 20/11/2024 tarih ve E:2023/13511, K:2024/6558 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 26/03/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY X- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 56. maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir." 63. maddesinde; "Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. " 125. maddesinde; "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır." 135. maddesinde ise; "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişilikleridir." hükümleri yer almaktadır. 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu'nun yukarıda anılan Anayasal hükme paralel olarak düzenlenen 2. maddesinde; "...Birliğin kuruluş amacı: a) Bütün mühendis ve mimarları ihtisas kollarına ayırmak ve her kol için bir oda kurulmasına karar vermek; Bu suretle aynı ihtisasa mensup meslek mensuplarını bir Odanın bünyesinde toplamak; merkezde idare heyeti, haysiyet divanı ve murakıplar gibi görevlilere yetecek kadar üyesi bulunmayan Odanın merkezini, Umumi Heyetin belirleyeceği yerde açmak; b) Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak; c) Meslek ve menfaatleriyle ilgili işlerde resmi makamlarla işbirliği yaparak gerekli yardımlarda ve tekliflerde bulunmak, meslekle ilgili bütün mevzuatı normları, fenni şartnameleri incelemek ve bunlar hakkındaki görüş ve düşünceleri ilgililere bildirmektir. Birlik ve organları, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar." kuralına yer verilmiştir. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ana Yönetmeliği'nin "Birliğin ve Bağlı Odaların Amaçları" başlıklı 3. maddesinin üçüncü fıkrasında "kamunun ve ülkenin çıkarlarının korunmasında, yurdun doğal kaynaklarının bulunmasında, korunmasında ve işletilmesinde, çevre ve tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunmasında, tarımsal ve sınai üretimin artırılmasında, ülkenin sanatsal ve teknik kalkınmasında gerekli gördüğü tüm girişim ve etkinliklerde bulunmak" TMMOB ve bağlı odaların amaçları arasında sayılmıştır. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Mimarlar Odası Ana Yönetmeliği'nin 6. maddesinde ise; "Odanın başlıca amaçları; a) Mesleki alanda ülke ve kamu çıkarları ile uluslararası gelişmeler çerçevesinde çalışmalar yapmak, mesleğin ve üyelerin değişen toplumsal ve ekonomik yapı içindeki değişen konumlarını izlemek, tespit etmek, değerlendirmek, mesleğin ve üyelerin görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemek, ulusal ve uluslararası ölçekte mesleğin gelişmesini izlemek ve sağlamak, b) Meslek onurunu ve üye haklarını korumak, c) Ülke içinde ve dışında tüm resmi ve özel kuruluşlarla işbirliği yaparak, mesleğin uygulama ve kuram alanında gelişmesini sağlamak üzere her türlü etkinliklerde bulunmak; bilimsel ve teknik evrakı inceleyerek gereken mesleki denetimleri yapmak, d) Mimarlık uygulamasıyla ilgili standart ve normları, yönetmelik ve teknik şartnameleri araştırmak ve incelemek, gerekli düzenlemeleri yapmak, e) Eğitim kurumlarıyla işbirliği yaparak mesleki eğitimin gelişmesine katkıda bulunmak, f) Üyeler arasındaki dayanışmayı sağlamak ve haksız rekabeti önlemek, g) Mimarlık kültürünün korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak, bu doğrultudaki başarılı çalışmaları özendirmektir." kuralı yer almıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa'nın yukarıda aktarılan 56. maddesinde, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı konusunda "herkes" denilerek bu hakkın kullanımı konusunda gerçek ve tüzel kişi ayrımı yapılmamış, ayrıca, çevrenin korunması yalnızca Devlet için değil vatandaşlar için de bir ödev olarak belirlenmiştir. Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, Anayasa'da, gerçek-tüzel kişi ayrımı gözetilmeksizin herkes için tanınmıştır. Böylelikle, Anayasa'nın çevresel, tarihi ve kültürel değerlerin korunması ile ilgili hükümleri, kuruluş belgelerinde veya kanunlarında açıkça yazılı olmasa dahi, ilgili meslek kuruluşunun, çevreyi, tarihi ve kültürel değerleri ilgilendiren konularla ilgili olarak, aynen gerçek kişiler gibi subjektif dava ehliyetine sahip olduğu açıktır. Yukarıda anılan hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden; dava açma ehliyeti, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade ettiği, her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen subjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edileceği, bununla birlikte, iptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılmasına ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerektiği, nitekim; çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren veya bütün ülkeyi ve kamuoyunu etkileyen konularda subjektif ehliyet koşulunun, bu durum dikkate alınarak yorumlanması gerektiğine ilişkin Danıştay kararları, yerleşik içtihat niteliği kazanmıştır. Davacı Oda tarafından, dava dilekçesinde; kaynağını Anayasa'dan alan kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olduğu, ülkemizin tarihi, doğal, kültürel varlıklarının korunması için gereken her türlü girişimde bulunmakla yükümlü olduğu, TMMOB'a bağlı odaların kuruldukları günden bu yana, kanunlara, şehircilik bilimine ve kamu yararına aykırı olan plan ve uygulamalara karşı mücadele çerçevesinde yasal süreçleri de izleyerek görevlerini yerine getirmekle yükümlü oldukları, temyize konu davanın bu nedenle açıldığı, Anayasanın; tarihsel, kültürel ve doğal değerlerin korunması, tarım arazilerinin ve orman alanlarının korunması, kent ve planlama politikalarının kamu yararına geliştirilmesi için Devleti gerekli tedbirleri almakla görevlendirmiş olduğu, bunun için gerekli yasaları koymak ve önlemleri almakla yükümlü kıldığı, bu çerçevede yapılı ve doğal çevrenin sağlıklı ve kamu yararını gözeten politikalar çerçevesinde üretilmesi; kamu yönetiminin, merkezi ve yerel yönetimlerin, meslek mensuplarının, meslek kuruluşlarının ve ilgili tüm kesimlerin ülke adına ortak sorumluluğu olduğu, mevzuat düzenlemelerinin Anayasa'nın idarelere verdiği bu sorumluluk kapsamında hazırlanması gerektiği, dava konusu Yönetmelik hükümleriyle turizm yatırım belgesi alınmasına ve pansiyonlara ilişkin belirsiz ve hukuka aykırı düzenlemeler getirilmiş olduğu, Yönetmeliğin 1. fıkrasının (d) bendinde yatırımın kamu taşınmazı üzerinde yapılması durumunda ilgili kurum veya kuruluştan "yatırımcı, yatırım süresi, türü, sınıfı ve kapasitesi konularında" uygunluk yazısı alması düzenleniyor iken; çıkarılan düzenleme sonrasında ilgili kurum veya kuruluştan hangi kapsamda uygunluk belgesi alınacağının belirsiz hale getirilmiş olduğu belirtilerek davayı açmakta ehliyetli olduğunun ileri sürüldüğü görülmektedir. Bu durumda; gerek çevresel, tarihi ve kültürel değerlerin korunması gibi kamu yararını ilgilendiren konularda dava açma ehliyetinin geniş yorumlanması sonucunu doğuran Anayasa'nın 56. maddesi, gerekse yukarıda bahsedilen mevzuat hükümleri dikkate alındığında, iptali istenilen Yönetmelik hükümlerinin, turizm tesislerinin niteliklerine, bir başka deyişle mimari özelliklerine de ilişkin bulunması ve kamu yararını doğrudan ilgilendiren düzenleme niteliğinde olması nedeniyle, davacı Odanın mensubu olan mimarların mesleki faaliyetleri kapsamında kamu yararını koruma görev ve yükümlülüğünden dolayı dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerektiğinden, davacı Odanın temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

Atıf: Danıştay Danıştay, E. 2025/246, K. 2025/703, T. 26.03.2025, www.arakarar.com/karar/danistay-danistay-2025-246-e-2025-703-k-71f6a5c13f27