Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/728 E. 2026/1234 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/728
Karar No
2026/1234
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/728 - 2026/1234 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/728 KARAR NO : 2026/1234

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 26/02/2026 NUMARASI : 2025/167 Esas 2026/148 Karar

DAVACI : VEKİLİ : Av DAVALI : VEKİLİ : Av.

DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 02.07.2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 02.07.2026

İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;12.06.2023 tarihinde davacının sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile... plakalı otomobil sürücüsü ...idaresindeki aracın çarpıştığını, çarpışma sonucu maddi hasarlı ve yaralanmalı trafik kazası meydana geldiğini, ... plakalı araç sürücüsünün 2918 Sayılı Kanun md. 52/1-a'da düzenlenen hükme aykırı hareket etmesi sebebiyle asli ve tam kusurlu olduğunu, kaza sebebiyle davacının hayati tehlike atlattığını, vücudunun çeşitli yerlerinden yaralandığını asli kusurlu olan aracın sigorta şirketi olan ... ile zorunlu arabuluculuk yoluna gidildiğini ve 26.02.2025 tarihinde anlaşma sağlanamadığını belirterek, şimdilik 100,00-TL kalıcı maluliyet tazminatının, 100,00-TL geçici iş göremezlik tazminatının, 100,00-TL geçici bakıcı masraflarının ve 100,00-TL hastane ve yol masraflarının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafça davalı şirkete KTK'nın 97. maddesi gereğince sigorta şirketine ön başvuru esnasında sunulması zorunlu bilgi ve belgelerin tamamı sunulmaksızın tazmin talep edildiğini, davacının olayın oluş şekli itibarı ile kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsünün kusurlu olduğunu ispat etmek zorunda olduğunu, davacının özür oranının kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe göre usul ve yasaya uygun olarak belirlenmesi gerektiğini, davacının kaza sonrası sürekli bakıcı gideri, tedavi ve yol gideri tazminatının sigorta poliçesi ve ilgili mevzuat gereği bu talepler sigorta kapsamı dışında olduğunu, davacının talebinde haklı olduğunun tespiti halinde davacıya ödenecek tazminat miktarının poliçe limitleri ile sınırlı olacağını, temerrüt tarihi olarak aktüerya hesabının taraflarına iletilmesi tarihinin dikkate alınmasını ve bu tarihten itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ Mahkemece yapılan yargılama sonunda, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı taraf, dava konusu kazada malul kaldığını ileri sürdüğü, bu iddiaların teknik ve bilimsel yöntemlerle ortaya konulabilmesi amacıyla dosya İstanbul Adli Tıp Kurumuna tevdi edildiği, fakat davacı tarafça raporun Ankara'da bulunan hastanelerin adli tıp kurulundan alınması talep edilmesine rağmen mahkemece İstanbul Adli Tıp Kurumu raporlarının bilimsel verilere dayalı, denetime elverişli ve gerekçeli olması nazara alınarak bu talebin reddedildiği, buna rağmen davacı tarafça Adli Tıp Kuruma gidilmeyeceği açıkça beyan edildiği, bu kapsamda davacının maluliyetinin tespitinin özel teknik ve uzmanlık gerektiren konulardan olması ve davacının Adli Tıp Kurumuna başvurmayacağını beyan etmesi nedeniyle davacı davasını ispatlayamadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece davacının kaza nedeniyle maluliyetinin tespiti için dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumuna tevdi edildiği, davacının yaşı, kaza nedeniyle yaşadığı travma ve en önemlisi kaza sonucu uğradığı yaralanmanın ağırlığı nedeniyle ikametgahına en yakın yerdeki Üniversite Hastanesine sevki talep edilmesine rağmen talebin haksız ve hukuka aykırı bir şekilde reddedildiğini, davacının kaza nedeniyle maluliyetinin tespiti için ikametgahına en yakın yetkili sağlık kuruluşuna sevki gerekirken, mahkemece taleplerin dikkate alınmadığını, davacının 72 yaşında ve Ankara'da ikamet eden biri olup işbu davaya konu trafik kazasında ağır şekilde yaralanarak mağdur olduğunu, araçla yolculuk yapma konusunda travması bulunduğunu, İstanbul'da bulunan Adli Tıp Kurumuna gitmesi ve fiziken muayene olmasını istemesi hukuki dinlenilme hakkını ihlal oluşturacağını belirterek, kararın kaldırılmasınına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve istinaf edenlerin sıfatına göre dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonunda; Davanın trafik kazası nedeniyle yaralanarak cismani zarara uğradığını