Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1979 E. 2026/1885 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1979
- Karar No
- 2026/1885
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/1979 KARAR NO: 2026/1885 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 24/06/2026 NUMARASI: 2024/768 Esas, 2026/580 Karar Birleşen ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/820 Esas Sayılı Dosyası DAVANIN KONUSU: Haksız Rekabetin Tespiti ve Önlenmesi Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne ve davacıların ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen hükme karşı, asıl davada davacı...vekili, birleşen davada davacı ... Odası vekili ve her iki davada davalı...AŞ vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası, davacıların başvuru sırasında öncelikli inceleme talebinde bulunmaları ve kararda aynı zamanda tedbir talebinin reddine ilişkin hüküm bulunması nedeniyle dosya öncelikle ele alıp incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Asıl davada davacı...vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin ... ... ve ... ... uygulaması ile yasa dışı taşımacılık yaparak, taksici esnafı ile haksız rekabete giriştiğini, uygulamanın taksici olmayan kişilerce ticari amaçla kullanıldığını ve uygulama üzerinden sürücü ile yolcu eşleşmesi yapılarak ücret karşılığında taşıma yapıldığını, uygulamada ayrıca izin ve ruhsatı bulunmayan elektrikli motosikletlerin de kullanıldığını, araçların izin ve ruhsatının bulunmadığının 22.04.2022 tarihli ...'nin cevabi yazısından anlaşıldığını, ... tarafından kullanılmasına izin verilmeyen motosikletlerin ... uygulaması üzerinden yolculuk hizmetinde kullanıldığını, uygulama üzerinden yolculuğunu, anlık talep üzerine ve yolcunun belirlediği güzergahta ücret karşılığı yapıldığından esasında taksicilik hizmeti sunulduğunu, ... ilindeki ...... faaliyetinin Bakanlar Kurulunun ...... sayılı kararı ile münhasıran taksi ruhsatı sahiplerine ait olduğunu, davalının organize ettiği taşımanın güzergahı seçildiğinde ekranda ücretin görüldüğünü, belirlenin ücretin de taksi hizmetine göre daha az olması nedeniyle taksici esnafı ile haksız rekabete girişildiğini, taşımanın hatır taşıması niteliğinde olmadığını, Elektronik Ticaretin Düzenlenmesine İlişkin Kanun'un 1. maddesine göre de elektronik ticarette haksız ticari uygulamalardan kaçınılması gerektiğini, davalının teknolojik gelişmeleri kullanarak haksız rekabet oluşturabilecek eylemler yaptığını, 2918 sayılı Kanun'un ek 2/3 maddesi gereğince araçların tescil amacı dışında kullanılamayacağını, ayrıca izinsiz yolcu taşınması hâlinde ceza verileceğini, 5216 sayılı ... Belediyesi Kanun'un 7/ı-p maddesinde, ... belediyelerinin toplu taşıma işlemlerini denetleme ve taksiler ile diğer araçlara ruhsat verme ile görevlendirildiğini, bu kapsamda ruhsat alınmadan taksicilik yapılarak yolcu taşınmasının yasak olduğunu, belediyenin ilgili birimince taksilerde güvenlik amacıyla bir çok önlem alınmasına rağmen korsan şekilde işletilen taksilerde bu güvenlik önlemleri alınmadığından kamu güvenliğinin tehlikeye girdiğini, davalının uygulaması üzerinden korsan taksicilik yapıldığına ilişkin ilanlar yapıldığını, davalının sicil kaydında ... araçların alım satımı ve kiralanması, ulaşım konusunda bilgisayar yazılımları üretilmesinin iş konusu olarak seçilmesine rağmen fiili olarak ücretli taşımacılık yapıldığını, uygulamanın tanıtımda ise ücret alınmadığının belirtilerek haksız rekabet yapıldığını, benzer şekilde taşıma yapan ... şirketinin haksız rekabet yaptığının tespitine karar verildiğini, uygulamanın, uygulama marketlerinden kolaylıkla indirilebildiğini, araç sahiplerinin taşıma ruhsatı olmadan sisteme girebildiklerini, daha önce benzer şekilde taşıma yapan ... şirketi yetkililerinin haksız rekabet oluşturan eylemleri nedeniyle İstanbul Anadolu 63. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/1744 E.,2022/985 K. sayılı ilamı ile cezalandırıldıklarını ileri sürerek; davalılar tarafından https://www..../ internet sitesi/mobil internet sitesi ve ... isimli mobil uygulama üzerinden ... ... ve ... ... hizmetinin sunulmasının haksız rekabet oluşturduğunun tespiti ile önlenmesine, ... ... ve ... ... isimli hizmetin internet ve mobil uygulama dâhil her türlü mecra üzerinden sunulmasının engellenmesine, haksız rekabetin menine, kararın kesinleşmesine kadar geçerli olmak üzere, haksız rekabetin durdurulması için https://www..../ internet sitesi/mobil internet sitesi ve ... isimli mobil uygulama üzerinden sunulmakta olan ... ... ve ... ... hizmetine erişimin engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davacı ... ...Odası vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ...'da faaliyet gösteren ve taksi çalışma ruhsatı ile taşımacılık yapan üyelerinin ekonomik menfaatlerini koruma amacıyla çalışmalar yaptığını, müvekkilinin bu kapsamda taksicilik mesleğini icra eden kişilerin haklarını koruyabilmek amacıyla taşımacılık alanındaki gelişmeleri takip edip, taksi taşımacılığı için öngörülmüş yasal çerçevenin sınırlarında kalmak kaydıyla anılan taşımacılık hizmetini mümkün olan en iyi biçimde sunma gayretini gösterdiğini, davalının https://.../.../ adresi üzerinden ve ... isimli mobil uygulama ile hukuka aykırı şekilde taşımacılık hizmeti verdiğini ve hukuka aykırı hizmetinin tanıtımı ile organizasyonunu yaptığını, bu nedenle hukuka aykırı ve taksici esnafı yönünden haksız rekabet oluşturan fiillerin önlenmesi gerektiğini, davalının kurup işlettiği sistemin hukuka aykırı olduğunu, davalı tarafından sunulan taşımacılık hizmetinin yolculukların anlık talebi üzerine ve yolcunun belirlediği güzergahta bir ücret karşılığı yapılması nedeniyle ticari nitelikte bir taksicilik hizmeti olduğunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 12. maddesine göre taksicilik ve taşıma faaliyetinin, belediye sınırları içinde ticari amaçla çalıştırılacak yolcu ve yük taşıtlarının ile motorsuz taşıtların çalışma şekil ve şartlarının, çalışabileceği yerler ile güzergahlarının ve sayılarının il ve ilçe trafik komisyonlarının görevine bırakıldığını, yasada toplu taşımacılık yapma ve düzenleme yetkisinin Belediyelere verildiğini, toplu taşıma hizmetinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle belediyenin temel görevlerinden olduğunu, bu nedenle faaliyette bulundukları il merkezlerinde bulunan ... Genel Kurulu ve taksi Yönetmeliklerine tabi olması gerektiğini, nitekim ... idari il sınırları içerisinde taksicilik hizmetine ilişkin ... ... Belediyesi Ticari Taksiler Ve Taksi Durakları Çalışma Usul Ve Esasları Hakkında Yönetmelik'in yürürlükte olduğunu, bu Yönetmeliğe göre, bir durağa kayıtlı bir taksinin başka bir durağın sınırları içerisine giren müşteriyi almasının yasaklandığını; davalının ise kamuoyunun yakından takip ettiği hukuka aykırı fiillerini Türkiye’de taşıma hizmeti vermediğini, bir ... platformu olduklarını, ... tarafından sunulan taşımacılık hizmetiyle bir bağlantılarının bulunmadığını, yalnızca bu taşımacılık hizmetinin sağlanması için bir yer sağladıklarını iddia ettiğini, ... ... kullanıcılarının hatır taşımacılığı yaptıklarını iddia ettiklerini, ancak bu iddianın hukuken geçersiz olduğunu, hukuka aykırı uygulamanın zeminini davalının hazırladığını, hatır taşımacılığının bir tüzel kişinin yahut gerçek kişinin, tanıdığı veya tanımadığı birini, kendisine veya bir başkasına maddi menfaat sağlama maksadı gütmeksizin bir yerden başka bir yere taşıması veya hatır için aracı bir başkasına kullandırma olarak tanımlanabileceğini, bu tanımın kanuni olmadığını, bir kişinin sisteme kayıt olduğunda gideceği yeri uygulama üzerinden seçtiğini, ... ... algoritmasının sisteme kayıtlı hususi araçları taşımacılık için vatandaşa yönlendirdiğini, yolculuk başlamadan ödemenin peşin olarak yapıldığını, bu sistemin hatır taşımacılığıyla ilgisi bulunmadığını, ... Trafik Şube Müdürlüğünün tespit ettiği bu araçları trafikten men ederek idari para cezası uyguladığını, faaliyetin esasında bir korsan taşımacılık olduğunu, milyonlarca lira yatırımla yıllardır çalışılan taksi mesleğinde, belli rakamlar ödeyerek mevzuata uygun taşımacılık yapabilmek adına ticari taksi plakası alan kişiler ile uygulamayı kullanarak hususi araçlarıyla ticari taşımacılık yaptıran şirketin karşı karşıya olduğunu, bu durumun da haksız rekabet oluşturduğunu hukuka aykırı şekilde ... ... uygulaması üzerinden taşımacılık yapan sürücüler ve araçların ve mevzuat çerçevesinde taksicilik yapmak isteyenlerde aranan şartlarla bağlı bulunmadıklarını, faaliyetin dava süresince devamının telafisi imkânsız zararlar oluşturacağından faaliyetin tedbiren durdurulması gerektiğini ileri sürerek; davalının https://.../.../ internet sitesi/mobil internet sitesi ve ... ... & ... ve ... Sürücü isimli mobil uygulama üzerinden ... ... & ... ve ... Sürücü isimli hizmetin sunulmasının haksız rekabet oluşturduğu tespitine, ... ... & ... ve ... Sürücü isimli hizmetin internet ve mobil uygulama dâhil her türlü mecra üzerinden sunulmasının engellenmesine, ... ... hizmetine ilişkin reklam faaliyetleri yürütülmesinin önlenmesine, haksız rekabet eylemlerinin refine ve menine, kararın kesinleşmesine kadar geçerli olmak üzere, haksız rekabetin durdurulması için https://.../.../ internet sitesi/mobil internet sitesi ve ... ... & ... ve ... Sürücü isimli mobil uygulama üzerinden sunulmakta olan ... ... isimli hizmete erişimin engellenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine, hükmün ulusal yayım yapan tirajı en yüksek üç gazetede ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketin 2018 yılında faaliyette başladığını, ... uygulaması üzerinden şehir içi mobilite ihtiyacının karşılanması için elektrikli ..., elektrikli mopet, elektrikli mobiletler kiralandığını, ayrıca güzergah paylaşımına olanak tanıyan ... ... uygulamasının işletildiğini, tüketicilerin uygulama mağazalarındaki uygulamayı indirdikten sonra uygulamaya üye olabildiklerini, ... tarafından sunulan mobil uygulamanın ücretsiz olduğunu, "Tek Araçla Gidelim" anlamına gelen ... uygulamasının güzergah paylaşımına imkân veren çevreci ve sosyal bir dayanışma platformu olduğunu, ... ve sürücüler arasındaki ilişkileri düzenleyen kullanıcı sözleşmesinin 2. maddesinde uygulamanın kâr veya ticari amaçla kullanılmayacağının düzenlendiğini, araçları paylaşanların kâr ve kazanç amacıyla ilave faaliyetlerde bulunamayacağı ve ...'nın yolculuklara güzergah paylaşım tutarına, varış yeri ve zamanına müdahale etmeyeceğinin düzenlendiğini, sözleşmenin 1.1 maddesinde de araç paylaşım miktarının paylaşan sürücü tarafından özgürce belirlendiğini, müvekkilinin ... ... adlı bir hizmeti bulunmadığını, ... uygulamasına yönelik talebin sadece ...'nin 2022 tarihli bir yazısına dayandırdığını, yazının muhteviyatının davacının talebinden uzak olduğunu, farklı anlamdaki bir yazıya dayanılarak olmayan bir hizmete ilişkin ileri sürülen talebin reddi gerektiğini, sürücüsüz şekilde.../ ...kiralanmasının tüm ülkede yapıldığını, bu hizmetin davacının faaliyeti ile benzememesi nedeniyle haksız rekabet oluşturmayacağını, kamu bilgisine açık bir hizmetin sunulmaya başlandıktan yirmi ay sonra hukuka aykırılığının iddia edilmesinin TMK'nın 2. maddesine aykırı olduğunu, ... uygulaması vasıtasıyla gerçekleşen..., ...kiralama işinin İstanbul dışında da yürütüldüğünü ve ... taksicilerin bir kısmını temsil eden davacının bu hizmetin tüm Türkiye'de menini istemesinin kötü niyetli olduğunu, ... ... yönüyle sunulan beyanlarda cevapları, taşımacılık fiilinin kimin tarafından yapıldığına ilişkin davacı açıklamalarının çelişkili olduğunu, bazı kısımlarda sürücülerin, bazı kısımlarda da müvekkilinin taşımacı olduğunun belirtilerek yanlış kişiye husumet yönetildiğini, müvekkilinin taşımacılık yapmadığının dava dilekçesindeki bir kısım açıklamalar ile kabul edildiğini, dava dilekçesinde esas olan müvekkilinin yasa dışı taşımacılığın gerçekleşmesini sağlayan uygulamaya sahip olmakla itham edildiğini, müvekkilinin faaliyetlerinin korsan ve yasa dışı olarak nitelendirildiğini, bu yönüyle dava dilekçesindeki husumete ilişkin iddiaların çelişkili olduğunu, bireylerin özel araçlarıyla ticari olmayan taşıma yapmalarının yasaklanmadığını, aksine 4925 sayılı Karayolları Taşıma Kanunu'nun 2. maddesinde özel otomobillerle ve bunların römorklarıyla yapılan taşımaların kanun kapsamı dışında tutulduğunu, Karayolu Taşıma Yönetmeliği'nin "Kapsam" başlıklı 2/2. maddesinde de özel otomobillerle yapılan taşımaların ticari olmayan taşıma olarak adlandırıldığını, bu tür faaliyetlerin herhangi bir izne veya onaya bağlanmadığını, yasada aranan şartın otomobille taşıma yapılması ve taşımanın ticari nitelikte olmaması olduğunu, müvekkilinin sadece mevzuatın izin verdiği, bireylerin ticari olmayan şekilde kendi otomobilleri ile ticari olmayan güzergah paylaşımını yapmalarına imkân sağladığını, kanunun cevaz verdiği ve ruhsata bağlanmayan bir faaliyetin yapılmasına olanak sağlayan uygulamanın TTK'nın 55. maddesi kapsamında haksız rekabet oluşturmayacağını, dava dilekçesinde çok sayıda yasa hükmüne atıfta bulunularak karmaşa oluşturulduğunu, oysa davaya konu uygulamanın kullanıcılarının kendi bireysel araçları ile ticari olmayan bir faaliyet yürüttükleri platform olduğunu, 4925 sayılı Kanun'da izin verilen "özel otomobillerle" veya "iki, üç ve dört tekerlekli motosikletlerle" yapılan ve "ticari olmayan" taşımaların yasaklanmasının hukuka aykırı olduğunu, dava dilekçesinde bu hükme değinilmediğini, her türlü taşımanın ruhsat kapsamında değerlendirilmesinin doğru olmadığını, ticari olan veya olmayan taşıma ayrımı yapılarak, yapılan işin ruhsat veya izne bağlı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini Anayasa Mahkemesinin Karayolları Trafik Kanunu'nun ek 2. maddesine ilişkin anayasaya aykırılık sorununa ilişkin iptal başvurusu görüşülürken, belediye sınırları dâhilinde sistematik ve düzenli olarak yapılan yolcu taşıma faaliyetlerini ticari faaliyet olarak değerlendirildiğini, Anayasa Mahkemesinin açıkça vurguladığı bir özgürlük alanındaki faaliyeti yapmaya yarayan uygulamanın hukuka aykırı değerlendirilemeyeceğini, müvekkilinin yasa ile serbest bırakılan özel araç ile ticari olmayan taşıma faaliyetini de düzenleyerek kullanıcı sözleşmeleri ile "ticari faaliyette bulunmama yükümlülüğü" getirdiğini, bu durumda ... ... uygulamasının varlığının hukuka aykırılığından söz edilemeyeceğini, ... ... uygulaması ile taşımacılık yapmadığını, ... ile yolculuk paylaşımından istifade eden kişi arasında bir taşımacılık sözleşmesi bulunmadığını, dava dilekçesinde bu kanaati oluşturmak için ...'nın ödemelere aracılık ettiği gibi, maddi gerçeğe ve kullanıcı sözleşmesi hükümlerine aykırı beyanlarda bulunulduğunu, elektronik ticaret alanında "yer sağlayıcı" olan ...'nın, ... ... uygulamasını kullanan sürücülerin uygulamayı ticari amaçla mı kullandıkları yoksa ticari olmayan amaçlarla mı kullandıkları hususunu denetlemekle yükümlü olmadığını, kullanıcı sözleşmelerinde ödemeye ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yapıldığını ve bu düzenlemeler kapsamında müvekkilinin ücretin belirlenmesine ve tahsiline aracılık etmediğini, gerçek dışı beyanlarla müvekkilinin taşımacılık yaptığını iddia edildiğini, ... ... uygulaması ile taşımacılık yapıldığı iddiasının ...'nin ticari taksi ve dolmuş yönergesine aykırı olduğunu, ... uygulaması ile güzergah paylaşan kişilerin de taşımacılık yapmadığını, geçici ve kâr amacı gütmeyen bu faaliyetin ticari bir faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğini, müvekkilinin yapmış olduğu işlemlerle ... uygulaması arasında bir benzerlik bulunmadığını, özel araçla yapılan ticari olmayan taşımada müvekkilinin hâkimiyeti bulunmadığını, gelir elde etmeyen müvekkilinin sadece sürücü ile yolcuları bir araya getirdiğini ve hiçbir gelir elde etmediğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Birleşen davada davalı ... İleri ... Anonim Şirketi vekili, savunmasında özetle; dava dilekçesinde ... ... ve ... Sürücü hizmetinin ve ... mobil uygulaması üzerinden sunulan ... ... isimli hizmetin de haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürdüğünü, ... ... hizmetinin 14.04.2021 tarih ve 31454 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Elektrikli Skuter Yönetmeliği uyarınca, ... ... Belediye Başkanlığı Ulaşım Koordinasyon Merkezi Genel Kurulunun paylaşımlı e-skuter izni verilmesine dair 23.06.2021 tarih ve 2021/06-156 sayılı karar ile belirlediği usul ve esaslar dairesinde alınan yetki belgesi uyarınca sunulan bir hizmet olduğunu, anılan düzenleme ile müvekkili dışında da “...”, "...", "...", "..." gibi diğer hizmet sağlayıcıların da elektrikli skuter hizmeti sunmaya başladıklarını, taksici esnafını temsil eden davacının elektrikli ... hizmetinin önlenmesini talep edemeyeceğini, ... uygulaması kapsamında tüketicilere kiralanan elektrikli skuterlerlerin sürücüsüz basit vasıtalar olduğunu ve taksicilerle haksız rekabete yol açamayacaklarını, davacının sadece ... ilinde bulunan bir kısım taksicileri temsil ettiğini, ...'nın Türkiye genelinde elektrikli skuter kiralanması hizmeti sunmaktan men edilmesini talep edemeyeceğini, dava ile İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/87 Esas sayılı dosyası arasında irtibat bulunması nedeniyle ile dosyaların birleştirilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesinin 2023/87 Esas, 2024/524 Karar sayılı ve 21.11.2024 tarihli ilamı ile; dosyada alınan bilirkişi raporu, sunulan uzman görüşüne göre davalı şirketin temini zorunlu olan ve ancak bir ruhsat ile yapılabilecek taksicilik faaliyeti benzeri bir faaliyeti ruhsatsız şekilde yerine getirmesi nedeniyle davanın kısmen kabulüne, davalının ... ... uygulamasının haksız rekabet oluşturduğunun tespitine ve önlenmesine, ... Motosiklete yönelik davanın reddine karar verilmiştir. Kararın istinafı üzerine Dairemizin 21.11.2024 tarihli, 2024/1687 Esas, 2024/1662 Karar sayılı ilamıyla; alınan bilirkişi ek ve kök raporu ve uzman görüşündeki değerlendirmelere göre, mahkemece yapılan incelemenin yetersiz olduğu, davalı tarafından sunulan soruların objektif şekilde cevaplandırılmadığı tespit edilmiş ve ardından tarafların eşitliği ilkesi gözetilerek her iki tarafın bilirkişi kurulunca aydınlatılmasını istediği hususların tek tek ve gerekçeli olarak karşılanarak gerekli tespitlerin yapılması istenmiştir. Ayrıca dosyadaki bilirkişi raporu ve ek raporun uyuşmazlığı aydınlatmaya yeterli olmadığı ve uzmanlık alanı itibariyle konusunda uzman bilirkişilerin kurulda yer almadığı gibi tarafların eşitliği ilkesine de yeterince uyulmadığı, davalı savunmalarının ve bilirkişilere sorduğu soruların yeterince değerlendirilmediği gerekçesiyle, HMK'nın 353/1.a.6 hükmü uyarınca ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış ve davanın yeniden görülmesi için dava dosyasının kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmiştir. Kaldırma kararımızdan sonra ilk derece mahkemesince oluşturulan bilirkişi kurulundan alınan 25.09.2025 tarihli rapor ve bu rapora itiraz üzerine bilirkişi kurulundaki ulaştırma sektörü bilirkişisinin değiştirilerek alınan 12.05.2026 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine dair, eldeki istinaf incelemesine konu karar verilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Asıl ve birleşen dava, TTK'nın 54 ve devamı maddeleri uyarınca açılmış haksız rekabetin tespiti, men'i, ref'i ile buna bağlı istemlere ilişkindir. Uyuşmazlık; davalının işlettiği ... uygulaması üzerinden erişilen ... ... uygulaması aracılığıyla, portalına kaydettiği özel araç sahipleri ile üçüncü kişi yolcuların bir araya getirilerek, gidilecek güzergâh için yolcudan alınan bir bedel karşılığında yapılan taşımanın, davacı taksiciler ve şoförler odası mensupları yönünden haksız rekabet teşkil edip etmediği; bunun ön koşulu olarak da söz konusu faaliyetin ilgili mevzuat uyarınca izin ve ruhsata tabi bir ticari yolcu taşımacılığı yahut böyle bir taşımaya aracılık niteliği taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı Odaların Aktif Husumet Ehliyeti Asıl davada davacı...ile birleşen davada davacı ... Şoförler Odası'nın aktif husumet ehliyeti yönünden; TTK'nın 56/3. maddesi, esnaf odaları ile üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili meslekî ve ekonomik birliklere, haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'i davalarını açma hakkı tanımıştır. Bu kurum ve kuruluşların dava hakkı, üyelerinin veya üye olma hakkı bulunan kişilerin TTK'nın 56/1. maddesi anlamında haksız rekabetten zarar gören yahut zarar tehlikesiyle karşılaşabilecek kimselerden olmasına bağlıdır. Davacı odaların mensubu olan taksici ve şoför esnafı, ruhsata bağlı ticari yolcu taşımacılığı pazarının doğrudan aktörleri olup, davalının izin/ruhsat rejimine uymaksızın organize ettiği taşıma faaliyeti nedeniyle pazar paylarının azalması yönünden zarar tehlikesiyle karşı karşıyadır; bu itibarla davacı odaların, mensuplarının menfaatlerini korumak üzere işbu davaları açmakta aktif husumet ehliyetleri bulunmaktadır. Davalı her ne kadar, ... Belediyesi'nin 07.08.2024 ve 03.02.2025 tarihli müzekkere cevabında yer alan ve İstanbul ilinde kayıtlı 20.039 taksi plakasından yalnızca 5.109'unda plaka sahibinin bizzat şoför olarak kayıtlı bulunduğu, davacı odanın ise 7.386 üyesi olduğu yönündeki verilere dayanarak, üyelerin ancak bir kısmının fiilen etkilendiğini ve aktif husumetin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de; TTK'nın 56/3. maddesinde odalara ve meslekî birliklere tanınan dava hakkı, etkilenen üye sayısına yahut her bir üye yönünden gerçekleşmiş bireysel bir zararın varlığına değil, mensuplarının haksız rekabetten zarar tehlikesine maruz kalan kesimden bulunmasına bağlanmıştır. Anılan verilerin de ortaya koyduğu üzere, davacı oda mensupları arasında ruhsata bağlı ticari yolcu taşımacılığı faaliyetini bizzat yürüten ve davalının eylemi nedeniyle zarar tehlikesiyle karşı karşıya bulunan çok sayıda esnaf yer aldığından, davacının mensuplarının menfaatini korumak üzere dava açmakta ehil olduğu açık olup, davalının aktif husumete yönelik itirazları yerinde görülmemiştir. Şehir İçi Yolcu Taşımacılığında İzin ve Ruhsat Rejimi Şehir içi yolcu taşımacılığı, kamu hizmeti niteliği bulunan ve yürütülüş biçimi ile bu hizmeti yerine getirecek kişilerde aranan nitelikler bakımından yasal ve idari düzenlemelerle çerçevelenmiş bir faaliyet alanıdır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 12. maddesiyle il ve ilçe trafik komisyonlarına, belediye sınırları içinde ticari amaçla çalıştırılacak yolcu taşıtlarının çalışma şekil ve şartları ile güzergâh ve sayılarını belirleme yetkisi tanınmış; 5216 sayılı ... Belediyesi Kanunu'nun 7/f ve 9. maddeleriyle bu yetkiler büyükşehirlerde münhasıran ... belediyesi ile ...'ye bırakılmış; 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesiyle de gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetlerine ilişkin izin/ruhsat verme yetkisi belediyeye tanınmıştır. Diğer taraftan 2918 sayılı Kanun'un Ek 2/3 maddesi, 5216 ve 5393 sayılı Kanunlar kapsamında ilgili belediyeden çalışma izni/ruhsatı almadan belediye sınırları içinde yolcu taşımayı açıkça yasaklamış ve idari yaptırıma bağlamış; aynı Kanun'un 87. maddesi hatır taşımacılığını 'karşılıksız' olma şartına bağlamıştır. 