Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2023/2325 E. 2026/197 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2023/2325
- Karar No
- 2026/197
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/2325 Karar No : 2026/197
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten, ... ve ... adlarına velayeten ... ve... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, davacılardan ...'nün 05/01/2015 tarihinde Şırnak ili, Cizre Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesi Kadın Doğum Servisi'nde yaptığı doğum esnasında doktorların yanlış müdahalesi nedeniyle, doğan bebeğin sağ kolunun sakatlanmasına neden olduklarından bahisle uğradıkları iddia edilen zararlara karşılık şimdilik anne ... için 20.000,00 TL maddi, 400.000,00 TL manevi; baba ... için 20.000,00 TL maddi, 400.000,00 TL manevi; kardeşler ... ve ... için ayrı ayrı 80.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 40.000,00 TL maddi ve 960.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; tazminat istemine konu olayla ilgili olarak İstanbul Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda, davacılardan ...'ye doğum öncesinde, doğum esnasında ve doğum sonrasında yapılan tüm tetkik ve değerlendirmelerin tıp kurallarına uygun olduğunun belirtildiği görülmüş olup; davalı idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun söz konusu olmadığı, bu nedenle davacıların maddi ve manevi zararından dolayı davalı idarenin tazminle sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, doğum yapan anneye yanlış ilaç verilerek normal doğumun zorlaştırıldığı, buna rağmen normal doğum planlandığı, yanlış planlanan ve gerçekleştirilen doğum sonucunda yakınları ...'ın %62 oranında engelli kaldığı, yeterli tespit ve değerlendirmeleri içermeyen, iddialarını karşılamayan Adli Tıp Raporuna yapılan itirazlarının dikkate alınmadığı, idarenin hizmeti kusurlu yürüttüğü, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, olayda idarenin herhangi bir eksikliğinin, ihmalinin varlığı ile personelinin nitelik ve nicelik bakımından yetersiz olduğunu ispata yarayacak bir bilgi, belgenin dava dilekçesinde dermeyan edilemediği, hastanın yapılacak olan tıbbi müdahale, normal doğum komplikasyonları ve doğum eylemi ile ilgili olarak tedavi yöntemleri, önerilen tıbbi girişimin yararları, tehlikeleri, yan etkileri, varsa seçenek tedavileri, bunun yararları ve tehlikeleri hususlarında bilgilendirildiği, hastaya vakit geçirmeksizin müdahale edilerek yatışının verildiği, gerekli tetkiklerin yapılarak ailenin bilgilendirildiği, dolayısıyla olayda hizmet kusurunun bulunmadığı, temyiz dilekçesinde iddia edildiği gibi ilaçlar ile ilgili herhangi yanlış bir uygulamanın olmadığı, davacıların davayı açmakta haklı oldukları bir an için kabul edilse bile talep edilmiş olan tazminat miktarının fahiş olduğu, manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye sebep olamayacağı ve manevi tazminata faiz işletilemeyeceği, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden; davacılardan anne ...’nün 03/01/2015 tarihinde kontraksiyon ve doğum sancılarının başlaması nedeniyle Cizre Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesine başvurduğu, 05/01/2015 tarihinde saat 12.15’te normal spontan vajinal yolla canlı 3800 gr erkek bebek doğurtulduğu, bebekte omuz distozisi geliştiği, müdahale edildiği ve yenidoğan yoğun bakım servisine bebeğin gönderildiği, bebek ... adına Cizre Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesinde 05/01/2015 tarihinde yatış verildiği, yenidoğanın geçici takipnesi ve Erb Duchenne Paralizisi tanıları ile takibinin yapıldığı, hafif solunum sıkıntısı ve çekilmeleri ile takipneik olduğu, sağ kolda paralizi ve güçsüzlük bulunduğu, yenidoğan yoğun bakıma yatırıldığı, takiplerinde oral alımı düzelen ve solunumu rahat olan hastanın önerilerle 08/01/2015 tarihinde taburcu edildiği, akabinde hatalı tıbbi müdahale nedeni ile ...'nün engelli hale geldiği olayda idarenin kusuru bulunduğu ileri sürülerek oluştuğu iddia edilen maddi ve manevi zararın karşılanması istemiyle davacılar tarafından 14/07/2017 tarihinde (idarenin kayıtlarına 24/07/2017 tarihinde girmiştir.) davalı idareye başvuru yapıldığı, başvurunun zımnen reddi üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında, dava dışı ... hakkında düzenlenen Cizre Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesinin 01/06/2016 tarih