Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/860 E. 2026/1472 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/860
Karar No
2026/1472
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2026/860 Esas

KARAR NO: 2026/1472

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 08/04/2026

NUMARASI : 2024/222 E. - 2026/82 K.

DAVANIN KONUSU: Markanın Hükümsüzlüğü

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/09/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :

DAVA DİLEKÇESİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı adına tescilli ... nolu "..." markasının; SMK 4, SMK 5 (1) b-c-f ve ilgili

mevzuat uyarınca hükümsüzlüğüne, SMK 6/9, TMK, TTK kapsamında Kötüniyet ve Haksız Rekabet oluşturması nedeniyle de hükümsüzlüğünü, davalı adına tescilli ... "... ... ..." markasının; SMK 6/9, TMK, TTK kapsamında Kötüniyet ve Haksız Rekabet oluşturması nedeniyle hükümsüzlüğüne karar verilmesini, davalının 43.sınıfta "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri, geçici konaklama hizmetleri (gündüz bakımı (kreş) hizmetleri dahil), hayvan bakım evleri hizmetleri" alanında ... nolu “...” tescilinin hukuka aykırı olduğunu, dava konusu "..." markası düz yazı karakterinden ibaret olup herhangi bir şekil unsuru barındırmadığını, ürün veya hizmetle özdeşleşmiş, genel kavram niteliğinde ya da coğrafi yer adı olan ibarelerin tek başına marka olarak tekelleştirilmesi hukuken mümkün olmadığını, 5/1-b ve 5/1-c bentleri ise ayırt edici niteliği bulunmayan, cins, çeşit, vasıf, kalite veya coğrafi kaynak bildiren işaretlerin tescil edilemeyeceğini açıkça düzenlediğini, 5/1-f bendi uyarınca halkı yanıltıcı işaretler de marka korumasından yararlanamayacağını, somut olayda davalı tarafından marka olarak ileri sürülen ibare; ilgili tüketici nezdinde ticari köken göstermekten ziyade ürün/hizmetin niteliğini veya coğrafi kaynağını ifade eden genel bir kavram olarak algılanmakta olduğunu, bu nedenle ayırt edicilik vasfı bulunmadığını, tek başına il, bölge, ülke veya coğrafi yer adlarından oluşan ibarelerin bir kişi lehine marka olarak tescili hukuken mümkün olmadığını, bu nedenle maruf bir yerleşim yerinin adının tek başına marka olarak tescili mutlak ret nedenleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, şayet sehven tescil edilmişse de kamu düzenine ilişkin bu hükümler gereği hükümsüz kılınması gerektiğini, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 26.11.1999 tarih, 1999/5790 E., 1999/9590 K. sayılı “Pendik” kararında; İstanbul’un bilinen bir ilçesinin adı olan “Pendik” ibaresinin tek başına marka olarak

bir kişi adına tescilinin mümkün olmadığını, aksi halde bu kamuya ait yer adının bir kişinin tekelinde kalacağı açıkça vurguladığını,

dava konusu marka, maruf bir coğrafi yer adı olan “...” ibaresinden ibaret olup, ayırt edicilik kazandıracak herhangi bir şekil veya ek unsur içermediğini, somut olayda ise dava konusu “...” markasında ayırt edicilik yaratacak hiçbir şekil, logo ya da ek unsur bulunmadığından, coğrafi yer adının tek başına tescil edilmesi mümkün olmadığını, dava konusu ... sayılı ve yalnızca “...” ibaresinden oluşan marka, 43. sınıfta yer alan yiyecek-içecek ve konaklama hizmetleri bakımından tanımlayıcı ve yanıltıcı nitelikte olduğunu, SMK m.5/1-(c) uyarınca coğrafi kaynak belirten işaretlerin, m.5/1-(f) uyarınca ise hizmetin niteliği veya coğrafi kaynağı konusunda halkı yanıltabilecek işaretlerin marka olarak tescili mümkün olmadığını, “...” ibaresi; birçok ülkeyi kapsayan, tarihsel ve kültürel kimliği bulunan geniş bir coğrafyanın evrensel adı olduğunu, bu kelimeyi gören yerli veya yabancı bir tüketicinin zihninde doğrudan bir coğrafya algısı oluştuğunu, özellikle 43. sınıf kapsamındaki restoran ve yiyecek-içecek hizmetleri bakımından “...” ibaresi; tüketicide ... coğrafyasına ait yemeklerin, içeceklerin veya mutfak kültürünün sunulduğu yönünde güçlü bir izlenim yaratacağını, ... coğrafyasının kendine özgü gastronomi kültürü bulunduğunu, bu nedenle ibare, söz konusu hizmetler bakımından doğrudan coğrafi kaynak çağrışımı yaptığını, bununla birlikte işletmede ... coğrafyasına ait olmayan ürünlerin sunulması halinde ise tüketici bakımından coğrafi menşe konusunda yanıltıcılık olacağını,

