Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1517 E. 2026/1783 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1517
Karar No
2026/1783
Karar Tarihi

T.C.

KAYSERİ

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

6. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2026/1517

KARAR NO: 2026/1783

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 06/05/2026

ESAS NO: 2024/981

KARAR NO: 2026/419

DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/09/2026

İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 24/09/2026

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; Davacı ... Ltd. Şti tarafından ... tarihinde ... marka/model, ... şase numaralı, ... motor numaralı ... plakalı araç ticari saik gütmeksizin şirket müdürünün şahsi kullanımı amacıyla, sıfır olarak, ... Ltd. Şti."den satın alındığını, bahse konu aracın Türkiye distribütörü ... A.Ş. ve... bayii ve yetkili servisi ... Ltd. Şti. olup araç sıfır olarak alınmış olmakla garanti süresinin halen devam ettiğini, garanti belgesi suretinin dilekçe ekinde sunulduğunu, ... tarihinde şirket müdürünce şehirlerarası yolculuk yaptığı sırada araç arıza verdiğini, hemen çekiciye yüklenerek, aracın satın alındığı ... 'de bulunan ... Ltd. Şti.'ye ait ... yetkili servise gönderilmek üzere yola çıktığını, ... tarihinde servise teslim edilmiş, arızanın tespiti için gerekli işlemlere başlandığını, ... tarihinde servis yetkililerince müvekkili şirket yetkilileri aranarak araçta üretime bağlı olarak arıza durumu oluştuğu ve alt motor bloğunda çatlak olduğu, bu tür arızanın binde bir oranında gerçekleştiği, aracın motorunun garanti kapsamında yenisiyle değişeceğinin sözlü olarak bildirildiğini, bahse konu araç henüz daha bir yılı yeni doldurduğunu, 44.000 km civarında müvekkili şirket müdürünce özenle kullanılmış bir araç olduğunu, meydana gelen arızanın, servis yetkililerince de sözlü olarak belirtildiği üzere üretim kaynaklı bir arıza olduğunu, motorunun değişmesinin Türkiye şartlarında yüksek miktarda değer kaybına yol açacak bir husus olup, hukuken gizli ayıp teşkil ettiğini, işbu sebeple ... ... Noterliğinin ... tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalı şirketlere ihbar edilerek aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi yahut araçta meydana gelen değer kaybının telafi edilmesinin davalılara ihtar edildiğini, davalılarla haricen yapılan görüşmelerde kendilerinin müvekkili şirketin mağduriyetini giderme yönünde adım atmayacaklarını ifade etmelerinin üzerine Kayseri 4. Sulh Hukuk Mahkemesi 2023/123 D. İş sayılı dosyası ile aracın gizli ayıplı olup olmadığına dair tespit talep edildiğini, mahkemece yapılan tespitte ve alınan bilirkişi raporunda bahse konu aracın üretim hatasından kaynaklı gizli ayıplı olduğu ortaya konulduğunu, tamir sonrası aracın değişen motor bloğunun tespit sırasında çekilen fotoğraflarının ekte sunulduğunu, 05.01.2024 tarihinde dava şartı olarak arabuluculuk başvurusunda bulunulmuş; ... Büro nolu, ... Arabuluculuk dosya numaralı arabuluculuk dosyası ile konu taraf vekilleri arasında müzakere edilmiş ve sonuç itibariyle “Anlaşamama” tutanağı tanzim edildiğini, açıklanan ve resen göz önünde bulundurulacak nedenlerle; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; ... marka/model, ... şase numaralı, ... motor numaralı ... plakalı aracın ayıpsız misli ile değişimine, bu mümkün olmadığı takdirde fazlaya dair hakkı saklı kalmak kaydı ile müvekkilinin araçtaki değer kaybından dolayı uğramış olduğu kısmi dava olarak şimdilik 50.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacının iddiaları haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olup; işbu davanın reddi gerekmekte olduğunu, zamanaşımı sebebiyle garanti kapsamı dışında kalan araca ilişkin davanın usul yönünden reddi gerekmekte olduğunu, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereğince binek otomobiller için öngörülen garanti süresi 2 yıl veya 60.000 km sınırı (hangisi önce sona ererse) olarak belirlenmiş olduğunu ancak davalı şirket tarafından araç km sınırı 80.000 olarak belirlenmiş olup araç garanti süresinin sona ermesinden itibaren +5 yıl onarım güvencesi ve sunulmakta olduğunu, dava konusu araç ... model olup ... tarihinde satın alınmış olduğunu, bu doğrultuda aracın garanti süresinin işbu dava tarihi itibarıyla sona erdiği görülmekte olduğunu, bu doğrultuda 6502 sayılı kanunun zamanaşımı başlıklı 12.maddesi ile ve Garanti Belgesi Yönetmeliği ilgili hükümlerince aracın yasal garanti süresinin aşıldığı açık olup bu öncelikle zamanaşımı ve garanti süresinin dolması sebebiyle işbu davanın reddi gerekmekte olduğunu, bu kapsamda Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2015/17812 E. 2016/9367 K. Tarihi: 25.05.2016 ilamının dikkate alınması gerektiğini, dava konusu aracın üretim kaynaklı ayıplı olduğu iddiasının kabulü mümkün olmamakla birlikte, davacının taleplerinin objektif iyi niyet kuralları dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmekte olduğunu, diğer taraftan, tüketicinin onay vermesi halinde onarım işlemi yetkili servis aracılığı ile ve orjinal parçalarla gerçekleştirileceğinden değer kaybına sebebiyet vermeyeceğini, araçta davacı tarafın ihmali davranışları sebebi ile meydana gelmiş sorunlar olması muhtemel olduğunu, bununla birlikte, seçimlik haklar kullanılırken bu hakları objektif iyi niyet kuralları çerçevesinde kullanmak kanun gereği olduğunu, bu hakların kullanılmasının tarafların hak ve menfaatleri arasında aşırı dengesizliğe yol açıp açmayacağının değerlendirilmesi gerekli olduğunu, bu kapsamda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 22.01.2014 tarih, 