86 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile plaka tahdidi uygulanan illerde ticari plakaya bağlı taksicilik rejimi düzenlenmiş, ... Belediyesi Taksi Taşımacılığı Yönergesi de taksiyi, ücreti mukabilinde kamusal taşımacılık hizmeti veren araç olarak tanımlamıştır. Bütün bu düzenlemelerden, şehir içinde otomobille ücret karşılığı yolcu taşıma hakkının münhasıran tahdide tabi ticari plakalı ve ruhsatlı araçlara ait olduğu, bunların dışındaki araçlarla ücret karşılığı yolcu taşınmasının emredici hükümlere aykırı bulunduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ile dosya kapsamındaki ... Belediyesi’nin 07.08.2024 ve 03.02.2025 tarihli yazı cevapları birlikte değerlendirildiğinde; şehir içi ücret karşılığı yolcu taşımacılığı faaliyetinin kamu hizmeti niteliğinde olduğu, bu faaliyetin ancak ilgili belediyeden gerekli çalışma izni ve ruhsatların alınması ile yürütülebileceği, ayrıca elektronik ortamda ulaşım yönetimi hizmeti sunulabilmesi için de ... Belediyesi tarafından düzenlenen Elektronik Ulaşım Yönetim Lisansına tabi bulunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim ... tarafından verilen yazı cevaplarında, ..., ... BV ve İstanbul Dijital Taksi Uygulamaları Tur. San. A.Ş.’ye elektronik ulaşım yönetim lisansı verildiği açıkça belirtilmiş; buna karşılık davalı...A.Ş. yönünden ise lisans verilmediği, yalnızca lisans başvuru sürecinin devam ettiği bildirilmiştir. Bu durumda, davalı...A.Ş.’nin dava konusu dönemde elektronik ulaşım yönetim lisansına sahip olmadığı sabittir. Şehir içi ücret karşılığı yolcu taşımacılığına ilişkin faaliyetlerin, gerek doğrudan taşımacılık hizmeti gerekse bu faaliyetin elektronik platform üzerinden organizasyonu şeklinde yürütülmesi, ilgili mevzuat uyarınca izin ve ruhsat rejimine tabi olup, gerekli idari izin ve lisanslar alınmaksızın bu faaliyetin icrası hukuken mümkün değildir. Dolayısıyla davalı şirketin, gerekli elektronik ulaşım yönetim lisansını almaksızın şehir içi ücret karşılığı yolcu taşımacılığı faaliyetini organize etmesi, izin ve ruhsata tabi bir faaliyetin idarenin öngördüğü izin mekanizması dışında yürütülmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle davalı tarafından yürütülen ... sistemi kapsamındaki faaliyetin, ilgili idari mercilerden alınması zorunlu izin ve ruhsatlar temin edilmeksizin gerçekleştirildiği, başka bir ifadeyle izin ve ruhsata tabi taşımacılık faaliyetinin izinsiz ve ruhsatsız olarak yürütüldüğü sonucuna ulaşılmıştır. Faaliyetin Niteliği ve Özel Otomobil İstisnasının Sınırları Kaldırma kararı doğrultusunda oluşturulan ve şehir içi toplu taşıma konusunda uzman bilirkişiyi de içeren bilirkişi kurulunca yapılan teknik inceleme sonucunda; ... ... uygulaması üzerinden gerçekleştirilen faaliyetin, süreklilik arz etmesi, yolculuk başına platformca hesaplanıp tahsil edilen bir bedele dayanması ve sistematik bir organizasyon içinde yürütülmesi nedeniyle, 4925 sayılı Kanun'un 2. maddesindeki özel otomobille yapılan ve ticari olmayan taşıma istisnasının sınırlarını aştığı, belediye iznine ve ilgili Bakanlık yetki belgelerine tabi ticari yolcu taşımacılığının teknik karakteristiklerini taşıdığı, ancak hiçbir izin ve ruhsat alınmaksızın icra edildiği belirlenmiştir. Bu tespit, yukarıda anılan mevzuat hükümleriyle bütünüyle örtüşmekte olup, davalının, faaliyetin ticari nitelikte olmadığı ve izin/ruhsata tabi bulunmadığı yönündeki savunmasının aksini ortaya koymaktadır. Nitekim davalının dayandığı özel otomobil istisnası, ticari olmayan, arızi ve karşılıksız taşımalar için öngörülmüş olup, platform üzerinden bedel karşılığı, sistematik ve süreklilik gösteren bir organizasyona bu istisnanın teşmili mümkün değildir. Davalının Platform Üzerindeki Konumu ve Yer Sağlayıcı Savunmasının Değerlendirilmesi Davalı; yolcu ile sürücü arasındaki anlaşmaya müdahil olmadığını, salt aracıları buluşturan ve 5651 sayılı Kanun anlamında yer sağlayıcı konumunda bulunan bir platform işlettiğini savunmuş ise de, teknik incelemede davalının yalnızca bir ilan panosu işlevi görmediği, sürücü seçimi yaptığı, taşıma bedelini belirlediği yahut referans bedel önerip taraflara kabul ettirdiği ve yolculuk eşleştirmesini gerçekleştirdiği, bu suretle taşımacılık operasyonunu teknik olarak yönettiği saptanmıştır. Davalının, sürücüye getirdiği aracın yaşı, şoförün geçmişine ilişkin bilgi sunması, öz çekim yükleme gibi yükümlülükler ile bu yükümlülüklere uymayan sürücüyü sistemin dışına çıkarma yetkisi de birlikte değerlendirildiğinde, davalının taşıma ilişkisinin kurulmasında ve yürütülmesinde belirleyici ve hâkim konumda bulunduğu anlaşılmaktadır. 5651 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer sağlayıcı, hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten gerçek yahut tüzel kişi olarak tanımlanmış; aynı Kanun'un 5. maddesinde yer sağlayıcının, barındırdığı içeriği kontrol etmek ve hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü bulunmadığı öngörülmüştür. Anılan sorumluluk rejimi, içerikten bağımsız, edilgen ve teknik barındırma hizmeti veren sağlayıcılar için düzenlenmiş olup; sürücüyü seçen, ücreti belirleyen, eşleştirmeyi yapan ve faaliyeti aktif biçimde organize eden davalının konumu, yer sağlayıcının pasif ve içerikten bağımsız aracılık niteliğiyle bağdaşmamaktadır. Zira davalı, üçüncü kişilere ait bir içeriği yalnızca barındıran değil; taşıma faaliyetini bizzat kurgulayan, yöneten ve sürdüren aktif bir aktör konumunda bulunmaktadır. Bu nedenle davalının salt yer sağlayıcı olduğu yönündeki savunmasına itibar edilmemiştir. Kaldı ki yer sağlayıcı sıfatının kabulü dahi, bizzat organize edilen ve yönetilen bir faaliyetin haksız rekabet oluşturmadığı sonucunu doğurmayacaktır. Ücret Unsuru, Gelir Elde Etme ve Hatır Taşıması Savunmasının Değerlendirilmesi Davalının, uygulamadan komisyon veya benzeri bir gelir elde etmediği, dolayısıyla ücret unsuru bulunmadığı yönündeki savunması da yerinde görülmemiştir. Bir kez, davalının bir araya getirdiği araç sahibi ile yolcu arasında, güzergâh için platformca önerilen ve taraflarca kabul edilen bir bedel karşılığında taşıma gerçekleştiği sabit olduğundan, taşıma ilişkisi araç sahibi yönünden ücretli olup, karşılıksızlık ölçütüne bağlanan hatır taşımacılığı kapsamında değerlendirilemeyecektir. Davalının bu bedelden pay almaması ise, üstlendiği faaliyetin ticari niteliğini ortadan kaldırmayacaktır. Zira davalı, kâr elde etme amacıyla kurulmuş bir anonim şirket olup, TTK'nın 16. maddesi uyarınca tacir sayıldığından, faaliyetleri ticari iş karinesine tabidir. Bu karinenin somut olayda soyut kalmadığı da anlaşılmakta olup, mali bilirkişi incelemesinde, davalının 2023 yılı Aralık ayından itibaren muhasebe kayıtlarında 'Süper Üyelik Paketi' satışlarından kaynaklanan ve yıllar itibariyle artan bir gelir kaleminin yer aldığı, ayrıca uzun yıllar boyunca zarar ederek bu zararı sermaye artırımıyla finanse eden bir işletmenin, yaptığı yatırımın karşılığını gelir elde ederek almasının ticari hayatın olağan akışına uygun bulunduğu tespit edilmiştir. Bu itibarla davalının, faaliyetten hâlihazırda dolaylı gelir elde etmeye başladığı, elde etmediği varsayılsa dahi bunun ileride gelir sağlanmasına engel teşkil etmeyeceği anlaşılmakla, ücret bulunmadığı savunmasına itibar edilmemiştir. Sürücü Sözleşmesi'nin Ticari Kullanımı Yasaklayan Hükmünün Değerlendirilmesi Davalının, Sürücü Sözleşmesi'nin 2.2. maddesinde uygulamanın ticari amaçlarla kullanılamayacağının kararlaştırıldığı yönündeki savunması yönünden ise; bir sözleşme hükmünde faaliyetin ticari amaçla kullanılamayacağının yazılı olması, fiilen ve hukuken gerçekleştirilen taşımanın ticari yolcu taşımacılığı niteliğini ortadan kaldırmaz. Haksız rekabetin ve faaliyetin hukuki niteliğinin belirlenmesinde esas alınacak olan, tarafların sözleşmeye koyduğu kayıt değil, fiilî durum olup, dosya kapsamındaki teknik ve mali tespitler faaliyetin bedel karşılığı, sistematik ve ticari nitelikte yürütüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu bağlamda anılan sözleşme hükmü, davalının fiilî organizasyonunu ve bundan doğan sorumluluğunu bertaraf edici bir işleve sahip değildir. ... 2. İdare Mahkemesi Kararının Değerlendirilmesi Davalının dayandığı ... 2. İdare Mahkemesi'nin 25.12.2023 tarihli kararı da davalı savunmasına dayanak oluşturacak nitelikte görülmemiştir. Her şeyden önce, idari yargı yerince verilen ve bir idari yaptırımın iptaline ilişkin bulunan bu karar, tarafları, konusu ve sebebi farklı olan eldeki haksız rekabet davası bakımından HMK'nın 303. maddesi anlamında kesin hüküm teşkil etmemekte ve mahkememizi bağlamamaktadır. İkinci olarak, anılan kararın hukuki çerçevesi incelendiğinde; 2918 sayılı Kanun'un Ek 2. maddesi ile 5216 sayılı Kanun'un 9. maddesine dayanılarak, belediyeden izin/ruhsat almaksızın ticari amaçla yolcu taşımanın yasak olduğunun bizzat teyit edildiği, kararın davalının tezinin aksine bir hukuki zemine oturduğu görülmektedir. Üçüncü ve belirleyici olarak, anılan kararda iptal sonucuna, faaliyetin serbest olduğu değerlendirmesiyle değil; münferit bir sürücünün münferit bir yolculuğunda ücret karşılığı ticari taşıma yaptığının yalnızca şikâyetçi beyanına dayanması ve başkaca kesin delil bulunmaması nedeniyle o somut olayda ticariliğin sübuta ermediği gerekçesiyle ulaşılmıştır. Oysa eldeki dosyada ticarilik ve sistematiklik, tek bir tutanağa değil; uygulamanın bedel hesaplayıp taraflara önerdiğine, sürücü seçimi ve eşleştirme yaptığına ilişkin teknik tespitlere, muhasebe kayıtlarındaki gelir verilerine, tanıtım söylemine ve taşıma faaliyetinin hacim ve sürekliliğine dayanmaktadır. Bir olayda ücretin belgeyle kanıtlanamamış olması, platform üzerinden yürütülen faaliyetin bütününde ticarilik bulunmadığı anlamına gelmez. Davalının Sunduğu Uzman Görüşünün Değerlendirilmesi Davalının bilirkişi incelemesinden önce dosyaya sunduğu, akademisyenlerce hazırlanmış 15.08.2025 tarihli uzman görüşü yönünden; anılan görüşte davalı faaliyetinin rekabeti bozucu etkisinin bulunmadığı, aksine davacı üyelerinin faaliyetini tamamlayıcı nitelikte olduğu belirtilmiş ise de, bu görüş mahkememizce HMK'nın 293. maddesi kapsamında ayrıntılı biçimde değerlendirilmiş, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespitlerle bağdaşmadığından itibar görmemiştir. Öncelikle, uzman görüşünün vardığı sonuç ile dosyaya kazandırılan teknik ve mali tespitler arasında, uyuşmazlığın esasını ilgilendiren açık çelişkiler bulunmaktadır. Uzman görüşü, davalının faaliyetini rekabeti tamamlayıcı ve bozmayan bir 'yolculuk paylaşımı' olarak nitelendirmekle, faaliyetin ücretsiz, arızi ve paylaşım esasına dayalı olduğu ön kabulünden hareket etmektedir. Oysa şehir içi taşıma uzmanını da içeren bilirkişi kurulunca yapılan teknik incelemede, yolculuk başına platformca hesaplanıp tahsil edilen bir bedelin bulunduğu, güzergâhın yolcu tarafından belirlendiği ve işlemin sistematik biçimde tekrarlandığı, dolayısıyla faaliyetin 2918 sayılı Kanun'un 87. maddesindeki karşılıksızlık ölçütüne bağlanan hatır taşımacılığı ile ve masraf paylaşımı sınırıyla bağdaşmadığı somut olarak saptanmıştır. Uzman görüşünün dayandığı ücretsiz/paylaşımsal nitelendirme, dosyadaki bu teknik bulgularla örtüşmediğinden, görüşün çıkış noktası maddi vakıa temelinden yoksun kalmaktadır. İkinci olarak, uzman görüşü, davalının platform üzerindeki konumunu edilgen bir aracılık olarak resmetmekte iken; bilirkişi kurulunca davalının salt bir ilan panosu işlevi görmediği, sürücü seçimi yaptığı, taşıma bedelini belirlediği yahut referans bedel önerip taraflara kabul ettirdiği ve yolculuk eşleştirmesini gerçekleştirmek suretiyle taşımacılık operasyonunu teknik olarak yönettiği tespit edilmiştir. Bu tespit, davalının sürücüye getirdiği yükümlülükler ve bunlara uymayan sürücüyü sistem dışına çıkarma yetkisiyle de doğrulanmakta olup, uzman görüşünün davalıyı belirleyici konumda görmeyen değerlendirmesi, dosyanın somut verileriyle çelişmektedir. Üçüncü olarak, uzman görüşünün faaliyetin ekonomik menfaat doğurmadığı yönündeki kabulü, mali bilirkişi incelemesinin tespitleriyle bağdaşmamaktadır. Mali incelemede, davalının 2023 yılı Aralık ayından itibaren muhasebe kayıtlarında 'Süper Üyelik Paketi' satışlarından kaynaklanan ve yıllar itibariyle artan bir gelir kaleminin yer aldığı, ayrıca uzun süre zarar ederek bu zararı sermaye artırımıyla finanse eden davalının, yaptığı yatırımın karşılığını gelir elde ederek almasının ticari hayatın olağan akışına uygun bulunduğu belirlenmiştir. Bu somut mali veriler karşısında, faaliyetin ekonomik boyuttan yoksun bir paylaşım olduğu yönündeki değerlendirmeye üstünlük tanınması mümkün görülmemiştir. Dördüncü ve belirleyici olarak, uzman görüşü, uyuşmazlığın çözümünde asıl belirleyici olan hukuki ön sorunu; faaliyetin ilgili mevzuat (4925, 2918, 5216 ve 5393 sayılı Kanunlar ile 86 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı) uyarınca izin ve ruhsata tabi bir ticari yolcu taşımacılığı yahut böyle bir taşımaya aracılık niteliği taşıyıp taşımadığını karşılamaktan uzaktır. Görüş, ağırlıklı olarak faaliyetin trafik ve ulaşım üzerindeki etkilerine ve rekabete katkısına ilişkin genel değerlendirmelere dayanmakta olup, davalının tabi olduğu izin/ruhsat rejimi ve bu rejime uyulmamasının haksız rekabet bakımından doğurduğu sonuç yönünden somut bir çözümleme içermemektedir. Bir faaliyetin ekonomik açıdan yararlı yahut ulaşım ihtiyacını karşılar nitelikte görülmesi, o faaliyetin yürütülüşünün emredici hukuki düzenlemelere ve rakiplere de yüklenmiş iş şartlarına uygun olduğu anlamına gelmez; haksız rekabetin belirlenmesinde esas alınacak olan, faaliyetin toplumsal yararı değil, dürüstlük kuralı ile iş şartlarına uygunluğudur. Aynı görüş, bilirkişi kök raporunun 'Sektörel Değerlendirme' başlığı altında yer alan ve hukuki tespitten çok ulaşım politikasına ilişkin temennilere dayanan değerlendirmeler yönünden de geçerli olup, bu nitelikteki genel açıklamalar mahkememizce hükme esas alınmamış, karar yalnızca raporun somut teknik ve mali tespitlerine dayandırılmıştır. Nihayetinde, HMK'nın 293. maddesi uyarınca uzman görüşü, tarafın kendi seçtiği uzmandan aldığı ve hâkimi bağlamayan, mahkemece serbestçe takdir edilebilen bir açıklama niteliğinde olup; dosya kapsamıyla ve mevzuatla desteklenen, tarafların eşitliği gözetilerek oluşturulmuş, denetime elverişli bilirkişi raporunun aksini ortaya koyacak bilimsel ve maddi bir dayanaktan yoksun bulunduğundan, anılan uzman görüşüne, hükme esas alınan bilirkişi raporu karşısında itibar edilmemiştir. ..., ... Uygulamaları, Avrupa Birliği Adalet Divanı ve İlgili Mahkeme Kararlarının İncelenmesi Davalı uygulamasının, ... ve ... uygulamalarıyla benzerlik veya farklılık göstermesi, davalının eyleminin hukuki niteliğini doğrudan belirleyen bir unsur olmasa da, haksız rekabetin değerlendirilmesi bakımından bu uygulamalar hakkında yapılan yargılamalarda ortaya konulan hukuki değerlendirmelerin mahkememizce incelenmesi gerekli görülmüştür. Motosikletle yolcu taşımacılığı uygulaması olan ... aracılığı ile ticari araç sahibi olmayan hususi ... sahibi kişilerin kendi araçları ile yolcuları belirli bir ücret karşılığında taşıdıklarına dair yapılan şikayet neticesinde İstanbul Anadolu 63. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2021/1744 Esas, 2022/985 Karar sayılı dosyası ile şirket yetkilisi hakkında yapılan ceza yargılamasında mahkemece; sanığın tarifeli yolcu taşımacılığına ilişkin gerekli yetki belgesine sahip olmaksızın motosikletle ücret karşılığı yolcu taşıma faaliyeti yürüttüğü, bu suretle kanunla belirlenen iş şartlarına uymadığı ve eyleminin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 55/1-e maddesi kapsamında haksız rekabet teşkil ettiği, bilirkişi raporlarında, sanığın faaliyetinin yalnızca yolcu ile sürücüyü buluşturan bir yazılım hizmeti olmayıp fiilen motosikletli yolcu taşıma hizmetini de kapsadığı, internet sitesi ve mobil uygulamasında yer alan tanıtımların da bu hususu doğruladığı tespit edilerek ayrıca, yolcu taşımacılığı faaliyetinin kanun ve yönetmeliklerle belirlenen izin ve ruhsat koşullarına tabi olduğu, bu şartlara uyulmaksızın aynı alanda faaliyet gösterilmesinin yasal yükümlülüklerini yerine getiren teşebbüsler bakımından dürüstlük kuralına aykırı davranış oluşturduğu ve haksız rekabete yol açtığı değerlendirilerek sanık hakkında haksız rekabet suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin 05.07.2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. ... uygulaması yönünden ise; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/1082 Esas, 2019/780 Karar sayılı ilamında, ... uygulamasının hukuki niteliği ayrıntılı olarak değerlendirilmiş; öncelikle sunulan hizmetin yalnızca bir yazılım veya aracılık hizmeti mi, yoksa taşımacılık hizmeti mi olduğu tartışılmıştır. Mahkeme, ... uygulamasının işleyişini inceleyerek yolcunun uygulama üzerinden araç talebinde bulunduğunu, uygun sürücünün sistem tarafından yönlendirildiğini, ücretin uygulama aracılığıyla belirlendiğini ve ödemenin yine sistem üzerinden gerçekleştirildiğini tespit etmiştir. Kararda, bu kapsamda Avrupa Birliği Adalet Divanının 22.12.2017 tarihli ve C-434/15 sayılı kararına da atıf yapılarak, ...’in sunduğu hizmetin sırf taşıma hizmetine erişim sağlayan bağımsız bir aracılık veya bilgi toplumu hizmeti olarak değerlendirilemeyeceği; aksine uygulamanın şehir içi taşımacılık hizmetinin ayrılmaz ve vazgeçilmez bir unsuru olduğu, sürücüler ile yolcuları yalnızca buluşturan pasif bir platform niteliğinde bulunmadığı, taşımacılık faaliyetinin organizasyonu ve yürütülmesinde belirleyici rol üstlendiği kabul edilmiştir. Bu nedenle ... tarafından sunulan hizmetin esas unsurunun taşımacılık olduğu, aracılık faaliyetinin ise bu hizmetin ayrılmaz bir bileşeni niteliğinde bulunduğu sonucuna varılmıştır. Anılan kararların ortaya koyduğu temel ilke, dijital platformun kendisini yalnızca 'aracılık hizmeti' olarak nitelendirmesinin hukuki değerlendirme bakımından yeterli olmadığı; uygulamanın fiili işleyişi ve taşıma faaliyetinin organizasyonu üzerindeki etkisi dikkate alındığında, hizmetin taşımacılık alanında sunulan bir hizmet olarak sınıflandırılması gerektiğidir. Bu yönüyle söz konusu kararlar, eldeki davada davalı ... ... uygulamasına yöneltilen haksız rekabet iddiaları bakımından benzer nitelik taşımaktadır. Zira bu davada da uyuşmazlığın temelini, davalının yalnızca dijital ortamda aracılık hizmeti sunan taraf olup olmadığı veya fiilen taşımacılık faaliyetinin organizasyonu ve yürütülmesinde belirleyici rol üstlenerek taşımacılık hizmeti sunduğunun kabul edilip edilemeyeceği oluşturmaktadır. Dolayısıyla ... kararında benimsenen ve uygulamanın aracılık faaliyetini aşarak taşımacılık hizmetinin ayrılmaz bir parçasını oluşturduğu yönündeki hukuki değerlendirme, ... ... uygulamasının hukuki niteliğinin ve buna bağlı olarak haksız rekabet iddialarının değerlendirilmesi bakımından emsal nitelikte önemli bir ölçüt oluşturmaktadır. Birleşen davacının iddialarına dayanak olarak sunduğu, davalının mahkemece değerlendirilmesini istediği 20.12.2017 ve 10.04.2018 tarihli Adalet Divanı kararlarında; akıllı telefon uygulaması aracılığıyla yolcu ile profesyonel olmayan sürücüler arasında bağlantı kurulmasına yönelik hizmetin, bağımsız bir bilgi toplumu hizmeti veya salt aracılık faaliyeti olarak nitelendirilemeyeceği, söz konusu hizmetin ana bileşeni taşıma hizmeti olan bütünleşik bir ekonomik faaliyetin ayrılmaz ve tamamlayıcı unsuru olduğu, bu nedenle “taşımacılık alanında hizmet” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Kararlarda, uygulamayı işleten teşebbüsün yalnızca tarafları bir araya getiren pasif bir platform olmadığı; taşıma hizmetinin organizasyonu, işleyişi ve ekonomik koşulları üzerinde belirleyici etkiye sahip bulunduğu vurgulanmıştır. Yukarıda yer verilen, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2016/1082, K.2019/780 sayılı kararında da ABAD içtihatlarına atıf yapılarak, ... tarafından sunulan hizmetin yalnızca bilişim veya aracılık hizmeti olmadığı, bilgi teknolojileri kullanılarak fiilen yolcu taşımacılığı hizmeti sunulduğu, bu faaliyetin yürürlükteki mevzuata aykırı şekilde gerçekleştirildiği ve haksız rekabet teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Anılan kararda, bu nitelikteki faaliyetlerin mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde taşımacılık faaliyeti olarak değerlendirilmesi gerektiği ve farklı bir hukuki rejime tabi tutulabilmesi için kanuni düzenleme yapılmasının zorunlu olduğu ifade edilmiştir. Bu kapsamda, gerek Adalet Divanı'nın söz konusu kararlarında gerekse Türk yargı kararlarında, mobil uygulama üzerinden doğrudan bir ücret veya komisyon alınıp alınmadığına bakılmaksızın gerçekleştirilen eylemin izin ve ruhsata tabi bir yolcu taşımacılığı hizmeti olduğu, bu hizmetin izin ve ruhsat alınmaksızın mobil uygulama aracılığıyla verilmesinin haksız rekabet teşkil ettiği kabul edilmiştir. Bu kapsamda davalının, uygulaması üzerinden sürücü ile yolcu arasındaki ilişkiye belirleyici biçimde nüfuz ettiği; uygulama olmaksızın sürücü ile yolcunun bir araya gelemediği, ücret pazarlığının uygulama üzerinden ve davalının belirlediği sınırlar dahilinde yapıldığı ve taşıma ilişkisinin uygulama sayesinde kurulduğu gözetildiğinde, taşımacılık işinin uygulama aracılığıyla ve davalının belirleyici nüfuzu altında gerçekleştirildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Haksız Rekabet Unsurlarının Somut Olayda Oluşumu Bütün bu tespitler ışığında, davalının ... ... uygulaması üzerinden yürüttüğü faaliyetin haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı değerlendirildiğinde; haksız rekabetin oluşması için, rekabeti etkileyen bir davranışın bulunması, bu davranışın dürüstlük kuralına aykırı yahut aldatıcı olması, rekabet ortamını bozması, katılanlar aleyhine zarar yahut zarar tehlikesi doğurması ve davranış ile zarar tehlikesi arasında illiyet bağının bulunması yeterlidir. Somut olayda; davalı, şehir içi ticari yolcu taşımacılığını yasal ve idari düzenlemeler çerçevesinde ruhsat alarak yürütmekle yükümlü bulunan taksici ve şoför esnafının tabi olduğu izin/ruhsat rejimine uymaksızın, bu rejime tabi bir taşıma faaliyetini uygulaması üzerinden organize edip aracılık etmek suretiyle, rakiplere de yüklenmiş olan iş şartlarına aykırı davranmış; bu eylem TTK'nın 55/1-e maddesi kapsamında dürüstlüğe aykırı sayılan "iş şartlarına uymamak" halini oluşturmuştur. Anılan hükmün uygulanabilmesi için, davalının bizzat taşıyıcı mı, aracı mı yoksa isimsiz sözleşmenin tarafı mı olduğunun kesin biçimde belirlenmesi zorunlu olmayıp; ruhsata tabi ticari taşımanın, ruhsat/izin yükümlülüğüne uyulmaksızın davalının aktif organizasyonu ile gerçekleştirilmesi tespiti yeterlidir. Davalının, uygulamanın uzun süredir kullanıldığı, bu süre içinde somut bir zararın kanıtlanamadığı ve salt zarar tehlikesine dayanılamayacağı yönündeki savunması da yerinde görülmemiştir. TTK'nın 56/1. maddesi, haksız rekabet sebebiyle ekonomik menfaatleri zarar görenlerin yanında, "böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan" kimselere de dava hakkı tanımış olup, tespit ve men davalarının açılabilmesi için gerçekleşmiş ve miktarı belirlenmiş somut bir zararın varlığı aranmaz; dürüstlük kuralına aykırı davranışın katılanlar aleyhine zarar tehlikesi doğurması yeterlidir. Ruhsatsız biçimde organize edilen ve giderek büyüyen bir yolcu taşıma faaliyetinin, aynı pazarda ruhsatla ve maliyetli yükümlülükler altında faaliyet gösteren davacı mensuplarının pazar payı ve gelirleri üzerinde azaltıcı bir tehlike doğurduğu, hayatın olağan akışının da bir gereğidir. Kaldı ki davalının uzun süredir sürdürdüğü bu faaliyetin süreklilik ve yenilenme gösteren niteliği karşısında, haksız rekabetin her yeni taşıma işlemiyle tekrarlandığı gözetildiğinde, salt zamanın geçmiş olması dava hakkının kullanılmasını dürüstlük kuralına aykırı hâle getirmez; süregelen bir haksız rekabete karşı her zaman tespit ve men istenebilir. Bunun yanında davalının, uygulamanın tanıtımında faaliyetten gelir sağlanmadığı yönünde kullandığı '... bu araç paylaşımlarından gelir sağlamaz' biçimindeki beyanı, mali bilirkişi incelemesiyle saptanan ve muhasebe kayıtlarına dayanan 'Süper Üyelik Paketi' geliri karşısında gerçeği yansıtmadığından, TTK'nın 55/1-a-2 maddesi anlamında davalının kendi ticari faaliyeti hakkında yanlış ve yanıltıcı açıklama niteliğinde bulunmaktadır. Uygulamanın tanıtımında kullanılan ve hizmeti taksiciliğe alternatif bir ulaşım biçimi olarak sunan '... çağır istediğin yere git' gibi ifadeler ise, esasen anılan beyanla birlikte ve onu tamamlayacak biçimde, davalının faaliyetini ticari olmayan bir paylaşım gibi göstererek kamuoyunda yanıltıcı bir izlenim oluşturmaya elverişli bulunmakta olup, gelir sağlanmadığına ilişkin gerçeğe aykırı beyanla bir bütün oluşturan bu tanıtım söylemi de aldatıcı niteliği pekiştirmektedir. Bu kapsamda davalının anılan tanıtım ve beyanları, TTK'nın 55/1-a-2 maddesi kapsamında aldatıcı sayılarak ayrıca bu yönüyle de haksız rekabete sebebiyet vermektedir. ... ... ve ... ... Hizmeti Yönünden Değerlendirme ... ... ve ... ... uygulaması yönünden ise; dosya kapsamı ve bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre, bu uygulamanın .../... kiralama faaliyetinden ibaret olduğu, yolcu taşımacılığı içermediği ve haksız rekabet teşkil eden bir hususun saptanamadığı anlaşıldığından, gerek asıl davada gerekse birleşen davada bu hizmete yönelik tespit, men ve ref taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Men Hükmünün Kapsamı ve Ref İstemi Yönünden Değerlendirme Haksız rekabetin men'ine ilişkin istem yönünden, yukarıda sübutu belirlenen haksız rekabet fiilinin durdurulması ve tekrarının önlenmesi için, davalının ... ... hizmetini internet sitesi ve mobil uygulama dâhil her türlü mecra üzerinden sunmaktan kaçınması gerekmektedir. Men hükmünün coğrafi kapsamı yönünden; her ne kadar şehir içi yolcu taşımacılığına ilişkin izin ve ruhsat rejimi il bazında belediyelerce düzenlenmekte ise de, dava konusu ... ... hizmeti tek bir uygulama üzerinden ülke genelinde erişime sunulmakta olup, hem İstanbul ilinde faaliyet gösteren asıl dava davacısının hem de ... ilinde faaliyet gösteren birleşen dava davacısının mensupları yönünden aynı nitelikte zarar tehlikesi doğurmaktadır. Haksız rekabet oluşturan eylem, davalının tek bir uygulama üzerinden yürüttüğü bölünmez bir organizasyon niteliği taşıdığından ve men hükmü davalının bu hizmeti sunma edimine yönelik bulunduğundan, men'in belirli bir il ile sınırlandırılması hükmün infazını ve haksız rekabetin fiilen önlenmesini imkânsız kılacaktır. Bu itibarla men hükmü, dava konusu hizmetin sunulduğu her türlü mecrayı kapsayacak biçimde kurulmuştur. Ref (haksız rekabet sonucu oluşan maddi durumun ortadan kaldırılması) istemi yönünden ise; TTK'nın 56/1-c maddesi, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını ayrı bir dava türü olarak düzenlemiş olup, ref, men'den farklı olarak, haksız rekabet eyleminin geçmişe yönelik olarak yarattığı ve süregelen maddi durumun giderilmesini amaçlar. Somut olayda ref istemi yalnızca birleşen davada ileri sürülmüş olup, davalının ... ... ve ... Sürücü hizmetine ilişkin olarak oluşturduğu ve haksız rekabetin sürekliliğini sağlayan mevcut altyapının (sürücü ve yolcuların bu hizmet için uygulamaya kaydı ile hizmetin fiilen erişilebilir tutulması dâhil) bu hizmet yönünden ortadan kaldırılmasını kapsayacak biçimde ref'e karar verilmesi gerekmiştir. Asıl davada ise ref talebi bulunmadığından, taleple bağlılık ilkesi uyarınca bu dava yönünden ref hususunda bir değerlendirme yapılmamıştır. Reklam Faaliyetlerinin Men'i ve Hükmün İlanı İstemleri Davalının dosyaya sunulan görsellerde yer alan Taksi almazsa ... çağır, Taksi yoksa ... çağır ve ... çağır istediğin yere git reklamlarında hizmetini doğrudan taksi taşımacılığının ikamesi olarak tanıttığı da anlaşılmaktadır. Davalının bu tanıtım ve beyanlarının faaliyetini ticari olmayan bir paylaşım gibi göstererek ve taksiciliğe meşru bir alternatif olduğu yönünde kamuoyunda yanıltıcı bir izlenim oluşturmaya elverişli olduğu ve TTK'nın 55/1-a-2 maddesi kapsamında aldatıcı nitelik taşıyarak ayrıca bu yönüyle de haksız rekabete vücut verdiği anlaşılmaktadır. Reklam faaliyetlerinin men'ine ilişkin istem yönünden, yukarıda TTK'nın 55/1-a-2 maddesi kapsamında aldatıcı nitelikte bulunduğu belirlenen tanıtım söyleminin devamının önlenmesi gerektiğinden, birleşen davada ... ... hizmetine ilişkin reklam faaliyetleri yürütülmesinin men'ine karar verilmiştir. Hükmün ilanına ilişkin istem yönünden ise; davalının aldatıcı tanıtım ve beyanlarıyla, hizmetin ticari olmayan bir paylaşım ve taksiciliğe meşru bir alternatif olduğu yönünde kamuoyunda oluşan yanlış izlenimin giderilmesinde ve haksız rekabete konu hizmetin geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmış olması karşısında kararın kamuoyunca öğrenilmesinde korunmaya değer bir menfaat bulunduğundan, TTK'nın 59. maddesindeki koşulların oluştuğu değerlendirilerek, karar kesinleştiğinde masrafı davalıya ait olmak üzere hüküm özetinin ulusal çapta yayın yapan tirajı en yüksek üç gazetede ilanına karar verilmiştir. Erişimin Engellenmesi ve İhtiyati Tedbir Talebinin Değerlendirilmesi Erişimin engellenmesine yönelik istem ile ihtiyati tedbir talebi yönünden; öncelikle belirtmek gerekir ki, haksız rekabetin men'ine ilişkin işbu hükmün kesinleşmeden infaz kabiliyetini haiz olup olmadığı, talep edilen ihtiyati tedbirin gerekliliği bakımından belirleyici bir ön sorundur. HMK'nın 350. maddesinin birinci fıkrasında, istinaf yoluna başvurmanın kararın icrasını durdurmayacağı, İcra ve İflas Kanunu'nun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36. maddesi hükmünün saklı olduğu; ikinci fıkrasında ise yalnızca kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararların kesinleşmedikçe yerine getirilemeyeceği düzenlenmiştir. İşbu hüküm, kişiler hukuku, aile hukuku yahut taşınmaza ilişkin ayni haklarla ilgili bir karar olmayıp, haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'ine ilişkin bulunduğundan, HMK'nın 350/2. maddesindeki kesinleşme koşuluna tabi değildir. Nitekim yerleşik içtihatlarda da, haksız rekabetin tespiti ve men'ine ilişkin ilamların, şahsın hukuku ile ilgili gibi görünmekle birlikte tarafların şahsı ile ilgili hukuki durumlarında bir değişiklik yaratan sonuç doğurmayıp yalnızca malvarlığını etkilediği, bu nedenle icraya konulabilmesi için kesinleşmesinin gerekmediği kabul edilmektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2015/10769 Esas, 2017/13728 Karar sayılı ilamında; bir fiilin haksız rekabet oluşturduğunun tespiti ile men'ine ve buna bağlı istemlere ilişkin mahkeme kararının, şahsın hukuku ile ilgili olmakla birlikte tarafların şahsı ile ilgili hukuki durumlarında değişiklik yaratan bir sonuç doğurmadığı, sadece malvarlığını etkilediği, dolayısıyla icraya konulabilmesi için kesinleşmesine gerek bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. Aynı ilke, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2018/3154 Esas, 2018/7106 Karar sayılı ilamında da benimsenmiş; ilamın, şahsın hukuku ile ilgili olsa dahi tarafların hukuki durumunda değişiklik doğurmayıp yalnızca malvarlığını etkilemesi karşısında takibe konulabilmesi için kesinleşmesinin gerekmediği kabul edilmiştir. Bu itibarla, haksız rekabetin men'ine ilişkin işbu hükmün de kesinleşmeden infaz kabiliyetini haiz bulunduğu anlaşılmakta olup, anılan maddenin birinci fıkrasındaki genel kural gereğince, karara karşı istinaf yoluna başvurulmuş olması hükmün icrasını kendiliğinden durdurmayacaktır. TTK'nın 56/1-b maddesi uyarınca hükmedilen men, niteliği itibariyle davalıya, haksız rekabet oluşturan fiili işlememe ve tekrarlamama yönünde bir yapmama (kaçınma) edimi yükleyen bir yükümlülük doğurur. Somut olayda bu yükümlülüğün konusu, davalının ... ... hizmetini internet sitesi ve mobil uygulama dâhil her türlü mecra üzerinden sunmaktan bizzat kaçınmasıdır. Bir yapmama borcunu içeren bu hükmün infazı, İİK'nın ilamların icrasına ilişkin hükümleri ve özellikle bir işin yapılması yahut yapılmamasına ilişkin ilamların icrasını düzenleyen 30. maddesi çerçevesinde gerçekleştirilir; davalının hükme aykırı biçimde hizmeti sunmaya devam etmesi hâlinde, alacaklının başvurusu üzerine icra dairesince gerekli işlemler yapılabilecek ve aykırı davranışın sürmesi hâlinde İİK'nın ilgili hükümlerinde öngörülen yaptırımlar gündeme gelebilecektir. Bu yönüyle men hükmü, muhatabı ve konusu belirli, doğrudan davalıya yönelen ve icra kabiliyeti bulunan bir ilam niteliğindedir. Dolayısıyla haksız rekabetin önlenmesi, üçüncü kişi konumundaki erişim sağlayıcılar nezdinde ayrı bir erişim engeli tedbirine başvurulmasını zorunlu kılmaksızın, doğrudan davalıya yüklenen kaçınma yükümlülüğünün infazı yoluyla sağlanabilecek durumdadır. Bu tespitler ışığında ihtiyati tedbir talebi değerlendirildiğinde; HMK'nın 389. maddesi ile haksız rekabete ilişkin özel düzenleme içeren TTK'nın 61. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için, talep edenin davadaki haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi ve ayrıca mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından yahut tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın ya da ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesini gerektiren koşulların birlikte bulunması aranır. Oysa somut olayda, esas hakkında verilen ve kesinleşmeden infaz kabiliyetini haiz bulunan men hükmü, davalının haksız rekabet oluşturan hizmeti sunmasını doğrudan durdurma sonucunu doğurmaktadır. Talep edilen erişimin engellenmesine yönelik ihtiyati tedbir ise, esas hakkındaki bu men hükmüyle birebir aynı sonucu, yani ... ... hizmetinin sunumunun durdurulmasını hedeflemektedir. Bir başka anlatımla, esas uyuşmazlık hakkında nihai hüküm kurulup men'e karar verilmiş olması karşısında, aynı sonucu geçici olarak sağlamaya yönelik ihtiyati tedbirin konusu kalmamış; tedbir yoluyla korunmak istenen hukuki yarar, esas hükümle karşılanmış bulunmaktadır. Kaldı ki, ihtiyati tedbire yönelik istinaf incelemesinde belirlenen esaslar da gözetildiğinde, erişimin engellenmesi gibi sonuçları itibariyle esas hükmün ötesine geçebilecek ve davalının hüküm kapsamı dışındaki ticari faaliyetlerini de etkileyebilecek bir tedbirin, yaklaşık ispat ve orantılılık ölçütleri bakımından koşullarının bu aşamada gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, esas hakkındaki men hükmü ile aynı sonucu doğuracak olan ve ayrıca TTK'nın 61 ile HMK'nın 389. maddelerindeki koşulları gerçekleşmeyen, https://www..../ internet sitesi ve "...: ... & ..." isimli mobil uygulama üzerinden sunulan "... ..." ve "... Sürücü" isimli hizmete erişimin engellenmesine yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Yukarıda açıklanan gerekçeler ve toplanan deliller ışığında, davalının ... ... uygulaması üzerinden yürüttüğü faaliyetin, izin ve ruhsata tabi ticari yolcu taşımacılığının izinsiz/ruhsatsız biçimde organize edilip aracılık edilmesi suretiyle TTK'nın 54, 55/1-e ve 55/1-a-2 maddeleri kapsamında haksız rekabet oluşturduğu; ... .../... hizmeti yönünden ise haksız rekabetin ispatlanamadığı sonuç ve kanaatine varılarak,..