Danıştay · Danıştay

Danıştay 2024/3004 E. 2025/1323 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
Danıştay
Esas No
2024/3004
Karar No
2025/1323
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/3004 Karar No : 2025/1323

TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı VEKİLİ:Hukuk Müş. Av. ...

2- ... Bakanlığı VEKİLİ: Huk. Müş. Av. ...

3-... Başkanlığı VEKİLİ: Av. ...

KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onikinci Dairesinin 25/03/2024 tarih ve E:2020/2810, K:2024/1482 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem:Yurt dışı borçlanma talebinde bulunan ve talebine istinaden oluşturulan borç tahakkuk cetveli tebliğ yapılamadan iade olunan davacının, 2011/48 sayılı Genelge'ye göre gönderinin kurumdan çıkış tarihinden itibaren 3 ay içinde ödeme yapılmadığından bahisle, dosyasının işlemden kaldırılmasına ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Kayseri Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Melikgazi Sosyal Güvenlik Merkezinin ... tarih ve ... sayılı işlemi ile dayanağı olduğu ileri sürülen 06/11/2008 tarih ve 27046 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe giren Yurt Dışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesinin dördüncü fıkrası ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının ‘’Yurt dışı borçlanma ve tahsis işlemleri’’ konulu, 08/06/2011 tarih ve 2011/48 sayılı Genelgesi'nin İkinci Bölümünün ''Borç miktarının tebliği’’ başlıklı 4. kısmının 5. maddesinin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onikinci Dairesinin 25/03/2024 tarih ve E:2020/2810, K:2024/1482 sayılı kararıyla; Davacının, dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesinin üçüncü fıkrasına yönelik iptal istemi, dava dilekçesinde yer alan iddialar ve nihai talep dikkate alınarak, anılan maddenin dördüncü fıkrası kapsamında; dava konusu Genelge'nin İkinci Bölümünün 'Borç Miktarının Tebliği' başlıklı dördüncü kısmına yönelik iptal istemi ise, Genelge'nin dördüncü kısmının beşinci maddesi bakımından hasren incelenmiş ve davalı idareler olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek, işin esasına geçilmiş, 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’un 1., 4. ve 12. maddeleri; 06/11/2008 tarih ve 27046 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yurtdışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 1. ve 10. maddeleri; Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının “Yurtdışı Borçlanma ve Tahsis İşlemleri” konulu, 08/06/2011 tarih ve 2011/48 sayılı Genelgesinin ikinci bölümünün dördüncü kısmının 5. maddesi; 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 1. ve 60. maddeleri ile Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 1. ve 2. maddelerine yer verilerek, Dava konusu Yurt Dışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesinin dördüncü fıkrasının iptali istemi yönünden: Dava konusu Yönetmeliğin dayanağını teşkil eden 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, yurt dışı hizmet borçlanmasının şartları, kimlerin yurt dışı sürelerini borçlanma imkanından yararlanabileceği ve hangi sürelerin ilgililerin sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilebileceğine ilişkin hususların düzenlendiği, devamında borçlanılacak her gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarının ne şekilde tespit edileceği, söz konusu borç tutarının, tebliğ tarihinden itibaren 3 ay içerisinde ödenmesi gerektiği, aksi halde bu süre içinde ödeme yapılmaması durumunda yeniden başvuru şartı aranacağı belirtilmiş olup, ayrıca tahakkuk ettirilen borç tutarının ne şekilde tebliğ edileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye de yer verilmediği, 3201 sayılı Kanun'un uygulanması ile ilgili esasların düzenlendiği Yönetmelik hükümlerinde ise, borçlanma başvurularına ait usul ve esaslar belirlendikten sonra, borçlanma miktarının tespiti, tebliği ve ödenmesi kısmında, borçlanma tutarının, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 82. maddesinde belirtilen alt ve üst sınırları arasında kalmak kaydıyla başvuru sahibince seçilen prime esas günlük kazancın %32'sinin borçlanılacak gün sayısı ile çarpımı kadar olduğu, borçlanma tutarının tespitinde yapılan başvuru türüne göre hangi tarihin esas alınacağının belirlenmesiyle birlikte, tahakkuku yapılan borç tutarının, ilgiliye iadeli taahhütlü olarak tebliği ile posta alındısının ilgiliye teslim edildiği tarihin borcun tebliğ tarihi sayılacağı, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödenmemesi halinde, borçlanma işleminin geçersiz sayılacağı, üç aylık süre içerisinde borcun bir kısmının ödenmesi halinde, ödenen miktara isabet eden sürenin geçerli sayılacağı, borcun bir kısmını veya tamamını