2013/24358 Esas, 2014/1509 Karar sayılı ilamının, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 11.02.2016 tarih 2015/5611 Esas, 2016/3959 Karar sayılı ilamının dikkate alınması gerektiğini, ilaveten, araç onarımı yetkili servis tarafından fabrikadan temin edilen orijinal parçalarla gerçekleştirilmesi nedeniyle araçta bir değer kaybı da söz konusu olmayacağını, bu nedenle, davacının değer kaybı talebi son derece haksız olduğunu, izah edilmeye çalışılan nedenler karşısında; araçta üretimsel manada bir ayıp bulunmaması nedeni ile huzurdaki haksız ve hukuka aykırı davanın reddini talep etmek zarureti hasıl olmuş olduğunu, araçta ayıp olduğunu asla kabul manasına gelmemek kaydı ile, mahkeme aksi kanaatte olsa dahi ayıpsız misli ile değişim orantısız güçlükler ile hak ve menfaatler arasında dengesizliğe yol açacak olduğunu, bu kapsamda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2020/13-35 Karar No: 2021/317 Karar Tarihi: 23.03.2021 ilamının, T.C. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2020/4229 Karar No: 2020/5417 Karar Tarihi: 06.10.2020 ilamının dikkate alınması gerektiğini, üniversitelerin otomotiv kürsüsünde görevli öğretim üyelerinin de aralarında bulunduğu bilirkişi heyeti tarafından rapor düzenlenmesi gerektiğini, bu kapsamda T.C. Yargıtay Başkanlığı Hukuk Genel Kurulu'nun 30/03/2016 karar tarihli, 2014/905 Esas ve 2016/430 Karar numaralı kararının, T.C. Yargıtay Başkanlığı 13. Hukuk Dairesi'nin 14/02/2013 karar tarihli, 2012/24159 Esas ve 2013/3403 Karar sayılı kararının dikkate alınması gerektiğini, araç üzerinde meydana gelen hasar olup olmadığının tespiti gerekmekte olduğunu, davacının taleplerini asla kabul manasına gelmemek kaydı ile aracın davacının kullanımında iken herhangi bir kazaya karışıp karışmadığı, karıştı ise bu durumun araç ve iddia edilen ayıp üzerindeki etkisinin tespit edilmesi gerekli olduğunu, bununla birlikte araçta hasar nedeniyle değer kaybı olup olmadığının dava konusu uyuşmazlık bakımından incelenmesi gerekmekte olduğunu, araçta var olduğu iddia edilen arızanın yalnızca üretimden kaynaklandığının ileri sürülebilmesi için araç üzerinde herhangi bir takdiyat bulunup bulunmadığının ve hasar kayıtlarının da incelenmesi gerekmekte olup tramer kayıtlarının ve gerekli tüm belgelerin celbini talep ettiklerini, bu hususlar incelenmeden bilirkişi heyetince düzenlenecek bir rapor da eksik olacağını, hasar kayıtlarının ve takdiyatın incelenmesi gerektiği Yüksek mahkeme tarafından da birçok kez tekrarlanmış olduğunu, bu kapsamda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 09.02.2021 tarih ve 2020/ 3463 Esas 2021/1067 Karar sayılı kararının dikkate alınması gerektiğini belirterek, davanın davalı şirket bakımından reddine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.Davalı ... LTD. ŞTİ. vekili cevap dilekçesinde özetle: Davanın reddi gerektiğini, Davacı şirketin süresi içinde ihbarda bulunmamış olduğunu, davacı ile davalı firma arasında gerçekleştirilen alım-satım sözleşmesinin her iki tarafı da tacir olmakla TTK 23/1-c maddesinin dikkate alınarak davacının malı teslim aldıktan sonra 2-8 günlük ihbar sürelerine uymasının gerekmekte olduğunu, Davalı tarafından kanunda belirlenen süreler içerisinde herhangi bir ayıp bildiriminde bulunulmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekmekte olduğunu, bu kapsamda Yargıtay 19.HD Esas:2018-1788 Karar:2018-5562 Karar Tarihi:07.11.2018 ilamının dikkate alınması gerektiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğramış olduğunu, davacı tarafından araç 03.08.2022 tarihinde alınmış olmasına rağmen işbu dava 09.10.2024 tarihinde ikame edilmiş olduğunu, TBK’nın 231. Maddesi gereğince satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını, aracın satın alındığı ve davanın ikame edildiği tarihler dikkate alındığında davacının işbu davayı süresi içinde ikame etmemiş olduğu ve taleplerinin zamanaşımına uğradığı ortada olduğunu, davacı tüm bu süreç boyunca basiretli bir tacir olarak hareket etmemiş olup taleplerinin kabulü mümkün olmadığını, davalı şirket aracın üreticisi olmamakla, husumet yöneltilmesi de mümkün olmadığı gibi dava konusu talep zamanaşımına uğramış olduğunu, davalı şirketin aracın üreticisi ya da ithalatçısı konumunda olmadığını, dolayısıyla dolayısıyla şirkete sorumluluk/kusur izafe edilmesi de mümkün olmadığını, tüm bu hususlar değerlendirilerek davalı şirketin iş bu davada taraf sıfatı bulunmadığı gözetilerek husumet itirazlarımız doğrultusunda davanın reddi gerekli olduğunu, bu kapsamda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2023/1902 esas, 2023/3310 karar sayılı 22.11.2023 tarihli kararının dikkate alınması gerektiğini, davacının iddiasını değiştirmesine ve genişletmesine muvafakatleri olmadığını, davacının dava dilekçesindeki iddialarla bağlı olduğu gözetildiğinde davanın zamanaşımı nedeniyle reddini talep ettiklerini, davacıya talebini kesin ve açık bir şekilde açıklamalası için kesin süre verilmesi gerektiğini, davacının sunmuş olduğu dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmı incelendiğinde davanın terditli olarak ikame edilmiş olduğu görülmekle bu aşamada öncelikle davacıya davanın kabulü halinde hangi seçimlik hakkını kullanmak istediğinin açıklatılması ve mahkemece yargılamanın bu husus gözetilerek yapılması gerekmekte olduğunu, asla davaya konu aracın ayıplı olduğunu kabul anlamına gelmemekle kural olarak tanınan seçimlik hakların terditli olarak ileri sürülemeyeceği, malın ayıplı olduğunun kabulü halinde davacı kanunda belirlenen seçimlik haklarından sadece birini kullanabileceği aksi durumun ise usul ve yasaya aykırı olduğu birçok mahkeme kararı