Danıştay · Danıştay

Danıştay 2024/2055 E. 2025/404 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
Danıştay
Esas No
2024/2055
Karar No
2025/404
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/2055 Karar No : 2025/404

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av....

KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Turizm Sanayi Ticaret Limited Şirketi VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin...tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Çorum ili, Mecitözü ilçesi hudutları dahilinde davacı şirket uhdesinde bulunan ... sicil sayılı II-(a) grubu maden işletme ruhsatlı sahanın 2019 yılı ruhsat bedelinin ödenmediğinden bahisle 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 13. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacı şirkete 31.054,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi Hakimliğinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla; 3213 sayılı Maden Kanunu'nun fiil tarihinde yürürlükte bulunan 13. maddesinin 1. fıkrasına göre ruhsat bedellerinin her yıl ocak ayının sonuna kadar yatırılmaması halinde idari para cezasına hükmedileceği açık olup, davacı şirket tarafından 2019 yılı işletme ruhsatı bedelinin ödenmediği hususunda bir ihtilaf bulunmadığından dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı; öte yandan, davacı tarafından, 28/12/2018 tarihinde terk talebinde bulunulduğundan bu tarihten itibaren davacı şirkete herhangi bir yükümlülük yüklenmesinin hukuken mümkün olmadığı ileri sürülmüş ise de; terk başvurusu üzerine davalı idarece makul süre içerisinde 31/01/2019 tarihinde mahallinde denetim yapıldığı, ayrıca davacı şirketin terk talebinin kabul edilmediği ve söz konusu işleme karşı ... İdare Mahkemesinin E:.... sayılı dosyasında görülen davanın reddine karar verildiği görüldüğünden, davacı şirketin bu iddiasının dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu sonucunu değiştirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararıyla; maden sahasını terk edeceğini 28/12/2018 tarihli dilekçe ile davalı idareye bildiren ve bu alanda 2018 yılı içinde madencilik faaliyeti yürütmediği mahalli tetkik raporu ile tespit edilen davacı şirketin, bu tarihten itibaren maden sahası ile ilgili sorumluluk ve yükümlülüğünün terk işlemleri ile sınırlı olduğundan ve terk ettiği maden sahasına ilişkin olarak madencilik faaliyeti karşılığı alınan ruhsat bedelinin terk tarihinden itibaren istenilmesine olanak bulunmadığından dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulüne, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E..., K:... sayılı kararın kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline temyiz yolu açık olarak karar verilmiştir.

Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 15/02/2024 tarih ve E:2021/4137, K:2024/643 sayılı kararıyla; 3213 sayılı Kanun'un 13. maddesinde, ruhsat bedelinin yatırılmaması veya eksik yatırılması hâlinde idari para cezası verileceği ve ruhsat bedelinin üç ay içinde tamamlanmasının istenileceğinin düzenlendiği, dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla 2019 yılı ruhsat bedelinin yatırılmadığı, olayda, fiilin işlendiği tarihte, ruhsat bedelinin Ocak ayının sonuna kadar yatırılması zorunlu olması sebebiyle fiilin 2019 yılı Ocak ayında gerçekleştiği görüldüğünden bu tarihte yürürlükte olan mevzuat düzenlemesinin dikkate alınması gerektiği açık olduğundan, davalı idarece düzenlemenin 7164 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önceki hali dikkate alınarak işlem tesis edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı; öte yandan, davacının terk başvurusu üzerine davalı idarece makul süre içerisinde mahallinde denetim yapıldığı gibi terk talebinin de kabul edilmediği, söz konusu işleme karşı ... İdare Mahkemesinin E... sayılı dosyasında açılan davada "terk başvurusu üzerine mahallinde yapılan denetim sonucunda çevre ile uyum çalışmalarının yapılmadığı tespiti üzerine davacı şirkete anılan eksikliğin tamamlanması için 1 yıllık süre verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşıldığından dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı tarafından, maden ruhsat sahibinin terk talebine istinaden mahallinde yapılan