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile asıl davada davalı...Anonim Şirketi tarafından https://www..../ internet sitesi ve mobil uygulama üzerinden sunulmakta olan,"... ..." isimli hizmetin sunulmasının haksız rekabet oluşturduğunun tespitine ve gerçekleşen haksız rekabetin önlenmesine, "... ..." isimli hizmetin sunulmasının haksız rekabet oluşturduğu ispatlanamadığından bu hizmete ilişkin talebin reddine, birleşen davada davalının https://www..../ internet sitesi ile "... ... & ..." ve "... Sürücü" isimli mobil uygulama üzerinden sunulan "... ..." ve "... Sürücü" isimli hizmetin sunulmasının haksız rekabet oluşturduğunun tespitine ve haksız rekabetin ref'ine "... ..." ile "... Sürücü" hizmetinin internet sitesi ve mobil uygulama dahil her türlü mecra üzerinden sunulmasının men'ine "... ..." isimli hizmetin haksız rekabet oluşturduğu kanıtlanmadığından reddine, davalı şirketçe "... ..." hizmetine ilişkin reklam faaliyetleri yürütülmesinin men'ine TTK’nın 59. maddesi gereğince karar kesinleştiğinde masrafları davalıya ait olmak üzere hüküm özetinin ulusal çapta yayın yapan, tirajı en yüksek üç gazetede ilanına, karar verilmiştir. Bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davalı vekili, asıl davada davacı vekili ve birleşen davada davacı vekillerince ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Asıl davada davacı...vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemenin 2023/87 Esas sayılı dosyasında 19.07.2024 tarihinde verilen kararın istinaf incelemesi sırasında infaz edilemediğini, buna ilişkin icra dairesi ve icra mahkemelerinin kararlarının bulunduğunu, bu nedenle infazı kabil bir karar verilmesi talebine karşı mahkemece verilen istinaf konusu 24.06.2026 tarihli kararın da infaz edilemediğini, bu kararın icrasının da icra hukuk mahkemesi kararı ile durdurularak infaza yönelik icra takibinin iptal edildiğini, kamuoyunu ve ülkemizdeki taksi esnafının mesleki geleceğini doğrudan ilgilendiren kararın ikinci kez infaz edilememiş olmasının, adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu, önceki kararın takibe konduğunu ancak icra hukuk mahkemesince hükmün kesinleşmeden infaz edilemeyeceği gerekçesi ile takibin iptaline karar verildiğini, bu yönü ile kazanılan bir davadan müspet bir fayda elde edilemediğini, davalının da haksız rekabet eylemine ara vermediği gibi bu eylemlerini artırarak sürdürdüğünü, bu nedenle ihtiyati tedbir talebinin ve istinaf gerekçesinin öncelikle incelenmesi gerektiğini, Mahkemece asıl ve birleşen davada davalının "... ..." hizmetinin haksız rekabet oluşturduğunun tespiti ile men'ine karar verildiğini, ancak talep edilen "... ..." hizmetine erişimin engellenmesine yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verildiğini, ret gerekçesinde haksız rekabetin menine ilişkin hükmün kesinleşmeden infaz kabiliyeti bulunduğunun belirtildiğini, oysa İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün 2024/24563 Esas sayılı dosyasında haksız rekabetin meni kararının ifasının istendiğini ve borçlunun şikayeti üzerine İstanbul 15. İcra Hukuk Mahkemesinin 27.07.2026 tarihli tensip tutanağıyla takibin teminatsız olarak durdurulduğunu, 28.07.2026 tarihli 2026/512 E. sayılı kararıyla haksız rekabetin önlenmesine ilişkin ilamların şahsın hukukuna ait olması nedeniyle kesinleşmeden icra edilemeyeceğini tespit ederek ilgili icra takibinin iptal edildiğini, bu durumda mahkemenin tedbir talebinin ret gerekçesinin başka bir mahkemenin kararı ile çürütüldüğünü, müvekkilinin ilama bağlı haklarının kesinleşmesine kadar infaz edilemediğini, davalının haksız rekabet oluşturduğu tespit edilen faaliyetlerine bu süreçte devam etmesinin taksici esnafının zararını artırdığını, değişen durum ve fiilî koruma boşluğu karşısında, ek karar ile ihtiyati tedbir talebinin yeniden değerlendirilmesi talebinin mahkemece reddedildiğini, ancak fiili duruma göre ret gerekçesinin dayanaksız kalması nedeniyle tedbir talebinin kabulü ile haksız rekabeti oluşturan uygulamaya erişimin engellenmesine karar verilmesinin talep edildiğini ve istinaf incelemesi ile bu kararın verilmesi gerektiğini, Gerekçeli kararda asıl ve birleşen davalarda "... ..." ve "... sürücü" yönünden taleplerinin kabulüne karar verildiğini ve kararın infazı için kesinleşmesi gerekmediği gerekçesiyle tedbir talebinin reddine karar verildiğini, oysa hüküm fıkrasının buna ilişkin (D) bendinin icra hukuk mahkemesince verilen takibin iptali kararı birlikte değerlendirildiğinde, mahkemenin gerekçesinin fiilen uygulanmadığı ve dolayısıyla dava lehine biten taraflar için lehe bir neticenin fiilen elde edilemediğini, bu hususun dahi tek başına mahkeme karının fiilen uygulanmadığını gösterdiğini, birleşen dava yönünden İstanbul 24. İcra Dairesinin 2026/28794 Esas sayılı takibinin başlatıldığını ve borçlunun İstanbul 41. İcra Hukuk Mahkemesinin 2026/638 Esas sayılı dosyası ile şikayet başvurusunda bulunması üzerine birleşen dava yönünden de icra takibinin durdurulduğunu, her iki icra mahkemesi kararına göre mahkeme kararını -tedbire yönelik talebin reddine ilişkin gerekçenin aksine- uygulanmadığının ortaya çıktığını, oysa mahkeme hükmünün infazının mümkün ve uygulanabilir olmasının gerekçeli karar hakkının önemli bir parçasını oluşturduğunu, gerekçede belirtildiği üzere mahkemenin ihlali tespit eden kararının, mahkemenin kabulüne göre infaz edileceğini, ancak kararın fiilen infaz edilmemesinin bu gerekçeyi ortadan kaldırdığını, Esas hükümle karşılandığı için artık mevcut olmadığı kabul edilen hukuki korunma ihtiyacının, men hükmünün fiilen icra edilememesi nedeniyle yeniden ve üstelik daha ağır biçimde ortaya çıktığını, haksız rekabetin mahkeme kararı ile tespitine rağmen fiilen devam ettirildiğini, bu durumun istinaf incelemesi sonuçlanıncaya kadar devam edecek olmasının da açık bir hukuki koruma boşluğu oluşturduğunu, bu nedenle kararın kesinleşmesine kadar ihtiyati tedbir talebinin yeniden ve ivedilikle incelenmesi gerektiğini, icra mahkemesinin takibi iptal etmemesi hâlinde dahi mahkemenin önceki kararının infaz edilmediği dikkate alındığında, ihtiyati tedbir kararı olmaksızın kararın kesinleşmeden infazının son derece tartışmalı olacağını, istinafın kaldırma kararı öncesinde verilen men kararının infazı için Erişim Sağlayıcıları Birliğine yazılan yazıya verilen 27.09.2024 tarihli cevap ile uygulama içerisinden bir kısım faaliyetin uzaktan erişim ile engellenmesinin mümkün olmadığı bu eylemin ancak yer sağlayıcı olan davalı tarafından yerine getirilebileceğinin bildirildiğini, buna göre ... uygulaması içerisinde ... uygulaması yanında başkaca uygulamaların da bulunduğu gözetildiğinde ... uygulamasının ... adlı uygulama içerisinden ayrıştırılması suretiyle erişimin engellenmesinin üçüncü kişilerce yapılamadığını, infazın ancak davalı tarafından yapılabilecek olması nedeniyle tekrar infazı kabl olmayan bir karar verildiğini, davalının kötü niyetle hükmün infazının engellenmesi için ... uygulaması içerisinde farklı uygulamalar entegre ederek fiilen kapatmayı engellemeye çalıştığını, mahkeme kararını infaza elverişli kurulmasının Anayasal zorunluluk olduğunu, İnfazın davalının insiyatifine bırakılmasının mümkün olmadığını ve uygulamanın tümden kapatılmasına ilişkin bir çok mahkeme kararı bulunduğunu, özellikle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 16 ve 44. Hukuk Daireleri ile Danıştay 13. Dairesinin 2022/4241 E., 2024/5439 K. sayılı kararı bulunduğunu, kaldı ki 5651 sayılı Kanun'da bir takım eylem ve suçlar için bu hususun zaten kural olarak dahi düzenlendiğini, bu açıklamalara göre davalının ... ... uygulamasında sunulan araç çağırma eylemine erişimin engellenmesine, davalının bu hizmeti sunmaktan men edilmesi ile bu konuda ... uygulamasına yönelik verilen tüm eylem ve işlemlerin sonlandırılması için ihtaratlı kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde davalı tarafından erişimin engellenmesi kararının gereğinin yapılmaması hâlinde ... adlı uygulamaya erişimin tümden engelleneceğinin ihtarına karar verilmesinin talep edildiğini, kararın infaz edilememesi, infazın ancak davalıya kesin süreli ihtarat verilerek aksi hâlde tümden kapatma yapılacağının ihtar edilmesi ile mümkün olduğunu, bu hâliyle hukuk dünyasında emsali olmayacak şekilde aynı mahkeme tarafından ikinci kez verilen infazı mümkün olmayan karar ile bu karara haksız şekilde dayanak yapılan ihtiyati tedbir taleplerimizin reddine dair kararının kaldırılması ile infazı mümkün bir hüküm tesis edilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına, istinaf incelemesinin öne alınmasına ve davanın kabulü ile yukarıda belirtilen şekilde infazı kabil bir karar verilmesini istemiştir. Birleşen davada davacı ... Odası vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Asıl davada davacının açıklamalarını aynın tekrar ederek, devamında asıl davada davacı vekilinin sunduğu istinaf başvuru nedenlerini aynen tekrar ederek, kararın ikinci kez infaz edilmemesi nedeniyle adil yargılama hakkının ihlali nedeniyle istinaf inceleme talebinin öne alınmasına, infaz edilemeyen kararın kesinleşmesine kadar ortaya çıkan hukuki koruma boşluğunun giderilmesi bakımından talebin öncelikli olarak değerledirilerek ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davalı şirketin mahkeme kararıyla belirlenen haksız rekabet eylemi nedeniyle faaliyetinin durdurulmasına, ayrıca mahkeme kararının icrasına ilişkin icra hukuk kararları nedeniyle ihtiyati tedbir kararı verilmesine, hükmün infazının davalıya verilecek kesin süre ile mümkün olması nedeniyle davalıya iki haftalık kesin süre verilmesine, aksi hâlde uygulamanın tümden kapatılacağının ihtarına, bu hususta ... uygulamasında yer alan ... ... uygulamasına erişimin engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, dava konusu uygulamanın internet ve mobil uygulama dâhil her türlü mecra üzerinden sunulmasının engellenmesine, davalının ... uygulaması üzerinden sunduğu ve haksız rekabet teşkil eden “... ...” hizmetinin sunulmasının menine, buna ilişkin sekme, içerik ve işlevlerin ... uygulamasından kaldırması için ihtaratlı kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde ... ... hizmetininin ... uygulamasında kaldırmaması hâlinde, Siber Güvenlik Başkanlığına ve BTK’ya müzekkere yazılarak ... uygulamasının tamamına erişimin engellenmesine, ihtarat gereğinin yapılmaması hâlinde ise kararın infazı amacıyla gerekli müzekkerelerin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Siber Güvenlik Başkanlığı ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlara yazılmasına, uygulamalara erişimin uygulama market dâhil tüm platformlardan engellenmesine karar verilmesini istemiştir. Asıl ve birleşen davalarda davalı...AŞ vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkilinin New York Borsasına kote bir şirket olduğunu ve faaliyetlerine skuter kiralama işi ile başladığını, 2022 yılı Eylül ayında ise kişilerin kendi özel otomobilleriyle yaptığı yolculukları ticari olmayan amaçlarla paylaşabilecekleri ... ... uygulamasını hayata geçirdiğini, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nun 2. maddesi ve Karayolu Taşıma Yönetmeliği'nin 2/3(a) maddesinde ister dijital bir uygulama ister başka yollarla nasıl gerçekleştirildiğine bakmaksızın veya yönteme göre sınırlama getirmeksizin kişilerin "özel otomobilleriyle yapılan ve ticari olmayan taşımaları" söz bu kanun ve Yönetmelik kapsamında "taşıma" olarak görmediğini ve kapsam dışında bıraktığını, "... ..." sürücü sözleşmelerinde de uygulamanın ticari amaçlarla kullanılamayacağının yazıldığını, Kanun ile tanınan serbesti alanında yer alan bu haklarını kullanabilmelerine teknolojik olarak imkân tanımak amacıyla kurulduğunu, mahkemenin 24.6.2026 tarihli kararı ile uygulamanın taksicilik mesleğini yapanlarla haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine ve faaliyetin önlenmesine karar verdiğini, ancak dosyada verilen tedbir kararının reddine ilişkin 26.02.2026 tarihli istinaf incelemesinde belirtildiği üzere haksız rekabetin varlığının yaklaşık olarak ispat edilmediğini, bundan sonra alınan ek raporun da ispatı sağlamaya elverişli olmadığı, kendi içinde ve önceki raporlarla çelişkiler içerdiğini, istinaf mahkemesinin 21.11.2024 tarih ve 2024/1687 E., 2024/1662 K. sayılı kaldırma ilamının delillerin tam olarak toplanarak değerIendirilmemesi nedeniyle esasa ilişkin inceleme içermediğini, bu nedenle davacı tarafların iddialarının kaldırma kararının sonrasında davanın husumet nedeniyle reddini gerektiren davacıların üyelerinin emekli olduğu ve artık taksicilik yapmadıklarına ilişkin ikrarlar, bilirkişi raporlarındaki tespitlerin önemli olduğunu, kendi içinde veya kök rapor ile çelişkili olan ve raporlar arasındaki çelişkiyi gidermeyen raporun esas alınarak karar verilemeyeceğini, raporun kaldırma kararının gereklerini yerine getirmediğini, yeni bir bilirkişi görevlendirilmediği gibi, mevcut bilirkişinin açıkça inşaat mühendisliği bilgisine dayanarak yaptığını ifade ettiği değerlendirmeye itibar edildiğini, gerekçeli kararda taraf beyanları, raporların safahatı, davacının yazılı ikrarlarına yer verilmediğini, raporlarının kritik kısımları çıkartılarak davacı iddiaları aleyhine görüş veren ulaştırmacı teknik bilirkişinin bile görevden el çektirildiğini, dava tarihinden sonra gerçekleşen ve bilirkişilerin dahi "Mart ..." uygulaması ile ilişkisi olmadığını belirttiği hususlara dayalı hüküm kurulduğunu, davacıların dahi iddia etmediği haksız rekabet isnadına dayanak olamayacak bir lisansın alınmadığına dayalı haksız rekabet tespiti yapıldığını, İstinaf dilekçesinde öncelikle davanın safahatı, davanın neden kanıtlanmadığı ve karardaki eksik ve hataların açıklanacağını, bu kapsamda asıl davanın TTK'nın ilgili hükümlere aykırı şekilde "... ..." uygulaması üzerinden yasa dışı şekilde yürütülen "... ..." ve ... uygulamasının haksız rekabet oluşturulduğunun iddia edildiğini, dava dilekçesinde haksız rekabet nedenleri olarak ... şirketinin taşımacılık faaliyeti yürüttüğü, tahsilata aracılık ettiği, uygulamanın taksici olmayan kişilerce ticari amaçla kullanıldığı, uygulama ile belediye izni ve ruhsatı olmaksızın, yetkisiz kişilerce şehir içinde ücret karşılığında yolcu taşımacılığı yapıldığı, taşımacılık yapan sürücüler ve araçların mevzuat çerçevesinde taksicilik yapmak isteyenlerde aranan şartlarla bağlı olmadığı, taşımanın hususi otomobillerle gerçekleştirilerek haksız rekabet oluşturulduğu, "... ..." uygulaması ile ruhsatsız araçlarla ücret karşılığı yolcu taşımacılığı yapıldığı, haksız rekabetin özünü oluşturan uygulama ile İstanbul ilinde korsan taşımacılığın teşvik edildiği, benzer şekilde hizmet veren ... ve ... şirketleri hakkında alınan kararlar ile bu şirketlerin haksız rekabet yaptıkları tespit edildiği, şehir içi yolcu taşımacılığına ilişkin Kanun ve Yönetmelikle belirlenen şartların ve gerekliliklerin yerine getirmemesinin haksız rekabet oluşturduğunun kabul edildiğini, birleşen ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/820 Esas sayılı dosyasında da benzer şekilde davalı tarafından sunulan taşımacılık hizmetinin taksicilik hizmeti olması nedeniyle faaliyette bulunulan il metkezindeki ... ve taksi yönergelerine tabi olduğu, yolculuk başlamadan ödemenin peşin yapıldığı, kullanıcının davalı şirket hesabına ödeme yaptığı, davalının "... ..." hizmet bedelini tahsil ettikten sonra tek taraflı olarak belirlediği gelir paylaşım bedeline göre hak kazandığı bedeli araç sahibine ödediği, hizmet bedelinin davalıya ödendiği, bu kapsamda çalışan araçların sunulacak taşımacılık hizmet bedeli dâhil hiç bir niteliğini belirleyemediği, kullanım bedelinin davalı tarafından otomatik olarak tespit edildiği, Avrupa Birliği Adalet Divanın ... kararına göre bu hizmetin taşımacılık hizmeti olduğu, davalının kullanıcılardan ödeme aldığı, reklam çalışması yaptığı, uygulama ile hukuka aykırı taşımacılık hizmeti sunulmasına imkân sağlandığı, 2918 ve 5216 sayılı Kanunlarda ticari amaçlı yolcu taşımacılığı olan taksiciliğin yapılabilmesi için belediyeden izin ve taksi çalışma ruhsatnamesi alınması gerektiği, ... ... Belediyesi Yönetmeliği'nde bu hususun detaylı şekilde düzenlendiği ... ilinde hiçbir taksinin durak haricinde yolcu alamayacağı, uygulamayı kullan kişilerin taksicilik hizmeti vermelerine karşın taksicilik yapmak için gereken hiçbir koşul ile bağlı olmaksızın, taksiciliğe özgülenmiş ve şartlara aykırı biçimde taşımacılık yapmalarının haksız rekabet oluşturduğunun iddia edildiğini, Birleşen davada 01.07.2024 tarihinde sunulan uzman görüşünde yer sağlayıcı hizmetlerinin yetkileri başlıklı 10. sayfasında davalı şirketin yer sağlayıcı yükümlülüğü bulunmasına rağmen sürücünün kimlik bilgisi, sabıka kaydı, yolcu güvenliği gibi hususların kontrol edilmemesinin kamu düzeninin sağlanması açısından büyük risk oluşturulduğunun belirtildiğini ve davalının sürücülerin fiillerinden sorumlu olmamasının haksız rekabete yol açtığının belirlendiğini, Asıl ve birleşen davalarda davalının Elektronik Ulaşım Yönetimi Lisansına sahip olmadığına ilişkin bir iddiada bulunmadığını, davacıların kendi üyeleri olan taksicilerin de bu lisansı aldığının iddia edilmediğini, asıl davacının 16.01.2025 tarihli dilekçesinde bu hususlar açıklanarak bu lisansın sadece ... tarafından ... gibi taksicilere hizmet veren uygulamaların sahibi kuruluşlara verildiğini beyan ettiğini, ... Belediyesinin ise bu lisansı verme şeklinde bir düzenlemesi bulunmadığını, esasında ... gibi kuruluşlara yönelik olan bu lisansın sadece İstanbul'da verildiğini, taksicilik ile ilgili ... ... Belediyesi yönetmeliğinde ... örneğine benzer bir lisans düzenlemesi de bulunmadığını, asıl davada davacı, Eylüt 2022de hayata geçen "... ..." uygulamasından beş ay sonra açtığı davada zarar oluştuğuna ilişkin bir delil sunmadığını, davalının uygulaması üzerinden ne kadar taşıma yapıldığının belirlenememesi nedeniyle zararın ölçülemediğinin beyan edildiğini, birleşen davada da zarara ilişkin bir kanıt sunulmadığını, kaldırma kararı sonrası 18.07.2025 tarihli 4. oturumda davalıların zararı olmadığına ilişkin ... raporunun bulunduğu ve raporun istenilmesi savunmasının davacı vekillerince muvafakat edilmediğini, asıl davada İstanbul birleşen davada ise ...'daki uygulamalara atıf yapıldığını, başka illerdeki taksicilik düzenlenmelerine dair bir iddiada bulunmadıklarını, esasen taksiciliğin il bazında yürütülen ve düzenlenen bir faaliyet olması nedeniyle her ilde farklı düzenlemeler yapıldığını, Asıl ve birleşen davada davacıların ...'nın kendisinin taşımacılık yaptığını, hem de ...'nın, "... ..." uygulamasının kullanıcılarının izinsiz taksicilik yapmasına sebep olduğunu iddia ettiğini, bu durumda davanın kabulü için Martn'ın bizzat taksicilik yaptığının, uygulama ile yolculuk paylaşan kullanıcıların ticari amaçla ve taksicilik yapmak için kullanıldığı, bu faaliyetin İstanbul ve ... illerinde ayrı ayrı belediyelerce izin ve ruhsata konu olduğu, ... şirketinin sürücüler tarafından yapıldığı ileri sürülen ticari taşmalardan dolayı sorumluluğunun ve maddi zararın somut olarak varlığının kanıtlanması gerektiğini, mahkemece de 05.07.2023 tarihli ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığın bu şekilde tanımlandığını, ayrıca birleşen dava bakımından 27.03.2024 tarihli ön incelemede de benzer tespitin yapıldığını, mahkemece ilk olarak asıl davada verilen ihtiyati tedbirin istinaf incelemesi sonucu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 20.6.2023 tarih ve 2023/1092 E.sayılı kararı ile davacının faaliyetlerinin elektronik ticarette belirlenen yer sağlama hizmeti olup olmadığı ve bu hizmetin ticari taşıma, komisyonculuk veya taşımaya aracılık niteliğinde olup olmadığı ancak delillerin toplanarak bilirkişi aracılığıyla değerlendirilmesi için tedbirin kaldırıldığını, asıl davada alınan 22.1.2024 tarihli kök rapor ve 24.5.2024 tarihli ek raporda ...'nın bizzat taşımacılık yapmadığının tespiti, ...'nın ticari amaçla kullanılmadığının tespiti, ...'nın, "... ..." üzerinden komisyon ve sair gelir elde etmediği veya tahsilata aracılık etmediğinin tespiti, ... ... uygulaması ile gerçekleşen yolculuk paylaşımı hizmetinde ...'nın belirleyici olmadığı, yolcu ile sürücü buluştuktan sonra sürecin ... uygulamasından bağımsız ilerlediğinin tespiti karşısında, esasında ticari taşımacılık yapmadığı tespit edilen davalının ticari taşımaya aracılık da etmediği ve bu şekli ile ... ve SCOITY kararlarına konu hâller ile bir benzerlik bulunmadığının ortaya çıkması, "... ..." uygulaması ile gerçekleşen yolculuk paylaşımı hizmetinde tarifenin olmadığının tespiti ve ücretin simsarlık sözleşmesinin esaslı unsuru olması, bu konuda mevzuat boşluğu olduğunun tespiti, salt uygulama aracılığıyla yolculuk paylaşımının bireyi ticari iş yapar hâle getirmediğinin tespiti karşısında, esasında davanın reddi gerektiğini ancak kök ve ek raporda sözü edilen davalı lehine olan bu hususlardan söz edilmeyerek kararın 10. sayfasında, "...'nın belirleyici olmadığı"ndan söz edilmeden karar verildiğini, raporlar arasında çelişki bulunması hâlinde bunların giderilmeden karar verilemeyeceğini, yeni bilirkişi kurulunun görüşlerine itibar edilmesi hâlinde ise bunun nedenlerinin açıklanması gerektiğini, Önceki bilirkişilerin davanın reddini gerektiren somut tespitlerine rağmen mahkemenin 19.07.2024 tarih ve 2023/87 E, 2024/524 K. sayılı ilk kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, kararın gerekçesinde uygulama üzerinden sürücüler ile yolcuların bir araya getirilmesinden şirket olan davalının kâr gütme amacı bulunduğuna yer verildiğini, kararın istinafı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 21.11.2024 tarih ve 2024/1687-1662 E.K sayılı kararındaki gerekçelerle kaldırıldığını, YHGK kararları uyarınca "iş şartlarına uymamak dolayısıyla" haksız rekabetten söz etmek için davacı ve davalının aynı meslek dalında faaliyet gösterip göstermediğinin önem arz ettiğini, mahkemenin ilk kararından önce ...'den taksicilik faaliyeti yürütenler hakkında bilgi istediğini, ve bilgiler gelmeden karar vermesi nedeniyle bu hususun kaldırma nedeni yapıldığını, ...'nin mahkemeye gönderdiği 07.08.2024 tarihli yazı ile İstanbul'da kayıtlı 20.039 taksi ruhsatının yalnızca 5.109'unda ruhsat sahibinin sürücü olarak kayıtlı olduğu, kalan 14.930 takside ise plaka sahibinin bedenen taksicilik yapmadığının belirlendiğini ve böylece piyasada bulunan taksilerin %75'inin hukuka aykırı surette, izin ve ruhsat koşullarına aykırı işletildiğinin ortaya çıktığını, anılan yazı ile taksi plakalarının muvazaalı olarak elde bulundurulduğunun ortaya çıktığını, zira taksinin ...'ye kayıtlı olarak faaliyet gösterebilmesi için ... Taksicilik Yönergesi'nin 9. maddesine göre gerçek kişilerin taksi taşımacılığı faaliyetine başlamak için ... sayılı Bakanlar Kurulu kararında belirtilen şartları taşıması ve taksi taşımacılığına uygun taşıta sahip olduğunu belgelendirmesi durumunda TUHİM tarafından Ticari Araç Tahsis Belgesi düzenlenebileceği, beyannamede şahısın şoförlük mesleğini geçim kaynağı olarak seçmiş olduğunu beyan etmesi gerektiğinin belirlendiğini, ... Taksi Yönergesine aykırı şekilde oda üyesi 14.930 takside taksi plakası sahibinin taksicilik yapmadığını, şoförlük mesleğini geçim kaynağı olarak yürütmediğini, bu durumun da taksicilik ile ilgili temel düzenleme olan ... sayılı 