ile sabit olduğunu, araç ayıplı olmadığı gibi, araçta var olduğu iddia edilen arızaların onarım ile giderilmiş olduğunu, bu sebeple; davacının ayıpsız misliyle değişim talebi yahut arıza oranında bedel indirimi talepleri hakkaniyete aykırı olduğunu, aracın ayıplı olduğunu asla kabul anlamına gelmemekle mahkemece aksi kanaatte olunması halinde işbu ayıp önemli/esaslı ayıp olarak nitelendirilemeyeceğinden davacının seçimlik haklarını kullanma şartları oluşmadığının açık olduğunu, işbu nedenle davacının hakkaniyete aykırı ayıpsız misliyle değişim talebinin reddi gerekmekte olduğunu, kaldı ki bir an için aksi kanaatle hareket edilmesi halinde dahi aracın yaşı ve gelmiş olduğu 44.000 km ve aracın onarımdan sonra da uzun süre kullanılmaya devam edildiği düşünüldüğünde araç için, Misli ile değişim talebi iyiniyetli ve makul olmadığını, yine davalının seçimlik haklarından ücretsiz onarım hakkı kullanılmış olmakla bu aşamada davacının talep ettiği gibi arıza oranında bedel indirimi yapılabilmesi de mümkün olmayacağını, aracın davacıdan hiçbir ücret talep edilmeksizin ücretsiz olarak onarılmış olduğunu, araç yapılan onarımdan sonra uzun süre kullanılmaya devam edilmiş olmakla davalının kötüniyetli olduğunu, araç bir yılı aşkın süre boyunca sorunsuz olarak çalışmış olmakla söz konusu arızanın ayıp olarak nitelendirilebilmesi mümkün olmadığını, aracın satın alındığı tarih ve başvuru tarihi itibariyle 44.00 km'de olduğu gözetildiğinde satın alındıktan ve kullanılmaya başladıktan uzun bir süre sonra mevcut arıza nedeniyle davalı firmaya başvuru yapmış olduğu görülmüş olduğunu, yine davacı aracı ticari araç olarak kullanmakta olup hangi şartlarda ne amaçla kullanıldığı da bilinmemekte olduğunu, araç sade bir yıllık süre içerisinde 44.000 kmye ulaşmış olup bu durum ve aracın kullanım şekli araçtaki arızanın meydana gelmesinde etkili olduğunu, aracın herhangi bir kazaya karışıp karışmadığı, hususlarının araştırılması gerekmekte olduğunu, araç üzerinde detaylı inceleme yapılarak araçtaki arızanın kullanıcı hatası- kullanım şekli gibi etkenlerle meydana gelip gelmediği hususunun detaylı olarak incelenmesi ve aracın herhangi bir kazaya karışıp karışmadığı hususunun belirlenmesi gerekli olduğunu, davaya dayanak olarak gösterilen bilirkişi raporunun kabulü mümkün olmadığını, davacı tarafından işbu dava ikame edilirken araca ilişkin Kayseri 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2023/123 D.iş dosyasına ilişkin delil tespit raporu tanzim edilirken işbu delil tespitinin icrasına yönelik herhangi bir hususta taraflarına bildirim yapılmadığını, dolayısıyla tarafları hariç tutularak yokluklarında yapılan bu tespit ve dayanak bilirkişi raporuna itibar edilmesi mümkün olmamakla mevcut raporun taraflarınca kabulü mümkün olmadığını belirterek, davacının davasının öncelikle zamanaşımı nedeniyle aksi halde diğer beyanları ve usuli itirazları doğrultusunda reddine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Tekmil dosya mündericatı birlikte değerlendirildiğinde; "...Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda, her ne kadar davalı tarafça davanın reddine karar verilmesi talep edilmiş ise de, davacı tarafından ... tarihinde satın alınan ... marka/model, ... şase numaralı, ... motor numaralı ... plakalı aracın ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise aracın ayıpsız misli ile değişiminin mümkün olup olmadığı, bunun mümkün olmaması halinde araçta değer kaybı olup olmadığı, varsa miktarı ve davalıların bu taleplerden sorumlu olup olmadığının tespiti için deliller toplanmış, bilirkişi heyetinden araç üzerinde keşif yapılarak 30/06/2025 tarihli rapor alınmış ve raporda, araç için geçerli garanti süresinin 5 yıl olduğu, araçtaki ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğu, araçta ortaya çıkan mekanik sorunun üretimden kaynaklı olduğu, kullanıcı veya kullanım hatasına bağlı ortaya çıkmadığı, davacının ayıpsız misli ile değişim talebinin aracın yaşı ve kullanım miktarı değerlendirildiğinde hakkaniyetli olmayacağı, arızanın meydana geldiği komple motor değişimi sonrası 50.000 TL değer kaybı taleplerinin HMK madde 227 kapsamında yerinde olduğu, aracın davacı tarafından kullanılması sonucu meydana gelen değer kaybı bedelinin 240.000 TL (1.890.000 — 1.650.000) olduğunun belirtildiği görülmüştür. Rapora itiraz edilmesi üzerine Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi aracılığı ile yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmış ve 16/03/2026 tarihli raporda, davaya konu ... plakalı, ... marka, ... model, beyaz renkli araçta üretim kaynaklı ve teslim tarihinde mevcut bulunan gizli ayıp olduğu, motor değişimi işleminin garanti kapsamında gerçekleştirilmiş olması ve aracın teknik işlevselliğinin yeniden sağlanmış bulunması dikkate alındığında misli ile değişim talebinin teknik açıdan zorunlu olmadığı, motor değişimi işlemi sonrasında aracın teknik işlevselliği yeniden sağlanmış olmakla birlikte, motor gibi temel bir bileşenin değişmiş olması ikinci el araç piyasasında ekonomik etki doğurabilecek nitelikte olduğu; bu nedenle yapılan piyasa değerlendirmeleri ve dosya kapsamındaki veriler birlikte dikkate alındığında, araçta değer kaybı oluşabileceği, motor değişimin gerçekleştiği tarihi itibarıyla bahis konusu araçta yaklaşık 200.000 TL değer kaybı oluştuğunun belirtildiği görülmüş ve her iki raporda da araçta bulunan ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğu ile aracın misli ile değiştirilmesinin zorunlu ve hakkaniyetli olmayacağının tespit edildiği anlaşılmıştır. Aracın garanti süresinin arabuluculuk tarihi itibari ile devam ediyor olması nedeni ile davacının davasının