Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/692 E. 2026/1370 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/692
- Karar No
- 2026/1370
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/692 - 2026/1370 T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 23. H U K U K D A İ R E S İ (UYMA-RET) ESAS NO : 2026/692 KARAR NO : 2026/1370 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
DAVA : Tapu İptali Ve Tescil KARAR TARİHİ : 23.06.2026 YAZIM TARİHİ : 23.06.2026 Dairemizin 27.05.2025 tarih ve 2020/1878 E., 2025/513 K. sayılı kararı, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 24.02.2026 tarih ve 2025/2494 E., 2026/670 K. sayılı kararıyla bozulmuş olmakla, HMK 373/3. madde uyarınca duruşma açılmasına karar verildi, dosya incelendi: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Asıl davada davacı vekili: Müvekkili kooperatifin ortaklarına teslim edilecek konutları kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile yaptığını, arsa malikleri ile uyuşmazlıklar ile ilgili davaların devam ettiğini, 10 ortak dışındaki ortaklara kat irtifakı tapularının verildiğini, henüz yapı kullanma izin belgesinin alınmadığını, arsa maliklerinin on konut ile ilgili hisse devrini henüz yapmadıklarını, kooperatifin 01.06.2014 tarihli genel kurulunda kooperatif yönetiminin değiştiğini, eski yönetimin usulsüz ve yolsuz işlemleri ile ilgili olarak Ankara C. Başsavcılığı'na 2014/125146 Sor. sayılı suç duyurusunda bulunulduğunu, eski yöneticilerin bırakmış olduğu borçlar ve yapı kullanım izni alınması yükümlülüğü ile karşı karşıya olan müvekkili kooperatifçe bu borçları ödemesi ve iskân ruhsatı alınması için ortaklardan avans toplanmasına karar alındığını, davalının kendisine kura çekimi ile tahsis edilen konutun kat irtifakı tapusu verildikten sonra, Ankara 34. Noterliğinin ... Y. sayılı 15.05.2014 tarihli ihtarnamesi ile kendisine net bilgi verilmediği ve harcamaların şüpheli olduğu ve yönetimin görevini yapmadığı hususlarını bildirerek ortaklıktan istifa ettiğini, kooperatif eski yönetimi tarafından, Yenimahalle 5. Noterliğinin ... Y. sayılı 30.05.2014 tarihli ihtarnamesi ile, davalıya borçlarını ödeyeceğini taahhüt etmesi, aksi takdirde istifasının kabul edilmeyeceğinin bildirildiğini, davalının Ankara 34. Noterliğinin ... Y. sayılı 09.06.2014 tarihli ihtarnamesi ile, 01.06.2014 tarihli genel kurula katıldığını, kendisine kooperatif eski yöneticilerinin engel çıkardığını belirterek, istifa talebinin kabulünü ve gereğini ihtar ettiğini, davalı tarafından 15.05.2014 tarihli ihtardan sonra, 01.06.2014 tarihli genel kurula katılarak, ortaklık vecibesi yerine getirilmiş olmakla, 15.05.2014 tarihli istifa talebinin eylemli olarak geçersiz kılınmış olduğunu, ancak davacının 09.06.2014 tarihli ihtarla istifa talebinde ısrar etmesi ve talebini yenilemesi üzerine, müvekkili kooperatifin yeni seçilen yönetim kurulu tarafından davacıya 07.07.2015 tarihli ihtarname gönderilerek, istifanın sonuçları ve kararını gözden geçirmesinin bildirildiğini, davacının ihtarnamenin tebliğine rağmen parasal yükümlülüklerini yerine getirmemekte ısrar ettiğini, hatta aleyhinde başlatılan icra takibine (Ankara 15. İcra Md. 2016/16784) istifa ettiğini belirterek itiraz ettiğini, bunun üzerine müvekkili kooperatifin yönetim kurulunca 28.10.2016 tarihinde davalının istifasının kabulüne karar verildiğini, Kooperatifler Kanunu hükümleri gereği ortaklıktan ayrılan ortağın kooperatif payının kooperatifte kalacağını, bu ortağın talep edebileceği şeyin Kooperatifler Kanunu 17/2. madde uyarınca ödemiş olduğu avansın genel yönetim giderleri düşülmüş kısmı olduğunu ileri sürerek, davalı adına kayıtlı ... parselde kayıtlı A- Blok (6) nolu bağımsız bölümün tapusunun iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Asıl davada davacı vekili 26.07.2018 tarihli ıslah dilekçesinde: Müvekkili kooperatifin henüz amacını gerçekleştirip tüm ortaklarına tapularını vermediğinden, yapı kullanım iznini almadığından ve tasfiye sürecine ilişkin borçlarını ödemediğinden davalının 09.06.2014 tarihli istifasının akçalı yükümlülükleri yönünden sonuç doğurmayan nitelikte olduğunu, bu sebeple davayı, davalı adına kayıtlı ... parselde kayıtlı A-Blok (6) nolu bağımsız bölümün