Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/604 E. 2026/1969 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/604
Karar No
2026/1969
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

9.HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

ESAS NO:2026/604

KARAR NO:2026/1969

İNCELENEN DOSYANIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

KARAR TARİHİ:18/12/2025

NUMARASI:2025/564 Esas - 2025/866 Karar

DAVA:Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle)

KARAR TARİHİ:24/09/2026

Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 12.05.2019 tarihinde, dava dışı ... adına tescilli bulunan ... plaka sayılı aracın karıştığı kazada, araç içerisinde yolcu konumunda bulunan müvekkilinin çocukları ... ve ...'ın vefat ettiğini, kaza sırasında yolcu konusunda bulunan küçüklerin kazaya etken herhangi bir kusurlarının söz konusu olmadığını, kaza yapan ... plakalı aracın davalı ... nezdinde ... poliçesi kapsamında sigortalı olduğunu belirterek, müvekkili için ileride arttırılmak ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000 TL destekten yoksunluk maddi tazminatının sigorta şirketi açısından temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 01/03/2022 tarihli bedel artırım dilekçesi ile talebini 507.066,04 TL'ye yükseltmiş, 01/10/2025 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 720.000,00 TL'ye yükseltmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kazaya karışan ve müvekkili şirket nezdinde sigortalı olan ... plakalı aracın sürücüsünün anahtar verilen çocuk ... olup, talep edilen istemin teminat dışı olduğunu, uyuşmazlık konusu kazaya karışan ve müvekkili şirket nezdinde sigortalı olan ... plakalı aracın sürücüsünün tespit edilemediğini, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları'nın "Teminat Dışında Kalan Haller" başlıklı A.6. Maddesinde"d) Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri," Genel Şartlarda açıkça belirtildiği üzere destek olan kişinin kusuruna denk gelen tazminat talepleri teminat dışı olduğundan davacıların öncelikle müteveffanın araçta sürücü konumunda olmadığını ispat etmesi gerektiğini, ispat edilememesi halinde davanın reddi gerektiğini, davanın araç maliki ...'a ihbarı gerektiğini, müteveffaların kaza sırasında emniyet kemeri takmadığından müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, "720.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının 25/09/2019 temerrüd tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan alınıp davacıya verilmesine" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava konusu kazanın traktörün suya kaçması neticesinde meydana gelmiş olduğunu, traktörün yanında kalan çocukların müteveffa ..., müteveffa ... ve müteveffa ... olduğunu, kusura ilişkin değerlendirmede kimliği belirsiz sürücü olarak belirtilen sürücünün tespit edilmemesi ve %100 kusura istinaden sorumluluğun müvekkili sigorta şirketine atfedilmesinin kabul edilemez nitelikte olduğunu, dava konusu olayın, karayolu dışında meydana gelmiş olup, kazanın meydana geldiği yerin karayolu olarak değerlendirilmesinin kabul edilemeyeceğini, dava konusu kaza meydana geldiği sırada aracın işletilme halinde olmadığını, işletilme halinde olmayan aracın sebep olduğu hasarların poliçe teminatı kapsamında olmadığını, kusurun müteveffa çocuklarda olup, bu kusurun kendilerine yansıtılamayacağını, ayrıca baba ...'ın da çocuklarının eylemlerinden sorumlu olduğunu, mahkeme nezdinde alınan bilirkişi raporunda davacı annenin bakiye ömrü kaza tarihine göre değil, müteveffanın 18 yaşına gelip destek olmaya başlayacağı tarihte olacağı yaşa göre belirlendiğini ve bakiye ömrün fazla hesaplandığını, müteveffa ... ve müteveffa ...'ın velayetinin baba ...'a verildiğini, bu nedenle, çocuklar eğer yaşasalardı anneleri ...'e destek olacakları durum ile babaları ...'a destek olacakları açık ve net olduğunu, ancak mahkeme nezdinde alınan bilirkişi raporunda, baba ... için destek payı ayrılmadığını, müteveffa ...'