zamanaşımına uğramadığı, davalı ... şirketinin araca ilişkin garantisinin olması nedeni ile dava konusu taleplerden diğer davalı ile birlikte sorumlu olduğu ve davacının iş emirleri de dikkate alınarak süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunduğu anlaşılmış, alınan ... tarihli heyet raporunun iki makine mühendisi bilirkişinin de katılımı ile düzenlenip gerekli inceleme ve tespitleri içermekle hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu görülmüş, davacının misli ile değişim talebinin araçtaki ayıp miktarı dikkate alınarak BK madde 227/son gereği uygun olmamakla birlikte, davacının 200.000 TL değer kaybı zararının oluştuğu ve bu zarar talebinde haklı olduğu değerlendirilmiş ve böylece, Davacının Terditli taleplerinden ilki olan, aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi talebinin REDDİNE, Davacının Terditli ikinci talebi olan değer kaybı talebinin KABULÜ İLE, 200.000,00-TL değer kaybı tazminat bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

1-Davacının Terditli taleplerinden ilki olan, aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi talebinin REDDİNE,

2-Davacının Terditli ikinci talebi olan değer kaybı talebinin KABULÜ İLE, 200.000,00-TL değer kaybı tazminat bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,..." şeklinde karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı ve davalılar vekilince yasal süresinde istinafa başvurulmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ... Ltd Şti vekili tarafından ilk derece mahkemesine sunulan istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlgili mevzuat hükümleri ve yargıtay'ın yerleşik içtihatları uyarınca geçerli olan ayıp ihbar sürelerine uyulmadığından davanın reddi gerektiğini, Türk Ticaret Kanununda ayıp ihbar sürelerine ilişkin özel bir düzenleme getirilmiş, ayıp ihbar süreleri açıkça belirlenmiştir. Huzurdaki davanın davacısı ile müvekkil firma arasında gerçekleştirilen alım-satım sözleşmesinin her iki tarafı da tacir olmakla TTK 23/1-c maddesindeki mevzuat hükmü uyarınca; ticari satışlarda, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise ihbar süresinin iki gün olacağı, ayıp açıkça belli değilse alıcının malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, bu durumu bu süre içerisinde satıcıya ihbarla yükümlü olduğu açıkça düzenlendiğini, davacı tarafından kanunda belirlenen süreler içerisinde herhangi bir ayıp bildiriminde bulunulmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabul yönündeki İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının talepleri zamanaşımına uğramış olup bu hususun aksine olan ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafından bahse konu araç ... tarihinde müvekkil şirketten satın alınmış olmasına rağmen işbu dava ... tarihinde ikame edildiğini, Türk Borçlar Kanunu'nun 231.Maddesi gereğince satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğradığını, aracın satın alındığı ve davanın ikame edildiği tarihler dikkate alındığında davacının işbu davayı süresi içinde ikame etmemiş olduğu ve taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacı; süresi içinde ayıp ihbarında bulunmadığını, huzurdaki davayı süresinde ikame etmediğini ve tüm bu süreç boyunca basiretli bir tacir gibi davranmadığını, işbu sebeple huzurdaki davanın zaman aşımı itirazlarımız gözetilerek usulden reddi gerekirken kabulü yönündeki İlk Derece Mahkemesi kararı hatalı olup İstinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, bahse konu aracın üreticisi ya da ithalatçısı olmayan müvekkil şirket aleyhine hüküm tesisi hatalı olduğunu, müvekkil şirket, bahse konu aracın üreticisi ya da ithalatçısı konumunda bulunmadığından aleyhinde sorumluluk/ kusur izafe edilmesi mümkün olmayacağını, müvekkil şirketin iş bu davada taraf sıfatı bulunmadığından bahisle, husumet itirazlarımız doğrultusunda davanın reddi gerekirken müşterek müteselsil sorumluluğun bulunduğundan bahisle İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararı hatalı olduğunu, ilk derece mahkemesince davacıya terditli talepleri kesin şekilde açıklattırılmaksızın hüküm kurulması hatalı olduğunu, hiçbir şekilde aracın ayıplı olduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte ilgili mevzuat hükümleri ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları uyarınca kural olarak tanınan seçimlik haklar ikame edilen davada terditli olarak ileri sürülemediğini, aracın ayıplı olduğunun kabulü halinde dahi davacı kanunda belirlenen seçimlik haklarından sadece birini kullanabileceğini, huzurdaki davada terditli olarak ikame edilmiş olup davacıya davanın kabulü halinde hangi seçimlik hakkını kullanmak istediğinin açıklatılması gerektiğini, ancak İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılamada talep kısmının açıklatılması için kesin süre verilmeksizin hüküm tesis edildiğini, işbu yönüyle usul ve yasaya aykırı kararın İstinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, davacının değer kaybı talebi haksız ve kötü niyetli menfaat teminine yönelik olup davanın reddi gerekirken kabul yönünde hüküm tesisi hatalı olduğunu, davacı şirket olmakla basiretli tacir vasfına sahip olduğunu, seçimlik haklarından ücretsiz onarım hakkı kullanılmış olmakla bu aşamada davacının talep ettiği gibi değer kaybı talep edebilmesi mümkün olmadığını, araç onarım işlemleri müvekkil ve üretici firma tarafından yapılmış olup davacıya araç teslim edildikten sonra bir yılı aşkın süre kullanılmaya devam edilmiş bu süreçte müvekkil firmaya herhangi bir talepte bulunulmadığını, uzun süre boyunca herhangi bir talepte bulunmamasına rağmen aracın kullanımına bu zamana kadar devam edilerek