1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararına aykırı olduğunu, Bakanlar Kurulu Kararının "Ticari Plaka Verilecekler" başlıklı 3/1. maddesinde ticari plaka verilebilmesi için taksi, dolmuş ve minibüslerde, şoförlük mesleğini geçim kaynağı olarak seçilmesi ve sürekli olarak icra edildiğinin beyan edilmesi, ilgili meslek odasına, ilgili meslek odasının bulunmadığı yerlerde ise şoförler odasına üye olmak şartının arandığını, Kaldırma kararı sonrasında yaşanan önemli bir gelişmenin de asıl davada davacı vekilinin davacı oda üyelerinin nitelikleri ve mesleki faaliyetlerini devam edip ettirmedikleri ile ilgili iki ayrı beyan sunduğunu ve ilk defa kayıtlı davacı oda üyelerinin emekli taksicilerden oluştuğunu 16.01.2025 tarihli dilekçede ikrar ettiğini, bu hususun ayrıca 03.04.2025 tarihli dilekçede de daha da açık olarak kabul edildiğini, bu dilekçelere göre taksi plakası sahibi kimselerden oluşan davacı odanın mensuplarının emeklilerden oluştuğu ve artık taksicilik esnaflığı yapmadığının kabul edildiğini, davacının da emekli taksicilerin menfaati için açıldığının anlaşılacağını, artık taksicilik yapmayan kişiler için açılan davanın aktif husumet nedeniyle reddi gerektiğini, Kaldırma kararı üzerine sunulan Prof. Dr. ... ile Dr. ... tarafından 15.08.2025 tarihinde hazırlanan uzman görüşünün 80. paragrafında HGK'nun içtihadına göre davacının üyelerinin hâlen aynı meslek dalında faaliyet gösterip göstermediğinin önemli olduğu, bu karara göre aynı meslek dalında faaliyet gösterilmemesi hâlinde haksız rekabetten söz edilemeyeceğini, bu nedenle davacının üyelerinin hâlen taksicilik faaliyeti yürütüp yürütmediğinin önem arz ettiğini, bir çok dilekçede davanın aktif dava ve hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi gerektiğinin belirtilmesine karşın mahkemenin bu talepleri dikkate almadığını, 25.09.2025 tarihli kök raporda, davanın reddini gerektiren bir çok tespit bulunduğunu, kaldırma kararı sonrası oluşturulan beş kişilik heyetin sunduğu raporda, kaldırma kararındaki tespitin aksine yeni heyette yer sağlayıcılığı hususunda teknik tespitleri yapacak bir bilirkişi atanmadığını, ancak raporda "taşımacılık" değerlendirmeleri yönünden önemli tespitlere yer verildiğini, ulaştırma bilirkişisinin tespitlerine göre davanın başından beri savunulan 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu kapsamında kişilerin özel otomobilleri ile ticari olmayan taşma yapmalarının izin veya ruhsata tabi olmadığı tespit edilerek ... ... uygulaması kapsamında yapılan yolculukların yasal izin kapsamında kaldığının ifade edildiğini, bu şekilde yasada boşluk olduğunun tespit edildiğini, nitekim raporda Yasa'nın ilgili maddesi ile 2002 yılında verilen bir Anayasa Mahkemesi kararından hareketle "sistematik ve düzenli olmayan arızi nitelikteki" faaliyetleıin serbest faaliyet alanında değerlendirilmesi gerektiğinin kabul edildiğini, raporda ayrıca Karayolu Taşımacılık Yönetmeliği'nin 2/3/a maddesinde özel otomobillerle yapılan ticari olmayan taşımaların kapsam dışında bırakılmasının, platformun yasal boşlukta değil, yasal izin alanında faaliyet gösterdiği argümanını göçlendirdiğini tespit ettiğini, raporun 45. sayfasında ... ... sisteminin diğer platformlardan farklı olduğunun belirlendiğini, raporun bilişim incelemesi başlıklı bölümünün 23. sayfasında tekrar ... ... uygulaması üzerinden yapılan yolculuk paylaşımlarından ücret alınmadığının vurgulandığını, ödeme seçeneğine yalnızca "nakit" seçeneğinin geldiğinin belirlendiğini, ödemenin ... üzerinden geçmediğini, uygulama üzerinde ... ... hizmetinden gelir elde edilmediğinin tespit edildiğini, raporun 35. sayfasında ise davacı vekili tarafından belirtilen süper üye paketi isimli menünün sürücüleri ilgilendiren ... ... aplikasyonu hakkında bir bilgiye rastlanmadığını, haksız rekabet uzmanı bilirkişinin, sürücü ve yolcu arasındaki taşıma sözleşmesi için ücretin zorunlu unsur olduğunu, yolculuk paylaşım bedelinin ise ücret olmadığının tespit ederek, her olay özelinde ücret verilip verilmediğinin tespiti gerektiğini beyan ettiğini, buna göre salt taraflar arasında yolculuk paylaşım bedeli ödendiği gerekçesiyle ... ...'ın yasa dış taşımacslık işine aracılık ettiğine karinesine dayanan davacı iddialarını temelden çöktüğünü, heyetin ... ve ... uygulamalarında ücretin şirketler üzerinden tahsili nedeniyle uygulamalar arasında farklar bulunduğunu raporun 17. sayfasında tespit ettiğini, heyetin taşımanın arızi olduğunu ve sabit tarife bulunmadığını tespit ettiğini, ayrıca ücretin taraflar arasında belirlendiğinin tespit edildiğini, bu hususların kararda yer almadığını ve karar üzerindeki etkisinin incelenmediğini, Yeni kök raporda haksız rekabet değerlendirmeleri yönüyle kendi içinde çelişkili ifadelere yer verildiğini, mahkemenin verdiği görevlerin haksız rekabet bilirkişisi tarafından "uzmanlık alanım dışında kalmakta" diyerek yerine getirmediğini, kaldırma ilamındaki "davalının ver sağlayıcı konumunda olup olmadığı ve buna göre yetki ve sorumlulukların ne olduğu konularındaki uyuşmazlık noktalarının açıklığa kavuşturulmadığını, Bunun üzerine mahkemece bilirkişi kuruluna, eksikliklerin kaldırma kararında belirtildiği şekilde giderilmesi için ek rapor düzenlenmesi için dosyanın teslim edildiğini, 19.12.2025 tarihli ara kararda tespiti istenilen hususların tek tek sayıldığını, ek rapor öncesinde davacı aleyhine ve davalı lehine görüş belirten Ulaştırma bilirkişinin diğer bilirkişiler gibi ek rapor için davet edilmeden dosyadan el çektirildiğini, bilirkişilerin bir kısmının yeni kök raporda bazı sorulara "uzmanlık alanımıza girmiyor" diye cevap vermeleri nedeniyle 23.1.2026 tarihinde mahkemeye çağırarak görüşmeye ve ek rapor düzenleyip düzenleyemeyeceklerini sormaya karar verdiğini, ancak ulaştırma bilirkişinin bir işlem yapılmadan görevinden el çektirildiğini, ayrıca kaldırma karanında incelemesi istenen yer sağlayıcılığı konusunda uzman bir bilirkişinin de atanmadığını, mevcut bilirkişinin hangi somut nedenle değiştirildiğinin açıklanmaması ve ondan ek rapor alınması imkânının kullanılmaması, diğer heyet üyelerinin aynen korunması ile bilirkişi incelemesinin objektifliğine zarar verildiğini, kaldırma kararı sonrası davacıların talep ettiği ihtiyati tedbirin üç kez reddedildiğini ve davalıların istinaf başvurusunun reddine karar verildiğini, anılan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yaklaşık ispatın sağlanmadığı hususunun bir kez daha belirlendiğini, davanın açıldığı tarihten 26.12.2025 tarihi itibarıyla yaklaşık ispatın dahi sağlanmadığının bu şekilde tespit edildiğini, bu tarihe kadar zararın varlığına dair bir kanıt sunulmadığını, 12.05.2026 tarihli yeni ek raporda daha önce davacı lehine görüş veren ulaştırmacı bilirkişi yerine atanan yeni ulaştırmacı bilirkişinin Türk ulaştırma mevzuatında, ... aracılı yolcu eşleştirme platformlarının açıkça tanımlanmadığı, bu durumun hizmetin hangi mevzuat çerçevesine gireceğine ilişkin bir teknik belirsizlik değil, bir mevzuat eksikliği olarak değerlendirilmesi gerektiği, mevcut durumda ise hizmet modeli taksi, dolmuş, özel servis veya hatır taşımacılığı gibi mevzuatta tanımlı kategorilerin hiçbirine tam olarak uymamakla birlikte, davalıya ait uygulamanın sunduğu hizmetin, mevzuatta tanımlanan "özel otomobil istisnası” sınırlarını aşarak, belediye iznine ve ilgili Bakanlık yetki belgelerine tabi olan "ticari yolcu taşımacılığı" faaliyetinin teknik karakteristiklerini taşıdığının değerlendirildiğini, yeni atanan ulaştırmacı bilirkişinin bu değerIendirmelerini baz alan haksız rekabet uzmanı bilirkişinin de TTK'nın 55/1-e maddesi çerçevesinde "iş şartlarına uymama" dolayısıyla haksız rekabet sonucuna vardığını, bilirkişinin ayrıca 25.9.2025 tarihli kök raporda ulaşılan diğer sonuçlar bakımından kanaat değişikliği gerekmediğini de kabul ettiğini, neticede yeni ek raporda teknik yönden yapılan incelemede Türk ulaştırma mevzuatının, ... aracılı yolcu eşleştirme platformlarını açıkça tanımlamadığı, bu durumun hizmetin hangi mevzuat çerçevesine gireceğine ilişkin bir teknik belirsizlik değil, bir mevzuat eksikliği olarak nitelendirilmesi gerektiği, mevcut dummda ise hizmet modeli taksi, dolmuş, özel servis veya hatır taşımacılığı gibi mevzuatta tanımlı kategorilerin hiçbirine tam olarak uymamakla birlikte, davalıya ait uygulamanın sunduğu hizmetin, mevzuatta tanımlanan "özel otomobil istisnası” sınıflarını aşarak, belediye iznine ve ilgili Bakanlık yetki belgelerine tabi olan ticari yolcu taşımacılığı" faaliyetinin teknik karakteristiklerini taşıdığının tespit edildiğini, haksız rekabet yönünden ise ulaştırma sektör bilirkişisi tarafindan yapılan incelemelere ve ulaşılan sonuçlara dayanılarak, dava konusu olayda davalı tarafından hiçbir izin alınmamasına rağmen belediye iznine ve ilgili Bakanlık yetki belgelerine tabi olan "ticari yolcu taşımacılığı" faaliyetinin gerçekleştirildiği ve bu durumun TTK'nın 55/1-e maddesi uyarınca haksız rekabet teşkil ettiğ sonucuna varıldığını, Müvekkilince sunulan 15.6.2026 ve 22.6.2026 tarihli dilekçeler ile bu rapora itiraz edildiğini, ancak mahkemece ek raporun geldiği oturumdan sonraki 24.06.2026 tarihli oturumda dava hakkında karar verildiğini, mahkemenin son oturumda yeni ek rapor temelinde karar verdiğini ve bu kararın aşağıda açıklanan gerekçelerle kaldırılması gerektiğini,. Anılan kararın tarafsızlığını gölgeye düşürecek surette kritik önemi haiz aşamada bilirkişi değerlendirmelerine veya dosyanın esasını ilgilendiren taraf beyanlarına eksik yer verildiğini veya yer verilmediğini, gerekçeli kararda tarafların anlatımlarının safahatına yer verilmemesinin gerekçeli karar hakkının ihlali olduğunu, gerekçe sayesinde kimin beyanının hangi nedenle üstün tutulduğunun anlaşılacağını, kararda davalı lehine tespitler içeren önceki kök ve ek rapordaki anlatımlara yer verilmediğini, zira anılan raporlarda ...'nın kendisinin taşımacılık yapmadığı, bu şekilde davacıların "...'nın taşımacılık yaptığı" iddialarının haksızlığını, ...'nın ticari amaçla kullanılmadığı, eş deyişle ticari amaçla kullanılmadığı tespit edilen bir uygulamanın ticari taksilerle haksız rekabeti veya bunlar nezdinde zarar veya zarar tehlikesi doğurması söz konusu olamayacağını, Martının ... ... üzerinden komisyon ve sair gelir elde etmediği veya ...'nın tahsilata aracılık etmediğini, ... ... uygulaması ile gerçekleşen yolculuk paylaşımı hizmetinde ...'nın belirleyici olmadığı, yolcu ile sürücü buluştuktan sonra sürecin ... uygulamasından bağımsız ilerlediği bu şekilde ...'nın ticari taşıma organizasyonu yürüttüğünün iddia edilemeyeceğini, ayrıca emsal gösterilen ... ve ... kararlarına konu haller ile bu faaliyetin bir ilgisinin bulunmadığı, ... ... uygulaması ile gerçekleşen yolculuk paylaşımı hizmetinde tarifenin olmadığı, mevzuat boşluğu olduğu ve bu şekilde iş şartlarına aykırılık iddialarının ileri sürülemeyeceği, salt uygulama aracılığıyla yolculuk paylaşımı yapılmasının ve yolculuk paylaşım bedeli alınmasının eyleminin bireyi ticari iş yapar hale getirmediği tespitleri yapıldığını ve bunların yeni ek rapordaki tespitlerle temelden çeliştiğini, Mahkemenin ayrıca yöne kök rapordaki ulaştırmacı bilirkişinin davanın başından beri belirtilen 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu kapsamında kişilerin özel otomobilleri ile ticari olmayan taşıma yapmalarının izin veya ruhsata tabi olmadığını, ... uygulaması kapsamında yapılan yolculuk paylaşımlarının yasal izin kapsamında kaldığı, ... ... sisteminin diğer platformlardan farklı olduğunu belirten değerlendirmelerine yer verilmediğini, aysa raporun 45. sayfasındaki ulaştırmacı bilirkişi raporunun görüşlerinin davanın esasını ilgilendirdiğini, kararda yeni kök rapora atıf yapılırken bu tespitlere yer verilmemesinin adil yargılama ve tarafların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu, üstelik bilirkişinin lehe görüşlerinin karara alınmayarak aleyhe görüşlerinin alınmasının da usule aykırı olduğunu, Gerekçeli kararda yer verilmeyen 19.12.2025 tarihli ara karar ile kök rapordaki eksikliklerin belirlenmesine rağmen bu eksiklileri gidermeyen ek raporla karar verilmesinin hatalı olduğunu, yukarıda açıklandığı üzere davacıların vekillerinin iki ayrı ikrar ile üyelerinin emekli taksici olduğuna ilişkin beyanların yok sayılarak aktif dava ehliyeti yönünden davanın reddine karar verilmemesinin hatalı olduğunu, davanın her anında varlığı aranan bir dava şartı olan aktif husumetin bulunmadığının davacının vekilince ikrar edildiğini, bu durumda davacının üyeleri adına dava açma hakkının bulunmadığını, bilirkişi yeni ek raporunda TTK'nın 56/3. maddesi kapsamında dava hakkının ön şartı olarak davacı odaların üyelerinin fiilen taksicilik yapması gerektiğinin tespit edildiğini, bu durumda davacının üyelerinin hâlen aynı meslek dalında faaliyet gösterip göstermediğinin belirlenmesi gerektiğini, mahkemenin bu hususu belirlemeden aktif dava ehliyetini kabul etmesinin yasaya açıkça aykırı olduğunu, Mahkemenin bir birleriyle açıkça çelişen raporlar arasındaki çelişkileri gidermeden karar verdiğini, bu çelişkilerin karara da yansıdığını ve kararda tartışılan maddi olgularda çelişkiler oluştuğunu, mahkemenin gerekçesinde ek raporu esas aldığını, zira ek rapora kadar zaten yaklaşık ispatın sağlanmadığının mahkemece tedbirin reddine ilişkin verilen 30.01.2025, 3.10.2025 ve 26.12.2025 tarihli ara kararlarda kabul edildiğini ve bu tespite yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verildiğini, eski kök raporun 25. sayfasında raporda ...'nın taşımacılık yapmadığının belirlenmesine karşın hükme esas alınan raporda bu hususun yanıtsız bırakıldığını, eski raporun 23. sayfasında uygulamanın ticari amaçla kullanılmadığının belirtilmesine karşın yeni raporda tacir olduğunun kabul edildiğini, eski raporun 15. sayfasında davalının komisyon ve sair gelir elde etmediği ve tahsilata aracılık etmediğinin kabul edilmesine karışın yeni raporda yolculuk başına platformca hesaplanıp tahsil edilen bir bedel olduğunun 7. sayfada belirlendiğini, önceki raporun 25. sayfasında ...'nın belirleyici olmadığı yolcu ile sürücünün buluşma sonrasında ...'dan bağımsız hareket ettiğinin tespitine karşın yeni raporun 7. sayfasında platformun belirlediği serbest ücret tarifesi bulunduğunun ifade edildiğini, eski ek raporun 12. sayfasında mevzuat boşluğu bulunmasına karşın bu faaliyetin haksız rekabet oluşturduğu belirlenmişken, yeni raporun 7. sayfasında Türk ulaştırma mevzuatında aracılı yolcu eşleştirme platformlarının açıkça tanımlanmadığı, bu durumun ise hizmetin hangi mevzuat çerçevesine girdiği hususunda teknik belirsizlik yarattığını ve bu durumun mevzuat eksikliği olduğuna ilişkin tespit yapıldığını, eski raporun 9. sayfasında ... veya ... uygulamasının aynı olup olmadığı hususunda tespit yapılamazken yeni raporda bu uygulamaların ücretin tahsilindeki farklılıklar nedeniyle benzer olmadığının tespit edildiğini, mahkemenin her iki rapor arasındaki bu temel çelişkileri gidermeden sadece yeni ek raporu esas alarak karar vermesinin hatalı olduğunu, eski kök rapor ile yeni ek rapor arasındaki çelişkilerin yanı sıra yeni kök rapor ile yeni ek rapor arasından da oldukça belirgin çelişkiler bulunduğunu, her iki raporda, uygulamanın faaliyet izin verilen alanda mı yoksa izin ve ruhsata mı tabi olduğu, faaliyetin arızi olup olmadığı, bedelin neye göre belirlendiği, platformun belirlediği sabit ücret tarifesi olup olmadığı, yolculuk paylaşım bedelinin ücret olup olmadığı, ...'nın yolculuk paylaşımlarından bedel tahsil edip etmediği, mevzuat boşluğu/eksikliği olup olmadığı hususlarında farklı tespitler içerdiğini, buna rağmen sonradan alınan kak ve ek raporun birbiriyle örtüştüğü, uyuşmazlığın çözümüne elverişli ve denetime acık olduğunu belirtilerek buna göre karar verildiğini, oysa çelişkili raporların esas alınarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, Davacıların temel iddiası olan ...'nın kendisinin taksicilik yaptığı iddiasını kanıtlayamadığını, her iki dava dilekçesinde de ...'nın taşımacılık faaliyeti yaptığının kabul edildiğini, oysa yargılama süresince uyulama sahibi olan davalının bizzat taşıma yaptığına dair tek bir tespit yapılmadığını, bilirkişilerin de ...'nın kendisinin taşımacılık yapmadığını belirlediklerini, zira TTK'nın 850. maddesine göre taşımacı ile yolcu arasında ücrete ilişkin bir sözleşme bulunması gerektiğini, ...'nın kendisine ait araç olmadığı ve yolcu taşımadığı hususunun çekişmesiz bir maddi vakıa olmasının yanı sıra, ... ... üzerinden gerçekleşen yolculuk paylaşımları sebebiyle ... ve yolculuk paylaşan yolcular arasında taşımacılık sözleşmesi de kurulmadığını, dava dilekçesindeki açıklamaların aksine ...'nın yolculuk paylaşımlarından herhangi bir komisyon veya tahsilat yapmadığının eski kök ve ek raporlar ile yeni kök raporda belirlendiğini, ... ... uygulaması sebebiyle ...'nın "taşımacılık" yaptığı iddiasının bizzat ... Taksicilik Yönergesi ile de çeliştiğini, ancak talebe rağmen yeni kök ve ek rapordan bilirkişilerin İstanbul ve ... Belediyelerinin taksi düzenlemelerini incelemediklerini, 18.05.2022 tarihinde ... ... tarafından 2022/6-20 sayılı Taksi Taşımacılığı Yönergesi yayınlandığını ve taşımacı kavramının taksi geçici çalışma geçici ruhsatnamesi gerçek kişiler olarak tanımlandığını, bu kavramdaki yaklaşımın TTK'nın 850 ve 4925 sayılı Kanun'un taşımacılık kavramı paralelinde, ...'nın taşımacı olmadığı gerçeğini desteklediğini, ...'ya yapılan taşımacılık yaptığı isnadının bizzat ... Taksicilik Yönergesi hükümleri ile de çeliştiğini, ...'nın kendisinin ne taksicilik yaptığını ne de yolcu taşıdığını, zira davalının araç sahibi olmadığı gibi taşımacılık sözleşmesi de yapmadığını, mahkemenin önceki kararında ...'nın faaliyetleri için simsarlık tanımı yaptığını ancak ücret bulunmadığı için ortada simsarlık sözleşmesi de bulunmadığını, davada ...'ya yönelik hukuka aykırılık tespitinin, kendisinin taşımacılık yaptığı olarak değil, sürücülerce gerçekteştirilen ruhsata tabi ticari bir taşımayı aktif olarak organize etmek olarak belirlendiğini, buna göre mahkemenin taksicilik izin ve ruhsata tabi ticari faaliyeti yapan ve ruhsat alması gerekenin ...'nın kendisi değil, ... ... kullanıcısı olan sürücüler olduğunun anlaşılacağını, bu durumda da ...'ya husumet yöneltilemeyeceğini, bir kısım sürücülerin ruhsata tabi bir faaliyete izin almadan yapması nedeniyle düzenlenen idari para cezalarının da delil olarak kullanıldığını, ancak ceza alan kişilerin itirazı üzerine Büyükçekmece 1. Sulh Ceza Mahkemesi ve ... 