davalı adına kayıtlı tapusunun iptali ile müvekkili adına tesciline, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde dava tarihi itibariyle 33.250 TL asıl alacak ve 6.450 TL işlemiş faizin, asıl alacağa dava tarihinden itibaren işletilecek aylık %1.5 gecikme faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi şeklinde ıslah ettiklerini belirtmiştir. Asıl davada davada ... vekili: Müvekkilinin davacı kooperatife 2013 ve 2014 yıllarında ilave olarak oluşan aidatlar ve 8.700 TL şerefiye bedeli ile birlikte toplam 215.000 TL ödeme yaptığını, kat irtifakı tapusunu 2012 yılında aldığını, davacı kooperatifin yolsuz, usulsüz ve keyfi iş, işlem ve eylemleri sebebiyle maddi ve manevi yönden perişan ve bitap halde olduğunu, müvekkilinin 01.06.2014 tarihli genel kurul toplantı tutanağında ne adının, ne de imzasının bulunduğunu, davacı kooperatifin müvekkilinin adını üye olarak toplantı tutanağına yazmamakla ve müvekkilini toplantıya almamak üzere direnmekle müvekkilinin üyelikten çıkma iradesini zımnen kabul ettiğini, davacı kooperatifin kanuna, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olarak yaklaşık iki yıl dört ay sonra müvekkilinin istifasını kabul ettiğini, bu hususun dava dilekçesi ile öğrenildiğini savunarak, davanın reddine, doğrudan etkileyecek olması nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı nezdindeki 2014/125146 E. sayılı soruşturmanın bekletici sorun olarak kabulüne karar verilmesini istemiştir. Birleşen davada davacı ... vekili: Müvekkilinin kura ile kendisine tahsis edilen bağımsız bölümün kat irtifakı tapusunu 2012 yılında aldığını, 2013 ve 2014 yıllarında ilave olarak oluşan aidatlar ve 8.700 TL şerefiye bedeli, yapı izin bedeli de dahil olmak üzere kooperatife toplam 215.000 TL'nin üzerinde ödeme yaptığını, müvekkilinin genel kurulda alınan kararlar ve yapılan işlemlerle ilgili olarak talebine rağmen net bilgi verilmemesi, gerekse de şüphe uyandıran, bitmek bilmeyen aidat talepleri sebebiyle Ankara 34. Noterliğinin 15.05.2014 tarihli ... Y. sayılı ihtarnamesi ile kooperatif üyeliğinden istifa ettiğini, Kooperatifler Kanununun 13. maddesinde ana sözleşmeye uygun bir ayrılma talebinin kabul edilmemesi halinde ortağın noter aracılığı ile ortaklıktan çıkma isteğini bildirmesi halinde çıkmanın gerçekleşeceğinin belirtildiğini, fakat davalı kooperatif eski yönetiminin, yasaya uygun istifaya rağmen müvekkilinin borçları ödeme konusunda taahhüt etmesini aksi takdirde istifasını kabul etmeyeceğini bildirdiğini, müvekkilinin kooperatif eski yönetiminin yolsuzlukları ile ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına 2014/125146 E. ve 2017/40070 E. sayılı dosyalar kapsamında suç duyurusunda bulunduğunu, 23.04.2014 tarihli genel kurul tutanağına, "... sebep göstermeden istifa etmiştir." şerhi düşüldüğünü, 01.06.2014 tarihinde yapılan genel kurulda kooperatif yönetiminin değiştirildiğini, müvekkilinin vekili ...'ın istifa sonrası haklarını korumak maksadıyla toplantıya katıldığını, toplantıda yönetim kurulu başkanı davalı ... tarafından üyeliğinin sonlandırıldığı gerekçesiyle toplantıya katılması ve oy kullanmasının engellendiğini, müvekkilinin 09.06.2014 tarihli ihtarname ile çıkma iradesini tekrarladığını, buna rağmen davalı tarafın 07.07.2015 tarihli ihtarname ile bir yandan yapılan yolsuzluklar kabul ve ikrar olunurken bir yandan da müvekkilinin istifa talebinin reddedildiğini bildirdiğini, Kooperatifler Kanunu hükümleri açık olmasına rağmen yaklaşık iki yıl sonra 28.10.2016 tarihinde müvekkilinin istifasının kabul edildiğini, davalı kooperatifin yeni yönetim kurulu başkanlığının kooperatife ait dosyaları müvekkiline vermediğini, bu sebeple müvekkilinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına 2014/125146 Sor. sayılı dosyası nezdinde dosyaların alınması için dilekçe yazdığını, 2014 yılı genel kurul kararının gereği olan yolsuzluk inceleme komisyonlarının oluşturulmadığını, sitede irtifak tapusu olmayan 10 üyenin olması ve iskân belgesinin alınmaması sebebiyle site yönetimi oluşturulamayacağı açık olmakla birlikte her nasılsa oluşturulduğunu, site yönetiminin ve kooperatifin yeni yönetiminin masraf gerektirecek yeni bir iş yapılmamasına rağmen eski yönetimin yolsuzluklarının