kullanım nedeniyle oluşan değer kaybı bu başvuru ile bertaraf edilmeye çalışıldığını, aracın satın alındığı tarih ve başvuru tarihi itibariyle 44.00 km'de olduğu gözetildiğinde satın alındıktan ve kullanılmaya başladıktan uzun bir süre sonra mevcut arıza nedeniyle müvekkil firmaya başvuru yapmış olduğu görüldüğünü, yine davacı aracı ticari araç olarak kullanmakta olup hangi şartlarda ne amaçla kullanıldığı da bilinmediğini, araç sade bir yıllık süre içerisinde 44.000 kmye ulaşmış olup bu durum ve aracın kullanım şekli araçtaki arızanın meydana gelmesinde etkili olduğunu, aracın kullanıldığı tüm bu süre boyunca sorunsuz olarak kullanılmış olduğu mevcut arızayı vermemiş olduğu gözetildiğinde aracın davacıya teslim edildiği anda ayıbın varlığından bahsedilebilmesi ve araçtaki arızanın ayıp kavramı içerisinde değerlendirilebilmesi mümkün olmayacağını, aksi durum ise araçta meydana gelen her türlü arıza nedeniyle arızanın kaynağı ve nedeni tespit edilmeksizin haksız ve hukuka aykırı olarak misli ile değişim yahut değer kaybı talebinde bulunulabilmesinin önünü açacağını, objektif denetime elverişli raporun temini talep edilmişse de işbu girişimimizden müspet sonuç alınamadığını, dosyadaki mevcut bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeksizin verilen hüküm usul ve yasaya aykırı olduğunu, huzurdaki davaya konu araca ilişkin değer kaybının tespiti hususunda dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporları arasında çelişkiler mevcut olup işbu çelişkili raporlar doğrultusunda hüküm tesisi hatalı olduğunu, öyle ki; ... tarihli bilirkişi heyet raporunun sonuç kısmında;".. Davacının ayıpsız misli ile değişim talebinin aracın yaşı ve kullanım miktarı değerlendirildiğinde hakkaniyetli olmayacağı, arızanın meydana geldiği komple motor değişimi sonrası 50.000-TL değer kaybı taleplerinin HMK madde 227 kapsamında yerinde olduğu.." denildiğini, ancak 11.03.2026 tarihli bilirkişi kurulu raporunda ise;" ...Dava konusu aracın Onarım Öncesi Araç Rayiç Değerinin 2.000.000TL (İkimilyonTürkLirası) olabileceği... Bilirkişiliğimizce yaklaşık %10 oranında bir değer kaybı oluştuğu kanaatine varılmıştır." denildiğini, ilgili mevzuat hükümleri ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları uyarınca dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporları arasında çelişkinin mevcut olması halinde işbu çelişkiler giderilmeden karar verilmesi mümkün olmadığını, öyle ki teknik konulara ilişkin aldırılan bilirkişi raporlarındaki çelişkiler giderilmeden verilen kararlar aleyhinde eksik inceleme yapıldığı kanaatiyle kaldırma/ bozma kararları verildiğini, huzurdaki dava yönünden de değer kaybının tespiti hususunda aldırılan raporlar arasında çelişkiler mevcut olup hükmün bu yönüyle İstinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, davacının misli ile değişim talebinin mümkün olmadığı bilirkişi kurulu raporundaki tespitlerle sübuta erdiğini, davacı taraf işbu davada aracın kusursuz misli ile değiştirilmesi bunun mümkün olmaması halinde araçtaki değer kaybının tahsilini talep ettiğini, ilk Derece Mahkemesince de araca ilişkin değer kaybına hükmedilmiştir. Aracın ayıplı olduğunu asla kabul anlamına gelmemekle birlikte aracın yaşı ve gelmiş olduğu 44.000 km ve aracın onarımdan sonra da uzun süre kullanılmaya devam edildiği düşünüldüğünde araç için, Misli ile degisim talebinin iyiniyetli ve makul olmadığını, davacının misli ile değişim talebi gibi değer kaybının tahsili talebi de haksız ve kötü niyetli olup davanın karşı tarafın tüm talepleri yönünden reddi gerektiğini, Kayseri 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/981E. 2026/419K. 06.05.2026 tarihli kararının istinafen kaldırılması, müvekkil yönünden davanın reddi ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... A.Ş. vekili tarafından ilk derece mahkemesine sunulan istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Hükme esas alınan ... tarihli bilirkişi heyet raporundaki değer kaybı hesabı, yargıtay'ın istikrarlı şekilde uyguladığı "nispi metot" yöntemine aykırı olup hükmedilen 200.000,00 TL değer kaybı bedeli fahiş ve denetime elverişsiz bir hesaba dayalı olduğunu, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları uyarınca, ayıp nedeniyle değer kaybı/bedel indirimi miktarının tespitinde "nispi metot" olarak adlandırılan hesaplama yöntemi benimsendiğini, bu yöntem; satış tarihi itibarıyla satılanın ayıpsız rayiç değeri ile ayıplı rayiç değerinin ayrı ayrı belirlenmesini, bu iki değerin oranlanmasını ve bulunan oranın taraflarca kararlaştırılan satış bedeline uygulanmasını gerektireceğini, bu yöntem, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.02.2018 tarihli 2017/531 E., 2018/409 K. sayılı kararı başta olmak üzere, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 26.06.2018 tarihli 2016/25514 E., 2018/7321 K. ve 14.05.2018 tarihli 2015/35276 E., 2018/5760 K. sayılı kararlarıyla istikrarlı şekilde sürdürüldüğünü, nispi metoda aykırı şekilde yapılan hesabın hükme esas alınması bozma sebebi olarak kabul edildiğini, nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.02.2018 tarihli 2017/531 E.