ve 426 rapor numaralı, 2 yıl süreli sağlık kurulu raporunda; “Teşhis: Sinir bilişsel gelişimde gecikme + Erb Duchenne (sağ kol). Engel durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranı: %62." tespitlerine yer verilmiştir. Olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunca hazırlanan ...tarih ve ... karar sayılı raporda özetle; "..Anne ...’nün 03/01/2015 tarihinde sancıların ve kontraksiyonların başlaması nedeniyle başvurduğu Cizre Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesinde vajinal yol ile doğumunun 05/01/2015 tarihinde gerçekleştirildiği, mevcut bulguların normal yoldan doğum yaptırılma sınırları içerisinde değerlendirildiği, sezaryen endikasyonunun bulunmadığı, doğum eyleminde uzama bildirilmediği, doğumda omuz takılması gelişen küçükte saptanan brakial pleksus lezyonunun normal doğum eylemi sırasında tüm özenin gösterildiği durumlarda dahi bebeğin vajinal yoldan çıkartılması sırasındaki manevralara bağlı olarak görülebildiği ve önlenemeyen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, komplikasyon yönetiminin tıbben uygun olduğu, sezaryen yöntemi ile gerçekleşen doğumlarda da brakial pleksus yaralanmalarının görülebildiğinin tıbben bilindiği birlikte değerlendirildiğinde; küçüğün doğumunda görev alan sağlık çalışanlarının eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde görüş bildirilmiştir. İdare Mahkemesince, anılan bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusu da reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarih ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un eylem tarihinde yürürlükte olan haliyle 70. maddesinde, "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde, “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesinde, "Hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir.", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı ve Aranmayacağı Haller" başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahale genişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer almaktadır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Temyize Konu Kararın Maddi Tazminat İstemlerinin Reddi Yönünden İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen karar maddi tazminat istemlerinin reddi yönünden usul ve hukuka uygun olup, davacılar tarafından ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu yönden bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize Konu Kararın Manevi Tazminat İstemlerinin Reddi Yönünden İncelenmesi: İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, küçüğün doğumunda görev alan sağlık çalışanlarının eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği yönündeki değerlendirmeler dikkate alındığında, ortaya çıkan zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanmadığı anlaşıldığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır. Bununla birlikte manevi tazminat istemi yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde, "Doğum Eylemi Süresince ve Doğumda Bakım Hasta Bilgilendirme ve Rıza Belgesi" başlıklı ve "Tıbbi Müdahale Öncesi Bilgilendirme" başlıklı evrakta R. Güven adında bir kişinin imzasının bulunduğu, adı geçen kişinin doğumu yapan davacı anne ... ya da eş/ baba ... olmadığının açık olduğu, bu haliyle, normal doğuma ve uyuşmazlıkta olduğu gibi bebekte omuz sıkışması durumunun gelişebileceğine yönelik bilgilendirme bulunan "Doğum Eylemi Süresinde ve Doğumda Bakım Hasta Bilgilendirme ve Rıza Belgesi" başlıklı belgenin üzerinde anılan davacıların imzası bulunmadığından bu evrakın hukuken geçerli aydınlatılmış onam olarak değerlendirilemeyeceği açıktır. Bu durumda, aydınlatılarak onay verme haklarının ellerinden alınması ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açacağından, bu nedenle uğranılan manevi zararın, manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği gözetilerek makul bir tutarın ödenmesine karar verilmesi suretiyle karşılanması gerekmekte iken, manevi tazminat istemlerinin reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir. Bu itibarla, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında manevi tazminat istemlerinin reddi yönünden hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının maddi tazminat istemleri yönünden ONANMASINA, manevi tazminat istemleri yönünden BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 13/01/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.