Danıştay · 8. Daire

Danıştay 8. Daire 2022/4561 E. 2025/7805 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
8. Daire
Esas No
2022/4561
Karar No
2025/7805
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2022/4561 Karar No : 2025/7805

TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNANLAR : 1- (DAVACILAR) 1-... 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av....

2- (DAVALI) ...Bakanlığı VEKİLİ : Av. ...

3- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) ... İdaresi VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, Zonguldak ... Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde temizlik memuru olarak çalışan ...'nin 07/11/2017 tarihinde okulda meydana gelen kalorifer kazanı patlaması sonucunda yıkılan duvarın altında kalarak vefat etmesi olayında idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, uğradıkları zarar karşılığı olarak müteveffa ...'nin eşi... için 80.000,00-TL, kızı ... için 55.000,00-TL ve kızı ... için 55.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 190.000 TL manevi, ... için 1.000,00-TL (miktar artırım sonrası 263.189,76 TL), ... için 500,00-TL (miktar artırım sonrası 13.209,46 TL) olmak üzere toplam 1.500,00 TL (miktar artırım sonrası 276.399,22 TL) maddi (destekten yoksun kalma) tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tazmini istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile; 07/11/2017 tarihinde meydana gelen kazada yakınlarını kaybeden davacıların, ölenin desteğinden yoksun kaldıkları, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca, haksız fiil sonucu ölüm veya cismanî zarar meydana gelmişse, kusuruyla zarara sebebiyet verenin geride kalan ve ölenin desteğinden yararlanan kişilerin zararını gidermekle yükümlü olduğu, bu nedenle Mahkemelerince bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğu belirtilerek, maddi ve manevi tazminat istemli davanın; davalı idare yönünden kısmen kabulü ve kısmen reddi ile talep edilen 274.899,22 TL maddi tazminatın 250.030,27 TL kabulüne, 24.868,95 TL'sinin reddine, 190.000,00 TL manevi tazminat talebinin 110.000,00 TL'sinin kabulüne, 80.000,00 TL'sinin reddine, 250.030,27 TL maddi tazminatın 140.000,00 TL'sinin idareye başvuru tarihinden itibaren, 110.030,27 TL'sinin ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 50.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından, davacılardan ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat istemi ile fazlaya ilişkin faiz isteminin reddine, 30.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak, davacılardan ...'ye verilmesine, maddi tazminat isteminin reddine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ve faiz isteminin reddine, 30.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak, davacılardan...'ya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ve faiz isteminin reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurularına konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davacılar tarafından, manevi tazminat miktarının düşük olduğu, davalı idarenin %95 değil %100 kusurlu kabul edilmesi ve hesaplamanın buna göre yapılması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, bilirkişi raporlarının hükme elverişli olmadığı, idare dışındaki kişilerin ihmallerinin göz ardı edildiği, hesap hataları olduğu, manevi tazminat miktarının fahiş olduğu ileri sürülmektedir. Müdahil Zonguldak İl Özel İdaresi tarafından ise hesaplamanın fahiş ve fazla olduğu, bilirkişi raporunda idarelerinin kusuru olmadığının belirtildiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Müdahil tarafından, istemin reddi gerektiği belirtilmiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. Temyiz istemlerinin reddine, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K... sayılı kararının ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine, 4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 5. Kesin olarak, 21/10/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY : (X)- Maddi tazminat, idarenin belli bir eylem veya işleminden dolayı kişilerin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi önlemeye yöneliktir. Ancak, ilgililerin mal varlığında aynı idari işlem veya eylem nedeniyle bir artış meydana gelmiş ise bu artış da göz önüne alınarak, maddi zarar, ortaya çıkan yarar ve zararın denkleştirilmesi suretiyle hesaplanır. Böyle bir denkleştirmenin yapılabilmesi için de; ilgilinin uğradığı zarar gibi sağladığı yararın da idarenin tazmin yükümlülüğünü doğuran olayın uygun ve normal bir sonucu olması, zararla yarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerektiği açıktır. Zararı doğuran olayda nedensellik bağı olmadan, başka bir sebeple ilgilinin mal varlığında bir artış olmuşsa, meydana gelen bu artışın maddi zarar miktarından düşülmesi, gerçek zararın belirlenmesi amacıyla bağdaştırılamaz. Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinde, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların bu kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı belirtildikten sonra kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemelerin tazminattan indirilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Aynı maddenin devamında ise bu Kanun hükümlerinin her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin davalarda da uygulanacağı hükmü yer almıştır. Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinin idari eylemler kişilerin ölümü veya vücut bütünlüğünün bozulması nedeniyle doğan zararların hesaplanmasında uygulanacak hüküm olduğunda kuşku bulunmamaktadır. O halde madde hükmünde yer alan "kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemelerden" neyin anlaşılması gerektiğinin açıklığa kavuşturulması gerekir. Zira ifa amacı taşımayan ödemeler ile Sosya Güvenlik Kurumu'nca rücu edilmesi mümkün olmayan ödemeler hesaplanan tazminat tutarından düşülemeyecektir. Anayasa Mahkemesi "Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri" ibaresinin Anayasa'ya aykırılığını incelediği, 28/11/2013 tarih ve E:2013/74, K:2013/143 sayılı kararında sorunu açıklığa kavuşturmuştur: "Devlet, vatandaşların sosyal güvenliğini sağlamaya ilişkin görevlerinin bir kısmını SGK aracılığıyla yerine getirmektedir. SGK yaptığı yardımlarla, Anayasa'nın 60. maddesinin, tüm yurttaşlar yararına Devlete yüklediği sosyal güvenlik hakkını sağlama ödevini yerine getirdiği gibi Anayasa'nın 49. maddesinin ikinci fıkrasıyla, çalışma hayatı ve çalışanlar yararına Devlete yüklenen ödevlerin de bir bölümünün gerçekleşmesini sağlamaktadır. SGK'nın bu işlevlerini yerine getirebilmesi ve sosyal sigorta yardımlarının yetersiz kalmaması için, 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinde sigortalı ve işveren primleri yönünden Devlet tarafından desteklenmesinin usul ve esaslarına yer verilmiştir. Bu bağlamda: bir iş kazası nedeniyle belirli bir süre çalışamayacak olan sigortalı işçiye ekonomik bir güvence sağlamak amacıyla 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan yardımlar soşyal devlet olmanın gereği olup işveren veya üçüncü kişilerin iş kazası nedeniyle işçiye karşı sorumlu oldukları tazminat borcunu ikame amacı taşımamaktadır. Bu nedenle, iş kazasından zarar gören sigortalı işçi veya hak sahibi yakınlarınca, kazada sorumluluğu bulunanlar aleyhine açılan tazminat davalarında, işveren veya üçüncü şahıslara rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemelerinin zarar veya tazminattan indirilmemesine yönelik itiraz konusu kuralda sosyal hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön bulunmamaktadır. İş kazası ve meslek hastalığı primi işveren tarafından karşılanmakta ise de hiç kimse kendi kastı veya kusuru ile başkasının ölmesi veya sakat kalması sonucunda meydana gelen zararlara karşı, sosyal sigorta yoluna başvurarak tazminat sorumluluğundan kurtulamaz. Böyle bir tutum, sosyal sigorta sisteminin amacına aykırı düşeceği gibi sigorta primi ödeyerek zararı karşılama yoluna başvuran işverenin, işçinin canına veya sağlığına zarar gelmesini önleme ödevini yerine getirmede gerekli özeni göstermekten kaçınması sonucunu da doğurabilir. Diğer yandan, SGK'nın iş kazası geçiren sigortalı işçi veya hak sahibi yakınlarına yaptığı ödemelerin 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesi uyarınca işverene rücu edilebilen kısmı tazminat davasında indirim konusu yapılabildiğinden, işverenin aynı kaza nedeniyle SGK'ya ve sigortalı işçiye mükerrer tazminat ödemesi de söz konusu değildir. Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen "kanun önünde eşitlik” ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aym durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarım sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez. İtiraz konusu kuralla, iş kazası nedeniyle zarara uğrayan sigortalı işçiler tarafından açılan tazminat davalarında, sigortalı olmayan haksız fiil mağdurlarınca açılan tazminat davalarına göre farklı düzenlemeler öngörülmesi tamamen mağdurların hukuksal durumundan kaynaklanmaktadır. Bilindiği üzere işçi statüsündeki sigortalılar, çalışmalarında 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi olup işçi ile işveren arasındaki hak ve yükümlülükler tarafların özgür iradesi ile belirlenen iş akdine dayanmaktadır. İşçilerin sosyal güvenlikleri ise kısmen sosyal sigorta kapsamında yer alan kimseler tarafından prim ödemek suretiyle finanse edilen ve Devlet eliyle yürütülen zorunlu sigorta sistemiyle sağlanmaktadır. Dolayısıyla, belirli bir sosyal güvenlik sistemine tâbi olarak çalışan sigortalı işçilerin içinde bulundukları hukuksal durum ile diğer haksız fiil mağdurlarının hukuksal durumları farklı olduğundan bunların ayrı kurallara tâbi tutulması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 10., 49. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.'' Görüldüğü üzere prim ödemek suretiyle kapsamda bulunulan sosyal güvenlik sisteminin sonucu olarak ilgililere bağlanan aylıkların, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olaylar nedeniyle sağlanan yarar niteliği bulunmamaktadır. Bu nedenle 5510 sayılı sayılı Kanunda öngörülen koşulların varlığı halinde bağlanan aylıkların idarece ödenmesi gereken tazminattan indirilmesi mümkün değildir. Anayasa Mahkemesinin 2016/2771 başvuru numaralı ve 20/10/2020 tarihli kararında: "39. 6098 sayılı kanunun 55. maddesinde bedensel zarara ilişkin tazminat hesabında kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin zarar ve tazminattan indirilemeyeceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla bedeni zarar gören kişiye yapılan bir ödemenin sorumlu aleyhine açılacak tazminat davasında indirim konusu yapılıp yapılamayacağının tespitinde zarar görene yapılan ödemenin ifa amacı taşıyıp taşımadığı hususu belirleyici bir niteliğe sahiptir. Başvurucuya SGK tarafından ödenen 29.702-TL, başvurucunun ödediği sigorta primlerinin karşılığında yapılan bir ödemedir. Başvurucu bu ödemenin ifa amacı taşımadığını ileri sürmektedir. Nitekim Yargıtay ve Danıştay'ın bedensel zarara ilişkin maddi tazminat hesabı ile ilgili içtihatlarında prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sistemi tarafından ilgililere bağlanan aylıkların ve yapılan ödemelerin maddi tazminat tutarında indirim konusu yapılamayacağı belirtilmiştir." 40. Bu durumda başvurucunun SGK tarafından yapılan toplam ödemenin ifa amacı taşımadığı ve dolayısıyla maddi tazminatın hesaplanmasında indirim konusu yapılamayacağı yolundaki iddiası temelsiz olmayıp uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek niteliktedir. Bu nedenle başvurucunun iddiasının Daire tarafından ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekmekte iken söz konusu iddianın karşılanmadığı görülmektedir." gerekçesiyle ihlal kararı verilmiştir. Oysa, temyiz başvurusuna konu bölge idare mahkemesi kararının hükme esas aldığı ek bilirkişi raporunda; Sosyal Güvenlik Kurumunca davacılara bağlanan aylıkların tazminat tutarından düşüldüğü görülmektedir. Bu hesaplama şeklini, hem Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi hükmüne hem bu hükümle ilgili Anayasa Mahkemesi'nin yaptığı somut norm denetimi sonucunda verdiği karara hem de Anayasa Mahkemesi'nin benzer olaylara ilişkin bireysel başvurular üzerine verdiği kararlara aykırı gördüğümüzden temyize konu bölge idare mahkemesi kararının bozulması gerektiği gerekçesiyle aksi yönde oluşan çoğunluk kararına katılmıyoruz.