- 2018/409 K. sayılı kararının emsal bulunduğunu, hükme esas alınan 16.03.2026 tarihli bilirkişi heyet raporunda ise; aracın yalnızca onarım öncesi rayiç değeri 2.000.000 TL olarak belirlenmiş, motor değişimi sonrası ayıplı haldeki ikinci el rayiç değeri ayrıca tespit edilmediğini, taraflarca kararlaştırılan satış bedeli (947.999,99 TL) hesaba hiç dahil edilmediğini, bunun yerine doğrudan 2.000.000 TL üzerinden %10 oran uygulanarak değer kaybı 200.000 TL olarak hesaplandığını, bu hesap, Yargıtay'ın yukarıda anılan kararlarında benimsenen nispi metodun gerektirdiği unsurların hiçbirini taşımadığını, kaldı ki, dosya kapsamında mevcut 30.06.2025 tarihli ilk bilirkişi raporunda aynı dönem için motor değişimine bağlı değer kaybı 50.000 TL olarak hesaplanmışken, 16.03.2026 tarihli heyet raporunda bu rakam 200.000 TL olarak tespit edildiğini, aynı araç ve aynı dönem için iki rapor arasındaki dört kat fark, kullanılan hesap yönteminin güvenilirliğini açıkça ortaya koymakta; nispi metoda aykırılığın somut sonucunu gösterdiğini, bu esaslı çelişki giderilmeden ve üstelik daha yüksek tutarı içeren raporun hükme esas alınması usul ve yasaya aykırı olduğunu, sonuç olarak, hükme esas alınan rapor; Yargıtay'ın yerleşik nispi metot uygulamasına aykırı, denetime elverişsiz ve fahiş bir hesap içermekte olup; bu rapora dayalı olarak verilen hükmün kaldırılması gerektiğini, dosya kapsamında aldırılan iki bilirkişi raporu arasında esaslı bir çelişki mevcut olmasına rağmen, bu çelişki giderilmeden ve yeniden rapor alınması talebi reddedilerek hüküm kurulması hatalı olduğunu, dosya kapsamında değer kaybı miktarının tespitine ilişkin iki ayrı bilirkişi değerlendirmesi bulunduğunu, 30.06.2025 tarihli raporda; aracın Kasım 2023 itibarıyla sıfır km değeri 1.890.000 TL, 44.000 km kullanım düzeyinde değeri 1.650.000 TL olarak somut emsallerle belirlendiğini, motor değişimine bağlı değer kaybı 50.000 TL olarak hesaplandığını, 16.03.2026 tarihli raporda ise; aynı dönem için yalnızca TSB kasko değeri (2.090.000 TL) esas alındığını, rayiç 2.000.000 TL kabul edilerek takdiren %10 oran uygulandığını ve değer kaybı 200.000 TL olarak hesaplandığını, görüldüğü üzere, aynı araca, aynı arızaya ve aynı döneme ilişkin olarak düzenlenen iki rapor arasında dört kat fark bulunduğunu, bu fark, salt takdir farklılığı olarak değerlendirilemeyecek ölçüde esaslı olup, kullanılan veri kaynağı ve hesaplama yöntemindeki farklılıktan kaynaklandığını, ilk raporda aracın aynı dönemdeki sıfır kilometre değeri ile kullanılmış halinin değeri dikkate alınarak somut piyasa verilerine dayalı bir değerlendirme yapılmışken; ikinci raporda emsal verilere ulaşılamadığı açıkça belirtilmesine rağmen yalnızca TSB kasko listesi esas alınmış ve bu tek veri üzerinden soyut/takdiri bir oran uygulanarak sonuca gidildiğini, bu haliyle 16.03.2026 tarihli rapor; değer kaybı hesabını somut piyasa emsalleriyle desteklememekte, ayıpsız ve ayıplı rayiç değerleri denetime elverişli biçimde ayrı ayrı ortaya koymamakta ve önceki raporla arasındaki esaslı farklılığın nedenlerini açıklamadığını, bu çelişkinin giderilmesi için yeniden rapor alınması talep edildiğini, ancak Yerel Mahkeme bu talebi "Bilirkişi heyet raporunun 2 Makine mühendisi bilirkişiden oluşmuş bir heyet tarafından düzenlenmesi de dikkate alınarak yeterli ve denetime elverişli olması nedeniyle…" gerekçesiyle reddettiğini, bu gerekçe, raporun içerik yönünden denetime elverişliliğini ortaya koymadığını, bir raporun iki bilirkişi tarafından düzenlenmiş olması, tek başına yöntem, veri kaynağı ve sonuç bakımından denetime elverişli sayılması için yeterli olmadığını, yerel Mahkeme, ileri sürülen nispi metot ihlali, tek veriye dayanılması ve önceki raporla esaslı çelişki gibi içeriksel itirazların hiçbirini tartışmadığını, talebi yalnızca raporun düzenleniş şekli ve bilirkişi sayısı üzerinden reddettiğini, somut olayda söz konusu çelişki; otomotiv değerleme ve nitelikli hesaplama konusunda uzman bilirkişilerden oluşacak yeni bir heyetten, Yargıtay'ın yerleşik nispi metot uygulamasına uygun şekilde, ayıpsız ve ayıplı rayiç değerlerin somut emsallerle belirlendiği denetime elverişli bir rapor alınmak suretiyle giderilmesi gerektiğini, bu yapılmaksızın 16.03.2026 tarihli bilirkişi heyet raporundaki soyut ve fahiş hesaplamanın hükme esas alınması usul ve yasaya aykırı olup, kararın bu yönüyle de kaldırılması gerektiğini, aracın garanti kapsamında, yetkili servis tarafından ve orijinal parça ile onarılmış olması; teknik fonksiyonelliğinin yeniden sağlanması ve motor değişiminden sonra uzun süredir sorunsuz şekilde kullanılması gözetilmeden, soyut ve fahiş değer kaybı hesabı hükme esas alındığını, hükme esas alınan 16.03.2026 tarihli bilirkişi raporu da dahil olmak üzere dosya kapsamındaki bilirkişi değerlendirmelerinde ortak olarak tespit edilen hususlar şu şekilde olduğunu, motor değişimi işlemi garanti kapsamında, yetkili servis tarafından ve fabrikadan temin edilen orijinal motor parçası ile gerçekleştirildiğini, motor değişimi işlemi sonucunda aracın mekanik işlevselliği ve güvenli kullanım şartları teknik olarak yeniden tesis edildiğini, mevcut durumda araçta aktif bir mekanik arıza bulunmadığı değerlendirildiğini, bu yönüyle ayıbın teknik anlamda giderilmiş olduğu 16.03.2026 tarihli raporda da kabul edildiğini, araç, motor değişiminden sonra yaklaşık iki buçuk yıldır davacı tarafından kullanılmaya devam etmekte olup, bu süre içinde herhangi bir mekanik arıza veya şikâyet kaydı bulunmadığını, bu tespitler, değer kaybı değerlendirmesi bakımından doğrudan belirleyici nitelikte olduğunu, zira somut olayda motor değişimi işlemi yetkili servis tarafından ve orijinal parça kullanılarak gerçekleştirildiğini, aracın teknik fonksiyonelliği yeniden sağlanmış ve araç uzun bir süre boyunca herhangi bir arıza kaydı olmaksızın kullanılmaya devam ettiğini, bu haliyle, iddia edilen ayıbın ortadan kalktığı; araçta mevcut, devam eden veya kullanım güvenliğini etkileyen aktif bir arıza bulunmadığını, buna rağmen bilirkişi heyeti, soyut şekilde %5 ila %15 aralığında değer kaybı oluşabileceğini belirttiğini, ancak hangi somut gerekçeyle bu bandın orta değerinin esas