bedelini aidat/avans adı altında üyelerden toplamaya çalıştıklarını, Konut Yapı Kooperatifi Ana Sözleşmesinin 48/6 maddesinin "Yönetim kurulu üyeleri kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan müteselsilen sorumlu olup, kooperatife tazmin etmekle yükümlüdürler." hükmünü içerdiğini, Kooperatifler Kanunu 62/3. madde hükmüne göre kooperatifin yönetim kurulu üyeleri ve kooperatif memurlarının kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumlu olduklarını, TTK 309/1 ve 340. maddeleri uyarınca, Yönetim Kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarından dolayı kim zarara uğramışsa, ister kooperatifin kendisi, isterse ortak veya alacaklılar olsun, yöneticileri dava etme ve tazminat isteme hakları bulunduğunu, müvekkilin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı 2014/125146 E. Sor. sayılı suç duyurusu sonucu davalılar hakkında 1163 sayılı Kanuna aykırılık, zimmet, görevi kötüye kullanma suçları sebebiyle Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde 2017/128 E. sayılı dosya ile dava açıldığını, davalı kooperatifin yeni yönetim kurulu başkan ve üyelerinin eski yönetim kurulunun yaptığı yolsuzluk bedellerinin sorumlularına ödetileceği, üyelerin zararlarının telafi edileceği taahhüdünde bulunmalarına rağmen borçları üyelerden tahsil ettiklerini, bu şekilde suç delillerinin gizlenmesi şüphesinin doğmasına sebebiyet verdiklerini, müvekkilince bu nedenlerle yeni tasfiye kurulu başkan ve üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu ileri sürerek, müvekkilinden usulsüzlük ürünü olan ve haksız olarak tahsil olunan aidat ve diğer tahsilatlara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davalı kooperatif vekili: Davalı tarafından açılan davanın asıl dava ile birleştirilmesinin hukuka ve usul ekonomisine aykırı olduğunu, huzurdaki dava ile birleşen davanın arasında bağlantı bulunmadığını, HMK 167. madde hükümleri gereğince davaların ayrılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkili kooperatifin ortağı olan davacının, kat irtifakı tapusunu aldıktan sonra kooperatif henüz amacını gerçekleştirmemiş, ortakların tamamına tapularını vermemiş iken ve kooperatif aleyhine kesinleşmiş icra takipleri ile iskân ruhsatının alınabilmesi için ödenmesi gereken kalemlerin varlığı biliniyorken istifa ettiğini, Kooperatifler Kanunu hükümleri uyarınca istifa eden davalının hisseyi iade etmesi gerektiğini, bu sebeple kendilerince asıl davanın açıldığını, Kooperatifler Kanunu uyarınca kooperatifler bir ticari kuruluş olmayıp, ortaklarının menfaatlerini karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma ile sağlamak amacındaki kişi ve mal toplulukları olduğunu, 23. madde hükümleri uyarınca da ortakların hak ve borçlardı eşit olduklarını, ödemelerini yapan ortakların bugüne kadar ödedikleri aidat ve şerefiye bedeli toplamının yaklaşık 230.000 TL civarında olduğunu, halen de kooperatif ödentilerinin devam ettiğini, davalının şerefiye bedeli dahil 193.000 TL civarında ödeme yaptığını, buna rağmen fazla ödeme sebebiyle ödeme talebinde bulunmasının hukuka aykırı olduğunu, kooperatif eski yöneticilerinin zimmet iddiası ile Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/128 E. sayılı dosyasındaki yargılanması devam ettiğinden henüz mali sorumluluk davası ile ilgili bir karar alınmadığını ve dava açılmadığını, ayrıca kooperatif eski yöneticilerinin usulsüz ve yolsuz işlemleri ile, yerine getirmedikleri sorumlulukları ile ilgili olarak, yapılacak giderlerin eski yöneticilerden alınmasının istenmesi ve ödeme yapılmamasının kooperatifin faaliyetlerinin durması demek olduğunu, davacı tarafından usulsüz ve yolsuz işlemler ile tahsilat yapanlara karşı dava açılması, hangi tahsilatın usulsüz olduğu ve bu tahsilatın kim tarafından yapıldığının açıklanmasının gerektiğini, davacının yeni yönetim döneminde hiç ödeme yapmadığını, davasının ortaklıktan istifa etmesi sebebiyle aidat ve diğer ödentilerinin tahsili davası ise, öncelikle davacının dava konusu taşınmazı kooperatife iade etmesi gerektiğini, davanın bu taleple açılması halinde henüz muaccel olmuş bir alacak olmadığını, dava kooperatifin önceki ve sonraki yöneticilerinin usulsüz işlemleri sonucu kendisinden haksız tahsil edilen aidat ve