2. İdare Mahkemesinin bu işlemleri iptal ettiğini, Sürücülerin ticari taşıma yaptığı, dolayısıyla kendisine sorumululuk tevcih edilen ...'nın "üyelik sözleşmelerinde ticari taşıma yapılmasını yasaklamış olması” hususunun kararda soyut ve borçlar hukukunu hiçe sayan bir yaklaşımla ele alındığını, ... hakkında ruhsata bağlı bir taşımayı aktif olarak organize etmesi nedeniyle haksız rekabet kararı verildiğini, oysa uygulamanın yürürlüğe girmesinden önce kullanıcı sözleşmeleri hazırlanarak, uygulamayı kullanan kişilerin bu sözleşmeyi kabul ederek üye hâline getirildiğini, ... ... kullanıcı sözleşmesinin 2. maddesinde ticari faaliyette bulunmama, araçların herhangi bir yolculuktan kâr elde edememe, sadece yakıt masrafının küçük bir kısmının karşılanması suretiyle yolculuk yapılabileceği hususlarının düzenlendiğini, sözleşmenin diğer kısımlarında uygulamanın ticari ve kazanç sağlayan yahut kâr amacı güden niteliği olmadığının belirlendiğini, sözleşmenin ödeme başlıklı 2.3. maddesinde mobil uygulamanın ücretsiz olduğu, ...'nın hizmetinin de ücretsiz şekilde verildiğinin belirtildiğini, buna rağmen uygulamanın üyelerce ticari amaçla kullanılması hâlinde davalının bundan sorumlu tutulamayacağını, mahkemece sürücülerin gerçekleştirdiği faaliyetin bedel karşılığı yapıldığı kabul edilmesine rağmen yeni kök ve ek raporda yapılan açıklamaların dahi yetersiz kaldığını, zira bu raporlarda da bir bedel bulunmasının başlı başına yapılan yolculuk paylaşımını ticari saymaya yeterli olmadığının tespit edildiğini, üyelik sözleşmesindeki hükümlere rağmen müvekkilinin sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, Mahkemenin kararına esas aldığı yeni ek raporun, davanın en önemli konuları olan bireysel sürücülerin özel otomobilleriyle ... ... kullanarak yaptıkları yolculuk paylaşımlarının 4925 sayılı Kanun'da varlığı kabul edilen özel otomobil istisnasını asıp asmadığı ve yolculuk paylaşan sürücülerce gerçekleştirilen faaliyetin ticari bir taşıma olup olmadığı, belediyeden izin ve ruhsata tabı olup olmadığı değerlendirmelerinin hatılı ve kendi içinde çelişkili olduğunu, ... ... ile yolculuk paylaşan sürücülerin maliyetleri aşan ücret karşılığında ve sürekli bir taşıma yaptığı eş anlamı ile ticari bir taşımanın varlığını gösteren delillerin yokluğunda davayı kabulünün hatalı olduğunu, son ek raporda 4925 sayılı Kanunu'nda özel otomobillerle yapılan taşımalara ilişkin istisna bulunduğu ve özel otomobillerle yapılan şahsi taşımalar ve kamu kurumlarına ait araçlarla yapılan faaliyetleri kapsam dışı bırakıldığını, taraflar arasında alınan bedel sadece yakıt ve amortisman gibi somut giderlerle sınırlı ise ücretten değil masraf paylaşımının varlığının kabulü gerektiğini, davalının yaptığı taşımada ise bunu aşan ve süreklilik arz eden bir faaliyet bulunduğunun kabul edildiğini, bu durumda raporun, sürücülerin sistematik bir platform aracılığıyla yolculuk paylaşımı yaptığı, faaliyetin ticari bir organizasyon olup olmadığının belirleyici olduğu, ortada süreklilik arz eden ücret karşılığı yapılan bir taşıma olduğu, tarife bulunmasının da masraf paylaşımını sınırlarının aşıldığını gösterdiği varsayımı ile rapor düzenlendiğini, sonuç olarak ortada 4925 sayılı Kanun'un özel otomobil istisnası sınırlarını aştığı, ortada belediyeden izin ve ruhsata tabi ticari bir taşıma olduğu sonucuna ulaşıldığını, ancak raporda belirlenen bu kriterlerin yasal olmadığını, bireysel özgürlük alanında kalan bir işlemin platform aracılığıyla yapılmasının ticari hüviyete sahip olduğunu göstermeyeceğini, aksi hâlde Sahibinden.com veya Trendyol uygulamasında ikinci el eşyasını satan tüm tüketicilerin ticari iş yapmış olacağını, 4925 sayılı Kanun'un tanıdığı bir özgürlük alanı olan, kişisel otomobillerle ticari olmayan taşımaların yapılmasını herhangi bir şekle veya yönteme bağlı kılmadığını, fiilin bir .../ uygulama kullanılarak yapılması veya bir .../ uygulamanın bunun yapılmasına olanak tanımasının işlemin ticari olmasını gerektirmediğini, Anayasa Mahkemesinin, belediyelerin yetkisinin sadece belediye sınıdarı dâhilinde sistematik ve düzenli olarak yapılan ve ruhsat/izin koşuluna bağlanan yolcu taşıma faaliyetlerini kapsadığını, bireylerce gerçekleştirilen hatır taşımacılığının ise belirtilen yasak kapsamında yer almadığını, hatır taşımacılığında faaliyetin sistematik ve düzenli değil arızi nitelikte olduğunu vurguladığını, bu nedenle bilirkişi ek raporunda platform kullanılarak gerçekleştirilen yolculuk paylaşımlarının bu kapsama girip girmediği irdelerken ortada bir dijital platform olması veya bu faaliyete bir anonim şirketinin imkân sağlaması bir kriter olarak nazara alınmasının hatalı olduğunu, faaliyetin ticari olup olmadığı hususunda davalı şirketin anonim şirket olması ve ticari olmayan alınının bulunmamasının esas alınarak ... ... uygulaması da bu çerçevede ticari bir iş olarak nitelendirildiğini, ... ... kullanılarak yolculuk paylaşımı yapan sürücülerin bunu sürekli yaptıklarına ilişkin dosyada delil yokken süreklilik varsayımıyla, dayanağı bulunmadan kanaatle sonuca ulaşıldığını, dava dilekçesinde bir delil bulunmamasına rağmen uygulama ile sürücünün sürekli taşıma yaptığı varsayımı ile rapor düzenlendiğini, bilirkişilerin sürekliliği bir kriter olarak almasına rağmen dosyada buna ilişkin bir delil olmadığını dikkate almayarak raporu düzenlediklerini, bu tespitin ayrıca kök rapordaki tespit ile çeliştiğini ve kök raporun 13.sayfasındaki faaliyetin arızi olduğu tespitine aykırı şekilde bu kez sürekli yapıldığının kabul edildiğini, Dosyada yolculuk paylaşım bedelinin masraf paylaşımını aştığını gösteren bir delil bulunmamasına rağmen ücretin varlığının kabulü ile ek raporun kendi içinde ve kök raporla çelişkili hâle geldiğini, yeni kök rapor ve eski raporlarda ortada tarife bulunmadığının belirlendiğini, son ek raporun 7. sayfasında "taraflar arasında alınan bedel sadece yakıt ve amortisman gibi somut giderlerle sınırlı ise burada ücret değil masraf paylaşımı vardır" tespiti yapıldıktan sonra dosyada hesaplamaya ilişkin bir kanıt bulunmadığı hâlde ek raporda sistematik ücret tarifesinin bu sınırı aştığının kabul edildiğini, bir bedelin ancak somut olarak ortaya konulması zorunlu olan yakıt ve amortisman gibi giderleri aşması hâlinde ücret hüviyetini kazanacağı ifade edilmişken bu kez soyut olarak sistematik ücret tarifesi maliyet sınınn aşıldığına veridir denilmesinin denetime elverişli kabul edilemeyeceğini, raporda platformun belirlediği tarifenin de ücret sınırını aşıp aşmadığının değerlendirilmediğini, esasında ortada ücret olduğu dahi tespit edilmediğinden davanın reddi gerektiğini, ... ... platformu aracılığıyla yürütülen faaliyetin belediyeden alınmış geçerli bir "çalışma izin belgesi" veya "tahsisli plaka” olmaksızın gerçekleştiği kanaatinin hatalı olduğunu, belediyelerin sadece ticari taşımalar konusunda yetkili iken ... ... ile yapılan yolculuk paylaşımlarının ticari taşıma olduğunun ispat edilemediğini, ayrıca raporda iznin hangi belediye mevzuatından kaynaklandığının da izah edilmediğini, belediye mevzuatının sadece ticari taşımaları düzenlediğini, bireylerin kendi özel otomobilleriyle ticari olmayan taşımalarının belediyeden izin ve ruhsata tabi olmadığının 4925 sayılı Kanun'un 2. maddesinde kabul edildiğini, taşımanın ticari olması içi ise TTK'nın 850. maddesine göre ortada ücret bulunması gerektiğini, ek rapordaki temel ilkeye göre ortada sadece gider ve amortisman haylaşımı bulunduğunu ve bunu aşan ücrete ilişkin bir somut tespit de bulunmadığını, ek raporda ücreti gerektirir bir yüksekliğin analizi yapmak yerine "platformun belirlediği sistematik ücret tarifesi bu sınırın aşıldığına dair teknik bir veri olarak değerIendirilmişti"' tespitinde bulunulmasının hatalı olduğunu, ... ... kullanıcılarına yönelik kesilen trafik memurlarınca izin ve ruhsat olmaksızın taşıma yapıldığı gerekçesiyle kesilen idari para cezalarının idare mahkemeleri veya Sulh Ceza mahkemeleri tarafından istikrarlı bir şekilde bozulmasının da bu nedenden kaynaklandığını, Mahkemece dayanılan yeni ek raporda taksicilik olmadığı anlaşılan ... ... faaliyetinin taksicilik iş şartlarına tabi olduğu ve buna uymadığı gerekçesiyle TTK'nın 55/1.e maddesine aykırılığından söz edilemeyeceğini, taksicilik olmadığı bilirkişi marifetiyle tespit edilen bir faaliyeti yapan kişinin taksiciler için aranan izin ve ruhsatı almak için başvuruda bulunmasının kendi içinde çelişkili bir kabul olduğunu, ek raporun iki tespiti birlikte okunduğunda ... ... aracılığıyla gerçekleşen faaliyetin mevzuatta tanımlı hiçbir kategoriye uymadığı, mevzuatta tanımı yapılmış taksicilik dâhil bir faaliyet niteliği taşımadığını, buna göre ortada haksız rekabet oluşturacak bir neden de bulunmadığını, bilirkişi heyetinin mevzuat eksikliği olduğunu tespitine rağmen mahkemenin ne şekilde TTK'nın 55/1-e maddesi kapsamında iş şartlarına uymama tespitinin temelsiz kaldığını, bilirkişilerin deyimi ile taksicilik faaliyeti dâhil mevzuatta tanımlı kategorilerin hiçbirine uymayan bir faaliyet için taksicilik iş şartlarına uymamanın kabul edilemeyeceğini, ek raporun bu çelişkiyi gidermediğini ve kararda da aynı çelişkinin devam ettirildiğini, mevzuatın ... aracılı yolcu eşleştirme platformlarını açıkça tanımlanmadığını, Mahkemenin, ...'nın elektronik ulaşım lisansı almadığı yönünde tespitlerle taşımacılık faaliyetinin izinsiz ve ruhsatsız yürütüldüğü ve iş şartlarına uyulmadığı sonucuna ulaştığını, oysa herhangi bir taksicinin sahip olması mümkün olmayan, bu nedenle dava dilekçelerinde bile izin ve ruhsat kapsamında ileri sürülmemiş bir lisansın varlığı ya da yokluğunun taksi sahiplerinin ... aleyhine haksız rekabet isnadında dayanabileceği bir olgu olamayacağını, mahkemenin son ek raporu temel almakla birlikte ilaveten elektronik ulaşım lisansı ile süper üyelik paketi eksenli değerlendirmeler yaptığını, bunlardan ilki için mahkemenin şehir içi taşıma için ilgili belediyeden izin alınmadığını kabul ederek karar verdiğini, oysa asıl ve birleşen davada ...'nın İstanbul'da veya ...'da faaliyet göstermek için elektronik ulaşım yönetimi lisansına sahip olmadığı ve benzeri herhangi bir iddiada bulunmadığını, esasında davacı oda mensubu taksicilerin de elektronik ulaşım yönetimi lisansı almadıklarını, bu lisansın ... tarafından taksilere değil ... gibi taksicilere hizmet veren uygulama sahibi tüzel kişilere verildiğini, ... ... Belediyesinin 18.02.2025 tarihinde dosyaya giren cevabında da ... bu şekilde bir lisansın verilmesine dair bir düzenlemesi bulunmadığının bildirildiğini, mahkemenin bu konuda dava konusu edilmeyen bir hususu dikkate alarak karar verdiğini, lisansın sadce ... tarafından verildiği hususunun mahkemece dikkate alınmadığını, bu durumun da eksik inceleme ile karar verildiğini kanıtladığını, Mahkemenin süper üyelik paketi eksenli gelir iddialarının hükme esas alınan yeni kök rapor tespitlerine aykırı olduğunu, bu üyelik paketinin ... ... ile bağının bulunmadığını, yeni ek rapor ile sabit olması bir yana, dava tarihinden sonra hayata geçen bir uygulamanın mahkemece dayanak alınamayacağını, mahkemenin haksız rekabet ve faaliyetin ekonomik menfaat getirmediğine ilişkin tespitler kısmında da süper üyelik paketini kullandığını, kararda reklamların da haksız rekabet açısından değerlendirildiğini, burada da süper üyelik paketine atıf yapılarak davalının, uygulamanın tanıtımında faaliyetten gelir sağlanmadığı yönünde kullandığını kabul ettiğini, mahkemenin kararındaki süper üyelik paketi ile ilgili değerIendirmelerin tamamının hatalı olduğunun yeni kök raporla sabit olduğunu, raporun 35. sayfasında davacı vekilinin iddia ettiği süper üye paketi pop-up ekranının göründüğüne rastlanılmadığının kabul edildiğini, mahkemenin rapordaki bu tespiti dikkate almadan süper üyelik paketini ... ...'dan etde edilen bir gelir olarak telakki etmesi ve hatta davalının 2023 yılı Aralık ayından itibaren muhasebe kayıtlarında süper üyelik paketi satışlarından kaynaklanan ve yıllar itibariyle artan bir gelir kaleminin yer aldığına ilişkin tespitin kök raporla çeliştiğini, dava tarihinden sonra başlanan süper üyelik paketinin değerlendirilmesinin her davanın açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilmesi gerektiği ilkesine aykırı olduğunu, dava dilekçesinde ileri sürülmeyen bir olgunun hükümde değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, Mahkemenin Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararına aykırı şekilde davalının yer sağlayıcı olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırmadığını, atanan bilirkişinin ek raporda 5651 sayılı Kanun ile ilgili hiç bir değerlendirme yapmadığını, oysa müvekkilinin anılan kanun kapsamında yer sağlayıcı olduğunu, Yasanın 5/1. maddesine göre yer sağlayıcının yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin olup olmadığını kontrol yükümlülüğü bulunmadığını, nitekim davacının sunduğu 01.07.2024 tarihli uzman görüşünde davalının yer sağlayıcı olmasına rağmen sürücülerin kimlik bilgisi, sabıka kaydı yolcu güvenliği gibi hususlarda faaliyetleri kontrol etmemesinin kamu düzeni açısından sakıncalarından söz edildiğini, bu şekli ile davacının da davalının yer sağlayıcı olduğunu kabul ettiğini, davalının yer sağlayıcı olup olmadığının tespitinin BAM kaldırma kararı açısından da önemli görüldüğünü, kaldırma kararı sonrası oluşturulan kurulda bu yönde uzmanlığı olan bir kişiye yer verilmediğini, mahkemenin bu durumu belirleyerek 16.1.2026 tarihinde bilirkişi heyetinde değişiklik yaparak usule aykırı olarak davalı lehine görüş veren ve davanın reddini gerektiren tespitlerde bulunan bilirkişiyi davadan el çektirdiğini, buna rağmen yer sağlayıcılığı hususunda uzman bir bilirkişiyi atamadığını, yeni ek raporda inşaat mühendisi, ulaştırmacı bilirkişi tarafından ulaştırma mühendisliği bilgisi çerçevesinde inceleme yapıldığını, raporda değerlendirilen mevzuat arasında 5651 sayılı Kanun'un bulunmadığını, kaldırma kararının yerine getirilmesi için gereken bilirkişinin seçilmemesinin dahi başlı başına kararın kaldırılması nedeni olduğunu, mahkemenin kararında uzman olmayan bilirkişinin görüşlerini esas alarak karar verdiğini, Mahkemenin bunun yanı sıra teknik incelemede davalının yalnızca bir ilan panosu işlevi görmediği, sürücü seçimi yaptığı, taşıma bedelini belirlediği yahut referans bedel önerip taraflara kabul ettirdiği ve yolculuk eşleştirmesini gerçekleştirdiği, bu suretle taşımacılık operasyonunu teknik olarak yönettiğine ilişkin tespitinin bilirkişi raporları ile çeliştiğini, ... temelli piyasaların işleyişinden kopuk bu görüşün kabul edilemeyeceğini, bu kabul tarzının dilekçede örneği sunulan diğer dijital platformların işleyişine de aykırı olduğunu, Mahkemenin 5651 sayılı Kanun'da yer sağlayıcılara tanınan sorumsuzluk kaydının bu dosyada uygulanmaması gerektiği kanaatinin hatalı olduğunu, tüketicilerin anayasal özgürlük alanları kullanabilmek için bir ... aracılığıyla birbirini bulabileceğini ve ücret karşılığı olmayan, süreklilik arz etmeyen yolculuk paylaşımı yapabileceğini, ... ve ... uygulamaları ekseninde mahkeme bilirkişi değerlendirmeleri ile 180 derece çeliştiğini, hükme esas alınan ek raporda bu uygulamalar ile ... ... uygulamasının farklı olduğunun belirtildiğini, mahkeme karanının esas olarak ... ve ... uygulamaları hakkında verilen mahkeme kararlarına dayandırıldığını, oysa istinaf dilekçesinin 62.maddesinde belirtilen nedenlerle her iki uygulamanın temelinden farklı olduğunu, önceki raporlarda ... uygulaması ile ... ve ... uygulamaları arasındaki farklılıkların incelenmemesinin kaldırma gerekçesi yapıldığını, yapılan incelemede de bilirkişilerin esasında bu sistemlerin farklı olduğunu belirlediklerini, mahkemenin bu uygulamaların teknik özelliklerinin benzer olup olmadıklarına ilişkin teknik inceleme bulunmamasına karşın neden uygulamaların benzer olduğunu kabul ettiğinin anlaşılamadığını, bilirkişilerin uygulamaların farklı olması nedeniyle inceleme yapmamasının mahkemece uygulamaların benzer olduğu şeklinde anlaşıldığını, Mahkemenin zarar varsayımının da kaldırma kararı ile çeliştiğini, somut olarak kanıtlanmayan zarar iddiasının varsayıma göre kabul edildiğini, ispat yükü üstünde olan davacıların zararı somut olarak kanıtlamadıkları halde varsayıma dayalı olarak zarar olgusunun kabul edildiğini, kaldırma kararından sonra geçen iki yılda zararın varsayıma göre dahi kanıtlanmadığını, davacıların fiili bir zarar veya zarar tehlikesini kanıtlamadıklarını, Mahkemenin uzman görüşlerine ilişkin gerekçesinin de hatalı olduğunu, uzman görüşünün kararda yazılmasının bu görüşün değerlendirildiği şekilinde anlaşılamayacağını, uzman görüşünün bilirkişi raporu ile çelişmesi hâlinde rapora neden itibar edildiğinin açıklanması gerektiğini, gerekçeli kararda ... Üniversitesi Ulaştırma Sistemleri Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan uzman görüşünün ağırlıklı olarak faaliyetin trafik ve ulaşım üzerindeki etkileri ile rekabete katkısına ilişkin genel değerlendirmelere dayandığı, izin ve ruhsat rejimi ile haksız rekabet yönünden somut bir çözümleme içermediğinin ileri sürüldüğünü, ancak bu kabulün uzman görüşünün içeriği ile bağdaşmadığını, görüşün 53. sayfasından itibaren müstakil bir hukuki mütala bölümü bulunduğunu, bu bölümde yolcu, araç sahibi ile davalı şirket ve yolcu ile davalı şirket arasındaki hukuki ilişkiler ayrı ayrı incelendiğini, bu görüşte bir faaliyetin belediye iznine ve ruhsata tabi olup olmadığının belirlenmesinde taşımanın ticari nitelik taşıyıp taşımadığının esaslı olduğu, ticari olmayan özel otomobil taşımalarının ticari taksicilik faaliyetleriyle aynı hukuki rejime tabi tutulamayacağının belirlendiğini, uzman görüşünün izin ve ruhsat rejimi yönünden somut bir çözüm içermediği yönündeki gerekçenin bu nedenle hatalı olduğunu, mahkemenin temenni olarak değerlendirdiği uzman görüşünde ciddi hukuki değerlendirmeler yapıldığını, görüşün yalnızca bu bölümlerinden hareketle tamamının ulaşım politikasına ilişkin genel açıklama veya temenni seviyesine indirgenmesinin hatalı olduğunu, uzman görüşündeki rekabeti bozucu etkinin bulunmadığı ve hizmetin taksi faaliyetini tamamlayıcı nitelikte olduğu yönündeki tespitlerin de salt ulaşm politikası bakımından ileri sürülmüş temenniler olmadığını ve tamamının TTK'nın 54/2. maddesi kapsamındaki görüşler olduğunu, Prof. Dr. ... ve Dr. ... tarafçndan hazırlanan 17.07.2025 tarihli uzman görüşünün de asıl ve birleşen dava dosyalarının tamamı incelenerek hazırlandığını ve uygulamanın hangi nedenlerle haksız rekabet oluşturmadığının ayrıntılı olarak yazıldığını, görüşte ayrıca davalının faaliyetinin acente veya simsar olarak nitelendirilmesinin de mümkün olmadığının ayrıntılı şekilde gerekçelendirildiğini, kararda sunulan bu uzman görüşünü de hatalı şekilde değerlendirdiğini, davacıların Türkiye genelinde hukuki yararı bulunmadığı hâlde tüm ülkeye yönelik karar verilmesinin de hatalı olduğunu, mahkemenin ... ... hizmetinin tek bir mobil uygulama üzerinden sunulmasının hizmetin coğrafi olarak bölünemez bir organizasyon niteliği taşıdığı ve men hükmünün belirli illerle sınırlandırılmasının teknik olarak imkânsız olduğu yönündeki kabul ederek karar verdiğini, oysa her bir il yönünden haksız rekabetin oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, ref hükmünün kapsamının açıklık ilkesine aykırı, ölçüsüz ve infaza elverişsiz olduğunu, yeniden hüküm tesisi ile davanın reddi gerektiğini, dosya kapsamındaki delillerle davalının yolcu taşıdığı veya taşıma sözleşmesinin tarafı olduğu, yolculuk bedelini tahsil ettiği ya da sürücülerden komisyon aldığı, sürücülerin ... ... uygulamasını sürekli ve masraf paylaşımını aşan şekilde TTK'nın 850.maddesi çerçevesinde ücret teşkil eden bir bedel karşılığında ticari amaçta kullandığının kanıtlanamadığını, TTK'nın 54/2. maddesi kapsamında aranması gereken dürüstlük kuralına aykırı davranış ve rekabeti bozucu etkinin kanıtlanamadığını, ... ... nedeniyle davacıların müşteri veya gelir kaybına uğradığı, pazarda dezavantajlı konuma düştüğü veya somut bir zarar tehlikesiyle karşılaştığı yönünde dosyada herhangi bir ekonomik veri bulunmadığını, davalının gerçeğe aykırı veya aldatıcı bir açıklamada bulunduğunun da somut delillerle kanıtlanmadığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 54 ve devamı maddeleri gereğince açılmış haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve davalıya ait uygulama sitelerine erişimin engellenmesi istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacılaın ve davalının vekillerince ayrı ayrı, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Asıl ve birleşen dava dilekçelerinde genel olarak, davalı şirketçe 2022 yılında oluşturulan ... ... ve ... ... uygulaması ile korsan taşımacılık yapıldığı, uygulamanın tanıtımında, sorulan sorulara verilen yanıtlarda belirtildiği üzere taksici olmayan ve toplu taşıma aracı kullanma belgesi olmayan kişilerin özel araçları ile ticari amaçla yolcu taşınmasına imkan sağlandığı, uygulamanın sürücü ve yolcu eşleşmesi yaparak ücret karşılığında yolcu taşıma zemini oluşturduğu, uygulamada belirlenen referans ücretin kullanıcılar tarafından değiştirilebildiği, ... uygulaması ile ilgili ruhsat alınmadığının 22.04.2022 tarihli ... yazısından anlaşıldığı, yolcuların anlık talep üzerine belirledikleri güzergahta ücret karşılığı ve ticari nitelikte hizmet verilmesinin taksicilik hizmeti olduğu, oysa ... sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca taksicilik faaliyetinin ancak ruhsat sahibi taksicilerce yapılabileceği, uygulamanın hatır taşımacılığı olarak değerlendirilemeyeceği, İstanbul ili için toplu ulaşım konusunda yetkili olan ... tarafından herhangi bir izin verilmeksizin 2918 sayılı Kanun ve 5216 sayılı Kanun'a aykırı şekilde yapılan faaliyetin haksız rekabet oluşturduğu, davalının eylemlerinin ticari amaçla yolcu taşımacılığına ilişkin olmasına rağmen 1618 sayılı Kanun gereğince işletme izin belgesi alınarak faaliyetin seyahat acentesi olarak yürütülmediği, erişimi kolay olan uygulamanın yoğun şekilde indirilerek davacılar ve taksici esnafının çıkarlarının rekabeti bozucu şekilde zarara uğratıldığı iddiaları ileri sürülerek, internet sitesi ve ... mobil uygulaması üzerinden verilen ... ... ve ... ... hizmetlerinin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, haksız rekabetin men'ine ve internet ile mobil uygulama dâhil her türlü mecra üzerinden bu hizmetlerin sunulmasının engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi verilmesi talep ve dava edilmiştir. Davalı tarafından asıl ve birleşen davalarda sunulan cevap dilekçelerinde ise özetle, davalının şehir içi ulaşım hizmetinin ücretsiz ve paylaşım esasına göre hizmet sunduğunu, kullanıcı sözleşmesinin 2. maddesinde uygulamanın kâr amacıyla kullanılamayacağının belirlendiği, paylaşım bedelinin kullanıcı ve sürücülerce serbestçe belirlendiği ve bu ücretlerin davalının müdahil olmadığı, paylaşım ücretinden müvekkilinin komisyon veya başka bir ad altında pay almadığı, faaliyetin Karayolu Taşımacılığı Kanun'u kapsamında ticari bir taşıma olarak değerlendirilemeyeceği, ancak ticari taşıma yönünden izin ve ruhsat alınması gerektiği, uygulamanın kullanılmasına uzun süre sessiz kalındıktan sonra dava açılmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğu, uzun süreç içerisinde uygulama nedeniyle davacı veya üyelerinin somut bir zararının bulunduğunun kanıtlanmadığı, dava dilekçesindeki açıklamaların çelişkili olduğu, bir yandan müvekkilinin taşımacılık yaptığının belirtilmesine karşın diğer yandan taşımacılığa aracılık edildiğinin ileri sürüldüğü, bireylerin özel araçları ile ticari olmayan taşıma yapmalarının mevzuata aykırı olmadığı, ticari olan ve olmayan ayrımı güdülmeksizin tüm taşımaların haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürülmesinin yasal düzenlemelere aykırı olduğu, uygulama ve faaliyetin özünde izin veya ruhsatla yapılan bir yolcu taşımasına ilişkin olmaması nedeniyle haksız rekabet oluşturmadığı savunulmuştur. Öncelikle her iki davada, davacıların, taksicilerin kayıtlı olduğu taksiciler odası olması, TTK'nın 56/3. maddesi kapsamında esnaf odalarının tüzüklerine göre üyelerin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili olmaları nedeniyle, eylemin haksız fiil olup olmadığı, haksız rekabetin önlenmesi ve haksız rekabet sonucu doğan zararın ortadan kaldırılması için dava açabileceği anlaşılmaktadır. Asıl davada davacının bir kısım üyelerinin emekli taksici olmalarının bu sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Zira her halükarda davacıların taksicilik faaliyeti yapan kayıtlı üyelerinin bulunması karşısında, aktif dava ehliyetinin bulunduğu kabul edilmiş, aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Dava konusu eylemler, davalı tarafından hazırlanıp işletilen bir platform üzerinden yürütülmesi ve eylemlerin platforma bağlı olması nedeniyle platformu kuran ve işleten davalının taraf ve husumet ehliyeti bulunmaktadır. Dava konusu uyuşmazlıkta çözülmesi gereken temel sorun, davalı tarafından kurulup işletilen ... ... ve ... ... uygulaması ile yasa dışı korsan taksicilik yapılıp yapılmadığı, yapılan bu faaliyet ile davalının taşımacı sıfatı kazanıp kazanmadığı, gerek işletilen uygulama ve gerekse uygulamanın tanıtımı için yapılan reklamların TTK'nın 54 vd. Maddelerinde haksız rekabet olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Davalının bu faaliyetlerin tespiti için mahkemece Dairemizin esasa ilişkin inceleme yapılmadan verdiği 21.12.2024 tarihli kaldırma kararından önce ek ve kök rapor alınmış, kaldırma kararımızdan sonra, taşıma konusunda uzman bilirkişi eklenerek rapor ve ek rapor alınmıştır. Dairemizin kaldırma kararı öncesi alınan 22.01.2024 tarihli kök rapor, borçlar hukuku ve rekabet hukuku uzmanı ile bilgisayar mühendisi ve mali müşavir bilirkişi tarafından hazırlandığı görülmüştür. Bu raporda, davalının 2021-2022-2023 yılı defterlerinin incelendiği, elde edilen gelirin Mopet, ..., ... Motor, Mobilet Kullanım ve Rezervasyon gelirleri ile bunların hurda satış gelirleri, kur farkı, faiz gelirlerinden ibaret olduğu, davalının ... ... uygulamasından herhangi bir komisyon geliri veya taşıma ücretinden aldığı bir pay bulunmadığı tespit edilmiştir. Raporun devamında ... ... uygulamasının niteliği ve bu uygulama üzerinden davalı ile araç sürücüsünün, davalı ile yolcunun ilişkisi irdelenerek yolcu ve sürücünün ne şekilde bir araya getirildiği, ücretin ne şekilde belirlenip tahsil edildiği ile taşımada davalının fonksiyonunun detaylı şekilde ele alındığı görülmüştür. Rapor içeriğinde uygulama üzerinden ayrı ayrı kayıt olan yolcu ve sürücülerin güzergah paylaşım menüsünden eşleştirildiği, gidilecek mesafeye göre bir referans ücretinin belirlendiği, sürücü ve yolcunun, davalı tarafından belirlenen bu referans fiyatı artırıp eksiltebildikleri, fiyat bilgisinin sürücü tarafından onaylanmasıyla eşleşmenin tamamlandığı, davalının veya sistemin herhangi bir tahsilat yapmadığı, yapılan tahsilattan davalının haberdar olmadığı, kullanıcı sözleşmesi ile uygulamayı kullanan kişilerin uyması gereken esasların belirlendiği, yolculuk sonunda yolculuk ile ilgili yorumların da yapıldığı, böylece taşıma sürecinin başından sonuna kadar davalının kontrol ve takibinin bulunduğu, davalının kendisi taşımacı olmasa da ticari şekilde yolcu taşıma işine aracılık ettiği, davalının kurduğu altyapı ile aracılık etmesi nedeniyle TTK'nın 55/1-e maddesine göre eylemin haksız rekabet oluşturduğu yönünde değerlendirme yapılmıştır. İtiraz üzerine alınan ek raporda ise ... ... uygulaması ile sunulan hizmetten, dava konusu olması nedeniyle kişilerce yapılan taşıma faaliyetinin, ticari olmayan amaçla yolcu taşıması olup olmamasının sonuca bir etkisinin bulunmadığı, zira davalının uygulaması ile şehir içi yolcu taşımacılığı için büyük bir organizasyon çerçevesinde aracılık faaliyeti yürüttüğü ve bu eylemin haksız rekabet niteliğinde olduğu, taşıma ilişkisinin bedel karşılığı olması nedeniyle esasında hatır taşıması bulunmadığı, batı ülkelerinde mevzuata bağlanan paylaşımlı yolculuğun Türkiye'de herhangi bir pozitif mevzuata bağlanmadığı, bu boşluğu pozitif bir norm ile doldurulmadığı sürece yapılan her türlü taşıma faaliyetinin haksız rekabet oluşturacağı görüşü bildirilmiştir. Dairemizin yukarıda belirtilen kaldırma kararı sonrasında, ilk derece mahkemesince önceki bilirkişi heyetinden farklı bir heyet oluşturulmuştur. Mahkemenin 21.03.2025 tarihli ara kararına göre bilirkişi heyetinde SMM, haksız rekabet uzman, borçlar hukuku bilirkişisi, ulaştırma sektör bilirkişisi ve bilişim uzmanı bilirkişiden oluştuğu anlaşılmıştır. Bilirkişi kurulu tarafından tarafların iddia ve savunmaları 25.09.2025 tarihli 64 sayfalık kök raporda değerlendirilmiştir. Ayrıca bu raporun ekinde 20.05.2025 tarihli inceleme tutanağı bulunmaktadır. İnceleme tutanağında bilirkişi heyeti tarafından yapılan inceleme, sorulan sorular ve bu sorulara davalı şirket vekillerince verilen cevaplar listelenmiştir. Bilirkişi raporunun son derece ayrıntılı değerlendirmeler içerdiği, öncelikle tarafların iddia ve savunmalarının yazıldığı, mahkemenin ilk kararı ve Dairemizin kaldırma kararının irdelendiği, inceleme ve değerlendirme başlıklı 12. sayfadan itibaren tarafların 05.07.2023 tarihli celsenin 6 nolu ara kararı uyarınca cevaplanmasını istediği soruların cevaplandırıldığı, bu kapsamda davacı tarafından sunulan 26 sorunun cevaplandırıldığı, davalı tarafından sunulan soruların ise haksız rekabet başlığı altında incelendiğin belirtildiği görülmüştür. Raporun 17. sayfasından itibaren taraflarca sunulan uzman görüşleri incelenmiştir. Bu kapsamda öncelikle ... Üniversitesi Ulaştırma Sistemleri Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan yolculuk paylaşım sisteminin İstanbul trafiği üzerindeki etkisinin incelenmesi ve mütalaanın hazırlanması başlıklı uzman görüşü incelenmiştir. Belirtilen uzman görüşünün sonuç kısmı rapora alınmış, ayrıca 30.11.2025 tarihli ve 88 sayfadan ibaret raporun genel olarak ... ... uygulamasının İstanbul trafiği üzerindeki etkilerinin teknik ve hukuki olarak değerlendirildiği tespit edilmiştir. Bilirkişi raporunun 18. sayfasında çalışmanın sadece ... ...'ın işleyişini incelemediği, aynı zamanda küresel ulaşım trendleri, çevreci ulaşım politikalarının ve paylaşım ekonomisinin kentsel hareketlilik üzerindeki etkilerini de değerlendirdiği, ancak genel olarak ... ... uygulamasının meşruiyetini öne çıkartığı tespit edilmiştir. Raporun 22. sayfasına kadar uzman raporunun tüm yönleri, davalı lehine ve aleyhine olan hususlar birlikte değerlendirilerek yazılmış ve sonuçta uzman görüşü raporundaki eleştirilmesi gereken hususlar açıklanmıştır. Raporun 23. sayfasından itibaren bilişim uzmanı bilirkişi tarafından ... uygulaması, süper üyelik paketi gibi davalının uygulamaları kullanılarak davalı ile sürücü ve yolcu arasındaki elektronik irtibatın ne şekilde kurulduğu, ücretin ne şekilde belirlendiği, taşımanın hangi anda başladığı, davalının kayıt olan taşımacılardan ne tür belgeler talep ettiği hususunda detaylı açıklamalar yapılmış ve görseller sunulmuştur. Raporun 37. sayfasından itibaren mali incelemeler yapılmış olup, bu incelemeler kısmında davalının uygulamadan herhangi bir gelir veya komisyon elde etmediği tespit edilmiştir. Ancak raporun 39. sayfasında 2023 yılı 12. ayından itibaren süper üyelik paketi adı altında verilen hizmet ile bu paketi satın alan gerçek kişilerin 35.099 adet işlem yaptığı ve bazı kişilerin birden fazla paket satın aldığı, davalının sürüş bedeli açıklaması ve %20 KDV ilave ederek fatura düzenlediği tespit edilmiş, bunun dışında reklam gelirinin bulunmadığı, üçüncü kişilerden sağlanan promosyon ve bonuslara ait giderlerin bulunduğu belirlenmiştir. Raporun 42. sayfasından itibaren sektörel yönden inceleme yapılmış, ülkemizde ve dünyada son yıllarda ortaya çıkan eğilimler, artan nüfus, ulaşım alt yapısının bu talep ve nüfusu karşılayamaması nedeniyle taşıma sektöründeki gelişen dinamikler ayrıntılı şekilde irdelenmiştir. Bu kapsamda atıl durumda bulunan araç ve yol trafiğinin ülke ekonomisi üzerindeki etkisi, diğer taraftan yetersiz ve ciddi sorunlar bulunan toplu taşıma ve özellikle taksilerle ilgili yaşanan sorunlar değerlendirilmiştir. Raporun 44. sayfasından itibaren kentsel ulaşımda paradigma değişimi başlığı altında yıllar içerisinde artan nüfus ve dengesiz göçler ile uzun yıllar önceki mevzuat kapsamında kurgulanan taksi sisteminin yetersizliği, paylaşım ekonomisinin yükselişi değerlendirilmiştir. Daha sonra mevcut hukuki durum değerlendirilmiş, ardından hukuki çözüm arayışları değerlendirilmiştir. Raporun 45. sayfasından itibaren davalı sistemi ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Raporun 48. sayfasından itibaren davalının sistemi bağlamında yapılan faaliyetin ticari bir taşıma olup olmadığı, elektronik ortamda yapılan sözleşmelerin niteliği ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir. Raporun 52. sayfasından itibaren haksız rekabet hukukuna ilişkin değerlendirmeler yapılmış ve davalının eylemlerinin TTK'nın 55/1.a.2 maddesindeki haksız rekabet ile 55/1.e maddesindeki haksız rekabeti oluşturduğu görüşü belirtilmiştir. Raporda sonuç olarak sektörel, mali, bilişim değerlendirilmesi yapıldıktan sonra taşınan yolcular ile araç sahiplerinin bir araya getirilmesinde davalının araç sahipleri ve yolcular arasındaki sözleşmese niteliği hakkında açıklamalar yapılarak geniş çaplı sürücü ve yolcuları bir araya getiren uygulamanın isimsiz bir sözleşme niteliğinde olduğu belirlenmiş ve sonuç olarak resmî makamlarca verilecek izin ve ruhsat çerçevesinde yapılabilecek bir faaliyet olan, bedel karşılığı yolcu taşıma işine aracılık etmenin TTK'nın 55/1.e maddesi gereğince haksız rekabet olduğu, ayrıca uygulamada yapılan reklamların da TTK'nın 55/1.a.2 maddesi anlamında aldatıcı nitelikte olduğu görüşüne yer verilmiştir. Tarafların itirazı üzerine alınan 12.05.2026 tarihli ek raporda benzer görüşler tekrar edilmiştir. Ancak bu ek raporda, ulaştırma sektörü bilirkişisi değiştirilerek yerine YTÜ İnşaat Fakültesi Ulaştırma Sektör Bilirkişisi Doç. Dr. Güzin Akyıldız Alçura'nın atandığı görülmüştür. HMK'nın 266. maddesi gereğince, hâkimlik mesleğinin dışında çözümü teknik bilgiyi gerektirir konularda tarafların talebi üzerine veya re'sen bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilebilir. Mahkemenin de teknik bilgiyi gerektiren hususlarda bilirkişi incelemesi yaptığı, bu kapsamda uyuşmazlığın çözümünde etkili olan mali kayıtların incelendiği, davalının kurmuş olduğu elektronik platformun detaylı şekilde bilirkişilere incelettirilerek elektronik platformun ne şekilde işletildiği belirlenmiş; ardından sektör bilirkişilerinden uzman görüşleri de değerlendirilerek uygulamanın niteliği, hukukiliği ve şehir içi ulaşım üzerindeki etkileri belirlenmiştir. Bilirkişi raporlarındaki teknik tespitler, hukuki ihtilafı aydınlatma hususunda yeterlidir. Zira belirlenen bu teknik verilere göre uygulamanın mevzuat gereği yetkili makamların izin ve ruhsatına bağlanan taksicilik faaliyeti olup olmadığı, yapılan eylemlerin haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı, bu eylemlerin 2918 sayılı Kanun, 5216 sayılı ... Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, haksız rekabete ilişkin Türk Ticaret Kanunu, sözleşmenin kuruluşuna ve niteliğine ilişkin Türk Borçlar Kanunu, 4952 sayılı Karayolları Taşıma Kanunu ve İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu kapsamında kalıp kalmadığının hukuki değerlendirme niteliğinde olması nedeniyle, bu hususlarda bilirkişi görüşüne başvurulmasına gerek bulunmamaktadır. Diğer taraftan, bilirkişi raporları takdiri delillerden olup, bilirkişi raporundaki tespitler mahkemece serbestçe değerlendirilir. Mahkeme, bilirkişinin vardığı hukuki sonuçla bağlı değildir (HMK m.282). Bu nedenle bilirkişiler tarafından tespit edilen teknik veriler ve HMK'nın 293. maddesi kapsamında sunulan uzman görüşleri değerlendirilerek, hukuki nitelemenin mahkemece yapılması mümkün olup, yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varılmıştır. HMK'nın 293. maddesine göre, taraflar dava konusu olayla ilgili olarak uzmanlardan bilimsel mütalaa alabilirler. Bu kapsamda davalı vekili tarafından sunulan ve Prof. Dr. ... ile Dr. ... tarafından hazırlanan 11.08.2025 tarihli uzman görüşünde ayrıntılı şekilde davalının uygulaması ve faaliyetleri incelenerek, ... ... uygulaması ile gerçekleştirilen paylaşımlı yolculuk kapsamında uygulamaya katılan araç paylaşanlarının meslek olarak izinsiz ticari faaliyet yürüttüğüne veya münhasıran esnafın katılımına hasredilen taksicilik alanında faaliyet gösterdiğine dair bir bulgu bulunmadığı, paylaşımcı yolculuk olarak adlandırılan bu modelin ticari taşıma kapsamına girmediği ve herhangi bir mevzuat tarafından yasaklanmadığı, bu nedenle girişim özgürlüğü kapsamında kaldığı, yasak bir faaliyet bulunmadığından, davalının acente veya simsar niteliği taşımamakla birlikte herhangi bir yasak faaliyete aracılık etmediği, bu nedenle bizzat izinsiz ticari taşıma yapmayan ve hukuka aykırı faaliyete aracılık etmeyen davalının eyleminin TTK'nın 55/1.e maddesine göre haksız rekabet teşkil etmediği, genel işlem şartı niteliğindeki kullanıcı sözleşmesiyle uygulamanın ticari amaçla ve kâr elde etmek amacıyla kullanılamayacağının açık hükme bağlandığı görüşleri ortaya konulmuştur. Davalı tarafından sunulan ve ... Üniversitesi Ulaştırma Sistemleri Uygulama Ve Araştırma Sistemleri tarafından hazırlanan yolculuk paylaşım sisteminin İstanbul trafiği üzerindeki etkisinin incelenmesi ve mütalaanın hazırlanması başlıklı 88 sayfalık rapor 5 kişilik uzman heyeti tarafından hazırlanmıştır. Bu raporda, temel olarak araç paylaşım sistemi, sürücü ve özel araç kiralama sistemleri açıklandıktan sonra, taksi sektörüne genel bir bakış atılmış, ardından Avrupa'daki taksi sistemi detaylı şekilde incelenmiştir. Raporun 13. sayfasından itibaren teknolojik gelişmeler sonrası taksi uygulamalarının ve özel araç kiralama hizmetlerinin gelişimi, yolculuk paylaşımı hizmeti veren ... şirketlerinin dünyadaki örnekleri ve uygulamaları detaylı olarak açıklanmıştır. Raporun 53. sayfasından sonra hukukçu bilirkişiler tarafından hukuki mütalaa sunulmuş ve sonuç olarak ... ... uygulamasının özellikle ... nüfus yoğunluğu ve bu yoğunluğun getirdiği artan ulaşım taleplerini karşılamayan mevcut sistemler ile rekabet etmediği ve tamamlayıcı bir uygulama olduğu, rapordaki açıklamalar ve öneriler ışığında bugünkü mevzuatta izin verilen bir faaliyet olduğu, karşılanmamış bir ihtiyacı sağlayarak tüketicilerin hareketlilik ihtiyacını karşılaması nihai amacına ihtiyaç duyulan çözümler arasında önemli bir yer aldığı belirtilmiştir. Davalı vekilinin sunduğu, Prof.Dr. ...tarafından hazırlanan 01.10.2024 tarihli uzman görüşünde, davalının ... ... uygulaması üzerinden komisyon geliri elde etmemesi ve uygulamanın ticari amaçla kullanılmaması nedeniyle simsarlık sözleşmesi ilişkisi bulunmadığı, mahkemece hukuki ilişkinin niteliğinin doğru şekilde tespit edilemediği, bilirkişi raporunun denetime elverişli olmaması nedeniyle hükme esas alınamayacağı, iddia, savunma ve uzman görüşlerini dikkate almayan bilirkişi raporu ile karar verilemeyeceği görüşleri bildirilmiştir. Bu görüş mahkemece yapılan son bilirkişi incelemesi öncesinde düzenlenmiş olup, hükme esas alınan son rapor ve ak rapora ilişkin değildir. Mahkemece verilen kararın infazının sağlanıp sağlanamayacağına ilişkin Prof Dr. ...'dan alınan 1.07.2026 tarihli raporda, hükmün infazının mümkün olup olmadığı hususu değerlendirilmiş, ayırca yapılan faaliyetin niteliği hakkında hiç bir değerlendirme yapılmamıştır. Davacı tarafça uzmanlar ... İnşaat Mühendisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr.... ve aynı bölümden Dr.Öğretim Üyesi ... tarafından düzenlenen Eylül 2025 tarihli azman görüşünde, ülkemizde ve dünyada geçerli olan taksi ve toplu taşıma sistemleri ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Ardından raporun 4 ve devamı maddelerinde paylaşımlı ulaşım sistemleri incelenmiş ve bu sistemlerin özellikle ... taksi taşımacılığına olan etkisi değerlendirilmiştir. Raporun 13. sayfasından itibaren ... taksi hizmetinin mevzuat altyapısı ve akıllı ulaşım sistemleri kapsamında yolcu taşımacılığı, ardından bu yolculuğun dünyadaki örnekleri detaylı şekilde değerlendirilmiştir. Uzman görüşünün değerlendirme ve sonuç kısmında ise, tarafların uygulama olmaksızın bir araya gelemeyeceği, yolcuların mutlaka ... ... ve ... Sürücü uygulaması üzerinden organize edilmesi gerektiği, buna göre sistemin spontane bir "aynı güzergah paylaşımı" olmadığı, aksine platform aracılığıyla koordine edilen bir pazar yeri mantığıyla işletilen yolcunun belirlediği başlangıç ve varış noktaları üzerinden sünücünün kabul vermesi ile ticari taksilerdeki müşteri talep ilişkisinin dijital versiyonunun uygulandığı belirlenmiştir. Raporda ayrıca kişilerin kendi özel araçları ile yapılan bu faaliyetin ruhsata tabi taksicilik faaliyeti olduğu ve açıkça haksız rekabet oluşturduğu, uygulamada salt masraf paylaşımından söz edilemeyeceği, davalının kamu hizmeti niteliğinde olan taksi taşımasının güvenliği için gereken tedbirleri almadığı belirlenmiştir. Bu uzman görüşünün 24.sayfasında itibaren davalı tarafından yapılan faaliyetin Türkiye'de herhangi bir mevzuatla düzenlenmediği, regülasyon boşluğu bulunduğu tespitine yer verilmiştir. Dava konusu edilen ve mahkemece haksız rekabet oluşturduğuna karar verilen ... ... uygulaması davalı şirketçe hazırlanım sürücü ve yolcuların kullanımına sunulmuştur. Bu nedenle davalı ile sürücüler ve yolcular arasındaki ilişkinin belirlenmesinde kullanıcı sözleşmesinin incelenmesi gerekmektedir. Cevap dilekçesinin ekinde bulunan kullanım sözleşmesinin 1. maddesinde kapsam ve tanımlar yazıldıktan sonra, davalı şirketin ... olarak; geliştirilen ... sürücü mobil uygulamanın ise mobil uygulama; sunduğu tek araçla gidelim hizmetinin ... olarak adlandırıldığı görülmüştür. ... ... sürücü kullanım sözleşmesinin 1. maddesinde tanımlar yapılmıştır. Buna göre, araç paylaşan mobil uygulamayı bir yolculuğu, bir rota paylaşan ile paylaşmak amacıyla kullanan ve rota paylaşan ile belirli bir zamanda, belirli bir yerden yine belirli bir varış noktasına kâr amacı gütmeksizin, rota paylaşanın yaptığı yolculuk paylaşım tutarı karşılığında, rota paylaşan ile birlikte yolculuk yapacak olan gerçek kişiyi ifade ettiği belirtilmiştir. Tanımlar kısmında araç ve güzergah paylaşımı, yolculuk ve rota paylaşımı kavramları da tanımlanmıştır. 1.2. maddede araç paylaşanın, mobil uygulamada yer alan kullanıcı sözleşmesini okuyup kabul etmesi ve bu kutucuğu işaretlemesi ile koşulların tamamının kabul edilmiş sayılacağı, kuralların kısmen kabul edilemeyeceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 2. maddesinde hizmetin kullanımı düzenlenmiş olup, 2.2. maddede ticari faaliyette bulunma yasağına ilişkin düzenleme yapılmıştır. Buna göre mobil uygulama ve hizmetlerin sadece araç paylaşan ve rota paylaşanın hususi amaçla hareket ederek yolculuk paylaşmaları için hizmet sağlaması ile sınırlı olduğu, hizmetlerin, güzergah paylaşımını kâr amacıyla teklif etmek veya kabul etmek için veya başka bir ticari veya profesyonel amaçla kullanılamayacağı kabul edilmiştir. 