KARŞI OY : (XX)- Bir maddi zararın giderilmesine yönelik açılan tam yargı davalarında, tazminat kişinin mal varlığındaki zararın oluştuğu an itibarıyla karşılanması gerektiğinden, istenilecek olan tazminatın gecikerek ödenmesi nedeniyle para değerinde enflasyondan dolayı meydana gelebilecek azalmayı karşılamaya yönelik olarak faize hükmedilmelidir. Maddi zararlar, mal varlığında meydana gelen ve para ile değerlendirilebilen bir azalmayı ifade ettiklerinden, bu azalma miktarının idare tarafından telafi edilmediği süre içinde ayrıca enflasyon nedeni ile de kayba uğrayacağı açıktır. Manevi zararlar ise, mal varlığında meydana gelen somut bir azalma olmayıp, kişinin manevi varlığında ortaya çıkan olumsuzluklar olduğundan, manevi tazminat değerinin yargılama sonucu para olarak belirlenmesi zarara uğrayanı tatmin ve de bu zararın meydana getireni cezalandırma aracı olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Bu itibarla, ilk defa yargı kararıyla para olarak değerlendirilebilen bir manevi tazminatın önceden davalı idarece belirlenmesi ve de ödenmesinin mümkün olmaması nedeniyle, ödemede gecikmeden bahsedilemeyeceği gibi, manevi tazminat, esasen bütün hususlar dikkate alınarak "takdiren" belirlendiğinden manevi tazminata faiz uygulanmaması gerektiği oyuyla kararın bu kısmına katılmıyorum.

Atıf: Danıştay 8. Daire, E. 2022/4561, K. 2025/7805, T. 21.10.2025, www.arakarar.com/karar/danistay-8-daire-2022-4561-e-2025-7805-k-eca1b3533f54