diğer ödemelerinin tahsili istemli bir dava ise öncelikle kooperatif hakkındaki davanın reddi gerektiğini savunarak, birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davalılar ... ve ... vekili: Öncelikle taleplerin zamanaşımına uğradığını, müvekkillerinin haksız olduğu iddia edilen kooperatif ödemelerinden sorumlu olmadıklarını, fazla/haksız bir ödeme söz konusu ise bundan kooperatifin sorumlu olduğunu, müvekkillerine husumet yöneltilemeyeceğini, davacının haksız olduğunu iddia ettiği tutarları açıklamadığını, hiç bir somut dayanak ve hukuki sebep göstermediğini, davacının iddia ettiği usulsüzlüklerin müvekkillerinin yönetimde oldukları dönemlerden öncesine ait olduğunu, müvekkillerinin yönetimde olduğu dönemde bütçe dışına çıkılarak yapılmış bir harcama yapılması söz konusu olmadığı gibi, önceki yönetimlerin bıraktığı borçların kapatılması ve işlerin en kısa sürede tamamlanması için çalıştıklarını, diğer taraftan müvekkillerinin kooperatif adına işlem yapmaya yönelik imza yetkilerinin bulunmadığını, davacı tarafça haksız olduğu iddia edilen ödemeler bilinebilir olduğundan kısmi dava açılamayacağını, müvekkillerinin halen kooperatife üye olduklarını ve ödeme yapmaya devam ettiklerini, mağduriyetlerinin davacıdan çok daha fazla olduğunu, müvekkili ...'ın 09.06.2013-01.06.2014 tarihleri arasında; ...'ün 01.06.2012-09.06.2013 ve 09.06.2013-01.06.2014 tarihleri arasında kooperatif yönetim kurullarında görev yaptıklarını, iskân alınamaması ve yönetimlerin sürekli ödeme taleplerinde bulunması nedeniyle müvekkillerini kooperatifin tasfiye kuruluna katılarak sürecin doğru ve hızlı yürüyebilmesine katkı sağlamak istediklerini, 2000 yılından beri devam etmekte olan kooperatiften kaynaklanan bir zarar söz konusu ise bunun sebebinin 2012 ve 2013 yılındaki işlemler olamayacağını, davacının diğer üyeler gibi sorumlu olduğu halde, aidat ve sair borçları ödemekten kaçınmasının eşitlik ilkesine, hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu savunarak, davanın öncelikle usulden, aksi halde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davalı ... vekili: Dava dilekçesindeki iddiaların muhatabının kooperatif olduğunu, müvekkilinin davacıdan kendi nam ve hesabına hiç bir ödeme almadığını, müvekkilinin yurt dışında çalıştığı için şekli anlamda kooperatif yönetiminde yer aldığını, 2012 yılında kooperatif yönetiminden ayrıldığını, kooperatif yöneticilerinin kooperatif adına ne yaptıklarından fazlaca bilgisi olmadığını, ayrıca kooperatif yönetiminin kendisine düşen daireyi başka bir şahsa satması nedeniyle mağdur edildiğini ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunduğunu, kooperatif ile arsa sahibi arasında yargıya intikal etmiş davalar olduğunu, yine eski yönetimle ilgili müvekkilinin hiçbir kusuru bulunmamasına rağmen açılmış ceza davası bulunduğunu, bu davaların işbu davanın sonucunu doğrudan etkileyeceğinden bekletici mesele yapılması gerektiğini, müvekkili yönünden zamanaşımı itirazında da bulunduklarını savunarak, davanın öncelikle husumetten, devamında ise esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada diğer davalılar cevap vermemiştir. İLK DERECE MAH. KARARI ÖZETİ : İlk derece mahkemesince; "...26/07/2018 tarihli dilekçe ile yargılamanın ilerleyen aşamasında bildirilen bu ıslah isteğinin davayı ıslah talebi olarak değerlendirilebilmesi için ıslahın davalı muvafakatına bağlı olmamasına rağmen ön incelemenin tamamlandığı bu aşamada tapu iptali ve tesciline dair davadaki talebin terditli davaya dönüştürülmesinin davalı muvafakatına bağlı olduğu değerlendirilmiş, konunun davanın ıslahı şeklinde kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu yönde davalı yanın bu talebe karşı bildirdiği 01/10/2018 günlü beyanında ilk itirazlarını tekrarladığını ve usule aykırı talebin reddine karar verilmesini istediği görülmüş, asıl davada davanın yalnızca tapu iptali ve tescili isteğine ilişkin olarak inceleme ve araştırması yapılmış, tahkikat ön incelemede belirlenen usul ve esasalar çerçevesinde sürdürülmüş, davacı vekilinin bu bildirdiği terditli isteğinin ayrı davanın konusu veya talebi olabileceği değerlendirilmiştir. Davayı konu edilen tapunun ... sayılı parselde kayıtlı A Blok 6 nolu bağımsız bölüm olup, bu taşınmazın davalı ... adına ferdileşme ile tescil edildiği konusunda yanlar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/128 esas sayılı davalı kooperatif eski yöneticileri aleyhinde açılmış ve derdest dava dosyasının bir örneği getirtilerek dosyamıza eklenmiş, incelenmiştir. Asıl ve birleşen dava dosyasında delillerin ibrazı için yasal süreler tanınmış ve taraf delilleri ile kooperatif ana sözleşmesi ve tüm genel kurul toplantı tutanakları getirtilmiş, davalıyı ilgilendirir tüm ödentilere ait belgeler dosyaya eklenmiş, konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. 