Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/3568 E. 2026/2874 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/3568
- Karar No
- 2026/2874
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/3568
KARAR NO : 2026/2874
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE ... MAHKEMESİ
TARİHİ: 02/04/2024
NUMARASI : 2021/178 Esas - 2024/343 Karar
DAVANIN KONUSU: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/06/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkilinin ... Ltd.Şti.'nin 20 yılı aşan süre boyunca ... bayiliğini yaptığını, 50 000 USD (ABD Doları) meblağ teminat bonosu alındığını, ... Ltd.Şti. nin iflası sonucunda Şirketin patronu ...'ın teminat bonosunu ciro ederek organik bağı olan diğer davalılara muvazaalı olarak devrettiğini ve İstanbul 1. İcra Md. ... E. Sayılı dosyası tahtında menkulleri ve gayrimenkulleri haczedilen müvekkilinin, ...'a ve diğer cirantalara herhangi bir borcu olmadığı halde bono bedelini davalılara ödediğini ve mağdur edildiğini, müvekkilinin İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2010/340 E. sayılı dosyasında şikayeti sonucunda ...'ın cezalandırılmış olduğunu, kararın kesinleştiğini, teminat bonosunun suç unsuru evrak olduğuna kanaat getirildiğini, dolayısı ile müvekkilinin davalılara icra tehdidi altında ödediği ödemeleri ve zararlarını tazmin etmek için mezkur dosya tahtında arabuluculuk toplantısı yapıldığını, anlaşma sağlanamadığını, bononun tarih kısmının doldurularak haksız ve mesnetsiz olarak 2009 yılında takibe konulduğunu, dava konusu bono aslının icra kasasında olmadığını, bu sebeple senet aslı icra kasasına alınmadan fotokopiye dayalı olarak yapılan icra takibi ve ödeme emrinin iptalini gerektirdiğini, müvekkilinin mezkur icra dosyası tahtındaki takibin ödeme emrinin İstanbul 4. İcra Hukuk Mah. 2009/4205 E.- 2010-38 K. Sayılı dosya tahtında iptal edilmiş olması ve İstanbul 6. İcra Mahkemesinin 2011/146 E. -2011/771 K. sayılı dosyada olduğunu, Yargıtay'ın bozma ilamından sonra aradan 5 yıl geçtikten sonra müvekkiline bir ödeme emri gönderilmeden ve bono aslı kasaya alınmadan tüm emvaline haciz konulması ve ticaretinin kitlenmesinin hukuka aykırı olduğunu, İstanbul 1. İcra Md. ... E. sayılı dosya tahtında icra tehdidi altında 150.000,00 TL Ödemek zorunda kaldığını, teminat bonosu olarak vermiş olduğu bonoya mahsuben ... Ltd.Şti. ne 5 000TL borcu kaldığı ve bunu da ödediğinin defter kayıtlarında mevcut olduğunu, davalılar ... ve diğer tarafların kötü niyetli olduğunu, cirantalar ile arasında organik bağ olduğunu, tüm cirantaların müvekkilini zarara uğratmak için işbirliği halinde olduğunu, müvekkilinin tüm malvarlığını haksız ve mesnedsiz olarak piyasaya sürüldüğünü ve bir bono yüzünden kaybedildiğini belirterek 400.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; Borçlar kanunu hükümleri gereğince tüm alacaklara ilişkin genel zaman aşımı süresinin 10 yıl olduğunu, Borçlar Kanunundaki haksız fiile ilişkin zaman aşımı süresinin ise iki yıl olduğunu, dava konusunun zamanaşımına uğradığını, dava konusu senet üzerinde yer alan tarihin 14.08.2020 olduğunu, iş bu sebeple peşinen zaman aşımı ve hak düşürücü süre itirazları bulunduğunu, dava konusu senet üzerinde müvekkilinin şahsi cirosunun bulunmadığını, dava konusu senet üzerinde müvekkiline ait imza ve yazı da olmadığını, senedin ... ... isimli diğer davalı şirket ile davacının acentelik ilişkisine dair verildiği ifade edilen bir senet olduğunu, müvekkiline husumetin yöneltilemeyeceğini, bu sebeple de davanın reddi gerektiğini, davacının beyan ettiği tarihte şirketin kayyım tarafından yönetildiğini, hukuk mahkemesinin ceza mahkemesi tarafından alınan kararla bağlı olmadığını, dava konusu senet üzerinde müvekkkilin imzası bulunmadığını, müvekkilinin borcu olmadığını, ihtiyati haciz kararı verilmesi için müvekkilinin borçlu olduğuna dair yaklaşık ispat şartının sağlanması gerektiğini, dosyada davacının alacaklı olup olmadığı hususunun yargılamayı gerektirdiğini, halihazırda davacı tarafın iddia ettiği alacağın tahsilatını icra yoluyla davalı şirketin mallarından tahsil edebileceğinin görülebileceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı .... Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; Müvekkili şirketin isminin .... Ltd. Şti. olduğunu, mahkeme dosyası içine gelen İstanbul 1. İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasının evrakları içerisinde 15.10.2014 tarihli yenileme emri bulunduğunu, yenileme emrinde borçlulardan birinin .... Ltd. Şti. olarak göründüğünü, davacının, .... Ltd. Şti. yerine isim benzerliğinden dolayı müvekkilinin ismini sehven yazarak müvekkiline karşı dava açtığını, her iki şirketin farklı olduğunu, müvekkili şirketin ne davacı ile ne diğer davalılarla ne de dava dilekçesinde bahsedilen olaylarla ilgisi ve alakası olmadığını, bu sebeple müvekkilinin hasım mevkiinden çıkartılmasını, davacının müvekkilinin kendisine zarar vermesine dayanak olarak hiçbir delil sunmadığını belirterek müvekkili yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı... vekili cevap dilekçesinde; Arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğini, harcın eksik yatırıldığını, davacı tarafın 2017 yılında İstanbul 2. Asliye ... Mahkemesinde 2014/1314 Esas no ile benzer nitelikte bir dava açtığını daha sonra bu davadan feragat ettiğini, derdest dava ile konusu aynı olan müvekkiline karşı açılmış ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı olduğundan işbu davanın HMK'nın 303. Maddesi gereğince reddi gerektiğini, davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını, karşılıklı sulh ve ibra protokolüne rağmen huzurdaki davanın açılmasının kabul edilemez olduğunu, davanın reddi gerektiğini, davacı tarafın savunma hakkının sınırlarını aşarak müvekkiline karşı mesnetsiz ithamlarda bulunduğunu, öncelikle arabuluculuk ve diğer dava şartları yerine getirilmediğinden, davanın dava şartı yokluğu sebebiyle reddine, davacının tüm talepleri zaman aşımına uğradığından davanın zaman aşımı sebebiyle reddine, davanın müvekkili açısından HMK 303. maddesi gereği "kesin hüküm" sebebiyle reddine, davacının iddialarını ispatlayamadığından davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı .... Ltd. Şti. Vekili cevap dilekçesinde; Davaya konu hukuki uyuşmazlığın 2009 yılı öncesi bir hukuki ilişkiye dayandırıldığını, 2009 yılından bu yana davacının müvekkili hakkında ne bir dava, ne bir talep ve ne de bir icra takibi söz konusu olmadığından dava konusu alacak ve beyana göre senet talep ve dava yönünden zaman aşımına uğradığını, dava dilekçesinden davacının istirdat mı yoksa tazminat mı talep ettiğinin anlaşılamadığını, her iki durumda da davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının dava şartı olan arabuluculuğa başvurmadığını, müvekkili şirket ile diğer davalılar arasında herhangi bir danışıklı işlem tesis etme iradesi bulunmadığını, müvekkili şirketin diğer davalı ... ... Limited Şirketi'nden alacaklı olduğunu, bu davalı iflas ettikten sonra İflas masasına alacak kayıt talebinde bulunduğunu, talebin reddi üzerine İstanbul Anadolu 1. Asliye ... Mahkemesi 2014/468 E., 23/11/2016 T. 2016/921 K. Sayılı dosya kayıt kabul davası ikame edildiğini, yapılan yargılama neticesinde müflisin ve müvekkilin defter kayıtları, müvekkili ile müflis arasındaki sözleşmeleri, icra takip dosya bilgileri, alacak ile ilgili çek ve senet örneklerinin incelendiğini, yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulüne ve 1.644.769,94 TL tutarındaki alacaklarının kayıt ve kabulüne karar verildiğini ilgili kararın kesinleşmiş olduğunu, muvazaalı veya danışıklı işlem tesis edecek kişilerin birbirleri aleyhine dava ikame etmeyeceklerinin açık olduğunu, dava dilekçesinde davacı tarafından dayanak yapılan Menfi tespit Davasını- ne Ceza Davasında – ne İcra Takip Dosyasının- ne İcra Hukuk mahkemesi davalarının ve diğer tüm hukuki işlem ve ilişkilerin hiçbirinde müvekkili şirketin taraf olmadığını, bu davaların tamamından ve yapılan işlemlerden işbu dava dilekçesiyle haberdar olduklarını bu sebeple davacının dayandığı delillerin hiçbirinin müvekkili yönünden ispat vasıtası olarak kabul edilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; "...Somut olayda: davacı tarafından, senedin teminat amacıyla verildiğinin davalı cirantalar tarafından bilindiğinin, buna rağmen bile bile senetlerin devir alınarak tahsil için icraya konu edildiğinin, dolayısıyla da bir kötüniyetin bulunduğunun ispat edilmesi gerektiği, davacı tarafından bu yönde de herhangi bir somut delil sunulmadığı ve yine bu senede yönelik takipten kaynaklı davacı maddi ve manevi zararı bulunduğuna dair de dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmadığından, aşağıdaki şekilde senet üzerinde cirosu bulunmayan ... yönünden pasif husumet yokluğu sebebiyle diğer davalılar yönünden sübut bulmadığından ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan sebeplerle aşağıdaki şekilde karar verilmiş ve hüküm kurulmuştur.