tetkik sonucunda mevcut ocakta çevre ile uyum çalışmalarının yapılmadığının tespit edildiği, davacının terk talebi kabul edilmediğinden ruhsatla ilgili yükümlülüklerinin devam ettiği ve devam eden maden ruhsatına ilişkin mevzuattaki yükümlülüklerinden olan ruhsat bedelini ödemeyen davacıya uygulanan idari para cezasının hukuka uygun olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, ısrar kararının hukuka ve usule uygun bulunduğu, davalı tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen sebeplerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ...'NUN DÜŞÜNCESİ : 2577 sayılı Kanun'un 46/1-h bendi uyarınca ve hükmün denetlenmesini talep etme hakkı çerçevesinde temyiz isteminin esasının incelenmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY : Uyuşmazlık, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 13. maddesinin 1. fıkrası uyarınca verilen 31.054,00-TL idari para cezasından kaynaklanmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmüne yer verilmiş, 141. maddesinin son fıkrasında "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." denilerek yargılama maliyetinin en düşük şekilde olmasının ve bu sürecin mümkün olan en hızlı yöntemlerle gerçekleştirilmesinin, yargının görevlerinden olduğu ifade edilmiş; 155. maddesinde ise Danıştay'ın idari mahkemelerce verilen ve 'kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı' karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu düzenlenmiştir. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un "Tek hakimle çözümlenecek davalar" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, uyuşmazlık miktarı yirmibeşbin Türk Lirasını aşmayan ve konusu belli parayı içeren idarî işlemlere karşı açılan iptal davaları ile tam yargı davalarının idare mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözümleneceği düzenlenmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği; ancak, konusu beş bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararların kesin olduğu ve bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı öngörülmüş; 6. fıkrasında ise bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğu belirtilmiştir. 2577 sayılı Kanun'un 6545 sayılı Kanun'la değişik "Temyiz" başlıklı 46. maddesinin 1. fıkrasında, "Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştayda, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebilir: ... b) Konusu yüz bin Türk lirasını aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar ... h) Maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar..." kuralına yer verilmiş; "Temyiz dilekçesi" başlıklı 48. maddesinin 6. fıkrasında ise, temyizin kesin bir karar hakkında olması hâlinde, kararı veren merciin, temyiz isteminin reddine karar vereceği; ilgili merciin bu kararına karşı, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceği; 7. fıkrasında da, temyizin kesin bir karar hakkında olduğunun anlaşılması durumunda, 6. fıkrada sözü edilen kararın, dosyanın gönderildiği Danıştay'ın ilgili dairesince kesin olarak verileceği kurala bağlanmıştır. Aynı Kanun'un Ek 1. maddesinde ise, "Bu Kanunda öngörülen parasal sınırlar; her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılmak suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz." kuralı yer almıştır. Öte yandan, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, özel kanunlarda idari yargının görevli olduğu belirtilmemiş idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği belirtilmiş; 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 13. maddesinde; "Bakanlık, mülki idare amirlikleri ve il özel idareleri tarafından bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununa göre tahsil edilir." hükmü yer almaktayken, 14/02/2019 tarih ve 7164 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonrasında anılan maddede; "Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren bir ay içinde Genel Müdürlüğün muhasebe birimi hesabına ödenir. İdari para cezalarına karşı otuz gün içinde idare mahkemelerinde dava açılabilir..." hükmüne yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 3212 sayılı Maden Kanunu uyarınca verilen 31.054,00-TL tutarlı idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın hem ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince hem de Danıştay Sekizinci Dairesince "temyiz yolu açık bir uyuşmazlık" olarak nitelendirilmek suretiyle ısrar kararına yönelik temyiz talebinin incelenmesi için Kurulumuza gönderildiği görülmekte ise de, dava konusu idari para cezasının 31.054,00-TL olan tutarının 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan parasal sınırın altında kaldığı görülmektedir. Bu bağlamda, maden mevzuatının uygulanmasından kaynaklanan idari işlemin konusunun “para” olması ve bu parasal tutarın temyiz sınırını geçmemesi sebebiyle 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ile (h) bendinin birlikte değerlendirilmek suretiyle İstinaf Dairesince verilen karara karşı temyiz kanun yolunun açık olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. 28/06/2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la idari yargıda olağan kanun yolları arasında yer alan itiraz kanun yolu kaldırılmış, istinaf sistemi ve istinaf kanun yolu getirilmiş, Adalet Bakanlığı’nın 07/11/2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararına göre istinaf mahkemeleri fiilen 20/07/2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. 6545 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde, 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinde tahdidi olarak sayılan konular dışındaki davaların bölge idare mahkemelerinde istinaf incelemesi neticesinde kesinleşmesi öngörülerek Danıştay’ın temyizen karara bağladığı iş yükünün yaklaşık yüzde seksen oranında azaltılıp Danıştay’ın içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesinin amaçlandığı belirtilmiş; 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesini değiştiren 19. maddesinin gerekçesinde, idare ve vergi mahkemelerinin maddede sayılan (konusu beşbin Türk Lirasını geçmeyen iptal ve tam yargı davalarında verilen kararlar, asker ailelerine yardımla ilgili işlemlere karşı açılan davalarda verilen kararlar, kamu görevlilerinin lojman ve izin işlemlerine karşı açılan davalarla ilgili verilen kararlar gibi) kararlarının kesin olduğu ve bu kararlar hakkında istinaf dahil herhangi bir kanun yoluna başvurulamayacağının düzenlendiği, Kanun'un 46. maddesinde bölge idare mahkemesince verilen (düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında verilen kararlar, konusu yüz bin Türk Lirasını aşan tam yargı davaları ve idari para cezaları hakkında verilen kararlar gibi) bir kısım nihai kararlar aleyhine Danıştay nezdinde temyiz yoluna başvurulabileceği ifade edilmiş; 46. maddesini değiştiren 20. maddesinin gerekçesinde ise istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda bölge idare mahkemelerince esas hakkında karara bağlanan dava türlerinden temyize tabi olanların, "tahdidî olarak sayılmak suretiyle" düzenlendiği belirtilmiştir. Görüleceği üzere, istinaf sistemi ile birlikte idari yargılama usulünde iki ve üç dereceli yargılama sistemi öngörülerek, idari davaların kural olarak iki dereceli, 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinde tahdidî olarak sayılan uyuşmazlıkların ise üç dereceli olarak inceleneceği hükme bağlanmış, böylece istinaf öncesi dönemde genel kanun yolu temyiz iken, 6545 sayılı Kanun’la genel kanun yolu istinaf olarak öngörülmüştür. Öte yandan, 6545 sayılı Kanun'la idari yargılama usulünde, mahkemelerin asıl işlevlerine odaklanmalarını sağlamak ve buna engel teşkil edecek olan önem derecesi düşük davaların iş yükü oluşturmasını önlemek anlamına gelen "De minimis non curat praetor" (Hâkim önemsiz ve küçük işlerlerle uğraşmaz.) ilkesinden hareketle, istinaf ve temyiz için parasal sınırlar belirlenmek suretiyle "değere bağlı kanun yolu sistemi"nin benimsendiği, parasal sınırlara bağlı kalınarak kanun yollarının kademelendirildiği, bu şekilde yargılama sürecinin daha hızlı sonuçlandırılmasının, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay’ın iş yükünün azaltılmasının ve Danıştay’ın “içtihat mercii” rolünün güçlendirilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesince, Anayasa'nın 141. maddesi uyarınca yargılamanın mümkün olan süratle sonuçlanması gerektiğinden, her karara karşı değil, fakat önemli kararlara karşı kanun yoluna gidilmesi gereğinin benimsendiği (AYM, E.2016/19, K.2016/17,16/3/2016), Anayasa’da tüm mahkeme kararlarının ayrım gözetilmeksizin başka bir yargı mercii tarafından gözden geçirilmesini güvenceye bağlayan bir hükme yer verilmediği (AYM, E.1985/23, K.1986/2, 20/1/1986); devletin, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorunda olduğu (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013) ifade edilerek ‘az önemli davalar’ kriteri altında temyiz sınırı öngörülmesinin (kanunda belirlenen parasal sınırın, adalet duygusunu rencide edecek veya hukuk devleti kavramıyla bağdaşmayacak sonuçlara yol açacak boyutta bulunmaması şartıyla) gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul sürede bitirilebilmesi amacıyla bir kısım mahkeme kararına karşı temyiz yolunun kapalı tutulmasının anayasal hakları ihlal etmediği ve Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamındaki hükmün denetlenmesini talep etme hakkının sınırlandırılması açısından meşru bir amaca dayandığı belirtilmiştir (AYM, E.2020/21, K.2020/53,1/10/2020; AYM, B. No:2014/3907, 7/12/2016). Anayasa Mahkemesinin daha yakın bir tarihte verdiği ve 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan “parasal sınırları" değerlendirdiği 26/07/2023 tarih ve E.2023/36, K.2023/142 sayılı kararında da, ilk kez bölge idare mahkemesince davacı aleyhine bir hüküm kurulması durumunda temyiz yoluna başvurulamamasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına orantısız bir sınırlama getirdiği değerlendirmesinde bulunulmuş, bu değerlendirmenin "tutarı itibarıyla önemsiz olduğu kabul edilemeyecek" davalar bakımından yapıldığı vurgulanmış ise de aynı kararda "Usul ekonomisi ve makul sürede yargılama ilkeleri açısından önemsiz sayılabilecek bazı davalarda verilen kararların kesin olması hükmün denetlenmesini talep etme hakkına aykırılık teşkil etmez. Ayrıca ilk derece mahkemesi kararlarına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararlar da hükmün denetlenmesi hakkına aykırılık teşkil etmez." değerlendirmesine de yer verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de üst mahkemelere başvurunun ilk derece mahkemelerine başvuruya göre daha ağır ölçütlere bağlanabileceğini kabul ederek (AİHM, Brualla Gómez de la Torre v. İspanya, B. No: 26737/95, 19/12/1997) “daha az önemli davalar” bakımından mahkemelerin iş yükünü hafifletmek için mahkemeye erişim hakkına sınırlamalar getirilmesinin meşru kabul edilebileceğini ifade etmiştir (AİHM, Bayar ve Gürbüz v. Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012). Sonuç olarak, “değere bağlı kanun yolu" sistemini benimseyen 2577 sayılı Kanun'un kanun yolu sisteminde, öncelikli olarak tutarı itibarıyla önemsiz olduğu kabul edilecek davaların istinaf aşamasında kesinleşmesinin amaçlandığı, 2577 sayılı Kanun'un 45. ve 46. maddelerinin de bu genel sistem içinde yorumlanması gerektiği, buna göre bu kapsamda "konusu para olan davalar" ile "konusu para olmayan" davaların farklı usul kurallarına tabi kılındığı, 46. maddenin 1. fıkrasının (b) bendinin konusu para olan davalarda öncelikle uygulanması gerektiği ve 46/1-h bendinin ise bu sisteme istisna teşkil etmediği sonucuna varılmaktadır. Aksi yönde yapılacak bir yorum, yasama organının Danıştay’ın iş yükünün azaltılması ve içtihat merci vasfının güçlendirilmesi gayesi ile bağdaşmadığı gibi istinaf sınırını geçmeyen davalarda dahi temyiz kanun yoluna başvuru ihtimalini doğurur ki bu durumun 2577 sayılı Kanun ile benimsenen sisteme aykırı olacağı da açıktır. Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde belirlenen tutarı aşmayan 31.054,00-TL tutarlı idari para cezasının iptali istemiyle açılan davada İdare Mahkemesince verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge İdare Mahkemesince verilen kararın kesin olduğu; dolayısıyla, bu kararın temyiz istemine konu edilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır. Öte yandan, Bölge İdare Mahkemesince verilen ilk kararın Danıştay Dairesince temyiz incelemesinin yapılmış olmasının ve temyiz istemine konu Bölge İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında temyiz yolunun açık olduğunun belirtilmesinin, kanunen temyiz yolu öngörülmeyen davalarda ilgilisine temyiz hakkı vermeyeceği de açıktır.