2. fıkrada, araç paylaşanlar, yolculuktan herhangi bir kâr elde edemezler. Yolculuk paylaşımı sadece araç yakıt masrafının küçük bir kısımını karşılamak için alınabilecek olup, araç paylaşanın herhangi bir kâr elde etmesi için kullanılamaz. Bu husus mobil uygulamayı kullanarak faydalanılan tüm faaliyetler, düzenlemeler, hizmetler ve araç paylaşanlarla, rota paylaşan arasında kararlaştırılabilen diğer tüm hizmet veya faaliyetler için geçerlidir düzenlemesi bulunmaktadır. Buna göre davalı ile rota paylaşan/taşınan kişi, güzergah paylaşan yani sürücü arasında geçerli olan sözleşme ilişkisinde, bu uygulamanın hiç bir şekilde ticari bir faaliyette bulunma amacıyla kullanamayacağı, alınacak ücretin sadece yakıt beledilinin bir kısmına tekabül edeceği kararlaştırılmıştır. Bu durumda davalının sisteminin esas itibariyle, üçüncü kişilerin ticari faaliyet gösteren ve ruhsatla taşıma faaliyeti yapan taksicilerle haksız rekabet yapmalarına sebebiyet verecek şekilde kurgulanmadığı; yukarıda özetlenen 25.09.2025 tarihli bilirkişi kök rapordaki sektör uzmanının açıklamaları ve bu rapora yönelik itiraz üzerine alınan ek rapordaki açıklamalara göre, uygulamanın esas itibariyle, taksicilik faaliyetinden ziyade, bu faaliyeti tamamlayan, değişen ve gelişen şehircilik ve taşıma anlayışının bir sonucu olduğu kanaatine varılmaktadır. Davalının eyleminin taksicilik veya taşıma faaliyeti olup olmadığının kesin şekilde belirlenmesi önem arz etmektedir. Zira, bu soruya olumlu cevap verilirse, yetkisi ve ruhsatı olmayan kişilerin, kamu hizmeti netliğindeki taksicilik faaliyetini yapabileceği gibi sonuç ortaya çıkaracaktır. İzinsiz veya ruhsatsız bu tür bir faaliyetin yapılması hâlinde faaliyetin men'i adli ve idari makamlardan talep edilebilecektir. Gerçekten de mahkemece tespit edildiği üzere 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ek 2/3. maddesi uyarınca araçların belediyeden izin ve ruhsat almaksızın ticari taşımada kullanılamayacağı, amaç dışı kullanıma izin veren tescil sahiplerine idari para cezası uygulanacağı ve araçların trafikten men edileceği açıktır. Anılan madde gereğince, ilgili belediyeden izin veya ruhsat alınmaksızın belediye sınırları içerisinde ticari amaçla yolcu taşıyan kişiye para cezası uygulanacağı kabul edilmiştir. Anılan düzenlemenin yanı sıra 5216 sayılı ... Belediyesi Kanunu'nun 7/I-p bendinde ... belediyesinin yetki görev ve sorumlulukları arasında, ... içindeki toplu taşıma faaliyetlerinin yürütülmesi ve bu amaçla gerekli tesislerin kurulması, işletilmesi, ... sınırları içerisinde kara ve denizde taksi ve servis araçları dâhil toplu taşıma araçlarına ruhsat verilmesi, şeklinde düzenleme yapılmıştır. Dosyada bulunan... Belediyesi Ticari Taksi Ve Dolmuş Yönergesinde, taksi sürücülerinin uyması gereken kurallar son derece açık şekilde belirlenmiştir. Aynı şekilde, birleşen dava yönünden de ... ... Belediyesi Taksi Yönetmeliğinde, taksicilik yapacak esnafın nitelikleri belirlenmiştir. Son olarak mahkemece de isabetli şekilde kabul edildiği üzere, Bakanlar Kurulunun ... sayılı ... Sayılı Ticari Plakaların Verilmesinde Uyulacak Usul Ve Esaslar Hakkında Karar ile korsan taksiciliğin önlenmesi ve fiilen çalışan şoför esnafının tespitine ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Anılan Bakanlar Kurulu Kararı ile plaka tahdidi uygulanan illerde ticari plakaya bağlı taksicilik rejimi düzenlenmiştir. ... Belediyesi Taksi Taşımacılığı Yönergesi'nde de taksiyi, ücreti mukabilinde kamusal taşımacılık hizmeti veren araç olarak tanımlamıştır. Bu durumda davalının faaliyetinin taşımacılık veya taksicilik faaliyeti olarak tanımlanması hâlinde, bu faaliyetin yasaklanması gerekir. Bu kapsamda yapılan değerlendirmede, davalı kural olarak 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun kapsamında yer sağlayıcı olduğunu ileri sürmüştür. Ancak davalının bu iddiası bilirkişi kurulunca değerlendirilmemiş ise de bu husus davalı tarafından sunulan ... uzman görüşünün 36ve 37.sayfalarında açıklanmıştır. HMK'nın 33. maddesi uyarınca Dairemizece bu hususta hukuki niteleme ve değerlendirme yapılması mümkündür. 5651 sayılı Kanun'un 2/1-m maddesinde, yer sağlayıcı: hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten gerçek veya tüzel kişileri ifade edeceği belirlenmiştir. Buna göre davalının yapmış olduğu ticari faaliyetin taşıma niteliğinde olmadığı bu faaliyetin anılan Kanun kapsamında yer sağlama hizmeti olduğu kanaatine varılmıştır. Kanun'un 5/1. maddesine göre yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. Bu durumda, yukarıda belirtilen ve davalının internet sitesinde yer alan kullanıcı sözleşmesine göre, uygulamanın hiç bir şekilde ticari veya kâr amacıyla kullanılamayacağına ilişkin hükümler ve bu şartın rota paylaşan ve araç paylaşan tarafından kabul edilmesi nedeniyle, bireysel bazı kullanıcıların bu işlemi ticari amaçla yapmış olmasından davalı sorumlu tutulamaz. Belirtilen işlemin kullanıcılar tarafından ve özellikle araç paylaşan tarafından ticari amaçla kullanılması hâlinde ilgili idari birimlerce bu hususta her türlü cezai müeyyide uygulanabilir. Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarının içeriklerinden, sunulan uzman görüşlerindeki teknik tespitlerden ve kullanıcı sözleşmesi içeriğinden anlaşıldığı üzere, davalı şirketin bizzat taşımacılık yapmadığı, ticari taşıma işi yapmadığı, ticari nitelikte olmayan taşımalar bakımından yer sağlayıcı sıfatıyla aracılık faaliyetinde bulunduğu, davalının kendi başına taşımacılık yapmadığı, ancak rota paylaşan ile araç paylaşan arasında atipik bir aracılık faaliyeti yürüttüğü belirlenmiştir. Nitekim yolcu taşımanın tanımı TTK'nın 850.maddesinde yapılmış olup, buna göre taşıma sözleşmesinde taşıyıcı, yolcuyu varma yerine ulaştırmayı üstlenir; yolcu ise taşıyıcıya bir ücret ödemeyi üstlenir. Somut olayımızda ise davalı ile araç paylaşan ve rota paylaşan arasında bu anlamda bir taşıma ilişkisinin bulunmadığı kanaatine varılmaktadır. Zira gerek bilirkişi raporlarında, gerekse uzman görüşlerinde belirtildiği üzere davalı şirket, yolcuyu taşıma taahhüdünde bulunmadığı gibi, herhangi bir taşıma ücreti de almamaktadır. Araç paylaşandan platform üyelik ücreti alınması dahi taşıma ücreti olarak nitelendirilemez. Nitekim bilirkişilerce de davalı şirketin, sürücünün alabileceği taşıma ücretini kesin olarak belirlemediği gibi, ücret tahsilatı da yapmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda, davalının yolcu taşıma işi yaptığından ve dolaysıyla davacılarla haksız rekabet yaptığından söz edilemez. Her ne kadar bilirkişi raporunda ve mahkeme kararında TTK'nnı 55/1-e bendinde tanımlanan haksız rekabet türünün somut olayda gerçekleştiği yönünde kanaat belirtilmiş ise de davacıların ve davalının yaptığı faaliyetler bir birinden tamamen farklı olup, bu haksız rekabet türünün somu olayda gerçekleştiğinden söz edilemez. Yine Türk hukuk sisteminde paylaşmalı yolculuk sistemini düzenleyen bir kanun veya ikincil mevzuat bulunmadığından (bu husus uzman raporlarında ve bilirkişi raporlarında defaatle vurgulanmıştır) bulunmadığından, davalı tarafından yapılan bu faaliyetin izne veya ruhsata bağlanması da söz konusu değildir. Bir faaliyet türünün yasaklanması, izne veya ruhsata bağlanması, öncelikle kanun koyucunun sonrasında da idari makamların yetkisi dahilindedir. Böyle bir hüküm bulunmadığına göre davalının yaptığı faaliyetin ve kurduğu platformun serbest ve özgür ticaret hayatının ve Anayasada yer alan girişim özgürlüğünün bir sonucu olduğunun kabulü gerekir. O halde, davalı tarafından yapılan işin TTK'nın 55.maddesimde tanımlanan özel ve örnek nitelikte sayılan faaliyetlerden birinin kapsamına girmesi söz konusu olmadığı gibi, aynı Kanun'un 54/2.maddesinde tanımlanan genel haksız rekabet tanımına göre de haksız rekabet oluşturmayacağı kanaatine varılmış, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki tespit ve gerekçeleri hukuka uygun bulunmamış ve bu yöne ilişkin davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü gerekmiştir. Davalı bir ticaret şirketi olup, ticaret şirketinin her türlü iş ve işlemleri ticaridir (TTK m.19). Bu itibarla davalı şirketin yapmış olduğu her türlü işlemi gibi, bu aracılık işi de ticari bir faaliyettir. Dava tarihi itibariyle bu faaliyet karşılığı komisyon veya ücret alınmamış olması faaliyetin ticari bir faaliyet olduğu gerçeğini değiştirmez. Ancak yapılan faaliyetin ticari bir faaliyet olması da her halükarda bu faaliyetin bir taksicilik faaliyeti veya taşıma faaliyeti olduğu ve faaliyetin yasaklanması gerektiği sonucunu doğurmaz. Davalının yolculuk başına araç paylaşan ile rota paylaşan arasındaki referans ücreti belirlemesi, davalıyı taşımacı yapmamaktadır. Zira belirlenen referans ücreti hiç bir şekilde davalının sistemi üzerinden davalı tarafça tahsil edilmediği gibi, davalı bunlardan herhangi bir gelir de elde etmemektedir. Yolculuk başlangıcında mesafe ve yakıta göre belirlenen paylaşım ücreti öneri niteliğinde olup, araç paylaşan ile rota paylaşan arasında artırılıp eksiltilmesi mümkündür. Bu durum da yukarıda açıklandığı üzere, davacının taşımacı veya taksici olmadığını ortaya koymaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere davalının faaliyeti bir taksicilik veya taşıma faaliyeti değildir. Davalı, araç paylaşan ile rota paylaşan arasında platform üzerinde bir aracılık yaparak tarafları bir araya getirerek, taşıma sözleşmesinin araç paylaşanla rota paylaşan arasında kurulması imkân ve ihtimalini sağlayan ve bu aracılık faaliyetini icra ettiği platform bakımından da 5651 sayılı Kanun kapsamında yer sağlayıcı konumundadır. Bilirkişi raporlarında belirlendiği üzere davalının kurduğu ... aracılı yolcu eşleştirme platformlarına ilişkin pozitif bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda açıkça taksicilik veya taşımacılık olmayan davalı faaliyetlerinin kanunen veya ikincil bir mevzuatla yasaklandığı söylenemez. Bu konuda mevzuat eksikliği bulunması da eylemin başlı başına haksız rekabet oluşturduğunun kabulü için yeterli olmamalıdır. Zira yasa koyucu tarafından yasaklanmayan veya ilgili idarenin yasalardan aldığı yetki ile ikincil düzenlemelerle yasaklamadığı yahut ruhsat veya izne bağlamadığı ticari bir faaliyetin mahkeme tarafından yasaklanması mümkün değildir.Bu noktada TMK'nın 1.maddesi bakımından bir değerlendirme yapmak gerekirse; anılan maddeye göre, kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır düzenlemesi bulunmaktadır. Anılan maddeye göre kanun koyucu tarafından veya kanuna göre çıkarılacak ikincil mevzuatla yasaklanmayan, kendisi de bizatihi yasak bir faaliyet olmayan yolculuk paylaşımı sisteminin bir mahkemece yasaklanması hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Diğer bir deyişle, bilimsel ve teknolojik gelişmelere ve kent ulaşımının aldığı karmaşık yapının yarattığı ihtiyaçlara göre, kent ulaşımını düzenleyen yeni mevzuata ihtiyaç bulunmakta olup, bu mevzuatın oluşturulması yasa koyucuya ait bir görev olup, bir ticari faaliyet türünün mahkeme kararı ile ve genel olarak yasaklanması sonucunu doğuracak şekilde karar verilmesi hukuken mümkün değildir. Nitekim yukarıda irdelenen yolculuk paylaşım sisteminin İstanbul trafiği üzerindeki etkisinin incelenmesine ilişkin uzman görüşünde de, davalının faaliyetinin, davacıların faaliyeti ile rekabet etmediği ve davacıların faaliyetini tamamladığı belirtilmiştir. Hükme esas alınan 25.09.2025 tarihli bilirkişi kök raporuunun 42 vd. sayfalarda yer alan sektörel incelemelerde, ulaştırma sektöründe ortaya çıkan değişim ve eğilimler, kentleşmedeki hızlı artış nedeniyle ciddi trafik problemleri oluşturduğu ve gençlerin yoğun olarak kullandığı internet alt yapısı karşısında ulaşıma ilişkin talep ve eğilimlerin değiştiği, belirtilen bu değişimin yasal şekilde karşılanmaması gerekliliği vurgulanmıştır. Bilirkişi kurulunun somut olarak bir zarar tespiti veya davalının taşıma yaptığına ilişkin bir tespite dayanarak sonuca varmadığı görülmektedir. Hükme esas alınan 25.09.2025 tarihli rapor ve 12.05.202 tarihli ek raporda, davalının yapmış olduğu organizasyonun büyüklüğü, çok sayıda araç ve rota paylaşanın bir araya getirilerek aracılık edildiği, davalının tacir olduğu da dikkate alınarak, 4925 sayılı Kanunu'nun 2. maddesinde özel otomobiller ile ve bunların römorklarıyla yapılan taşımaların Kanun kapsamı dışında tutulduğuna ilişkin istisnayı aştığı görüşüne vurgu yapılarak ve bu görüş esas alınarak sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. Oysa anılan kanun açıkça özel amaçlı taşımaların ticari taşımaların kapsamı dışında bulunduğunu açıkça vurgulamıştır. Davalının aracılık ettiği taşımalar da -kullanıcı sözleşmesinde açıkça vurgulandığı üzere- ticari nitelikte olmayan özel taşımalardır. Bilirkişi raporlarında kısmen kabul edilen ve sunulan uzman görüşlerinde belirtilen ... ... uygulamasının bir taksi taşıma hizmeti niteliğinde olmadığı, uygulamanın sadece araç ve rota paylaşan kişileri bir araya getirdiği, yolculuğun devamında güvenlik amacıyla yolculuğun ve memnuniyet takibinin yapılmakta olmasının, faaliyetin türüne bir etkisinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Kanunen yasaklanmayan bir faaliyetin mahkemelerce yasaklanmasının mümkün olmadığı yukarıda belirtilmiştir. Zira hukukun temel amaçlarından biri düzgün bir rekabete dayanan ticareti düzenlemek, korumak, ekonomik faaliyetlerin güvenli, adil ve öngörülebilir bir ortamda sağlanmasıdır. Davalının yapmış olduğu faaliyet konusunda herhangi bir pozitif düzenleme bulunmaması ve davalının sadece ticari nitelikte olmayan taşımalara aracılık yapması nedeniyle, fiilen taşımacılık yapan ve kamu hizmeti niteliğinde yukarıda belirtilen 86 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla tekel niteliğinde hizmet yürüten taksici esnafı ile haksız rekabette bulunması mümkün görülmemiştir. Bu kabul şekline göre tarafların faaliyet alanlarının farklı olması nedeniyle davalı tarafından yapılan reklamların da TTK'nın 55/1.a-2 maddesi gereğince aldatıcı reklam niteliğinde olmadığı sonucuna varılmıştır. İlk derece mahkemesinin bu sonuca varmasındaki temel etken, davalının elektronik ulaşım yönetim lisansına sahip olmamasıdır. Oysa böyle bir lisansın, ruhsatın veya iznin mümkün kılan bir mevzuat bulunmamaktadır. Diğer yandan davacı herhangi bir taşıma faaliyeti yapmadığın dan, hatır taşımasına ilişkin 2918 sayılı Kanun'un 87. maddesinin değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır. Dava dilekçelerinde davalının faaliyetinin ... ve ... uygulamalarına benzer olduğu ve bu uygulamalar hakkında mahkemelerce verilen kararlar bulunduğu ileri sürülmüş ve mahkemece de bu gerekçeye yer verilerek hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Her dava açıldığı tarihteki şartlara ve kendi somut özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Öncelikle davacıların iddiasının aksine, davalının uygulaması ile ... ve ... uygulamaları arasında, internet ortamında iletişim sağlanması dışında esaslı bir benzerlik bulunmamaktadır. Zira ... sisteminde, sürücülerin Ulaştırma Bakanlığından alınan yetki belgesi ile ticari yolcu taşıdığı, ...'in bundan komisyon aldığı, taşıma ücretin ... tarafından belirlenerek tahsilatın da ... tarafından yapıldığı, sürücü yolcu arasında ...'in tam hâkimiyetinin bulunduğu hususları bilirkişi raporlarınca ve uzman görüşlerinde açıklanmıştır. Buna karşın, davalı tarafından yapılan uygulamada ise sadece sürücü ve yolcunun internet ortamında bir araya getirilerek taşıma sözleşme ilişkisi kurulmasına aracılık edildiği, belirlenen ücretin referans ücret niteliğinde olduğu, davalının defterlerinde bu ticari faaliyet bakımından herhangi bir gelir bulunmadığı, yani yolculuk ücreti adı altında bir tahsilat almadığı, ücret üzerinden bir komisyon almadığı, yolculuk başladıktan sonra güvenlik ve sunulan hizmetin memnuniyeti açısından yolculuğun takip edilmesi hususunun bu hizmeti taşıma hizmeti şekline getirmeyeceği, dava tarihinden sonra özellikle 2023 yılı sonucunda mali müşavir bilirkişilerce tespit edilen süper üye paketi isimli menünün bu faaliyetin bir taksicilik faaliyeti haline getirmediği, bu şekilde davalının bir kısım rota paylaşanlara daha iyi imkânlarda yolculuk yapma imkânı sağladığı anlaşılmaktadır. Araç paylaşanlardan sabit hizmet ücreti alınması, her bir taşıma sözleşmesi için ücret yahut komisyon alındığı anlamına gelmez. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Dairemizce yapılan değerlendirmede davalının eyleminin haksız rekabet teşkil etmediği kanaatine varılmış ve bu nedenle asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılması ve yeniden hüküm verilmesi gerekmiştir. Asıl ve birleşen davalarda davacıların istinaf sebepleri, davanın kabulüne karar verilen kısım bakımından hükmün infaz edilemeyeceğine, infazı kabil karar verilmesi gerektiğine ve ayrıca ihtiyati tedbir taleplerinin reddine yöneliktir. İlk derece mahkemesince asıl ve birleşen davalarda reddine karar verilen "... ..." ve "... ..." hizmetine ilişkin talep bakımından davacıların ileri sürdüğü bir istinaf sebebi bulunmamaktadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davalarda davalı şirket vekilinin istinaf başvurusu haklı bulunup ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve her iki davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığından, asıl ve birleşe davalarda davacılar vekillerinin istinaf başvurularının reddi gerekmiştir. Açıklana bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, asıl ve birleşen davalarda davacılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine; asıl ve birleşen davalarda davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davalara ilişkin verdiği hükmün kaldırılmasına, davaların esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine ve neticede asıl ve birleşen davaların reddine, davacıların ihtiyati tedbir taleplerinin de reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Asıl ve birleşen davalarda davacılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davaların esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; A-ASIL DAVA YÖNÜNDEN: 1-Davanın reddine, 2-Alınması gereken 732,00 TL harçtan, dava açılırken peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, iş bu karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan ayrıntısı UYAP ortamında kayıtlı 2.071,50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Artan gider ve delil avanslarının HMK'nın 333. maddesi gereğince, arar kesinleştiğinde, ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, B-BİRLEŞEN ... .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2023/... ESAS SAYILI DAVASI YÖNÜNDEN: 1-Davanın reddine, 2-Alınması gereken 732,00 TL harçtan, dava açılırken peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, iş bu karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider ve delil avansının HMK'nın 333.maddesi gereğince karar kesinleştiğinde, ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, C-İSTİNAF AŞAMASINDAKİ YARGILAMA GİDERLERİ YÖNÜNDEN: 1-Asıl ve birleşen davalar yönünden davacılar tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına; davacılar tarafından yatırılmış olan istinaf peşin karar harçlarının ise karar kesinleştikten sonra ve talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacılara iadesine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, davalı tarafından yatırılmış olan istinaf peşin karar harcının ise karar kesinleştikten sonra talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, 3-Birleşen dava için alınması gerekli 2.002,00 TL başvuru harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 4-Davalı tarafından harcanan ve harç dâhil 2.354,00 TL kanun yolu giderinin asıl ve birleşen davalarda davacılardan eşit miktarlarda alınarak davalıya verilmesine, 5-Asıl ve birleşen davalarda davacılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerlerinde bırakılmasına, 6-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine, 7-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; Gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açık olmak üzere, 22.20.2026 tarihinde, oy birliğiyle karar verildi.