alındığını denetime elverişli biçimde açıklamadığını, daha da önemlisi, bilirkişi heyeti; onarımın yetkili servis tarafından yapılmış olmasını, orijinal motor parçası kullanılmasını, işlemin garanti kapsamında gerçekleştirilmesini, aracın teknik olarak sorunsuz hale getirilmesini ve motor değişiminden sonra uzun süre arızasız şekilde kullanılmasını değer kaybını azaltan/hafifleten unsurlar olarak hesaba yansıtmadığını, oysa ikinci el piyasa koşulları bakımından, araçta yapılan işlemin yetkili servis kayıtlarına dayanması, orijinal parça kullanılması ve aracın onarım sonrasında uzun süre sorunsuz şekilde kullanılmış olması mutlaka dikkate alınması gereken somut olgular olduğunu, bu olgular değerlendirilmeden, salt motor değişimi yapılmış olmasından hareketle yüksek oranlı değer kaybı belirlenmesi, somut olayın özelliklerinden uzak bir şekilde varsayımsal bir değerlendirme niteliğinde olduğunu, bu nedenle hükme esas alınan 200.000,00 TL değer kaybı tutarı; aracın garanti kapsamında, yetkili servis tarafından ve orijinal parça ile onarılmış olması, teknik fonksiyonelliğinin yeniden sağlanması ve motor değişiminden sonra yaklaşık iki buçuk yıl boyunca sorunsuz şekilde kullanılması gibi somut hafifletici teknik koşulları dikkate almayan, soyut ve fahiş bir hesaplamaya dayandığını, bu yönüyle bilirkişi raporu denetime elverişli olmadığı gibi, söz konusu rapora dayalı olarak kurulan Yerel Mahkeme kararı da değer kaybı hesabı bakımından usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkil şirket tarafından sağlanan "... üretim onarım güvencesi" yasal garanti niteliğinde olmayıp yalnızca ücretsiz onarım taahhüdü içermektedir; bu güvencenin yasal garanti ile özdeşleştirilerek değer kaybı tazminatı talebine de uygulanması hukuka aykırı olduğunu, Yerel Mahkeme, müvekkil tarafından sağlanan garantinin devam ediyor olmasını esas alarak davacının değer kaybı talebinden müvekkilin diğer davalı ile birlikte sorumlu olduğuna karar verdiğini, ancak Yerel Mahkemenin bu kabulü, müvekkilin sağladığı "... Üretim Onarım Güvencesi"nin hukuki niteliğini yanlış değerlendirmesinden kaynaklandığını, müvekkil tarafından sunulan ve hükme esas alınan 30.06.2025 tarihli bilirkişi raporunda da bizzat alıntılanan bu güvence, "... 'nizi kullanmaya başladıktan sonra 5 yıl içerisinde üretim kaynaklı bir sorun ile karşılaşmanız durumunda ... Üretim Onarım Güvencesi devreye girer ve aracınız ücretsiz olarak onarılır" ifadesiyle, yalnızca ücretsiz onarım taahhüdü içerdiğini, üretim onarım güvencesi, yasal garantiden farklı olarak alıcının diğer seçimlik haklarını veya değer kaybı gibi tazminat taleplerini kapsamamakta; üretici tarafından sözleşme serbestisi çerçevesinde yalnızca onarım yükümlülüğü üstlenildiğini, nitekim somut olayda davacı bu güvence kapsamındaki ücretsiz onarım hakkını fiilen kullanmış ve motor değişimi garanti kapsamında bedelsiz olarak gerçekleştirildiğini, davacının bu hakkın ötesinde değer kaybı talebinde bulunabilmesi, ancak ayıba ilişkin yasal hükümler ve ilgili zamanaşımı süreleri çerçevesinde mümkün olduğunu, onarım güvencesinin tanıdığı koruma, taahhüdün kapsamı ile sınırlı olduğunu, yerel mahkeme, müvekkilin sağladığı bu taahhüdün niteliğini ayrıca tartışmaksızın yasal garanti ile özdeşleştirdiğini ve değer kaybı tazminatı talebi yönünden de müvekkili sorumlu tutarak hatalı bir değerlendirme ile hüküm kurduğunu, terditli taleplerden ilki olan ayıpsız misli ile değişim talebi reddedildiği halde, reddedilen bu talep yönünden müvekkil lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı taraf, dava dilekçesinde terditli olarak öncelikle aracın ayıpsız misli ile değişimini; bunun mümkün görülmemesi halinde ise değer kaybı tazminatına hükmedilmesini talep etmiş ve dava değeri 947.999,99 TL üzerinden harç tamamlatıldığını, yerel mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davacının terditli taleplerinden ayıpsız misli ile değişim talebi tamamen reddedildiğini, yalnızca terditli ikinci talep olan değer kaybı yönünden 200.000,00 TL üzerinden kısmi kabul kararı verildiğini, bu haliyle davanın tüm talepler yönünden kabul edildiğinden söz edilmesi mümkün olmadığını, aksine, davacının dava dilekçesinde öncelikli olarak ileri sürdüğü ve dava değerinin belirlenmesinde esas alınan ayıpsız misli ile değişim talebi reddedilmiş olup, bu yönüyle davanın müvekkil şirket lehine sonuçlanan esaslı bir kısmı bulunduğunu, bu nedenle, reddedilen ayıpsız misli ile değişim talebi yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca müvekkil lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken, Yerel Mahkemece gerekçeli kararın 11. bendinde “Kararın mahiyeti gereği davalılar adına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına” şeklinde hüküm kurulması açıkça hatalı olduğunu, zira davacının terditli taleplerinden yalnızca ikincisi yönünden kısmi kabul kararı verilmiş olması, ilk talep olan ayıpsız misli ile değişim talebinin tamamen reddedildiği gerçeğini ortadan kaldırmadığını, bu ret, müvekkil şirket lehine vekâlet ücretine hükmedilmesini gerektiren bir yargılama sonucu olduğunu, açıklanan nedenlerle, davacının ayıpsız misli ile değişim talebinin reddedilmiş olmasına rağmen bu kısım yönünden müvekkil lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, Yerel Mahkeme kararının vekâlet ücretine ilişkin kısmının düzeltilerek reddedilen ayıpsız misli ile değişim talebi yönünden müvekkil lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, yerel mahkemece, yalnızca ücretsiz onarım taahhüdü içeren "... Üretim Onarım Güvencesi" yasal garanti ile özdeşleştirilmiş ve bu hatalı nitelendirme sonucunda zamanaşımı def'i