Danıştay · Danıştay
Danıştay 2024/2298 E. 2025/357 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- Danıştay
- Esas No
- 2024/2298
- Karar No
- 2025/357
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/2298 Karar No : 2025/357
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı VEKİLİ : I. Hukuk Müşaviri Yrd. V. ... 2- ... Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onikinci Dairesinin 28/03/2024 tarih ve E:2021/6237, K:2024/1618 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Aydın Polis Meslek Yüksekokulundan 10/06/2015 tarihinde mezun olan davacı tarafından, polis memuru rütbesine aday memur olarak atanması amacıyla yapılan 21/06/2015 tarihli sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlemin dayanağı olan 03/06/2015 tarih ve 29375 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği'nin iptaline karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/12/2020 tarih ve E:2020/614, K:2020/3198 sayılı usule yönelik bozma kararına uyularak verilen Danıştay Onikinci Dairesinin 28/03/2024 tarih ve E:2021/6237, K:2024/1618 sayılı kararıyla; Anayasa'nın 124. maddesinde; 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 6638 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle eklenen ek 1. maddesinin üçüncü fıkrasında; Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği'nin 1, 2, 5, 6, 7 ve 8. maddelerinde yer alan konu ile ilgili kurallar aktarılarak; Yönetmeliğin diğer düzenlemelerinde ise, dayanak belirtildiği ve tanımlar yapıldığı, mazeret sebebiyle sınava katılamama durumları ve sınav sonu atamaların düzenlendiği, yürürlük ve yürütme maddelerine yer verildiği belirtilerek, Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olduğu, Hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez unsurlarından birisinin kanunların hukuk güvenliğini sağlaması, bu doğrultuda geleceğe yönelik, öngörülebilir kurallar içermesi gerekliliği olduğu, bu nedenle, hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural olarak kanunların, yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulandığı, kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca, kanunların kamu yararı ve kamu düzeninin gereği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarıldıkları, yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmamasının hukukun genel ilkelerinden olduğu, Hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden birinin de hiç kuşkusuz kazanılmış haklara saygı gösterilmesi olduğu, kazanılmış haklara saygının, hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucu olup hukukun genel ilkelerinden birini oluşturduğu, kazanılmış hakkın, özel hukuk ve kamu hukuku alanlarında genel olarak, bir hak sağlamaya elverişli nesnel yasa kurallarının bireylere uygulanması ile onlar için doğan öznel hakkın korunması olduğu, kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın, yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerektiği, kazanılmış hakkın, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş hak olduğu, Kural olarak kişisel hak haline dönüşmemiş, belli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak ileride elde edilmesi olası beklenen hakların, kazanılmış hak olarak korunmadığı, Meşru beklentinin, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklenti olduğu, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), özünde "varlık" olarak kabul görebilecek bir şahsi menfaatin, ulusal mahkemelerin yerleşmiş içtihadı gibi yalnızca ulusal hukukta yeterli bir temeli olması hâlinde mümkün olabileceği görüşünde olduğu, Anayasa Mahkemesinin 19/12/2013 tarih ve B:2013/817 sayılı Mehmet Akdoğan ve Diğerleri başvurusuna ilişkin kararında, "Ölçülülük ilkesi; 'elverişlilik', 'gereklilik' ve 'orantılılık' olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. 'Elverişlilik', öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını; 'gereklilik', ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, 'orantılılık' ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir." denildiği, Dava dosyasının incelemesinden, 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 6638 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle eklenen ek 1. maddesinin üçüncü fıkrasına dayanılarak hazırlanan 03/06/2015 tarih ve 29375 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği uyarınca polis meslek yüksekokulu mezunları için sınav yapıldığı, sözlü sınava katılan davacının, aday polis memuru olarak atanabilmek için sözlü sınavdan alınması gereken asgari (70) puanı alamadığından bu sınavda başarısız sayılması üzerine, 03/06/2015 tarih ve 29375 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği'nin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, Dava konusu olayda, iptali istenen Yönetmeliğin dayanağı olan 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 6638 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle eklenen ek 1. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "... öğrenimine devam edenler dahil ..." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla açılan davada, Anayasa Mahkemesinin 04/05/2017 tarih ve E:2015/41, K:2017/98 sayılı kararıyla, öğrencilerin memuriyet hakkını kazanılmış bir hak olarak elde etmedikleri, zira bunların henüz memuriyete atanmadıkları ve memuriyetin bunlar yönünden bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş kişisel bir hakka dönüşmediği, kanun koyucunun, Anayasa’da öngörülen kurallar çerçevesinde diğer alanlarda olduğu gibi kamu görevine giriş koşullarıyla ilgili olarak da kamu yararı amacıyla bazı değişiklikler yapabileceği, bu değişikliklerin kişilerin beklentilerini etkileyebileceği, kişilerin meşru beklentileri aleyhine bir düzenleme yapılması söz konusu olmadığından kuralın kişilerin çalışma hürriyeti ve haklarına yönelik hukuki güvenliklerini ihlal eden bir yönü bulunmadığı ve anılan düzenleme emniyet hizmetlerinin daha iyi işlemesi amacıyla yapıldığından Anayasa'ya aykırı olmadığı gerekçesiyle iptal talebinin reddine karar verildiğinin görüldüğü, Diğer taraftan, hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri olan hukuk güvenliği ilkesinin, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı, kanunlara güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin bu kanunların uygulanmasına devam edileceği yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunmasınin hukuki güvenlik ilkesinin gereği olduğu, Ancak güvenin korunmasının, mevcut bir hukuki durumun dokunulmazlığı anlamında da değerlendirilmemesi gerektiği, hukuki güvenliğin mevcut bir hukuki durum için dokunulmazlık şeklinde algılanmasının, dinamik toplum yapısının kurallarla statik, durağan hâle getirilmesi sonucunu doğuracağı, bunun da toplumun çağın gerisinde kalmasına neden olabileceği, bu nedenle kanun koyucunun, Anayasa’da öngörülen kurallar çerçevesinde diğer alanlarda olduğu gibi kamu görevine giriş koşullarıyla ilgili olarak da kamu yararı amacıyla bazı değişiklikler yapabileceği ve bu değişikliklerin kişilerin beklentilerini etkileyebileceği, Bir beklentinin hukuken koruma görebilmesinin ön koşullarından birinin beklentinin haklı (meşru) beklenti seviyesine ulaşması olduğu, haklı beklentinin, bireyin kendisine güvenerek hareket ettiği lehine olan bir kanunda öngörülemez bir değişiklik yapılması ve bu öngörülemez değişikliğin herkes yönünden objektif olarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz bırakması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gündeme geldiği, ancak bir beklentinin hukuken korunabilmesi için anılan koşulların gerçekleşmesi yeterli olmayıp bu beklentinin korunmasına engel teşkil eden bir kamu yararının da bulunmaması gerektiği, bu yönüyle anayasa yargısında kişi yararıyla kamu yararının karşı karşıya geldiği durumlarda ancak önemli bir kamu yararının bulunmadığı durumlarda haklı beklentinin korunmasının kabul edilebileceği, aksi takdirde kanun koyucunun kamu yararını gerçekleştirmek üzere değişen koşullara göre yeni politikalar belirlemesi imkânının önemli ölçüde zedelenebileceği,
Yukarıda açıklanan ölçülülük ilkesinde belirtilen orantılılık uyarınca sınavın, adayların yeterliliklerini tespit etmek amacıyla düzenlendiği, kamu hizmetinin etkin ve verimli bir şekilde işleyebilmesini sağlamak üzere kamu görevine alınacak kişilerin yeterliliklerini tespit etmek amacıyla sınav aracına başvurulmasının anılan amaca ulaşılması yönünden uygun bir araç olduğunun görüldüğü, İdarelerin kendilerine tanınan düzenleme yetkisini Anayasa ve kanunlarla belirlenen sınırlar içinde kullanması gerektiğinin açık olduğu, yasa koyucu tarafından düzenlenen Kanun metninde açık bir şekilde, öğrenim sürelerini başarıyla tamamlayan adayların yapılacak sınavda başarılı olmaları gerektiğinin hüküm altına alındığı, Kanun'un uygulanmasını sağlamak üzere İçişleri Bakanlığınca hazırlanan Yönetmeliğin 2. maddesinde Yönetmeliğin kapsamının belirlendiği, 5. maddesinde yukarıda belirtilen Kanun hükmü doğrultusunda düzenleme yapıldığı, 7. maddesinde sınavla ilgili komisyonların oluşturulması ve görevleri ile ilgili hususların düzenlendiği, 8. maddesinde ise sınavın sözlü sınav şeklinde yapılacağının belirlendiği ve sınava ilişkin usul ve esasların düzenlendiği; diğer maddelerinde ise, sınav ve sınav sonucuna ilişkin çeşitli hususlara yer verilerek, Yönetmeliğin ne zaman yürürlüğe gireceğinin ve hükümlerin kim tarafından yürütüleceğinin belirlendiği, Söz konusu Yönetmelik hükümlerinde, adayların mesleki bilgi düzeyi, bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü, özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı, liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu açısından değerlendirileceğinin belirtildiği, değerlendirmeyi yapacak komisyonun oluşumu ve görevlerinin neler olduğunun önceden belirlendiği; davalı idare bünyesinde çalışacak personelin seçiminde objektif kriterlerin esas alındığı, iptali istenilen Yönetmelik maddelerinin idareye tanınan takdir yetkisinin sınırları içinde, üst hukuk normları ile hizmet gereklerine uygun olarak hazırlandığının anlaşıldığı, Yukarıda belirtilenler ışığında, dava konusu Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği'nde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, kararın hukuki ve adil olmadığı; bir dakikalık bir sınavla başarısız sayıldığı; meşru beklentilerinin bulunduğu; aleni ve adil olmayan düzenlemeyle çalışma hürriyeti ile hukuk güvenliğinin ihlal edildiği; beklentilerinin korunmasının hukuki güvenlik ilkesinin gereği olduğu; okuma ve eğitim şartlarını gerçekleştirmekle haklı beklenti seviyesine ulaştığı belirtilerek, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idareler tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onikinci Dairesinin temyize konu 28/03/2024 tarih ve E:2021/6237, K:2024/1618 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak,17/02/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.