04/07/2018 günlü bilirkişi raporunda özetle; asıl dava için, KK'nun 81/2 maddesi gereğince davacı kooperatifin davalıya ait tapu kaydının iptali ve müvekkili adına tescilini isteme hakkının bulunmadığı, ancak ödentiler kapsamında Haziran 2014-Mayıs-2017 tarihine kadar olan dönem için ödenmemiş bedellerin tahsilinin talep edilebileceği açıklanmış, birleşen davada ise, TTK'nun 555. maddesi ile KK'nun 98. maddesi gereğince davacı üyenin var ise usulsüzlükler nedeniyle talep edilebilir zararı kooperatif adına tazminini talep edebileceği açıklanmıştır. Birleşen davada, davacının talebi aidatlarının fazla tahsil edildiği anlamında değil usulsüzlükler anlamında alınan bedellerin iadesini amaçladığı şeklinde belirlenmiştir. Buna göre ve alınan ek rapor ile de sonuç değişmediğinden, konuların hukuki değerlendirilmesine geçilmiştir. Birleşen davanın davacısının her ne kadar takipten kaynaklı tazminat isteğinde bulunduğu görülmüş ise de bu tazminat isteğinin iş bu zarar tazmini davasında yeri olmadığı ve bu nedenle de bu konuda bir karar verilmesine gerek olmadığı sonucuna varılmıştır. 1163 SY'nın 81/2. maddesi hükmü uyarınca ortaklıktan istifa eden ve ortağa tahsis ve tescil edilen konutun geri alınamayacağı yönünde açık yasal düzenleme mevcuttur. Şöyleki; bu maddede; ana sözleşmede gösterilen işlerin tamamlanması ve ferdi mülkiyete geçilip konutların ortaklar adına tescil edilmesi ile amaca ulaşılmış sayılacağı ve dağılacağı, ...amaca ulaşarak dağılma sürecine girmiş olan kooperatiflerde çıkan veya çıkarılan ortağın konutunun çıkma veya çıkarılma ile geri alınamayacağı, ancak bu eski ortaklardan daha sonra tasfiye nedeniyle oluşan masrafların talep edilebileceği açıklanmaktadır. Bu durumda davacının asıl dava dosyasında ıslah talebi usulen yerinde görülmemekle birlikte tapu iptali ve tescili davasının da esas yönden reddi gerekmiştir. Diğer yönden birleşen dava dosyasında, davacı üyenin KK'nun 62/1.maddesi hükmü gereğince ve 6102 sayılı TTK'nun 555. maddesi gereğince talep ettiği dolaylı zararının tahsili isteğinde kooperatifi davalı gösteremeyeceği gibi davalı kooperatif yöneticileri aleyhine açtığı davada ise dolaylı zararını kooperatif adına talep etmesi gerekeceğinden bu davasının da dinlenebilir olmadığı..." gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Asıl davada davacı kooperatif vekili istinaf dilekçesinde: İlk derece mahkemesi kararının hem ıslah hükümlerinin, hem de Kooperatifler Kanununun 81. maddesi hükümlerinin değerlendirilmesi yönünden hukuka aykırı olduğu, HMK 176 ve devamı maddeleri hükümlerinde belirtildiği gibi, ıslah taraflardan birinin bir defaya mahsus olmak üzere usuli işlemlerde kısmen veya tamamen yapabileceği ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir kanun yolu olduğu, HMK hükümlerinde, davanın taraflarının değiştirilemeyeceği, ilk itirazların ıslah ile ileri sürülemeyeceği, ikinci kez tanık listesi verilemeyeceği, sulh/kabul/feragat gibi maddi hukuka ilişkin hususlar ile, ikrar, tanık ifadeleri, yemin ve bilirkişi raporları gibi hususlarda ıslah yapılamayacağı hususlarının belirtildiği, davacının dava sebeplerini ve neticei talebini tamamen veya kısmen ıslah edebileceği, dosya içeriğinde hem tapu iptali ve tescil, hem de davalının yükümlü olduğu akçalı borçlar ile ilgili olarak inceleme yapıldığı, bu nedenlerle mahkemenin sadece tapu iptal ve tescil talebi yönünden araştırma ve inceleme yapıldığı, ıslah talebinin terditli olmasının davalının muvafakatına bağlı olduğu şeklindeki bir gerekçesi ile ıslah taleplerini reddetmesinin hukuka aykırı olduğu, Kooperatifler Kanunu 81. maddede, "Amacına ulaşılarak dağılma