ödeyenlerin, bu sürelerinin Kanun'a göre değerlendirilmesinin, yeniden yazılı başvuruda bulunmaları ve tahakkuk eden borç miktarını süresi içinde ödemeleri şartına bağlı olacağının belirtildiği, Uyuşmazlıkta ise, 3201 sayılı Kanun uyarınca borçlanma talebinde bulunan davacının, talebine istinaden oluşturulan borç tahakkuk cetvelinin, başvuru dilekçesinde belirtilen adresine iadeli taahhütlü posta yoluyla gönderimi üzerine, tebliğ yapılamadan iade edilmesiyle, sonuçta; davacı yönünden süresi içinde ödeme yapılmadığından borçlanmanın geçersiz sayılması suretiyle bir hak kaybı oluştuğundan, borç tahakkukuna ilişkin tebliğin ne şekilde yapılması gerektiğinin uyuşmazlığın çözümü açısından önem arz ettiği, Bu kapsamda öncelikle 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerinin incelenmesi gerektiği, anılan Kanun'un kapsamı içinde kazaî merciler, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler, (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar, il özel idareleri, belediyeler, köy hükmî şahsiyetleri, barolar ve noterler yanında (IV) sayılı cetvelde yer alan sosyal güvenlik kurumları ile vakıf yükseköğretim kurumlarının yer aldığı, bu sayılan Kurumlarca yapılacak elektronik ortam da dahil tüm tebligatın, bu Kanun hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılacağının anlaşıldığı, ayrıca (IV) sayılı Cetvelde yer alan sosyal güvenlik kurumlarının ise Sosyal Güvenlik Kurumu ile Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü şeklinde sayıldığı, Bu nedenle, dava konusu Yönetmeliğin dayanağı Kanun hükmünde borcun tebliği ile ilgili bir düzenleme bulunmamasına rağmen, davalı idarelerden Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 7201 sayılı Kanun kapsamında olması ve Kurumca yapılacak tüm tebligatın, bu Kanun hükümlerine göre yapılması gerektiği dikkate alındığında, Kanun'un açık hükümlerine aykırılık oluşturduğu anlaşıldığından, hak kaybına sebebiyet veren Yurt Dışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesinin dördüncü fıkrasında hukuka ve dayandığı üst hukuk normlarına uygunluk bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının ''Yurt dışı borçlanma ve tahsis işlemleri’’ konulu, 08/06/2011 tarih ve 2011/48 sayılı Genelgesi'nin İkinci Bölümünün ''Borç miktarının tebliği’’ başlıklı Dördüncü Kısmının 5. maddesinin iptali istemi yönünden: Dava konusu Genelge hükümleri ile 3201 sayılı Yurt Dışında Çalışan Türk Vatandaşlarının Yurtdışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre, yurt dışında geçen sürelerin borçlandırılması ve bu sürelere göre aylık bağlanmasında, merkez ve taşra teşkilatında yürütülecek iş ve işlemlerin usul ve esasları ile süreçlerinin yeniden belirlendiği, Genelge'nin iptali istenilen kısmında ise, tebliğ mektubunun ilgililere teslim edilememesi nedeniyle iadesi halinde, tebliğ mektubuna yazılan adresin yanlış ve doğru olmasına göre yapılacak işlemler ve sonuçları hakkında bilgilendirme yapıldığının görüldüğü, Ancak, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün "Yurtdışı Borçlanma İşlemleri" konulu, 10/01/2021 tarih ve 2021/2 sayılı Genelgesi ile, yayımı tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 2011/48 sayılı Genelge hükümlerinin tamamının yürürlükten kaldırıldığı, Bu durumda, Genelge hükümlerinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle, iptali istenilen bu kısım yönünden, davanın konusuz kaldığı anlaşıldığından, davanın esası hakkında karar verilmesine yer bulunmadığı, Dava konusu Sosyal Güvenlik Kurumu Kayseri Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Melikgazi Sosyal Güvenlik Merkezinin ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali istemi yönünden: Dava konusu bireysel işlemde; borçlanma talebinde bulunan davacının, talebine istinaden oluşturulan borç tahakkuk cetvelinin, iadeli taahhütlü posta yoluyla gönderimi üzerine tebliğ edilemeden iade olduğundan bahisle, gönderinin kurumdan çıkış tarihinden itibaren 3 ay içinde ödeme yapılmadığından, dosyanın işlemden kaldırıldığının belirtildiği, her ne kadar Genelge hükümleri gerekçe gösterilerek dava konusu işlem tesis edilmiş ise de, işin esasını, borç tahakkuk bildiriminin; iadeli taahhütlü gönderimi üzerine tebliğ edilemeden iadesi oluşturduğundan ve bu konudaki borç bildiriminin iadeli taahhütlü yapılacağına ilişkin ilgili Yönetmelik hükmünün iptaline karar verildiğinden, Yönetmelik hükmü dayanak alınarak tesis edilen bireysel işlem yönünden de hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle, Dava konusu Yurt Dışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesinin dördüncü fıkrasının iptaline; Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 'Yurtdışı Borçlanma ve Tahsis İşlemleri' konulu, 08/06/2011 tarih