Danıştay · Danıştay
Danıştay 2024/1320 E. 2025/343 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- Danıştay
- Esas No
- 2024/1320
- Karar No
- 2025/343
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/1320 Karar No : 2025/343
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU: Danıştay Beşinci Dairesinin 02/11/2023 tarih ve E:2022/8615 , K:2023/15110 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35/A maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine ve 100.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti:Danıştay Beşinci Dairesinin 02/11/2023 tarih ve E:2022/8615 , K:2023/15110 sayılı kararıyla; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; UYAP ortamında yapılan inceleme sonucunda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan ceza davası açıldığı ve ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:...sayılı dosyasında yargılamanın devam ettiğinin anlaşıldığı, Davacının kendi beyanı ve davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden; davacının, örgütün içinde yer aldığına, örgüte müzahir evlerde kaldığına, örgütün mahrem imamı ile telefon görüşmeleri bulunduğuna ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile kendi beyanının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı, HTS kayıtları yönünden; davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem hizmetler adalet yapılanmasında yer alan kişilerle yaptığı görüşmeleri içerir HTS kayıtları davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varıldığı, Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararlarda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediği, Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi, özlük haklarının iadesi ile uğradığını iddia ettiği manevi zararlara karşılık 100.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesi isteminin de reddi gerektiği, gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:Davacı tarafından, davalı idarece hakkında lehe olan bilgi ve belgeleri toplaması ve lehe olan tespitleri de yapması gerekirken, sadece aleyhe olduğunu düşündüğü bilgi ve belgeleri toplayıp tespitlerde bulunduğu, bu haliyle tarafsız bir değerlendirme yapılmadığı, bu bağlamda kendiyle aynı delil durumunda olan bazı meslektaşlarının meslekten çıkarılmamış olduğu, 2013 yılına ilişkin veriler kullanılmak suretiyle o dönemde daha bir yıllık avukat olduğu, yargı mensubu sıfatını ve yargı gücünü kullanmadığı dikkate alınmadan, geçmişte suç olmayan eylemleri nedeni ile irtibat ve iltisak değerlendirmesi yapılmasının hukuka ve AİHS'de belirtilen ilkelere aykırılık oluşturduğu, yargı mensubu olduktan sonra örgütün amaçlarını gerçekleştirdiği, örgütten yarar sağladığı, örgütten talimat aldığı ve bu talimatlara göre davrandığı, inisiyatif alarak örgüte veya kendisine yarar sağladığı yönünde bir delilin dosyada bulunmadığı, belirtilen evde kaldığı 2013 yılında hakimlik ve savcılık sınavlarına girmemiş olduğu, bir takım ekonomik zorunluluklar nedeniyle örgüte ait evde kaldığı, temyize konu kararın AİHS, Anayasa ve kanunlara aykırı olduğu ve emsal mahkeme kararlarıyla çeliştiği, B.S. isimli kişiyle görüşmelerinin evde kalmasından dolayı ev ile alakalı günlük konuşmalar şeklinde gerçekleştiği, davalı idarece bu görüşmelerin içeriğinin ortaya konulamamış olduğu, dosyada periyodik olarak aranmadığı yönünden araştırma tutanağı bulunduğu, o dönemde bir yıllık avukat olduğu ve henüz yargı mensubu olmadığı hususu göz önüne alındığında, konuştuğu kişinin hangi pozisyonda bulunduğunu veya konuştuğu GSM hattının operasyonel hat olup olmadığını bilebilecek durumda ve imkanda olmadığı, ... nolu GSM hattını hiç kullanmadığı, bu hattın 23/09/2013 tarihinde açılmış olup 2,5 ay kullanıldıktan sonra müvekkilce kalmış olduğu evden ayrılmasıyla birlikte kapatıldığı, bu hat üzerinden yapılan konuşmaların tamamının M.G. tarafından bilgisi ve haberi dışında yapıldığı, eşitlik ilkesinin, masumiyet karinesinin, yasaların geriye yürümezliği ilkesinin, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI:Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE: İLGİLİ MEVZUAT: 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...” Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.” Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
3) Kanun 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasında; "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç (18/07/2021'de dört olarak değiştirilmiştir.) yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ... hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Bu kişiler hakkında alınan kararlar on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir. Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler hakkında bu maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı hükümleri uygulanır. Ayrıca askeri hâkimlerin askeri rütbeleri, mahkûmiyet kararı aranmaksızın alınır. " kuralına yer verilmiş; Anılan maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafında: "Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemez; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır... Bu paragrafta sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu paragraf hükümleri uygulanır. "hükmüne; Aynı maddenin son fıkrasında ise "Bu maddenin (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verilir. Verilen süre içinde savunmasını yapmayanlar, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır." hükmüne yer verilmiştir.