sürecine girmiş kooperatiflerde, çıkan veya çıkarılan ortağın konutu veya işyeri geri alınamaz, ancak bu eski ortaklar daha sonra oluşabilecek tasfiye masraflarına katılırlar." düzenlemesinin bulunduğu, müvekkili kooperatifin ana sözleşmede belirtilen işlerini tamamlamadığı, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... isimli ortaklarına tapu devir ve tescilini yapmadığı, vergi ilişiksizliği, SGK ilişiksizliği ve Yapı Denetim ödemeleri de yapılamadığı için kooperatifin henüz iskân ruhsatını dahi alamadığı, bu nedenlerle müvekkili kooperatifin amacına ulaşmış bir kooperatif gibi değerlendirilmesinin Kooperatifler Kanunu 81. madde hükmüne aykırı olduğu nedenleriyle ilk derece mahkemesi kararının asıl davanın reddine dair kararının kaldırılmasına ve talepleri gibi karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davacı ... vekili katılma yolu ile sunduğu istinaf dilekçesinde: Davacı taraf istinaf dilekçesinde yerel mahkemenin Kooperatifler Kanunu 81. madde hükümlerinin değerlendirilmesinde hukuka aykırı davrandığını beyan ettiği, konutların ortaklara teslim edilmediği, tasfiye işlemlerine başlanmadığı, kooperatif borçlarının ödenmediği, bu sebeple ilgili kanun hükümlerinin uygulanamayacağını belirttiği, görüleceği üzere davacı tarafın karşı davalarının konusunu oluşturan hususlardan bahsettiği, davacı kooperatifin hem kooperatifte yolsuzluk yapıldığını bildiklerini ihtarname yolu ile ilan ettiği, hem söz konusu yolsuzlukların peşine düşmediği, hem de tüm bunlar sebebi ile oluşan birikmiş borçlar, vergi ilişiksizliği - SGK ilişiksizliği, üyelere tapu devrinin yapılmaması gibi hususlar sebebi ile müvekkil lehine ilgili hükümlerin uygulanamayacağını beyan edebildiği, davalılar hakkında müvekkili ve birkaç üye tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde başlatılan soruşturma neticesinde iddianame hazırlandığı, davalıların Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/128 E. sayılı dosyasında sanık olarak yargılanmaya başlandığını ve yargılamanın devam ettiği, bir çok taleplerine rağmen bu davanın bekletici mesele yapılmadığı, ilk derece mahkemesinin gerekçesinin dayanağı olan TTK 555. maddeye göre mahkemenin şirketin zararını tespit ettiği takdirde talep eden, tazminatı kendi adına istese dahi tazminatın şirkete verilmesi yönünde karar vermesi gerektiği, bilirkişi raporlarında kooperatifte meydana gelmiş/gelmiş olabilecek zarara ilişkin hiçbir inceleme yapılmadığı, davalarına konu harcamaların gerçek harcamalar olup olmadığı, bunu sonucuna göre makul kabul edilip edilmeyeceği hususlarının objektif bir biçimde ortaya konamadığını, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan ve yönetimde bulunan davalıların kooperatife ve üyelere ait paraları zimmetlerine geçirdiklerine ilişkin bilirkişi raporunu sunmalarına rağmen bu raporun ne bilirkişilerce, ne de mahkemece dikkate alınmadığını, yönetim kurulu üyelerince zimmete geçirilen tutarlar sebebiyle hem üyelerin hem de kooperatifin zarara uğradığının açık olduğun nedenleriyle ilk derece mahkemesinin birleşen davanın reddi yönündeki kararının kaldırılmasına ve davalarının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Asıl ve birleşen davada davacılar tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 27.05.2025 tarih ve 2020/1878 E., 2025/513 K. sayılı kararı ile, "...I-Birleşen davada davacı ... vekilinin katılma yolu ile istinaf başvurusu yönünden; ...Dosya kapsamından; asıl davada davacı tarafça asıl davanın reddine ilişkin hüküm yönünden 27.08.2020 tarihinde istinaf yoluna başvurulduğu, gerekçeli kararın asıl davada davalı-birleşen davada davalı ... vekiline 12.07.2020 tarihinde tebliğ edildiği, birleşen davada davacı ... tarafından birleşen davanın reddine dair hüküm yönünden süresinde istinaf yoluna başvurulmadığı, asıl davada davacı kooperatif vekilinin asıl davada verilen hüküm ile ilgili istinaf dilekçesinin asıl davada davalı sıfatıyla ...'a 02.09.2020 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine, adı geçen tarafından birleşen davanın reddine dair hüküm yönünden 13.09.2020 tarihinde katılma yolu ile istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır. HMK'nın 348. maddesinde düzenlenen "katılma yoluyla başvurma", 345. maddede öngörülen sürede istinaf hakkını hiç kullanmamış olan tarafın, karşı tarafın istinafı üzerine, istinafa cevap süresi içinde hükme karşı istinaf yoluna başvurabilme hakkını tanıyan bir hükümdür. Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere katılma yolu istinaf, aynı davanın taraflarına tanınmış bir hak olup, birleşen davada davacı vekilinin, asıl davada davacı vekilinin istinafına katılması mümkün değildir. Bu nedenlerle, birleşen davada davacı vekilinin katılma yolu ile istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. II-Asıl davada davacı kooperatif vekilinin istinaf itirazları yönünden; ...Somut olayda; davacı kooperatifçe tüm ortaklarına konutları teslim edilmemesine, ortaklarına, kamu kurumlarına ve diğer alacaklılarına borçlarının bulunmasına, hakkında açılmış davalar ve icra takipleri bulunmasına rağmen, kooperatifin haklarında ceza yargılamaları devam eden önceki yönetimi tarafından 18.06.2013 tarihli genel kurulunda tasfiyeye girme kararı alınmıştır. Kooperatifler Kanununun 81/2. maddesi uyarınca, "taşınmazın geri istenememesi" için iki şartın bir arada bulunması gerekir. Bu şartlardan birincisi kooperatifin amacına ulaşması, diğeri ise tasfiyeye girmesidir. Davacı kooperatif açısından iki şart da gerçekleşmediğinden Kooperatifler Kanununun 81/2. fıkrasının somut olayda uygulanma yeri bulunmamaktadır. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 13.11.2024 tarih ve 972 E., 4029 K., 23.10.2024 tarih ve 258 E., 3646 K., 10.10.2024 tarih ve 1403 E. 3337 K., 16.09.2024 tarih ve 547 E., 2696 K., 16.09.2024 tarih ve 548 E., 2691 K. sayılı kararları aynı yöndedir.) Bu durumda İlk derece Mahkemesince, Kooperatifler Kanununun 81/2. maddesindeki istisnaların söz konusu olmadığı, kooperatiften istifa eden davalının ortaklığı sebebiyle kendisi adına ferdileştirilen taşınmazın tapusunu kooperatife iade etmesi gerektiği belirtilerek asıl davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı kooperatif adına tesciline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Buna göre Dairemizce, asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, HMK'nın 356/(2). maddesi uyarınca, İlk derece Mahkemesi kararını kaldırarak davanın kabulüne dair yeniden hüküm kurulması gerekmiştir. 2-Dairemiz kararının niteliğine göre asıl davada davacı vekilinin ıslah yolu ile ileri sürdüğü terditli davaya yönelik hüküm yönünden istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına..." karar verilmiştir. Dairemiz kararının asıl ve birleşen davada davacılar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 24.02.2026 tarih ve 2025/2494 E., 2026/670 K. sayılı kararı ile, "...Somut uyuşmazlıkta davacı konut yapı kooperatifine normal üye olan davalı, kendisine tahsis edilen A blok, 6 no.lu bağımsız bölümü 04.11.2011 tarihinde ferdileştirme sonucu adına tescil ettirdikten sonra; 15.05.2014 tarihinde kooperatiften istifa etmiş ve yönetim kurulunca 28.10.2016 tarihinde istifası kabul edilmiştir. Tapu belgelerine göre taşınmazların edinme nedeni kooperatif üyeliğinden kaynaklanan tahsise dayanmaktadır. Diğer yandan kooperatif üyesi kendisine konut tahsisi yapıldıktan sonra kooperatifle ilgili devam eden inşaat finansman giderleri, genel giderler, alt yapı giderleri ve ortak giderler gibi yükümlülükleri yerine getirmemek amacıyla istifa ederse kooperatif üyesi adına tescil edilen konut geri alınabilir. Kooperatif üyesi istifa etse bile kooperatif tarafından sunulan hizmetten yararlanıyor ise genel giderlere katılma sorumluluğu devam eder. Davacı kooperatif, davalı üyenin istifası nedeniyle tahsis edilen konutu geri istemektedir. Davacının istifa tarihinden önce 09.06.2013 tarihinde yapılan genel kurulun 6. Maddesinde oy birliğiyle kooperatifin tasfiyesi kararı alındığı, aynı genel kurulun 8. Maddesinde ise ortakların verdiği ferdi mülkiyet tapuları ile ilgili tapu tahsis işlemlerinin başlatılıp sonuçlandırılması için yönetim kuruluna oy birliği ile yetki verildiği, dolayısıyla kooperatifin devam eden bir inşaatının bulunmadığı tüm ortaklarına konut tahsisi ve ferdi mülkiyete geçiş kararı almak ve yönetim kurulunu bu hususta yetkilendirmek sureti ile amacına ulaşmış sayılacağı anlaşılmaktadır. Ancak davacı kooperatifçe