ve 2011/48 sayılı Genelgesi'nin İkinci Bölümünün 'Borç Miktarının Tebliği' başlıklı Dördüncü Kısmının 5. maddesinin iptali istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına; Sosyal Güvenlik Kurumu Kayseri Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Melikgazi Sosyal Güvenlik Merkezinin ... tarih ve ... sayılı işleminin iptaline karar verilmiş; yargılama giderleri davalı idareler üzerinde bırakılarak, davacı lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 17.100,00 TL vekalet ücretine hükmedilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idarelerden Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından, 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’un bu alanda çıkarılmış özel bir kanun olduğu; anılan Kanun’da, Yurt Dışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik'te ve konuya ilişkin Genelgelerde, yurt dışı borçlanma tebliğinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri doğrultusunda yapılacağına dair bir düzenlemeye yer verilmediği; 3201 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile Kanun'un uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesinin yürütme organınca çıkarılacak yönetmeliğe bırakıldığı; söz konusu Yönetmelik'te ise tebliğ işlemlerinin iadeli taahhütlü posta yoluyla yapılmasının öngörüldüğü ve 7201 sayılı Kanuna atıf yapılmadığı; ayrıca borçlanma tutarının tebliği işleminin hak düşürücü veya ödemeye zorlayıcı bir sonuç doğurmadığı, davacının aynı taleple yeniden başvurması halinde başvurusunun işleme alınarak borç tahakkukunun yapılacağı belirtilerek temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından; konuya ilişkin Kanun ve Yönetmelik'te, yurt dışı borçlanma tebliğinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılacağına dair bir düzenleme bulunmadığı; 7201 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 11/01/2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun ile değiştirilerek sosyal güvenlik kurumlarının da bu Kanun kapsamına alındığı; ancak 3201 sayılı Kanun'un uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin, bu değişiklikten önce 06/11/2008 tarihinde yürürlüğe girdiği ve değişiklik tarihinden önce 6099 sayılı Kanun'un bulunmadığı; bu nedenle Yönetmelik'te öngörülen iadeli taahhütlü posta yoluyla tebliğ usulünün esas alındığı; yaklaşık 569.277 kişiye Yönetmeliğin 10. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca herhangi bir aksama olmaksızın borçlanma tebligatının iadeli taahhütlü posta ile yapıldığı; ayrıca, borçlanma tutarının gönderileceği adresin başvuru sahibince belirlendiği ve talep dilekçesinde bildirildiği; bu kapsamda davalı Kurum tarafından davacının verdiği tebligat adresine gönderim yapıldığı için, yapılan tebliğin hukuka ve mevzuata uygun olduğu belirtilerek temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından; yurt dışı hizmet borçlanmasına ilişkin işlemlerin 3201 sayılı Kanun kapsamında yürütüldüğü, bu işlemlerde 7201 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmadığı, borçlanma tebligatlarının iadeli taahhütlü posta yoluyla ve başvuru formunda belirtilen adrese gönderildiği; 7201 sayılı Kanuna göre yapılacak tebligatların süre, maliyet ve işlem yükü bakımından Kuruma ilave yük getireceği, yurt dışı tebligatlarda ayrıca Bakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve dış temsilciliklerin de sürece dahil olacağı, farklı vatandaşlık durumlarında tercüme ve ek işlemlerin gerekeceği, mevcut uygulamanın ise daha pratik, hızlı ve ekonomik olduğu, davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğu, ayrıca her türlü harçtan muaf olmaları nedeniyle yargılama giderleri arasında yer alan harçlardan sorumlu tutulmalarının hukuka aykırı olduğu belirtilerek temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Üye ...'ın, dava dilekçesinde, Yurt Dışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesinin üçüncü fıkrasının ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 'Yurtdışı Borçlanma ve Tahsis İşlemleri' konulu, 08/06/2011 tarih ve 2011/48 sayılı Genelgesinin İkinci Bölümünün 'Borç Miktarının Tebliği' başlıklı Dördüncü Kısmının iptali talep edilmesine rağmen; Daire tarafından, Yönetmeliğin 10. maddesinin dördüncü fıkrası ve Genelge'nin Dördüncü Kısmının 5. maddesi bakımından hasren inceleme yapılmasında hukuki isabet bulunmadığı ve eksik inceleme yapıldığı yönündeki usule ilişkin oyuna karşılık, dava dilekçesinde ileri sürülen iddialar dikkate alındığında, Dairece yapılan hasren incelemenin yargılama usulüne aykırı olmadığına oyçokluğu ile karar verilerek işin esasına geçildi.