ın askerlik süresi olan 6 ayın tazminat hesabından düşülmediğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Dava, ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır.Mahkemece davanın reddine dair verilen ilk hükmün davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 10/07/2025 tarih, 2022/2020 Esas, 2025/1190 Karar sayılı kararı ile; "...2918 sayılı KTK’nun 2.maddesine göre "Bu Kanun, karayollarında uygulanır. Ancak aksine bir hüküm yoksa; (a) bendine göre, “Karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, park yeri, garaj, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında, karayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerler” kanun kapsamındadır.Yargıtay emsal içtihatların da kabul edildiği üzere Karayolları Trafik Kanunu’nun uygulanması için kazanın mutlaka karayolunda meydana gelmesi gerekmeyip karayolu ile bağlantısı olan, karayolu sayılan bir alanda meydana gelmesi halinde de karayolunda meydana gelmiş gibi kabul edilmektedir. Kaza tarlanın içerisinde meydana gelmiş olsa dahi karayolu ile bağlantısının olması halinde, 2918 sayılı KTK'nın 2. maddesi gereğince karayolu bağlantısı olduğundan kazanın meydana geldiği yer karayolu sayılan yerlerdendir. (Yargıtay 17. H.D'nin 17/12/2015 tarih 2014/5898 E. 2015/14368 K) Somut uyuşmazlıkta; olay yeri tutanağının Jandarma tarafından düzenlendiği, talimat yolu ile olayın meydana geldiği yerin bilirkişi incelemesi ile tespit ettirildiği, bilirkişi raporuna göre, "... Kazanın meydana geldiği noktada kamuya açık şekilde kullanılan herhangi bir “Karayolunun bulunmadığı”; Ancak Göksun-Çardak Yolundan Kaza noktasına kadar, 850 metresi kamuya ait olan, 350 metresi özel mülk alanı içerisinde bulunan, yer yer 6 metre yer yer 3 metre genişliğinde, toprak zeminli, bir aracın rahat bir şekilde gelebileceği yolun bulunduğu belirtildiğinden kaza yerinin Karayolu bağlantısı olduğu anlaşılmakla, Mahkemece "...Davaya konu edilen olayın meydana geldiği yerin özel mülk/tarla alan olduğu ve karayolu olarak KTK da sayılan yerlerden olmadığı, karayolu ile bağlantısı olan yer de olmadığından davalı sigortacının sorumluluğunu gerektiren trafik kazası bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine..." karar verilmesi doğru olmamıştır..." gerekçesiyle İlk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Dosya kapsamından, 12/05/2019 günü, davalı sigorta şirketine ... poliçesi ile sigortalı olup, dava dışı sürücü ...'ın sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı traktörün park halinde bırakıldıktan sonra, kimliği belirsiz sürücü tarafından hareket ettirilerek ... barajı sularına kaçırması sonucunda, traktörde bulunan çocuklar ... ve ...'ın vefat ettikleri, davacının, çocuklarının vefatı nedeniyle destekten yoksun kalma zararının tahsili için eldeki davayı açtığı anlaşılmıştır.Davalı vekilinin, kazanın kara yolunda olmadığına ve bu nedenle sorumlulukları bulunmadığına dair istinafı Dairemizin 10/07/2025 tarih, 2022/2020 Esas, 2025/1190 Karar sayılı kararıında değerlendirilmiş olduğundan yeniden inceleme konusu yapılmamıştır.Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2016/4271 E. ve 2019/548 K. sayılı kararında aracın işletilmesi halindeki kriterler açıklanmıştır. Buna göre " 2918 sayılı KTK'nın 85/1. maddesinde bir aracın işletilmesinden doğan sorumluluk, 85/3. maddesinde ise işletilme halinde olmayan motorlu aracın sebep olduğu trafik kazasından doğan sorumluluk düzenlenmiştir. 2918 sayılı Yasa’nın 85/1. maddesinde düzenlenen sorumluluğun bir tehlike sorumluluğu olduğu doktrinde ve uygulamada duruksamaya meydan vermeyecek şekilde kabul edilmektedir. Anılan Yasa’nın 85/3. maddesinde düzenlenen sorumluluğun ise bir tehlike sorumluluğu olmayıp, madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere bir kusur sorumluluğu olduğu ihtilafsızdır. Şu halde somut olayda ilk halli gereken husus dava dışı işletenin sorumluluğunun bir tehlike sorumluluğu mu, yoksa kusur sorumluğu mu olduğu hususudur. Bu noktada üzerinde durulması gereken en önemli husus ise aracın işletilme halinde olmasından neyin anlaşılması gerektiğidir. Bu hususta bir kısım yazarlar aracın işletilme halinde olmasından anlaşılması gerekenin (ki bu görüş mekanik görüş olarak adlandırılmaktadır) tehlikenin motorlu aracın mekanik aksamının çalışması, özellikle motor ve ışık düzeninin çalışması veya bunlar çalışmasa dahi aracın kendiliğinden de olsa (örneğin park halinde bulunan bir aracın freninin veya vitesinin boşalarak kendiliğinden hareket etmesi gibi) hareket halinde olmasını ararken, karşı görüşte olanlar ise aracın trafiğe çıkarılmasının ve karayolunda bulunmasının işletilme halinde olduğunun kabulü için yeterli bulunduğunu ve dava konusu olayda olduğu gibi karayolu sayılan yerlerde park halinde bulunan bir aracın işleteninin sorumluluğunun da tehlike sorumluluğu olduğunu kabul etmektedirler. (Bu konudaki tartışmalar için Bkz. Tekinay/ Akman/ Burcuoğlu-Altop, Borçlar Hukuku, İst. 1985,s.710 vd, ayrıca Bkz. Çetin Aşçıoğlu, Trafik Kazalarında Hukuki Sorumluluk ve Tazminat davaları, Ank, 1989,S.37 vd). Yasa’nın 85/3. maddesinin açık hükmü karşısında mekanik sistemin benimsenmesi gerek ise de, bunun her somut olayın ve özellikle sürücüsünün amacı nazara alınarak değerlendirilmesi gerekeceği de açıktır. Örneğin kırmızı ışıkta beklemek durumunda olan bir araç