Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/3450 E. 2026/3432 K. – Nitelikli Yağma
Konu: Nitelikli Yağma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/3450
- Karar No
- 2026/3432
- Karar Tarihi
- Konu
- Nitelikli Yağma
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/4125 E., 2024/625 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; her ne kadar ilk derece mahkemesinin müsnet suçtan dolayı sanık hakkında tayin ettigi 4 yıl 2 ay hapis cezasının miktarı itibarıyla temyizi kabil olmadığı görülmekte ise de, sanık hakkında verilen ilk kararının istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesince hukuka aykırı olarak bozulmasından sonra anılan karara direnme yetkisi bulunmayan ve kanunen uyma zorunluluğu bulunan ilk derece mahkemesince verilen hükmün aslında Bölge Adliye Mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, bu tür kararların istinaf basvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilmesi gereken kararlardan olduğu, bu şekilde verilen kararların ilk derece mahkemesi kararı niteliğinde bulunduğunun kabulü halinde esasen tarafların var olan temyiz haklarının ellerinden alınmış olacağının anlaşılması karşısında, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde kurulan yeni mahkûmiyet hükmünün temyizi kabil olduğu kabul edilerek yapılan incelemede; temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk derece İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 12.10.2023 tarihli ve 2023/9 Esas, 2023/606 Karar sayılı kararı ile sanığın nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-d-h, 168/3-1, 62... . maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. İstinaf İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 06.03.2024 tarihli ve 2023/4125 Esas, 2024/625 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafinin istinaf başvurusunun, "Oluş ve dosya kapsamına göre; mağdura karşı yağma eyleminin konutta, gece vakti gerçekleşmiş olması nedeniyle sanık hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 149/1. maddesinin (d,h) bentleri uyarınca temel ceza belirlenmiş ise de; cezanın alt haddinden ayrılmak suretiyle karar verilmesi gerektiği gözetilmeden karar verilmesi hukuka aykırı istinaf edenin sıfatı itibarı ile kazanılmış hak olarak kabul edilmiş,karşı istinaf talebi bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır." eleştirisi ile birlikte, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafinin Temyiz İstemi Kararın hukuka, usule ve yasaya aykırı olduğuna, sanığın mağdur tarafından davet edilmesi üzerine olay yerine gittiğine, suça konu telefonun mağdurun rızasıyla sanığa verdiğine, sanığın bir anlık korku ve panikle suça konu telefonu alarak evden ayrıldığına ve derhal geri verdiğine, telefonun şifresini bilmediğine, suç işleme ve faydalanma kastının bulunmadığına, mağdur beyanları ile mahkeme gerekçesinin örtüşmediğine, mağdurun beyanları arasındaki çelişkilerin giderilmediğine ve bu soyut beyanlara istinaden ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğuna, mağdurun iddialarının doğru olmadığına ve ayrıca şikayetçi olmadığına, bozma sonrası mağdurun beyanlarının alınmamasının kanuna aykırı olduğuna, sanık ile mağdurun olayın sonrasında da görüşmeye devam ettiğine, sanığın sabıkasının bulunmadığına, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkumiyete yeterli her türlü şüpheden uzak somut delil bulunmadığına, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe 5271 sayılı Kanun'un 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.11.2021 tarihli ve 2021/453 Esas, 2021/499 Karar sayılı kararıyla verilen beraat hükmüne yönelik yapılan istinaf incelemesi neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 21.12.2022 tarihli ve 2022/108 Esas, 2022/3124 Karar sayılı kararıyla "...sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden delillerin takdirinde hataya düşülerek... beraatine karar verilmesi" gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bu bozma kararının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-e-f. maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan uygulama kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi bazı hallerde sanığın temyiz hakkını ortadan kaldırılmasına yol açabildiği, Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." değerlendirmeler bulunarak Bölge Adliye Mahkemesinin yasaya aykırı bozma kararının başvurucunun Anayasa'nın 36. Maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir. (Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § …).
Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1.İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2.Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması.
Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. Ceza Muhakemesi Kanun'un 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak Bölge Adliye Mahkemesinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:2025/197).
Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 21.12.2022 tarihli ve 2022/108 Esas, 2022/3124 Karar sayılı bozma kararı ile bozma kararı üzerine verilen İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 12.10.2023 tarihli ve 2023/9 Esas, 2023/606 Karar sayılı sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün bozulmasına karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye farklı gerekçe ile uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 20.04.2026 tarihinde karar verildi.