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddine, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen karar verilmesine yer olmadığına, kısmen iptale yönelik Danıştay Onikinci Dairesinin temyize konu 25/03/2024 tarih ve E:2020/2810, K:2024/1482 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 16/06/2025 tarihinde esasta ve usulde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY X- Daire kararının dava konusu Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının ''Yurt dışı borçlanma ve tahsis işlemleri’’ konulu, 08/06/2011 tarih ve 2011/48 sayılı Genelgesi'nin İkinci Bölümünün ''Borç miktarının tebliği’’ başlıklı Dördüncü Kısmının 5. maddesine ilişkin kısmı yönünden; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1/a fıkrasında; iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. İptal davaları, tarafların subjektif durumlarından ziyade, dava konusu idari işlemin hukuka uygunluğunun denetlendiği objektif nitelikli bir dava türüdür. Bir başka ifade ile iptal davaları, idari işlemlerin hukuk kurallarına uygunluğunun denetlendiği davalardır. Bu husus hukuk terminolojisinde iptal davalarının objektif niteliği olarak ifade edilmektedir. İptal davasının objektif niteliği göz önüne alındığında; idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurabilenler tarafından iptal davasına konu edileceğinin kabulü zorunlu bulunmaktadır. İptal davasının amacı, hukuka aykırı idari işlemin hukuki etki ve sonucunun ortadan kaldırılması, geçersiz kılınması ve işlemin hukuksal geçerliliğine son verilmesidir. Burada sağlanmak istenen, hukuk düzeninde hukuka aykırı işlemlerin hukuki etki ve sonucunun ortadan kaldırılması sağlanarak hukuk devletinin korunmasıdır. İdare Hukuku ilkelerine göre, iptal kararları, iptali istenilen işlemi, tesis edildiği tarih itibarıyla ortadan kaldırarak, işlemin tesisinden önceki hukuki durumun geri gelmesini sağlar. Bir idari işlemin hukuki irdelemesi yapıldığında, tespit edilen duruma göre hukuka uygunluğuna bağlı olarak dava konusu işlemin iptali ya da davanın reddi yolunda hüküm kurulması gerekmektedir. Hukuka uygunluk denetimi yapılan işlem yönünden "karar verilmesine yer olmadığına" hükmedilmesi, usulde yeri olmayan bir uygulama olup, işin esasının incelenmesinin sonucu olarak esas hakkında bir hüküm kurulması zorunlu bulunmaktadır. Bir düzenleyici işleme dava açıldıktan sonra, idarenin yeni bir düzenleyici işlem yapma konusunda yetkisi bulunduğu açık olmakla birlikte, bu durum Danıştayın yargısal denetimi kapsamında bulunan düzenleyici işlem hakkında, hukuka uygun olup olmadığı yönünden bir değerlendirme yapılarak, hukuk normunun geçerliliğine yönelik bir tespit yapılmasına hukuken engel değildir. Aksi hâlde, idarenin sürekli değişiklik yapmak suretiyle yeni düzenleyici işlemler yürürlüğe koyarak, mevcut düzenleyici işlemin yargı denetimine tabi tutulmasından kaçınmasına neden olunacaktır. Ayrıca, davacılar şeklen değiştirilen her düzenlemeye karşı dava açmak zorunda bırakılarak, hak arama özgürlüğünün kullanılması da zorlaştırılacaktır. Nitekim, iptal davasının, idarenin hukuka aykırı işleminin iptali ile idarenin hukuka bağlı kalmasını sağlayan bir dava türü olduğu dikkate alındığında, yargı organlarının yapması gereken, dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla üst hukuk normlarına uygun olup olmadığının hukuksal denetimini gerçekleştirmektir. Bu durumda, davacı tarafından hukuka aykırı olduğu ileri sürülen Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının "Yurtdışı Borçlanma ve Tahsis İşlemleri" konulu, 08/06/2011 tarih ve 2011/48 sayılı Genelgesi'nin İkinci Bölümünün "Borç Miktarının Tebliği" başlıklı Dördüncü Kısmının 5. maddesinin hukuken incelenmesi gerekirken; Dairece işin esası hakkında 'ret' ya da 'iptal' yönünde karar verilmesi yerine, anılan düzenlemeler hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi hukuka aykırıdır. Diğer taraftan, düzenleyici işlemlerin hukuki irdelemesi yapılarak verilecek kararın sonucuna göre, bu kısım yönünden hükmedilecek yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği de açıktır. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz istemi kabul edilerek, temyize konu Daire kararının karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