ileri süren davacının zorunlu mali mesuliyet sigorta (ZMMS) poliçesi kapsamında sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı ile bakıcı gideri istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince davacının davasının reddine karar verilmiştir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 36/1. maddesinde, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesinin son fıkrasında usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. Bu kapsamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve kamuya açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Anılan madde de düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından bir tanesi yargılamanın “makul bir süre içinde” bitirilmesi ilkesidir. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletlerin yargısal sistemlerini makul bir sürede yargılama dâhil olmak üzere Sözleşmenin 6. maddesinde yer alan şartlara uyacak şekilde düzenlemek ile görevli olduğunu belirtmiştir (Zimmerman ve Steiner/İsviçre, B. No: 8737/79, 13.07.1983, § 29). Diğer taraftan Anayasanın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşmeyi yorumlayan AİHM, Sözleşmenin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir. Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (..., B. No: 2024/48855, 29.07.2025, § 36, 37). Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi, Anayasal dayanağı olan bir ilke olup Anayasanın 141/4. maddesinde davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir. Genel olarak boş yere dava açılmasını, yargılama sırasında gereksiz işlemlerin yapılmasını ve zor yöntemlerin seçilmesini önlemeye hizmet eder. Bunun yanı sıra anılan ilke, yargılamada emekten, zamandan ve masraftan mümkün olduğu ölçüde tasarruf edilmesine yönelik bir işlevi de yerine getirir. Başka bir anlatımla usul ekonomisi, ihlâl edilen hukuk düzeninin en az giderle, en kısa sürede ve en az zorlukla gerçekleştirilmesini ve boş yere davalar açılmasının önüne geçilmesini sağlamaya yönelik bir yargılama hukuku ilkesidir (Emel Hanağası, Davada Menfaat, Ankara, 2009, s.32). Haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden,haksız fiilin gerçekleştiği tarih esas alınarak 11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 tarihinden sonra Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 tarihi ile 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliği, 20.02.2019 tarihinden sonra da Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirilmesi Hakkındaki Yönetmeliğe uygun olarak düzenlenmesi gerekir. ( Yargıtay 4.HD'nin 29.06.2022 tarih ve 2022/1706 E. 2022/9633 K. ) Somut olayda, davacının iddia ettiği maluliyetin tespit için davacının İstanbul Adli Tıp Kurumuna sevkine karar ver verilmiş, davacı vekili tarafından davacının yaşlı ve bakıma muhtaç olduğundan İstanbul Adli Tıp Kurumuna gidebilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek Hacettepe Üniversitesi veya Şehir Hastanesinden rapor alınması talep edilmiş ise de mahkemece bu talep kabul edilmeyerek Adli tıp kurumundan rapor alınması gerektiği ve davacı adına düzenlenmiş bir maluliyet raporu bulunmadığından ispatlanmayan davanın reddine karar verilmiş ise de gerek usul ekonomi gerekse mahkemeye erişim hakkı bağlamında kaza tarihi itibari ile uygulanması gereken hükümler uyarınca davacının ikametgahına en yakın üniversitenin adli tıp bölümünden ya da Sağlık Bakanlığı'nın belirlediği yetkili hastanelerden davacının mevcut yaralanmasına göre aralarında uzman hekimlerin bulunduğu heyetten; davacının muayenesi yapılarak, usulüne uygun, denetime ve karar vermeye elverişli olacak şekilde davacının maluliyet derecesi ve oranının gösterir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Bu durumda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın yeniden görülmek üzere kararı veren ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebeplerine göre sair istinaf sebeplerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilgilisine iadesine, 3-İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılacak yargılamada dikkate alınmasına, 4-Karar tebliği, harç ve gider avansı iade işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 02.07.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Başkan

Üye

Üye

Katip

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/728, K. 2026/1234, T. 02.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-728-e-2026-1234-k-f7a53accd991