Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/9286 E. 2026/1474 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/9286
Karar No
2026/1474
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/296 E., 2024/190 K.

Mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... 1986 yılında Milli Eğitim Bakanlığı mensuplarına daha kaliteli sağlık hizmeti vermek, öğretmen ve öğrencilere sağlık yardımı yapmak amacı ile kurulduğu, daha sonra yaşlı öğretmenlere huzur evi ve bakım hizmeti sunulduğu, ... çalıştırdığı işçiler adına ...'de ... sicil numaralı iş yeri tescil edildiği, huzur evinde kalan ... ...'ın yakını tarafından yaşlının nakli dolayısıyla toplanmasına yardım maksadıyla huzur evine çağrılan ...'in 11.01.2013 tarihinde yapılan denetimde sigortasız çalıştırıldığı iddiası ile tespit yapıldığı ve iş yerini 5510 sayılı Kanunun 81. maddesi gereği yararlandığı desteğin 11.01.2013 - 11.01.2014 tarihleri arasında 1 yıl süre yararlandırılmaması işlemi yapıldığı iddiasıyla söz konusu işlemin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II.CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı iş yeri ile...hattına gelen ihbar neticesinde denetim yapıldığı, denetim sonucu yazılan raporda ... adlı kişinin 11.01.2013 tarihi itibari ile sigortasız çalıştırılmış olduğunun tespit edildiği, iş yeri hakkında idari para cezası uygulandığı, 5510 sayılı Kanunun 81. maddesi kapsamındaki teşvikten yararlandırılmadığı, daha sonra sunulan dilekçede dava dosyasındaki davacı tanıklarının tek taraflı beyanlarının kabul edilemez olduğu, davacı adına tahakkuk ettirilen idari para cezalarının iptali için İstanbul 9. İdare Mahkemesinde aleyhte açılan davanın reddine kararı ile sonuçlandığı, karar gerekçesinde yapılan denetim sonunda iş yerinde çalıştığının belirlendiği, 978,60 TL ücret aldığını beyan ettiği huzur evi işvereni ile hizmet ilişkisinin varlığının kabul edildiği, Kurum işleminin yerinde olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III.MAHKEME İLK KARARI Mahkeme tarafından 13.10.2015 tarihli ve 2013/946 Esas, 2015/455 Karar sayılı kararla davanın reddine karar verilmiştir. IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Mahkemenin 13.10.2015 tarihli ve 2013/946 Esas, 2015/455 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Yargıtay 21. (kapatılan) Hukuk Dairesince 01.03.2016 tarihli ve 2015/20864 Esas, 2016/3273 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:

"...Mahkemece yapılacak iş; davacı işveren vakfa ait kayıtların celbedilerek ... isimli şahsa yapılan ücret ödemesinin olup olmadığını araştırmak, ...'in hastabakıcılık ve refakatçilik için hasta yakınları tarafından görevlendirilip görevlendirilmediği ve ücretin hasta yakınları tarafından ödenip ödenmediğini araştırmak, işveren vakfa ait herhangi bir kaydın bulunmaması halinde mevcut ve tutarlı tanık beyanlarına göre karar vermekten ibarettir..."

2.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 26.09.2017 tarihli ve 2016/224 Esas, 2017/415 Karar sayılı kararla davanın kabulüne Kurumun 22.02.2013 tarihli rapor gereğince davacı iş yerinin sigortasız işçi çalıştırdığına dair yapılan tespit sonucu "5510 Sayılı Kanunun 81. Maddesi gereğince 1 yıl süre ile 01.02.2013 - 31.01.2014 dönemleri arası destek unsurlarından yararlandırılmaması" işleminin iptaline karar verilmiştir. 3. Mahkemenin 26.09.2017 tarihli ve 2016/224 Esas, 2017/415 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Yargıtay 21. (kapatılan) Hukuk Dairesince 17.01.2019 tarihli ve 2018/14 Esas, 2019/194 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:

"... Somut olayda, bozmadan sonra davacı vakıf tarafından ...’e ait herhangi bir kayda rastlanmadığının bildirildiği anlaşılmakta ise de vakfa ait kayıt ve belgeler üzerinde mahkeme tarafından inceleme yapılmadan ve ...’e yapılan ücret ödemesinin kim tarafından yapıldığının belirlenmesi hususunda yeterli araştırma yapılmadan sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. Yapılacak iş, davacı vakfa ait kayıt ve defterleri bilirkişi vasıtasıyla incelemek ve ... adına yapılan bir ücret ödemesi olup olmadığını belirlemek, ... ile ...’nın çocuklarının beyanlarını alarak ücretinin kim tarafından hangi vasıtayla ödendiğini araştırmak ve sonucuna göre karar vermekte ibarettir..."