KARŞI OY XX-Daire kararının Yurt Dışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesinin dördüncü fıkrasının ve Sosyal Güvenlik Kurumu Kayseri Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Melikgazi Sosyal Güvenlik Merkezinin ... tarih ve ... sayılı işlemi yönünden; 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un ''Amaç ve kapsam'' başlıklı 1. maddesinde, ''Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin on sekiz yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri hâlinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir." kuralı; ''Borçlanma tutarı ve borçlanma tutarının iadesi'' başlıklı 4. maddesinde, ''Borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 82 nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın %32’sidir. Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. (…) Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır...'' kuralı; ''Yönetmelik'' başlıklı 12. maddesinde, ''Bu Kanunun uygulanması ile ilgili esaslar (…) Maliye ve Gümrük Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca üç ay içinde müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. '' kuralına yer verilmiştir. 3201 sayılı Kanun'un 12. maddesine dayanılarak hazırlanan ve 06/11/2008 tarih ve 27046 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe giren Yurtdışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin ''Amaç'' başlıklı 1. maddesinde, ''Bu Yönetmeliğin amacı, Türk vatandaşlarının, yurtdışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ile bu sigortalılık süreleri arasında veya sonundaki işsizlik sürelerinden her birinde bir yıla kadar olan kısmının ve yurtdışında ev kadını olarak geçen sürelerinin, talepleri halinde borçlandırılarak sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilmesindeki usul ve esasları düzenlemektir.'' kuralı; ''Borçlanma miktarının tespiti, tebliği ve ödenmesi'' başlıklı 10. maddesinde, ''Borçlanma tutarı, 5510 sayılı Kanunun 82 nci maddesinde belirtilen alt ve üst sınırları arasında kalmak kaydıyla başvuru sahibince seçilen prime esas günlük kazancın % 32’sinin borçlanılacak gün sayısı ile çarpımı kadardır. Borçlanma tutarının tespitinde, adi posta veya kargo yolu ile veya Kuruma doğrudan yapılan yazılı başvurularda Yurtdışı Hizmet Borçlanma Talep Dilekçesinin Kurumun evrak kayıtlarına intikal ettiği tarih esas alınır. Taahhütlü, iadeli taahhütlü veya acele posta olarak gönderilen yurtdışı borçlanma taleplerinde ise dilekçenin postaya verildiği tarih, Kuruma intikal tarihi olarak kabul edilir. Yurtdışı Hizmet Borçlanma Talep Dilekçesi ile seçilen bir günlük borçlanma miktarının tespitine esas kazanç, borç tutarının ilgiliye tebliğ tarihine kadar yapılacak yazılı başvuru üzerine, yeniden belirleyeceği prime esas kazanca göre değiştirilir. Kurumca birinci fıkraya göre tahakkuk ettirilen borç tutarı, ilgiliye iadeli taahhütlü olarak tebliğ edilir. Posta alındısının ilgiliye teslim edildiği tarih, borcun tebliğ tarihidir. Borçlanma başvuru sahiplerine borçlanma tutarı Yeni Türk Lirası cinsinden tebliğ edilir. Tebliğ edilen borç, Türkiye’de ödenmesi halinde Yeni Türk Lirası, yurtdışından ödenmesi halinde ise Yeni Türk Lirası karşılığı döviz olarak ödenir. Borcun tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde ödenmemesi halinde, borçlanma işlemi geçersiz sayılır. Üç aylık süre içerisinde borcun bir kısmının ödenmesi halinde, ödenen miktara isabet eden süre geçerli sayılır. Borcun bir kısmını veya tamamını ödemeyenlerin, bu sürelerinin Kanuna göre değerlendirilmesi, yeniden yazılı başvuruda bulunmaları ve tahakkuk eden borç miktarını süresi içinde ödemeleri şartına bağlıdır.'' kuralı düzenlenmiştir. Olayda; yurt dışı hizmet borçlanmasına ilişkin işlemlerin 3201 sayılı Kanun kapsamında yürütüldüğü, anılan Kanun’un 4. maddesine göre, borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarının tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödenmesi gerektiği, bu süre içinde ödeme yapılmaması halinde yeniden başvuru şartının aranacağı, aynı Kanun’un 12. maddesinde ise Kanun'un uygulanmasına ilişkin usul ve esasların çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğinin öngörüldüğü; bu kapsamda çıkarılan Yurt Dışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesinin dördüncü fıkrasında tebliğ işlemlerinin iadeli taahhütlü posta yoluyla yapılacağının düzenlendiği ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’na herhangi bir atıfa yer verilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, yurt dışı borçlanmasına ilişkin işlemlerin, 3201 sayılı Kanun uyarınca yürütüldüğü, anılan Kanun’un bu alanda çıkarılmış özel bir kanun niteliğinde olduğu, Kanun’da tebligat usulüne ilişkin farklı bir düzenlemeye veya atıfa yer verilmediği; Kanun’un 12. maddesiyle uygulamaya ilişkin usul ve esasların belirlenmesi yetkisinin idareye bırakıldığı; bu kapsamda çıkarılan Yönetmelik'te ise Kurumca birinci fıkraya göre tahakkuk ettirilen borç tutarının ilgiliye iadeli taahhütlü posta ile tebliğ edileceğinin düzenlendiği; verilen yetki uyarınca yapılan bu düzenlemenin kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer yandan; davalı idarelerin savunmalarında da belirtildiği üzere, yurt dışı adreslere yapılacak tebligatların 7201 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılması durumunda