dava konusu ... sayılı “...” markası yalnızca SMK m.4 ve m.5/1-(b), (c) ve (f) bentleri kapsamında mutlak ret nedenlerine aykırı olmakla kalmayıp, aynı zamanda kötüniyetle tescil edilmiş ve kötüye kullanıldığını, kanunda açık bir tanım yer almamakla birlikte; dürüstlük kuralına aykırı şekilde, kullanma niyeti olmaksızın, piyasayı bloke etmek, marka ticareti yapmak, baskı kurmak veya tazminat tehdidiyle menfaat sağlamak amacıyla yapılan başvurular doktrin ve yargı içtihatlarında kötüniyetli kabul edildiğini, davalı “...” ibaresinin coğrafi yer adı olduğunu, ayırt edici nitelik taşımadığını ve sektörde yaygın biçimde kullanıldığını bilmesine rağmen, bu ibareyi 43. sınıfta tescil ettirdiğini ve ardından “...” unsurunu kullanan çok sayıda restorana karşı engelleme ve tazminat talepli davalar açtığını, davalının 2015/14530 başvuru numaralı “... ...” markasının, coğrafi yer adı hizmet ibaresi içermesi ve ayırt edici olmaması nedeniyle reddedilmiş olmasının davalının bu ibarenin tescil kabiliyeti bulunmadığını bildiğini ortaya koyduğunu, buna rağmen yalnızca “...” ibaresi üzerinden sektördeki işletmelere karşı seri davalar açılmasının TMK dürüstlük kuralına ve TTK haksız rekabet hükümlerine açıkça aykırı olduğunu, ayrıca davalı adına tescilli ... sayılı “... ... ...” markasının da fiili kullanımının bulunmaması ve engelleme amacıyla tescil edilmiş olması, kötüniyet karinesini güçlendirmekte olduğunu, dava konusu ... nolu "..." marka tescilinin; SMK 5/1 (b) kapsamında "ayırt edici niteliğe" sahip olmaması nedeniyle hükümsüzlüğüne, SMK 5/1 (c) kapsamında "coğrafi kaynak belirtmesi" nedeniyle hükümsüzlüğüne,

SMK 5/1 (f) kapsamında "yanıltıcı niteliğe" sahip olmaması nedeniyle hükümsüzlüğüne, SMK 6/9, MK ve TTK kapsamında kötüniyet ve haksız rekabet kullanılması nedeniyle hükümsüzlüğüne, dava konusu ... nolu "... ... ..." marka tescilinin; SMK 6/9, MK ve TTK kapsamında kötüniyet ve haksız rekabet kullanılması nedeniyle hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP DİLEKÇESİ:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; SMK’nın 25/2 maddesine göre davacı tarafın eldeki hükümsüzlük davasını açma hakkı bulunmadığını, ayrıca SMK m.77/1-c hükmü de dikkate alındığında, kanun koyucunun önceki hak sahibinin menfaatini koruma altına aldığını, sonradan kamuya açıklanan aynı veya benzer nitelikteki bir tasarımın başvuru tarihi, tescilli başvuru tarihinden önce ise hükümsüzlük talep edilebileceğinin düzenlendiğini, somut olayda müvekkile ait ... sayılı “...” ve ... sayılı markalar davacının markasından yıllar önce tescil edildiğini, davacının “... ...” markası ise 07.05.2018 tarihinde tescil edildiğini, dolayısıyla davacının önceki hak sahibi olmadığını, Kanun koyucu hükümsüzlük davası açma hakkını önceki hak sahibine tanımış olduğundan, davacının bu davayı açma

ehliyeti bulunmadığını, bu nedenle davacının aktif husumet ehliyeti olmadığını, husumet itirazında bulunduklarını, davanın usulden reddini talep ettiklerini, işbu davanın beş yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, somut olayda hak düşürücü sürenin dolduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 13.03.2019 tarih, 2019/773 E. 2019/2100 K. sayılı kararında marka hükümsüzlük davalarının beş yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğu açıkça belirtilmiş; kötü niyet iddiası mevcut olsa dahi, dava açan tarafın da kötü niyetli olmaması ve karşı tarafın kötü niyetini ispat etmesi gerektiği vurgulandığını, yine Yargıtay’ın 26.11.2019 tarihli kararında, kötü niyet iddiası bulunsa dahi uzun süre sessiz

kalınmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabileceği ifade edildiğini, müvekkili hükümsüzlüğü talep edilen markalarıyla yaklaşık 13 yıldır ve 13 şube ile zincir lokanta olarak kesintisiz faaliyet gösterdiğini, davacının bu süre boyunca sessiz kalıp, aradan uzun yıllar geçtikten sonra dava açması en azından hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğini, müvekkilinin yargı yoluna başvurmasını ve sembolik nitelikteki tazminat taleplerini kötü niyet göstergesi olarak kabul edilemeyeceğini, hak aramanın temel bir hak olduğunu, öte yandan davacının kötü niyetli olduğu hususu, somut olayda hem beş yıllık hak düşürücü süre dolmuş olup hem de kötü niyet istisnasının uygulanabilmesi için gerekli şartlar gerçekleşmediğini, müvekkile kusur atfedilemeyeceği gibi davacının kusurlu ve kötü niyetli olduğu yargı kararıyla da sabit olduğunu, bu nedenlerle davanın süre yönünden ve esas yönünden reddi gerektiğini, “... ... ...” ve “...” markaları kelime markası niteliğinde olup, 43. sınıfta yer alan “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” bakımından SMK m.4 kapsamında cins, çeşit, vasıf veya coğrafi kaynak belirten ibareler olmadığını, “...” ibaresi yalnızca bir coğrafi çağrışım içermediğini, aynı zamanda müvekkillerin soyadı konumunda olduğunu, Birçok ticari işletmede olduğu gibi müvekkili de soyadını marka olarak kullanmak ve tanınır hale getirmek istediğini, bunun hukuka aykırı bir yönü bulunmadığını, kaldı ki müvekkili markaları 13 yıldır 13 şubede kesintisiz şekilde kullanılmakta olup, zincir lokanta niteliği kazanmış ve ciddi bir ticari itibar elde ettiğini, bu süreçte markanın ayırt ediciliği kullanım yoluyla da güçlendiğini, davacının hükümsüzlüğünü talep ettiği markanın müvekkili markasına tecavüz ettiği ileri sürülerek davalı aleyhine açılan marka hakkına tecavüz davasında verilen kararın Yargıtay'da bozulduğunu ve 2024/144 esas numarasını aldığını ve derdest olduğunu, hükümsüzlük talepli mezkur dava ile marka hakkına tecavüz davası arasında hukuki ve fili irtibat bulunduğundan, dosyaların birleştirilmesi ile haksız ve hukuksuz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

İlk derece mahkemesi 2024/222 esas, 2026/82 karar sayılı, 08/04/2026 tarihli kararı ile; "Davacının talebi davalı adına tescilli markaların hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediğine ilişkin olup, ... tescil numaralı "..." ibareli marka yönünden yapılan incelemede, markanın tescil tarihinin 03/02/2012 olduğu, eldeki davanın ise 09/11/2024 tarihinde açıldığı, SMK gereğince tescil tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açılmadığı anlaşılmakla bu marka yönünden hak düşürücü süre yönünden; dava konusu edilen ... tescil numaralı marka yönünden ise; bu markanın TPMK kayıtlarına göre 17/04/2023 tarihinde sicilden silindiği ve hükümsüz kaldığı, SMK gereğince tescile kayıtlı olmayan marka için hükümsüzlük davası açılamayacağı gözetilerek davacının bu marka için dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmakla hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.

Yapılan yargılama sonucunda ... tescil numaralı marka bakımından hak düşürücü süre yönünden, ... tescil numaralı marka yönünden ise markanın dava tarihi itibariyle tescilli olmadığı gözetilerek açılan hükümsüzlük davasının hukuki yarar yokluğunda reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ( duruşma sırasında maddi hatta sonucu ... tescil numaralı marka için sehven ... tescil numarası yazılmış ise de; dava konusu markanın ... tescil numaralı marka olduğu anlaşılmakla, (maddi hata düzeltilerek gerekçeli kararda doğru olan tescil numarası yazılmıştır. ) davacı tarafından davalı aleyhine açılan hükümsüzlük davasının ... Tescil numaralı ... ibareli marka yönünden hak düşürücü süre yönünden REDDİNE, ... Tescil numaralı ... ... ... ibareli marka yönünden açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle REDDİNE" karar vermiştir.

