Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/921 E. 2026/1209 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/921
- Karar No
- 2026/1209
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/921 KARAR NO : 2026/1209 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/01/2026 NUMARASI : 2025/480 E. - 2026/5 K.
DAVANIN KONUSU : Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/01/2026 tarih ve 2025/480 E. - 2026/5 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin 35. sınıfta tescilli 2020/38002 sayılı "..." ibareli markanın sahibi olduğunu, hal böyle iken davalı tarafından 29 ve 35. sınıflarda 2021/022580 sayılı "..." ibareli markanın tescilinin sağlandığını, "..." ibaresinin taraf markalarında asli unsur olarak yer almasının davaya konu marka ile müvekkilinin markasını ayırt edilemeyecek derecede benzer kıldığını ve aralarındaki bu benzerliğin ortalama tüketiciler markaların karıştırılmasına neden olacağını ileri sürerek davaya konu 2021/022580 sayılı markanın 35. sınıfın tamamı yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin babası ile davacının kuruyemiş sektöründe uzun yıllar birlikte faaliyet gösterdikten sonra ailevi anlaşmazlık nedeniyle işlerini ayırdıklarını, bu kapsamda ... ... Ltd. Şti'nin müvekkilinin babası ve davacı tarafından 1960'lı yıllarda kurulduğunu, 29. sınıfta tescilli olan 2014/45350 sayılı ve "..." ibareli markanın müştereken müvekkili ile davacıya ait olduğunu, müvekkiline ait web sayfasının davacı tarafından izinsiz kullanımı nedeniyle müvekkilinin davacı aleyhine tespit talebinde bulunulduğunu, müvekkilinin 2014/43350 sayılı marka ve şirket unvanından kaynaklanan hak sahipliğinin yanında "..." ibareli markalarına dayalı kazanılmış hakkının olduğunu, davacının dayanak markasının tescil başvurusu sırasında kuruyemişler emtiasının satışı hizmetlerinin markadan çıkarıldığını ve "..." markasının müvekkilinin yatırımları sonucu sektörde bilinen bir marka haline geldiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının hükümsüzlüğe dayanak 2020/38002 sayılı "..." ibareli markası ile davalıya ait davaya konu 2021/022580 sayılı "..." ibareli marka arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede benzerlik bulunduğu, dava konusu edilen hizmetler yönünden emtia benzerliği şartının da gerçekleştiği, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, önceki markadaki ve sonraki markadaki işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu hizmetler için ayırdığı satın alma/yararlanma süresi içinde taraf markalarının farklı markalar olduğunu algılayamayacağı, dolayısı ile taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK 6/1 maddesi anlamında iltibas koşullarının oluştuğu gerekçesi ile davanın kabulü ile dava konusu 2021/022580 sayılı markanın 35. sınıf açısından hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili, davacı ile müvekkilinin babasının uzun yıllar kuruyemiş sektöründe birlikte faaliyet gösterdikten sonra ailevi anlaşmazlık nedeniyle işlerini ayırdıklarını, 29. sınıfta tescilli olan 2014/45350 sayılı ve "..." ibareli markanın müştereken müvekkili ve davacıya ait olduğunu, müvekkiline ait web sayfasının izinsiz kullanımı nedeniyle davacı aleyhine tespit talebinde bulunulduğunu, müvekkilinin 2014/43350 sayılı marka ve ... Tic. Ltd. Şti. unvanından kaynaklanan hak sahipliğinin bulunduğunu, müvekkilinin "..." ibareli markalarına dayalı kazanılmış hakkının olduğunu, davacının dayanak markasının tescil başvurusu sırasında kuruyemişler emtiasının satışı hizmetleri markadan çıkarıldığını ve "..." markasının müvekkilinin yatırımları sonucu sektörde bilinen bir marka haline geldiğini savunarak ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6100 sayılı HMK.’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta da mahkemece, kısa kararda dava konusu 2021/022580 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verildiği taraflara tefhim edildiği halde, gerekçeli kararda, 2021/022580 sayılı markanın 35. sınıf açısından hükümsüzlüğüne karar verilmiş, böylelikle olayda kısa kararla gerekçeli karar arasında fark oluştuğu açıkça anlaşılmıştır. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçeli karar ve hüküm fıkrasının birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde anılan İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, kısa karar ile bağlı kalınmaksızın, ancak kısa karar ile gerekçeli karar ve hüküm fıkrası arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir. Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, mahkeme kararının gerekçesi ve hüküm fıkrası çelişkili olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas ve 1992/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi, kısa karar ile bağlı kalınmaksızın, ancak kısa karar ile kararın gerekçesi ve hüküm fıkrası arasındaki çelişki giderilecek şekilde, HMK.'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 12/01/2026 gün ve 2025/480 E. - 2026/5 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davalı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davalıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 11/06/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/06/2026
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...