Kurum dışında Bakanlık ve Dışişleri Bakanlığına da görev yükleneceği, buna karşılık mevcut uygulamada yurt içi ve yurt dışına gönderilecek iadeli taahhütlü gönderilerin yalnızca Kurumun ilgili birimi tarafından, başka bir kurumun sürece dahil edilmesine gerek kalmaksızın, doğrudan ve kısa sürede muhataba ulaştırıldığı; ayrıca vatandaşlık statüsüne bakılmaksızın tüm kişilere Türkçe olarak gönderim yapıldığı, 7201 sayılı Kanun’a göre yapılacak tebligatlarda ise yabancı ülke makamlarının sürece dahil olacağı, tebliğ evrakının ilgili ülke diline çevrilmesinin gerekeceği, bu durumun ise maliyet ve iş yükünü artıracağı dikkate alındığında, mevcut uygulamanın hızlı, ekonomik ve uygulanabilir olduğu anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Öte yandan; borç tahakkuk bildiriminin iadeli taahhütlü posta yoluyla yapılacağına ilişkin dava konusu Yönetmelik hükmünde hukuka aykırılık bulunmadığından, anılan Yönetmelik hükmüne dayanılarak tesis edilen bireysel işlemde de hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabul edilerek, temyize konu Daire kararının iptale ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY XXX- 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un ''Amaç ve kapsam'' başlıklı 1. maddesinde, ''Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin on sekiz yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri hâlinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir." kuralı; ''Borçlanma tutarı ve borçlanma tutarının iadesi'' başlıklı 4. maddesinde, ''Borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 82 nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın %32’sidir. Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. (Mülga cümle:17/7/2019-7186/9 md.) (…) Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır...'' kuralı; ''Yönetmelik'' başlıklı 12. maddesinde, ''Bu Kanunun uygulanması ile ilgili esaslar (…) Maliye ve Gümrük Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca üç ay içinde müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. '' kuralı yer almıştır. 3201 sayılı Kanun'un 12. maddesine dayanılarak hazırlanan ve 06/11/2008 tarih ve 27046 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe giren Yurtdışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin ''Amaç'' başlıklı 1. maddesinde, ''Bu Yönetmeliğin amacı, Türk vatandaşlarının, yurtdışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ile bu sigortalılık süreleri arasında veya sonundaki işsizlik sürelerinden her birinde bir yıla kadar olan kısmının ve yurtdışında ev kadını olarak geçen sürelerinin, talepleri halinde borçlandırılarak sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilmesindeki usul ve esasları düzenlemektir.'' kuralı; ''Borçlanma miktarının tespiti, tebliği ve ödenmesi'' başlıklı 10. maddesinde, '' (...) Kurumca birinci fıkraya göre tahakkuk ettirilen borç tutarı, ilgiliye iadeli taahhütlü olarak tebliğ edilir. Posta alındısının ilgiliye teslim edildiği tarih, borcun tebliğ tarihidir. Borçlanma başvuru sahiplerine borçlanma tutarı Yeni Türk Lirası cinsinden tebliğ edilir. Tebliğ edilen borç, Türkiye’de ödenmesi halinde Yeni Türk Lirası, yurtdışından ödenmesi halinde ise Yeni Türk Lirası karşılığı döviz olarak ödenir. Borcun tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde ödenmemesi halinde, borçlanma işlemi geçersiz sayılır. Üç aylık süre içerisinde borcun bir kısmının ödenmesi halinde, ödenen miktara isabet eden süre geçerli sayılır. Borcun bir kısmını veya tamamını ödemeyenlerin, bu sürelerinin Kanuna göre değerlendirilmesi, yeniden yazılı başvuruda bulunmaları ve tahakkuk eden borç miktarını süresi içinde ödemeleri şartına bağlıdır.'' kuralına yer verilmiştir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 1. maddesinde, ''Kazaî merciler, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler, (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar, (IV) sayılı cetvelde yer alan sosyal güvenlik kurumları ile vakıf yükseköğretim kurumları, il özel idareleri, belediyeler, köy hükmî şahsiyetleri, barolar ve noterler tarafından yapılacak elektronik ortam da dâhil tüm tebligat, bu Kanun hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılır.'' kuralı; "Muhatabın muvakkaten başka yere gitmesi:" başlıklı 20.maddesinde, "13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat, 21 inci maddeye göre yapılır. (Değişik son cümle: 19/3/2003-4829/4 md.) Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır." kuralı, "Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina:" başlıklı 21.maddesinde, "Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. (1) (Ek fıkra: 11/1/2011-6099/5 md.) Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.