bu şekilde tasfiye kararı alınmış olmasına karşılık bir kısım hukuki ihtilaflar nedeni ile tüm ortaklar yönünden ferdi mülkiyet ve tapu tescil işlemlerinin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda kat irtifak tapularının bir kısım üyelere verilememesi davacı kooperatifin inşaata devam ettiği, amacına ulaşmadığı ve tasfiye girmediği anlamına gelmemektedir. Bu şekilde ferdi mülkiyete geçiş, üyelere konut tahsisi sureti ile fiilen tasfiye aşamasına giren kooperatiflerde ancak ortaya çıkacak genel giderlere katılma yükümlülüğü istifaya rağmen kooperatif hizmetlerinden yararlanan üye yönünden devam edecek olup bu durum Kooperatifler Kanunu 81/2. maddesi gereğince üyeden tahsis edilen konutun geri alınması sonucunu doğurmayacaktır. Zira davalının istifası kooperatife ait yükümlülüklerden kaçınma ve kendisine tahsis edilen konutu geri verme amacı taşımamaktadır. Yukarıda açıklanan tüm gerekçeler göz önünde bulundurularak asıl davadaki tapu iptal ve tescil istemine yönelik davanın reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmek gerekirken İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden..." Dairemizin kararının bozulmasına karar verilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Asıl ve birleşen dava, tapu iptali ve tescil taleplidir. Asıl dava, kooperatif üyeliğinden istifa nedeniyle ortaklığa bağlı olarak tapu kaydı devredilen taşınmazın tapu kaydının iptali ile kooperatif adına tescili mümkün olmaması halinde 33.250 TL asıl alacak ve 6450 TL işlemiş faiz olmak üzere alacağın gecikme faizi ile birlikte tahsili, birleşen dava haksız ödendiği iddia edilen aidatların iadesi istemine ilişkindir. Dairemizce Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 24.02.2026 tarih, 2025/2494 Esas, 2026/670 karar sayılı usul ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmuştur. Bu kapsamda yapılan incelemede, davacı kooperatif davalı üyenin istifası nedeniyle tahsis edilen konutu geri istemiştir. Davacının istifa tarihinden önce 09.06.2013 tarihinde yapılan genel kurulun 6. maddesinde oybirliğiyle kooperatifin tasfiyesi kararı alındığı, aynı genel kurlun 8. maddesinde ise ortakların verdiği ferdi mülkiyet tapuları ile ilgili tapu tahsis işlemlerinin başlatılıp sonuçlandırılması için yönetim kuruluna oybirliği ile yetki verildiği, kooperatifin devam eden bir inşaatının bulunmadığı tüm ortaklarına konut tahsisi ve ferdi mülkiyete geçiş kararı almak ve yönetim kurulunu bu hususta yetilendirmek sureti ile amacına ulaşmış olduğu anlaşılmıştır. Davalının istifası kooperatife ait yükümlülüklerden kaçınma ve kendisine tahsis edilen konutu geri verme amacı taşımamaktadır. Açıklanan nedenlerle aşağıdaki şekilde davanın reddine dair yeniden hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-) Asıl davanın reddine, Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 853,88 TL'nin mahsubu ile kalan 121,88 TL'nin davacıya iadesine, Davalı tarafından yapılan 62,30 TL posta masrafı ve 148,60 TL istinaf yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 210,90 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 39.700 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 2-) Birleşen davanın reddine, Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 31,40 TL'nin mahsubu ile kalan 700,60 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davalılar tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, Davalılardan Kooperatif, ..., ..., ... davada kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden AAÜT gereğince hesaplanan 1.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalılara verilmesine, 3-) HMK 333/1. madde gereğince harcanmayan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 4-) Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin Dairemizce yerine getirilmesine, duruşmalı yapılan inceleme sonucunda, asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili Av. ..., asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili Av. ... ile birleşen davada davalılar vekili Av. ...'in yüzüne karşı, HMK m. 361 gereğince tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilecek bir dilekçe ile Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi. 23.06.2026
Başkan Üye Üye Katip