1-Davacının davalı ... yönünden davasının pasif husumet yokluğu sebebiyle reddine,
2-Davacının diğer davalılar yönünden davasının sübut bulmadığından reddine,..." karar verilmiştir.
Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Müvekkilinin ... ve diğer cirantalara herhangi bir borcu olmadığı halde bono bedelinin davalılara ödendiğini ve mağdur edildiğini, istanbul 13 .Asliye ceza Mahkemesi'nin 2010/340 E.sayılı dosyasında davalı ...'ın cezalandırıldığını ve kararın kesinleştiğini, teminat bonosunun suç unsuru evrak olduğuna kanaat getirildiğini, müvekkilinin istanbul 1. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasında icra tehdidi altında 150.000,00 TL ödemek zorunda kaldığını, müvekkilinin hiçbir borcu olmadığını ve bu hususta yapılan şikayetin Yargıtay tarafından lehlerine sonuçlandığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; Haksız fiil sebebiyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
Dava konusu olay sebebiyle İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2010/340 E.-2012/1333 K sayılı dosyasında davalılardan ... hakkında Resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından delil yetersizliği sebebiyle beraat kararı verilmiştir.
Verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay21. Ceza Dairesi'nin 2015/7435 E.-2016/3893 K sayılı ilamıya;"... Sanık hakkında "resmi belgede sahtecilik" suçundan kurulan hükme yönelik incelemede;
Sanığın, ... Tic. Ltd. Şti'nin ortağı ve icrai müdürü sıfatıyla yetkili temsilcisi olduğu, katılanın ise ... Şirketi'nin yetkili acentası olduğu, katılan ile ... Şirketi arasında acentalık sözleşmesi imzalanırken, sanığın katılandan, borçlu kısmı katılana imzalatıp meblağ kısmında 50.000 USD yazılı diğer kısımları boş olan bir senedi teminat senedi olarak aldığı, daha sonra katılan ile ... arasındaki acentalık sözleşmesinin karşılıklı anlaşma ile, katılanın 5.048,48 TL borçlu olduğu cari hesap sonucunda belirlenerek feshedildiği, katılanın kalan borcu olan 5.048,48 TL'yi, 23.05.2009 tarihinde makbuzla ödediği, şüphelinin müştekinin önceden verdiği teminat senedini sonradan geri iade edeceğini beyan ettiği halde iade etmediği, senedin boş olan kısımlarına tanzim tarihi 14.05.2008, vade tarihi 14.08.2008 olarak tamamlayıp katılanın borcu olmadığı ve iade edilmesi gereken teminat senedi olduğu halde sanığın suça konu bonoyu ciro ederek borcuna karşılık üçüncü kişiye verdiği somut olayda, sanığın eyleminin açığa imzanın kötüye kullanılması suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi gereğince istem gibi bozulmasına,..." karar verilmiştir.
Yargıtay bozma ilamı üzerine İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2021/207 E.- 2021/510 K sayılı dosyasında ... hakkında açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan açılan kamu davasının zaman aşımı sebebiyle düşmesine karar verilmiş ve verilen karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi geregince, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür”.
Bu hüküm dikkate alındığında kusur sorumluluğu olarak tanımlanan haksız fiil sorumluluğunun kurucu unsurları; Fiil, zarar, illiyet bağı, kusur ve hukuka aykırılıktır. Haksız bir eylemin tazminat sorumluluğu doğurabilmesi için kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil sonucunda zarar doğması, zarar ile fiil arasında da illiyet bağı bulunması gereklidir.
Aynı kanunun 50. maddesi gereğince zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.
TMK'nın 6. maddesine göre; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”
TMK'nın bu hükmü 6100 sayılı HMK'ın 190/1. maddesinde bir başka biçimde yinelenmiş olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. İleri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı ispatlaması gerekir.
Somut olayda; Davacı tarafından, senedin teminat amacıyla verildiği ve karşılığının ödendiğinin davalı cirantalar tarafından bilindiğinin, buna rağmen bile bile senetlerin devir alınarak tahsil için icraya konu edildiğinin yani kötüniyetin bulunduğunun ispat edilmesi gerekir.
Davacının bu yöndeki iddiası ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 1. Asliye ... Mahkemesi'nin 2021/178 Esas 2024/343 Karar sayılı 02/04/2024 günlü kararına yönelik davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 427,60 TL'nin mahsubuyla bakiye 304,40 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,
5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
6-Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemleri ile 6100 Sayılı HMK'nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 10/06/2026