(Ek: 19/3/2003-4829/5 md.) Muhtar, ihtiyar heyeti azaları, zabıta amir ve memurları yukarıdaki fıkralar uyarınca kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdurlar.[7]" kuralı, "Tebliğ mazbatası" başlıklı 23.maddesinde, "Tebliğ bir mazbata ile tevsik edilir. Bu mazbatanın: 1. Tebliği çıkaran merciin adını, 2. Tebliği istiyen tarafın adını, soyadını ve adresini, 3. Tebliğ olunacak şahsın adını, soyadını ve adresini, 4. Tebliğin mevzuunu, 5. Tebliğin kime yapıldığını ve tebliğ muhatabından başkasına yapılmış ise o kimsenin adını, soyadını, adresini ve 22 nci madde gereğince tebellüğe ehil olduğunu, 6. Tebliğin nerede ve ne zaman yapıldığını, 7. 21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığını, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebi, 8. (Ek: 11/1/2011-6099/6 md.) Tebligatın adres kayıt sistemindeki adrese yapılması durumunda buna ilişkin kaydı, 9. (Değişik: 19/3/2003-4829/7 md.) Tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzasını, İhtiva etmesi lazımdır." kuralı, ''Yönetmelik'' başlıklı 60. maddesinde, ''Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar İçişleri, Maliye ve Ulaştırma Bakanlıklarının görüşü alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.'' kuralı yer almakta olup, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (IV) sayılı Cetvelde ise, Sosyal Güvenlik Kurumları; Sosyal Güvenlik Kurumu ve Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü şeklinde sayılmıştır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 60. maddesine dayanılarak hazırlanan ve 25/01/2012 tarih ve 28184 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe giren Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin, ''Amaç'' başlıklı 1. maddesinde, ''Bu Yönetmeliğin amacı, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun uygulanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.'' kuralı; ''Kapsam'' başlıklı 2. maddesinde, ''Bu Yönetmelik; yargı mercileri, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler, (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar, (IV) sayılı cetvelde yer alan sosyal güvenlik kurumları ile il özel idareleri, belediyeler, köy hükmî şahsiyetleri, barolar ve noterler tarafından yapılacak tüm tebligat işlemlerine ilişkin usul ve esasları kapsar.'' kuralı; "Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi" başlıklı 35.maddesinde; "(1) Tebliğ bir mazbata ile belgelendirilir. Bu mazbatanın; a) Tebliği çıkaran merciin adını, b) Tebliği isteyen tarafın adını, soyadını ve adresini, c) Muhatabın adını, soyadını ve adresini, ç) Tebliğin konusunu, d) Tebliğin kime yapıldığını ve tebliğ muhatabından başkasına yapılmış ise o kişinin adını, soyadını, adresini ve 34 üncü madde gereğince tebellüğe ehil olduğunu, e) Tebliğ tarihini, saatini ve nerede yapıldığını, f) 30 uncu ve 31 inci maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığını, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebi, g) Tebligatın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine yapılması durumunda buna ilişkin kaydı, ğ) Tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun adı, soyadı, sıfatı ve imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzasını, içermesi gerekir. (2) Tebliğ mazbatasında yukarıda belirtilen hususları kaydetmek için yeterli alan bulunmaması halinde tebliğ memuru usulüne uygun şekilde mazbataya eklenti yapabilir. (3) Bu maddeye göre hazırlanarak bastırılan ve tebligatı çıkaran merci tarafından tanzim edilen ek-1’de yer alan (3) numaralı örnek tebliğ mazbatasının ilgili bölümleri tebliğ memuru tarafından tebliğ yerinde düzenlenir. (4) Tebliğ mazbatası, tebliği çıkaran merci ve tebliğ memuru tarafından okunaklı şekilde düzenlenir. (5) Tebliğ mazbatasında muhatabın birden fazla adresine yer verilemez. Aksi halde tebliğ mazbatası tebligatı çıkaran mercie iade edilir." kuralı yer almaktadır. Daire kararının Yurt Dışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden; 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 1. maddesinde, (IV) sayılı Cetvel’de yer alan sosyal güvenlik kurumlarının yapacağı tüm tebligatların bu Kanun hükümlerine uygun olarak Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü veya yetkili memur aracılığıyla yapılacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu çerçevede, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının da anılan Kanun’a tabi olduğu açıktır. Bir hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde, alt düzeydeki normlar dayanaklarını üst düzeydeki normlardan almaktadır. Normlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa, sonrasında kanunlar ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, onların altında ise yönetmelikler yer