4.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 15.03.2022 tarihli ve 2019/95 Esas, 2022/138 Karar sayılı kararla davanın kabulüne, ...'nin 07.05.2013 tarih ve 68029029/2020101- 0...3 4/1694207 sayılı işleminin iptaline karar verilmiştir. 5. Mahkemenin 15.03.2022 tarihli ve 2019/95 Esas, 2022/138 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 21.09.2022 tarihli ve 2022/8191 Esas, 2022/10904 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:

"...Eldeki davada ise, mahkemece, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, Ek 17. maddenin gelmesi ile oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ile davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal tüm dayanaklar ve teşvik hükümlerinden faydalandırılma, fazla ödenen tutarların iadesi/mahsubu istemleri bakımından ek 17. Maddenin ilk üç fıkrası da dâhil olmak üzere yasal tüm dayanaklar irdelenmeli, teşvik veya destekten faydalandırılma şartlarının varlığı ile birlikte incelenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir..." 6.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ...’den gelen müzekkere cevabından davacının geçmiş dönem teşviklerinden yararlanmak için herhangi bir başvurusu bulunmadığı anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sadece Ek 17 madde kapsamında başvurusu bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, aleyhe vekalet ve yargılama gideri hükmedilmesinin yerinde olmadığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, prim teşvik hükümlerinden yararlandırılması gerektiğinin tespitine ilişkindir. 1.5510 sayılı Kanun'un 81. maddesi kapsamında prim teşvik hükümlerinden yararlandırılma istemine ilişkin olarak açılmış olan davada, yazılı şekilde karar verilmiş ise de; yargılama aşamasında 01.04.2018 tarihi itibari ile 5510 sayılı Kanun'un Ek 17. maddesi yürürlüğe girmiş, olup, bu maddenin ilk fıkrasında aynen: “Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde Kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.” hükmü ve ikinci fıkrasında ise; “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olmak üzere tüm şartları sağladığı halde bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmamış işverenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yararlanılan prim teşviki, destek ve indirimlerin değiştirilmesine yönelik talepte bulunan işverenler tarafından en son bu maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde Kuruma başvurulması halinde, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşvik, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.” şeklinde belirtilmiş hükümler mevcuttur.

2.Anılan maddenin üçüncü fıkrasında ise; “Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutar, maddenin yürürlük tarihinden önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise, talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle hesaplanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde ödenir. Ödeme, öncelikle bu Kanunun 88 inci maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak, üç yılsonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılır.” hükümleri mevcuttur.

3.Diğer taraftan Ek 17. maddenin 4. fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/1 39... /12 Karar sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş olup, karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. 4.Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur. Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği takdirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.

5.Öte yandan; Hukuk yargılamasında davanın açılmasındaki amaç, taraflar arasında mevcut olan uyuşmazlığın mahkeme kararıyla kesin biçimde çözüme kavuşturulmasıdır. Ancak bazı durumlarda, davanın açılmasından sonra meydana gelen gelişmeler neticesinde, artık mahkemenin esas hakkında karar vermesine gerek kalmayabilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 331. maddesi uyarınca, mahkeme bu gibi hâllerde davanın esası hakkında hüküm vermeksizin karar verilmesine yer olmadığına karar verir. Davanın konusunun kalmadığından bahsedebilmek için tüm tarafların, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararının kalmaması gerekir.

6.Eldeki davada; Mahkemece davaya konu teşvik aslı ve faizi yönünden davanın konusuz kalıp kalmadığı araştırılmaksızın karar verilmiştir. 5510 sayılı Kanun’un 17. maddenin 4. fıkrasınnın iptal edildiği de dikkate alınarak; yasal tüm dayanakların irdelenmesi, davalı Kurumun bu madde kapsamında bir işlem tesis edip etmediği ve davanın konusuz kalıp kalmadığı hususlarının yeniden değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 7.Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, 17.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/9286, K. 2026/1474, T. 17.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-9286-e-2026-1474-k-18ac1b640fe4