Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/802 E. 2026/934 K. – Alacak
Konu: Alacak
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/802
- Karar No
- 2026/934
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/802
KARAR NO:2026/934
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:23/02/2026
NUMARASI:2025/570 Esas - 2026/121 Karar
DAVANIN KONUSU:Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketinin mobilya alımı-satımı, mobilya mağazacılığı, internet üzerinden satış, servis hizmeti vb. konularda faaliyet gösteren "..." markası ile tanınmış mobilya sektörünün yüksek işlem hacmine sahip , yüksek cirolar yapan ülkenin önde gelen şirketlerinden biri olduğunu, davalının "... Altındağ/Ankara" adresinde faaliyet gösteren müvekkili şirketin tedarikçisi olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan para alacağı olduğunu, davacı şirketin yukarıda yazılı adresi İstanbul Adliyesi (Çağlayan) adli sınırları içinde kaldığından davanın davaya bakmaya yetkili İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinden yaptıklarını, Arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ancak anlaşmanın sağlanamadığını, davacının bu ticari ilişki kapsamında doğan alacaklarını tahsil amacıyla müvekkili şirket aleyhine İstanbul 30. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında 25.11.2023 tarihinde yasal takip başlatıldığını, davacı şirketin icra dosyasında tebliğ edilen ödeme emrine itiraz süresini kaçırdığını ve hakkında başlatılan takibin kesinleştiğini, takibin kesinleşmesi üzerine cebri icra tehdidi altında müvekkili şirketin icra dosya borcuna karşılık haricen davacı asile 1.338.292,07-TL (adet banka dekontu) davacının vekiline de 662.745,24-TL banka dekontu) ödeme yapmak zorunda kaldığını, davalının 25.11.2023 tarihinde müvekkili aleyhine başlattığı takipte, takip tarihi itibari ile ana para alacağı olarak: 1.338.292,07 TL, takip öncesi faiz olarak: 401.487,62 TL olmak üzere toplam 1.739.779,69 TL (Bu tutar takip çıktısı tutar olup bu tutara tahsil aşamasında ayrıca icra harç ve masrafları, takip sonrası faiz, vekalet ücreti ve tahsil harcı eklenmiştir.) olduğunu, oysa davacı şirketin takip tarihi olan 25.11.2023 tarihi itibari ile davalı şirkete borcunun 1.159.845,00-TL olduğunu, davalının 25.11.2023 tarihi itibari ile yasal takibe konu yapması gereken tutarın 1.159.845,00-TL olması gerektiğini, davacı şirketin kayıtları incelendiğinde, davalıya fazla ödeme yapıldığının anlaşıldığını ve fazla ödemeye ilişkin alacağın davalıdan geri talep edildiğini, talepleri üzerine davalının bir kısım para iadesi yaptığını fakat bakiye 68.561,00-TL tutarındaki alacağı halen iade etmediğini/ödemediğini, halen davalı nezdinde müvekkili şirketin; takip sonrası faiz olarak: 44.000,00-TL, avukatlık ücreti olarak: 19.510,00-TL, tahsil harcı olarak: 5.051,00 TL olmak üzere toplam: 68.561,00-TL olduğunu, fazla ödemeden kaynaklanan alacağının bulunduğunu, alacağın ödenmemesi üzerine dava şartı arabuluculuk kurumuna başvurulduğunu fakat yapılan görüşmelerden olumlu sonuç alınamadığını, bunun üzerine huzurdaki sebepsiz zenginleşme davasını açma zaruretinin hasıl olduğunu, davacı şirket tarafından 11.12.2023 tarihinde yapılan en son ödeme tarihinden itibaren 1 yıl içinde İcra İflas Kanununda düzenlenen istirdat davası açılarak talep edilebileceği gibi son ödeme tarihinden sonra 1 yıl içinde istirdat davası ile alacak talep edilmemişse bu defa yine son ödeme tarihinden başlamak üzere 2yıl içerisinde TBK hükümleri içinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak talep edilebileceğini iddia ederek, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili savunmasında özetle; mahkemenin yetkisiz olduğunu, davacı şirketin HMK.m.29 hükmüyle kendisine yüklenmiş olan "Dürüst davranma ve doğruyu söyleme" yükümlülüğüne uymamakta olduğunu; eldeki davada eksik ve yanıltıcı bilgi vermeye çalıştığını, eldeki davanın; "Sebepsiz Zenginleşmeye Dayalı Alacak Davası" olmayıp; HMK.m.72/6.f."Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir." hükmünden kaynaklanan istirdat davası olduğunu, davacının, eldeki davanın konusu aynı 68.561,00-TL için açmış olduğu "İstirdat Davası"nın, İİK.m.72/7.f.sı hükmündeki kesin sonuç doğuran 1 yıllık hak düşürücü süreye uyulmamasından dolayı, reddine karar verilmesi ve iddia edilen alacak hakkının kesin olarak düşmesi nedeniyle, davacının artık sebepsiz zenginleşme davasını açma hakkının bulunamayacağı ve borçlu olunmadığı halde ödendiği ileri sürülen paranın tahsili için açılan davanın, niteliği itibariyle, "sebepsiz zenginleşme" değil, "istirdat davası" olduğunun Yüksek Yargıtay ve Yüksek Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından açıkça kabul edilmekte olduğunu, eldeki davanın icra takibinden kaynaklanan "istirdat davası" olması nedeniyle; İİK-Madde 72/7.f. hükmünün açık düzenlemesine göre; davacı-şirketin, eldeki haksız istirdat davasını, müvekkiline en son ödeme yaptığı tarih olan 11/12/2023 tarihinden itibaren 1 senelik yasal hak düşürücü süresi içinde; yani, 11/12/2024 tarihine kadar açması gerektiğini, ancak davacının ortada kesin hüküm bulunan aynı konudaki eldeki haksız davasını, 06/08/2025 tarihinde tekrar açtığının anlaşıldığını, eldeki davanın değeri olan 68.561,00 TL olup; 2025 yılı için kabul edilmiş olan 33.751,585 TL tutarındaki "tanıkla ispat yasağı" sınırının üzerinde olduğundan dolayı, davacının eldeki davada tanık dinletmesine muvafakatlerinin bulunmadığını, öncelikle işin esasına girilmeden; "dava şartı yokluğundan (kesin hüküm), hak düşürücü süreden ve usulden reddine" karar verilmesini talep ettiklerini, davacı şirketin tedarikçisi olan ve davacı-şirketten yüklü miktarda alacakları bulunan müvekkilinin alacaklarının tahsili amacıyla, taraflarınca İstanbul 30. İcra Dairesinin .... sayılı dosyasında kendisine gönderilmiş olan 7 Örn. Ödeme Emrini içeren tebligat mazbatasını davacı, 03/12/2023 tarihinde E-Tebligat yöntemiyle tebliğ aldığını, davacı-şirketin eldeki davanın konusu etmeye çalıştığı icra takip dosyası borcuna mahsuben, -hiçbir ihtirazi kayıt ve şart koymaksızın, ifa amacıyla, 08/12/2023 tarihinde haricen ödemiş olduğu 1.338.292,07 TLyi ve aynı şekilde, ihtirazi kayıt ve şart koymaksızın, ifa amacıyla alacaklı vekilinin banka hesabına 11/12/2023 tarihinde, haricen, dosya borcuna mahsuben ödemiş olduğu 662.745,24 TL olmak üzere; ödediği toplam 2.001.037,31-TLyi bizzat kendi serbest iradesiyle ve borcunu ifa amacıyla, basiretli tacir olarak bizzat ödediğini, görüldüğü gibi, 6102 sayılı TTK. m.18 hükmüne göre basiretli tacir olmasının gereği olarak, dosya borcunun kendisi tarafından hesaplanması neticesinde, İstanbul 30. İcra Dairesinin .... sayılı dosyasındaki borcunu, niza konusu etmeden, kendiliğinden ve hiçbir ihtirazi kayıt-şart koymaksızın, banka hesaplarına, haricen , hiçbir baskı altında kalmadan takip borcunu ifa amacıyla ödediğini, arz edilmiş olan hususlara rağmen, davacı-şirketin; İstanbul 30. İcra Dairesinin .... sayılı takip dosyasıyla, 1.338.292,07-TL asıl alacak üzerinden icraya konulan takipten kaynaklanan asıl alacağın sözde 1.159.845,00 TL olduğu yönündeki haksız iddiaları ile asıl alacak: 44.000,00-TL, avukatlık ücreti: 19.510,00-TL, tahsil harcı: 5.051,00-TL olmak üzere toplamda 68.561,00-TLyi sözde fazladan ödediği şeklindeki haksız iddialarından kaynaklı olarak, eldeki davayı açmasının mümkün olamayacağını, dava dilekçesinin ve dava dosyasının içeriğinden açıkça anlaşıldığını, eldeki haksız istirdat davasını ispat külfeti davacı-şirkette olduğunu; İstanbul 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/138 E., 2025/344 K. sayılı ve 06/05/2025 tarihli kesinleşmiş kararının müvekkili lehine kesin hüküm teşkil ettiğinin resen gözetilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davalı ...tarafından davacı borçlu ... aleyhine İstanbul 30.İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası ile yapılan takipte asıl alacak 1.338.292,07-TL işlemiş faiz alacağı 401.487,62-TL olmak üzere toplam 1.739.779,69-TL talep edildiği, davacı borçlu tarafından cebri icra tehdidi altında haricen banka kanalı ile davalı asile 08.12.2023 tarihinde 1.338.292,07-TL, davalının vekiline de 11.12.2023 tarihinde 662.745,24-TL ödendiği, davacının takip tarihi itibari ile davalı yana borcunun 1.159.845,00-TL olduğu ve davalının takibe konu etmesi gereken asıl alacak tutarının 1.159.845,00-TL olması gerektiği dolayısı ile davalıya fazla para ödendiği iddiası kapsamında bu defa davacı tarafça davalı yan aleyhine İstanbul 33.İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası ile 551.175,00-TL'lik takip başlatıldığı, davalı tarafça takibe itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali davası açıldığı, İstanbul 4.ATM'nin 06.05.2025 tarih, 2025/138 E 2025/344 K sayılı kararı ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş olduğu, tarafların kararı istinaf etmemesi üzerine 18.07.2025 tarihinde kesinleştiği, işbu davanın ise İstanbul 30.İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasında takip sonrası faiz olarak 44.000,00-TL, avukatlık ücreti olarak 19.510,00-TL ve tahsil harcı olarak 5.051,00-TL olmak üzere toplam 68.561,00-TL'nin fazladan tahsil edildiği iddiası ile yapılan fazla ödemenin sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında iadesinin talep edildiği anlaşılmaktadır.Taraflar arasında görülen İst. 4ATM'nin 2025/138 E 2025/344 K sayılı dosyasında verilen 06.05.2025 tarihli kararın gerekçesinde " Dava, davacının borçlusu olarak göründüğü İstanbul 30. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasına yapmış olduğu fazla ödeme nedeni ile açtığı istirdat davasıdır.İstanbul 30. İcra Müdürlüğü'nün ...sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklısı davalı ..., borçlusunun davacı ... A.Ş. olduğu, cari hesaptan kaynaklı alacak nedeniyle başlatılan ilamsız icra takibi olduğu, takibin kesinleşmesi ile alacaklıya ödeme yapıldığı görülmüştür. Davacı yanca fazla ödenene bedelin istirdadı istenmiş, davalı yanca davaya karşı itiraz edildiği görülmüştür.Davalı yanca yetki itirazında bulunulmuştur. Taraflar arasındaki ihtilaf aralarında akdedilen sözleşmeden kaynaklanmayıp, ödenen bedelin istirdadına ilişkindir. Bu sebeple yetkili icra dairesi ve yetkili Mahkeme'nin belirlenmesinde İİK'nın 50/1 maddesi uyarınca HMK'nın yetkiye dair hükümleri uygulanacaktır. Bunun yanında İİK'nın 72/son maddesi uyarınca menfi tespit ve istirdat davaları takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer Mahkemesi'nde açılabileceği gibi davalının yerleşim yeri Mahkemesi'nde de açılabileceğinden davalının yetki itirazının reddi gerekmiştir.Takip nedeniyle borç davacı tarafından 08/12/2023 ve 11/12/2023 tarihli banka havaleleri ile davalı yana ödendiği banka kayıtlarından anlaşıldığı ve bu hususta ihtilaf olmadığı görülmektedir.İstirdat davasında önemle vurgulanması gerekli bir husus vardır ki, o da; borç olmayan paranın tamamen ödendiği tarihten itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiğidir. (İİK.m.72/Vll). Dolayısıyla, borçlunun parayı doğrudan alacaklıya veya icra dairesine ödediği veya borçlunun haczedilen mallarının satılıp, bedelin icra dairesine ödendiği tarihte 1 yıllık istirdat davası açma süresi başlar. Paranın icra dairesince alacaklıya ödendiği an, 1 yıllık istirdat davası açma süresinin başlaması bakımından önemli değildir. Borcun ödenmesi takside bağlanmışsa, 1 yıllık dava açma süresi son taksidin ödendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.Kanunda öngörülen süre, hak düşürücü süre olduğundan; taraflarca ileri sürülmese bile mahkemece re'sen gözönüne alınır.Mahkemenin yargılamanın her aşamasında hak düşürücü süreyi kendiliğinden dikkate alması ve İİK'nun m.72/Vll'de öngörülen bir yıllık dava açma süresini geçiren borçlunun açtığı istirdat