almakta olup, yönetmeliklerin geçerliliği de dayanağını aldığı kanun ve kararnamelere uygunluk şartına bağlıdır. Bu itibarla, kanun koyucu tarafından idareye tanınan düzenleme yetkisinin; kamu yararı, hizmet gerekleri, hukuk devleti ve hukuk güvenliği ilkelerine uygun şekilde kullanılması gerekmektedir. Somut olayda; her ne kadar davalı idarelerce, yurt dışı hizmet borçlanmasına ilişkin işlemlerde ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu uyarınca tebligat yapılmasının zorunlu olmadığı ileri sürülmüş ise de, anılan Kanun’un 1. maddesinden de görüleceği üzere, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı bu Kanun kapsamında yer almakta olup, bu nedenle söz konusu Kanun’un uygulanmasının zorunlu olduğu, nitekim dava konusu düzenlemede, ilgililere taahhütlü tebligat yapılmasının öngörülmesi de, 7201 sayılı Kanun kapsamındaki bir tebligat usulü niteliğinde olduğundan, bu doğrultuda yapılan düzenlemede üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Daire kararının Sosyal Güvenlik Kurumu Kayseri Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Melikgazi Sosyal Güvenlik Merkezinin ... tarih ve ... sayılı işlemi yönünden; Dava dosyasının incelenmesinden; davacının 27/05/2019 tarihinde yurt dışı hizmet borçlanması talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurduğu, bu başvuru üzerine düzenlenen borç tahakkuk cetvelinin, davacının talep formunda belirttiği adrese iadeli taahhütlü posta yoluyla gönderildiği, ancak tebliğ edilemeden iade edildiği (30/05/2019 tarihli posta alındı belgesi ile), Kurumun dava konusu ... tarih ve ... sayılı işleminde ise; borcun, gönderi çıkış tarihinden itibaren üç ay içinde ödenmediği gerekçesiyle dosyanın işlemden kaldırılması üzerine anılan işlemin ve dayanağı düzenleyici işlemin iptali istemiyle temyizen bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 1. maddesinde, (IV) sayılı Cetvel’de yer alan sosyal güvenlik kurumlarının yapacağı tüm tebligatların bu Kanun hükümlerine uygun olarak Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü veya yetkili memur aracılığıyla yapılacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu çerçevede, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının da anılan Kanun’a tabi olduğu açıktır. Tebliğ mazbatası (tebligat tutanağı), tebligat işleminin şekli unsurunu oluşturur ve tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığını gösteren temel belgedir. Usulüne uygun tebligat ancak tebliğ mazbatasıyla ispatlanabilir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği'nde, tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre mazbatada; tebliği çıkaran merci ve isteyen tarafın adı, soyadı ve adresi; muhatabın adı, soyadı ve adresi; tebliğin konusu; tebliğin kime yapıldığı ve tebellüğ yetkisi; tebliğ tarihi, saati ve yeri; adres bulunamama veya tebellüğden kaçınma durumu ve buna ilişkin işlemler; tebligatın kayıtlı adrese yapıldığına dair kayıt ile tebligat evrakını teslim alan ve tebliğ memurunun isim, soyisim ve imzalarının yer alması gerekmektedir. Bu unsurlar, tebligatın hukuki geçerliliği ve usulüne uygunluğu bakımından önem arz etmektedir. Somut olayda, iade edilen 30/05/2019 tarihli posta alındı belgesinde, tebliğ mazbatasında bulunması zorunlu asgari unsurların yer aldığı görülmektedir. Ancak tebliğ memurunun, muhatabın adresinde bulunmaması gerekçesiyle gönderiyi doğrudan iade ettiği; buna karşılık, 7201 sayılı Kanun’un 20 ve 21. maddelerinde öngörülen usullere (ihbarnamenin kapıya yapıştırılması, muhtar veya komşuya teslim gibi) başvurulmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, söz konusu tebligatın usulüne uygun yapılmadığı ve usulsüz tebligat niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. Kaldı ki, Yurt Dışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin dava konusu 10. maddesinin dördüncü fıkrasında, tahakkuk ettirilen borç tutarına ilişkin belgelerin ilgiliye doğrudan tebliğ edilmesi gerektiği açıkça düzenlenmiştir. Bu nedenle, tebligatın iade edilmesi halinde, idarenin söz konusu evrakı yeniden usulüne uygun şekilde tebliğe çıkarması zorunludur. Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin temyiz istemlerinin kısmen kabul edilerek, temyize konu Daire kararının, Yönetmeliğin 10. maddesinin dördüncü fıkrasının iptaline ilişkin kısmının bozulması; Sosyal Güvenlik Kurumu Kayseri Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Melikgazi Sosyal Güvenlik Merkezinin ... tarih ve ... sayılı işleminin iptaline ilişkin kısmının ise yukarıda belirtilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

Atıf: Danıştay Danıştay, E. 2024/3004, K. 2025/1323, T. 30.05.2019, www.arakarar.com/karar/danistay-danistay-2024-3004-e-2025-1323-k-a762520bdcc6