sürücüsünün aracı stop etmesi veya sürücünün yol kenarındaki bir yerden adres sormak, herhangi bir şey almak için aracı kısa süreli hareketsiz bırakması, yani aracı terk maksadı taşımaması durumunda işletenin sorumluluğunun tehlike sorumluluğu olmadığını kabul etmek de yasa koyucunun amaçları ile bağdaşmayacaktır." ... ceza mahkemesinde kesinleşen maddi olguya göre dava dışı sigortalı araç sürücüsü ...'un sevk ve idaresindeki traktörü çalıştırması ile traktöre takılı kepçede bulunan davacının kepçeden aşağıya düşmesi sonucu yaralandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının yaralanması, traktörün çalıştırılmasıyla yani işletilme halindeyken gerçekleştiğinden davalının sorumluluğunun tehlike sorumluluğu olarak gerçekleştiğinin kabulü gerekirken İlk Derece Mahkemesince kazanın "işletilme halinde olan aracın sebebiyet verdiği bir zarar olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, kaldı ki sigortalı aracın (traktörün) işletilme halleri arasında kepçesine çıkarak ağaç budama gibi bir özellikten bahsedilmesinin mümkün olmadığı yapılan işlemin traktörün imal ve kullanım amacına teknik özelliklerine uygun olmadığı" gerekçesiyle verilen karar eksik incelemeye dayalı olmuştur. ... İlk Derece Mahkemesince yapılması gereken gerektiğinde mahallinde keşif de yapılarak ve krokili rapor alınarak kazanın meydana geldiği yerin, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 2. ve 3. maddesinde sayılan yerlerden olup olmadığının ve karayoluyla bağlantı yolu olup olmadığının kesin bir şekilde belirlenmesi ve sonucuna göre eksikler giderilerek karar verilmesi olmalıdır. " gerekçesiyle kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.Somut olayda; davalıya sigortalı ... plakalı aracın, dava dışı sürücü ... tarafından park halinde bırakıldıktan sonra bir şekilde hareket edip ... barajına düştüğü, araç sudan çıkarıldığında, dörtlü ikaz lambaları yanık, el freni inmiş ve vitesin boşta olduğunun tespit edildiği, bu şekilde yukarıdaki Yargıtay ilamında belirtildiği üzere, mekanik görüşe göre aracın hareket halinde olduğu anlaşılmakla, Mahkemece traktörün işletilme halinde olduğunun kabul edilmesinde bir isabetsizlik yoktur.Davalı vekilinin kusura ilişkin istinaf itirazının incelenmesinde, aksi ispat edilememiş olup, davacının destekleri olan müteveffa çocuklar ... ve ...'ın, tek taraflı kaza yapan sigortalı araçta yolcu konumunda bulundukları dosya kapsamından anlaşılmakla kusurun tespiti yolcu olan müteveffalar için sonuca etkili olmadığından istinaf talebi yerinde değildir.Müterafik kusur yönünden yapılan değerlendirmede ise; davalı sigorta şirketinin ... plakalı araç için yapılan poliçe limitinde ölüm ve sakatlık halinde kişi başı limit 360.000,00 TL, kaza başına poliçe limiti ise 1.800.000,00 TL olup, müterafik kusur indirimi yapılması halinde dahi zararın poliçe limitinin üzerinde kalacağı ve bunun da sonuca etkisi olmayacağı anlaşılmakla, bu istinaf yerinde görülmemiştir.İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan aktüerya bilirkişi raporunun davacının kaza tarihindeki yaşı, geliri esas alınarak TRH 2010 yaşam tablosuna göre düzenlenerek prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplandığı, müteveffa ...'ın 6 aylık askerlik süresinin de destek süresinden düşüldüğü anlaşıldığına göre usul, yasa, Yargıtay içtihatları ile belirlenmiş hesaplama yöntemine göre tazminat hesabı içeren aktüerya raporunun hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, müteveffa çocukların babası ...'ın aracın işleteni olup, çocuklarının vefatından işleten sıfatıyla sorumlu olduğu, esasen Aktüerya raporunda lehine pay ayrılmaması gerektiği halde pay ayrıldığı anlaşılmış ise de, ...'ın lehine pay ayrılmasının davalı sigorta şirketinin lehine olduğu ve rapora bu yönden davacı tarafın itirazı bulunmadığından, bu yönden rapor eleştirmekle yetinilmiştir.Bu nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

KARAR:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:

1-Davalı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Harçlar Yasası'na göre alınması gereken 49.183,20 TL harçtan peşin alınan 12.295,80 TL harcın mahsubu ile bakiye 36.887,40 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,

3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,

4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına,

5-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine hitaben verilecek temyiz dilekçesi ile temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.24/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/604, K. 2026/1969, T. 18.12.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-604-e-2026-1969-k-827b6c96b625