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalının TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE, 2. Bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 24/02/2025 tarihinde kesin olarak oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY X- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre; mahkemeye erişme hakkı sadece ilk derece mahkemesinde dava açma hakkını değil, eğer iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst mahkemelere başvurma hakkını da içermektedir (AİHM Kararı, Bayar ve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 42). Mahkemeye erişme hakkının yasal birtakım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da, mahkemelerin, usûl kurallarını, uyuşmazlığın esasında mündemiç hakkı ihlâl edecek kadar katı ve bu kuralları ortadan kaldıracak kadar da geniş yorumlamaktan kaçınmaları gerekmektedir (AİHM Kararı, Walchli/Fransa, B. No. 35787/03, § 29). Usûl kurallarının, hukukî güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucunda adaletin tecellî etmesine hizmet etmek yerine, bir çeşit engel hâline gelmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlâl edilmiş olacaktır (AİHM Kararı, Efstathiou ve Diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02, § 24). Bu itibarla, mahkemeye erişme hakkı, temyiz yoluna başvurma hakkını da kapsadığından, 2577 sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunu'nun temyize tâbi davaları düzenleyen 46. maddesinin temyiz yoluna başvuru haklarını daraltan şekilde katı yorumlanmaması gerekmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği; ancak, konusu beş bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararların kesin olduğu ve bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı öngörülmüş; 6. fıkrasında ise bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğu belirtilmiştir. 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasında sayılan ve aralarında üstünlük ya da öncelik ilişkisi bulunmayan (b) bendinde; konusu yüz bin Türk lirasını aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar, (h) bendinde ise, maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar hakkında bölge idare mahkemelerince verilen kararların Danıştay'da, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebileceği kurala bağlanmıştır. Uyuşmazlık, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 13. maddesinin 1. fıkrasından doğan 31.054,00-TL idari para cezasından kaynaklanmakta olup dava konusu işlemin hem maden mevzuatının uygulanmasına ilişkin bir işlem olduğu hem de istinaf sınırının üzerinde temyiz sınırının altında bir parasal değer içerdiği görülmektedir. 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinde, istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda bölge idare mahkemelerince esas hakkında karara bağlanan dava türlerinden Danıştay'da temyize tabi olanların tahdidi olarak sayılmak suretiyle düzenlendiği, bu maddede tahdidi olarak sayılan konuların birbirinden bağımsız olduğu, bu nedenle bir davanın bu maddede sayılan konulardan birine ilişkin olması durumunda temyiz incelemesine tabi olacağı anlaşılmakta olup maden mevzuatının uygulanmasına ilişkin davaya konusu işlem hakkında verilen Bölge İdare Mahkemesi kararına karşı temyiz yolunun açık olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Nitekim, salt maden para cezasının iptali istemiyle açılan davalarda verilen İdare Mahkemesi kararlarının istinaf incelemesi neticesinde kesinleşmesi, aynı maddi veya hukuki sebep dolayısıyla tesis edilen ve maden mevzuatından kaynaklanan diğer idarî yaptırımlar (ruhsat iptali, hammadde üretim izni iptali gibi) hakkında Danıştayca varılan sonuçlar ile istinaf incelemesi neticesinde varılan sonuçların birbirinden farklı olmasına yol açacağından, bu durumun yargı kararlarında yeknesaklık sağlanmasını da engelleyeceği açıktır. Bu durumda, maden mevzuatının uygulanmasına ilişkin işlemden doğan uyuşmazlıkta temyiz yolu açık olduğundan, davalının temyiz istemi hakkında esas incelemesi yapılarak karar verilmesi gerektiği görüşüyle, karara katılmıyoruz.

Atıf: Danıştay Danıştay, E. 2024/2055, K. 2025/404, T. 24.02.2025, www.arakarar.com/karar/danistay-danistay-2024-2055-e-2025-404-k-9a9db851d464