4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, temyiz incelemesi sonunda, Danıştayın; kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onayacağı; ikinci fıkrasında ise, temyiz incelemesi sonunda Danıştayın; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması", sebeplerinden birinin varlığı hâlinde kararı bozacağı hükme bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Temyize konu Daire kararının istem özetinde davacının 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesi uyarınca meslekten çıkarıldığı belirtilmesine rağmen karar içeriğinden Dairece hem OHAL dönemine ilişkin 667 sayılı KHK hem de OHAL sonrası yürürlüğe konulan 375 sayılı KHK hükümlerine yer verilerek ve OHAL dönemi için yapılabilecek değerlendirmeler de yapılarak bir karar verildiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından davacının OHAL sürecinin sona ermesinden sonra 375 sayılı KHK hükümlerine dayanılarak meslekten çıkarıldığı görüldüğünden, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde 375 sayılı KHK hükümlerinin esas alınması gerekmektedir. 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesiyle “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler” hakkında dört yıl süreyle uygulanmak üzere meslekten çıkarma yaptırımı öngörülmüştür. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat; anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu yaptırımın uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan yaptırımın uygulanabilmesi için yeterlidir. Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu yaptırımın uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararların dayanağı olan deliller davalı idare tarafından anılan kararların tesisinden önce tespit edilerek ve savunması alınmak suretiyle davacıya bildirilmiştir. Bunun yanında, dava konusu kararlar ile ilgili olarak karar tarihinden sonra tespit edilerek davalı idare tarafından dosyaya sunulan birtakım delillerin, terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olması halinde, dava konusu kararın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Kaldı ki, dava konusu kararın gerekçesi olarak daha önce davacıya bildirilmemiş olmakla birlikte yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan, dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurduğundan, özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır. Daire kararının 'Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi' başlıklı kısmında özel hayata saygı hakkı yönünden bir değerlendirme yapılmış olmakla birlikte bu değerlendirmenin olağanüstü halin varlığı koşullarına göre yapıldığı görüldüğünden, yukarıda belirtildiği üzere dava konusu işlemler ise 375 sayılı KHK hükümlerine dayalı olarak olağan dönemde tesis edildiğinden, değerlendirmenin olağan dönem koşullarına göre yeniden yapılması gerekmektedir. Dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususu, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmelidir. Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca tesis edilmiştir. Anılan madde hükmü, 7145 sayılı Kanun'un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK'ye eklenmiş ve 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak, dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla, karara dayanak olan düzenlemenin mevzuatta öngörülen usuller dâhilinde kanunlaşmış ve yürürlükte olduğu görülmektedir. Bu durumda, özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olduğundan, müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu kararlar, FETÖ terör örgütünün darbe teşebbüsü üzerine ilan edilen olağanüstü halin sona ermesinden sonra olağan dönemde de örgütle mücadelenin hukuk devleti ilkesine uygun ve etkin bir şekilde devam ettirilmesi, FETÖ terör örgütünün ve bu örgütle iltisak veya irtibatı bulunanların yargıdaki varlığının ortadan kaldırılması ve bu bağlamda millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle, FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır. Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, olağanüstü hal sona erdikten sonra olağan dönemde de devam eden bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu yaptırımın da yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren yaptırımın demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir yaptırım olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan, karar tarihi itibarıyla UYAP ortamında yapılan incelemede, davacının terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılaması neticesinde ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verildiği, karara karşı yapılan istinaf isteminin ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile reddedildiği ve kararın henüz kesinleşmemiş olduğu görülmüştür. Yukarıda da belirtildiği üzere, 375 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir. Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir. Tüm bu değerlendirmeler ışığında, temyizen incelenen Daire kararının, "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" kısmında yer alan davacı hakkındaki tespit ve değerlendirmeler Kurulumuzca da benimsenmiş olduğundan, davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği; bu nedenle 375 sayılı KHK uyarınca tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiş olup, temyize konu Danıştay Beşinci Dairesince verilen davanın reddine yönelik kararın belirtilen gerekçeyle onanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 02/11/2023 tarih ve E:2022/8615, K:2023/15110 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 17/02/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.