İSTİNAF:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ... aleyhine ... nolu "..." ve ... nolu "... ... ..." markalarına tecavüz iddiasıyla açılan davaların müvekkilin ticari faaliyetlerini kısıtladığını, Bakırköy 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi'nin 2020/518K. sayılı dosyasında beraat kararı verildiğini, İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2024/144E. sayılı dosyasında davanın reddine karar verilmişse de Yargıtay aşamasında bozma kararı verildiğini, dava konusu ... nolu "..." markasının SMK 4 ve 5. maddeleri uyarınca ayırt edicilik vasfı taşımadığını ve mutlak ret kapsamında kaldığını, markanın düz yazı karakterinden ibaret olup coğrafi bölgeyi tanımladığını, 27.03.2026 tarihli bilirkişi raporunda da markanın 43. sınıf hizmetler yönünden kısmi hükümsüzlük şartlarının oluştuğunun ve ayırt edicilik kazanmadığının tespit edildiğini, yerel mahkemenin 5 yıllık hak düşürücü süre gerekçesiyle davanın reddine karar vermesinin kamu düzenine aykırı olduğunu, mutlak ret nedenlerinin re'sen gözetilmesi gerektiğini, davalının markayı kötüniyetle rakiplerini engellemek amacıyla kullandığını, ... nolu markanın yenilenmemesinin hükümsüzlük davası açma hukuki yararını ortadan kaldırmadığını, müvekkilin aleyhine açılan davalar nedeniyle güncel hukuki yararının bulunduğunu, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını ve markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP:

Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacının kötü niyetinin tescillendiğini, davacının markayı tescilinden farklı şekilde kullanarak iltibas yarattığının belirlendiğini, hükümsüzlük davası açabilmek için davacının kusursuz olması gerektiğini ancak davacının kusurlu olduğunun yüksek mahkeme kararıyla sabit olduğunu, ... ibaresinin 43. sınıfta ayırt edici niteliğe sahip olduğunu, ... kelimesinin müvekkillerin soyadı olduğunu ve ticari ün kazandığını, davacının hükümsüzlük davası açma yetkisinin bulunmadığını, müvekkili markasının daha önce tescil edildiğini, davacının bizzat kendisinin marka hakkına tecavüz ettiğinin yargı kararıyla belirlendiğini belirterek davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Dava; ... tescil numaralı "..." ibareli marka ile ... tescil numaralı "... ... ..." ibareli markanın hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.

İlk derece mahkemesi tarafından ... tescil numaralı "..." ibareli marka yönünden hak düşürücü süre yönünden reddine, ... tescil numaralı "... ... ..." ibareli marka yönünden açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.

TPMK kayıtlarına bakıldığında; hükümsüzlük istemine konu ... tescil numaralı "..." ibareli markanın 43. sınıfta, ... tescil numaralı "... ... ..." ibareli markanın 43. sınıfta davalı adına tescil edildiği, ... tescil numaralı markanın koruma süresinin devam ettiği, ancak ... tescil numaralı markanın 17/04/2023 tarihinde, yenilenmediği için marka korumasının dava tarihinden önce sona erdiği anlaşılmıştır. Davacının ise ... tescil numaralı "... ... ...", "... ...", "... ...+Şekil" ibareli markaların sahibi olduğu görülmüştür.

Mahkemece ... tescil numaralı "..." ibareli marka yönünden hükümsüzlük isteminin hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş ise de SMK'nın 25/6 maddesi; ''Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.'' şeklinde düzenlenmiştir. Davacı tarafından mutlak ret nedenlerine ve kötüniyete dayalı nispi ret nedenine dayalı olarak hükümsüzlük talep edilmiş olup marka tescilinde kötüniyetin tespiti halinde 5 yıllık sürenin uygulanması söz konusu olamayacaktır. Kaldı ki davacının, davalı tarafın 2012 yılında tescil edilen ... markasına dayanarak 8 yıl boyunca kullananlar aleyhine dava açmadığını ileri sürdüğü, ancak mahkemece bu yönde inceleme yapılmadığı gibi yasal düzenleme kapsamında, marka sahibinin, markanın kullanıldığını bildiği ya da bilmesi gerektiği koşulu aranmakta olup bu hususların da gerekçeli şekilde değerlendirilmediği tespit edilmiştir. Ayrıca davacının mutlak ret nedenine dayalı hükümsüzlük davalarının kamu düzeni ile ilgili olması nedeni ile davalı tarafın sessiz kalma savunmasında bulunamayacağı iddiası ileri sürülmüş olup mahkemece bu yönlerde herhangi bir inceleme yapılmadan karar verilmesi isabetsiz bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle eksik hususlarda gerekli incelemenin yapılması için davacı vekilinin sair istinaf sebepleri bu aşamada incelenmeksizin, istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, belirtilen hususlarda gerekli inceleme ve değerlendirme yapılması için ait olduğu mahkemeye iadesine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun sair sebepler incelenmeksizin KABULÜ ile;

2-İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 08/04/2026 tarih, 2024/222 E. 2026/82 K. sayılı kararının HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4-İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,

5-Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

6-İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,

HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 24/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/860, K. 2026/1472, T. 24.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-860-e-2026-1472-k-13152ccdf5a6