davasını reddetmesi gerekir (HGK 2007/3-164 E, 2007/204 K, 11.04.2007 gün).Somut olayda; davacı yanca 08/12/2023 ve 11/12/2023 tarihli banka havaleleri ile davalı yana ödenen fazla bedelin istirdadı istenmekle fazla ödenen paranın son ödendiği tarihten itibaren 1 (bir) yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerekir.Dolayısıyla, borçlunun bu parayı alacaklıya ödediği tarihten itibaren 1 yıllık istirdat davası açma süresi başlar. Davacının icra dosyasına borcu 08/12/2023 ve 11/12/2023 tarihlerinde ödediği, eldeki davanın 26/02/2025 tarihinde açıldığı, hak düşürücü sürelerde zamanaşımındaki gibi sürelerin durması ya da kesilmesi söz konusu olmadığı da göz önüne alındığında hak düşürücü süre nedeni ile davanın reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Açıklanan yasal gerektirici nedenlere göre;
1-Davanın hak düşürücü süre nedeniyle REDDİNE,..." şeklinde karar verildiği, tarafların kararı istinaf etmemesi üzerine 18.07.2025 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.Gelinen noktada, icra takibinin davacı şirket adına yapılmış olması, başka bir deyişle davacının icra dosyasının borçlusu konumunda bulunması davanın istirdat davası olması yönünden ayırıcıdır. Çünkü yukarıda da izah edildiği üzere, istirdat davalarında icra takibinin borçlusu, borçlu olmadığını düşündüğü bir parayı mallarının muhafaza altına alınmasını engellemek adına dosya borcunu ödemek durumunda kalmıştır. O hâlde, eldeki davanın istirdat davası olduğu kabul edilmelidir.İş bu davadan önce, davacı tarafından aynı vakıalara, aynı hukuki gerekçelere ve neticeten aynı miktar alacağına ilişkin İst. 4ATM'nin 2025/138 E 2025/344 K sayılı dosyasında dava açılmıştır. Anılan dosyada davanın istirdat davası olduğu nitelendirmesi yapılarak hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verildiği, kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.Davacı tarafından açılan İst. 4. ATM'nin 2025/138 E. 2025/344 K sayılı dosyası ile mahkememiz dosyasının incelenmesinde, her iki dosyanın da konusunun, taraflarının ve dava sebeplerinin aynı olduğu, sonradan aynı iddialarla yine mahkememizde açılan işbu davanın sebepsiz zenginleşme iddiasına bağlı olarak görülemeyeceği kaldı ki davacının önceki kararı da bu yönden istinaf incelemesine taşımadığı anlaşılmış olup, HMK.114/i maddesi uyarınca kesin hüküm bulunmaması dava şartı olduğu anlaşıldığından..." gerekçesiyle, HMK'nın 114/1 i, 115/2 maddesi uyarınca davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın yanlış nitelendirildiğini, davanın genel hükümlere göre açılan sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanan alacak davası olduğunu, icra dosya borçlusu tarafından yanılarak alacaklıya fazla ödeme yapılması halinde borçlunun son ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde İİK'da düzenlenen istidat davasını açacağı gibi son ödeme tarihinden itibaren bir yıl sonra ve herhalde iki yıl içinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak alacak davası da açılabileceğini fakat mahkemenin bu düzenlemeleri dikkate almadığını, hatalı hüküm kurulduğunu, İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/138 Esas sayılı dosyası ile açmış oldukları davanın usulden reddedildiğini, bu davanın alacağın varlığı konusunda kesin hüküm teşkil etmediğini, mahkemenin aynı alacakla ilgili kesin hüküm bulunduğu gerekçesiyle ret kararının hatalı olduğunu iddia ederek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :Dava, ticari satımdan kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya kapsamından, davacı şirket tarafından davalı hakkında İstanbul 33. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında 551.175,00 TL alacağın tahsili amacıyla 22.07.2024 tarihinde ilamsız icra takibi başlattığı, davacı şirket tarafından İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/138 Esas sayılı dosyasında davacı şirket tarafından davalının İstanbul 30. Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında yapmış olduğu fazla ödeme nedeniyle 26.02.2025 tarihinde İİK 72.maddesi gereğince istirdat davası açtığı, mahkemenin 06.05.2025 tarihli kararı ile takip nedeniyle borcun davacı tarafından 08.12.2023 ve 11.12.2023 tarihli banka havaleleri ile ödendiği, davanın İİK 72.maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiği, paranın icra dairesince ödendiği anın bir yıllık istirdat davası açma süresinin başlaması bakımından önemli olmadığı, davanın 26.02.2023 tarihinde bir yıllık hak düşürücü süre sonrasında açıldığı gerekçesiyle reddedildiği, söz konusu kararın 09.07.2025 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleştiği, davacının iş bu davayı söz konusu kararın kesinleşmesinden sonra 06.08.2025 tarihinde aynı icra dosyası ile ilgili olarak fazla ödemeden kaynaklanan 68.561,00 TL alacağı bulunduğu iddiası ile son ödeme tarihinden itibaren iki yıl içerisinde TBK'daki sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak alacak davası olarak açmış olduğu anlaşılmıştır. Davalı taraf, yetki itirazı ile birlikte kesin hükme ilişkin dava şartına dair savunmalarda bulunmuştur.Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden kesin hükümle ilgili dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Hukuki tasnif mahkemeye aittir. HMK'nın 33. maddesi kapsamında hâkim, Türk Hukukunu resen uygular. Taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu, davalının davacı hakkında başlatmış olduğu İstanbul 30. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında davacı tarafın fazladan ödeme iddiasına dayanmaktadır. İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/138 Esas sayılı dosyasında İİK 72.maddesi gerekçe gösterilerek istirdat davası açılmıştır. Söz konusu davanın hak düşürücü süre yönünden reddi kararının kesinleşmesi üzerine ise davacı vekili tarafından aynı iddialar ile bu kez TBK'nın genel hükümlerinde yer alan sebepsiz zenginleşmeden doğan alacak talebine ilişkin olarak iş bu dava açılmıştır. İcra takibinde borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahsın ödediği tarihten itibaren bir sene içinde umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebileceği İİK 72. Maddede düzenlenmiştir. Özel yasada, düzenleme bulunan bir hususta TBK'nın genel hükümlerinde yer alan sebepsiz zenginleşme iddiası ileri sürülerek dava açmak sonuca etkili olmayacaktır. Çünkü yukarıda ifade edildiği üzere hukuki tasnif mahkemeye aittir.Davacının dava dilekçesindeki ileri sürmüş olduğu iddialar sebepsiz zenginleşme hükümlerine ilişkin olmayıp istirdat davasının konusunu oluşturmaktadır. TBK 77.maddede; sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileri başlığı altında, TBK 77/ilk fıkrada; haklı bir sebep olmaksızın bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşenin bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Davacı ise; davalı tarafa takip sırasında şirket kayıtları incelendiğinde fazla ödeme yapıldığı iddiası ile iş bu davayı açmıştır.Uyuşmazlık, iş bu davada kesin hükme dair dava şartının olup olmadığı ve kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. HMK'nın 114. maddesinde dava şartları düzenlenmiştir. 114./1.i bendinde aynı davanın daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması dava şartları arasında yer almıştır.HMK'nın 303/1. maddesi uyarınca, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması sebebiyle kesin hüküm bulunmasından ötürü dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekecektir. HMK'nın 303. maddesi uyarınca, bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Açıklanan gerekçelere göre İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/138 Esas, 2025/344 Karar ve 06.05.2025 tarihli kararının eldeki dava açısından kesin hüküm teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 14.05.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.a. maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.