reddedildiğini, bunun yanında, hükme esas alınan 16.03.2026 tarihli bilirkişi heyet raporunda değer kaybı hesabı; ayıpsız ve ayıplı rayiç değerler ayrı ayrı belirlenmeden, satış bedeli gözetilmeden ve soyut takdiri oran üzerinden yapılmış olup Yargıtay'ın yerleşik nispi metot uygulamasına açıkça aykırı olduğunu, aynı araç ve aynı dönem yönünden iki bilirkişi raporu arasında dört kat fark bulunmasına rağmen bu esaslı çelişki giderilmeden hüküm kurulması, bu suretle soyut ve fahiş nitelikteki 200.000,00 TL değer kaybı tutarının hükme esas alınması ve reddedilen ayıpsız misli ile değişim talebi yönünden müvekkil lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi de usul ve yasaya aykırı olduğundan, Yerel Mahkeme kararının değer kaybı, zamanaşımı ve vekâlet ücretine ilişkin kısımları yönünden kaldırılarak davanın değer kaybı talebi yönünden müvekkil şirket bakımından reddine; aksi kanaatte olunması halinde ise Yargıtay'ın yerleşik nispi metot uygulamasına uygun ve raporlar arasındaki çelişkiyi gideren yeni bir bilirkişi raporu alınarak değer kaybı miktarının yeniden değerlendirilmesine karar verilmesini talep etmek zarureti hasıl olduğunu, kanuna, hukuka ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına aykırı verilen yerel mahkeme kararının istinaf yoluyla incelenerek değer kaybı talebinin kabulüne yönelik verilen hükmün kaldırılmasını, dairenizce yeniden yapılacak yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini Talep etmiştir. Davacı vekili tarafından sunulan istinaf başvuru dilekçesinde özetle; "Mahkemece verilen karara esas alınan bilirkişi raporu ile; bilirkişilerce misliyle değişim talebinin, aracın teknik olarak onarılmış ve kullanılabilir durumda olması dikkate alındığında orantılı bir çözüm olarak değerlendirilemeyeceği, buna karşılık motor değişimi işleminin piyasa değeri üzerinde sınırlı da olsa ekonomik etki doğurabileceği ve değer kaybı yönünden değerlendirme yapılmasının teknik olarak mümkün olduğu şeklindeki kanaatinin kabulü mümkün değildir. Bu hususta 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 227inci maddesinde açık hüküm bulunmakla alıcıya seçimlik hak sunulmaktadır. Açıkça seçimlik hakların kullanılabileceğine dair kanunda hüküm olduğu halde, bilirkişilerce "aracın teknik olarak onarılmış ve kullanılabilir durumda olması dikkate alındığında orantılı bir çözüm olarak değerlendirilemeyeceği" şeklindeki kanaatlerinin hiçbir hukuki geçerliliği olmamakla bu rapor esas alınarak bu yönde hüküm kurulması da isabetli bir hüküm doğurmamıştır. Zira konu hakkında dava dilekçesi ekinde sunulan; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2014/2322 E. 2014/3542 K. ve 24/02/2014 tarihli kararında; "Dava konusu araçta gizli nitelikte imalat hatası olduğu belirtilmiş ve her ne kadar aracın motoru değişmiş ise de davacının motor değişimini ihtirazi kayıt ile kabul ettiği, bu nedenle motor değişiminin diğer seçimlik hakların kullanılmasına engel teşkil etmeyeceği açıklanmıştır. Aynı raporda, motor değişiminin aracın değer kaybına uğramasına yol açacağı görüşüne de yer verilmiştir. Bu durumda mahkemece imalat hatası nedeniyle gizli ayıplı olduğu saptanan aracın misli ile değiştirilmesine karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir." denilmekle üretimden kaynaklı gizli ayıp durumunda seçimlik hakların kullanılabileceği belirtilmiştir. Müvekkilimizce de tıpkı Yargıtay kararında da bahsedildiği gibi aracın motorunun değişimi ihtirazi kayıt ile kabul edilmiş, dava dilekçemiz EK-9 da ihtirazi kaydın beyan edildiği servis tutanağı mahkemenize sunulmuştur. Dava konusu sıfır olarak alınan araç 44.000 km'deyken, henüz bir yılını yeni doldurmuşken; müvekkilimiz şirketin müdürünün şehirler arası yolculuk yaptığı esnada bozulmuştur. Bilirkişi heyetince aracın misli ile değişim talebinin "aracın teknik olarak onarılmış ve kullanılabilir durumda olması dikkate alındığında orantılı bir çözüm olarak değerlendirilemeyeceği" şeklinde kanaati, araç bakımında hayati önem taşıyan motorunun ayıplı olduğu düşünüldüğünde, davacının bu aracı kullanmaya zorlanması hukuka ve hakkaniyete uygun değildir. Aracı sıfır km olarak satan davalıların aracı ayıpsız şekilde teslim etme sorumlulukları vardır. Tarafımızca dava dilekçesinde aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi talep edilmiştir. Yargıtay kararları da gizli ayıp teşkil eden araçta hasar bedeli düşük olsa dahi aracın misli ile değiştirilebileceği yönündeyken, (Yargıtay HG. Hukuk Genel Kurulu 23.03.2021 T. 2020/13-35 E. 2021/317 K. ; gizli ayıp teşkil eden araçta hasar bedeli düşük olmasına ve araç kullanılmasına rağmen, özellikle alınan malın (aracın) tüketici açısından önemi, güven sağlaması, tüketicinin araçtan beklentisi gibi sübjektif nedenlerle tüketicinin malının misli ile değiştirilebileceğine karar vermiştir (Sol arka çamurlukta verniklerin kalkması ile ilgili HGK. 23.09.2020 gün ve 2017/13-633 E, 2020/663 K.,Kaportada boya kalınlığı bulunması ile ilgili HGK. 27.06.2019 gün ve 2017/13-618 E, 2019/792 K., Araç direksiyonunda titreme, kapı, fren ve koltuklarda ayarsızlıkla ilgili HGK. 08.10.2019 gün ve 2017/19-947 E, 2019/999 K., Radyatör gelen taşın çatlak yapması ve koruyan parçasının bulunmaması ile ilgili HGK. 04.02.2020 gün ve 2017/13-694 E, 2020/71 K., Motor kaputunda boya kalınlığı ile ilgili HGK. 09.12.2020 gün ve 2017/(13)3-579 E, 2020/1012 K).) müvekkilimizin aracında motur bloğunda çatlak olması ciddi, yüksek bedelli, hayati önem arz eden bir hasardır. Bu haliyle aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin hakkaniyete aykırı olduğundan bahsedilemez. Karara esas alınan bilirkişi raporunda; bilirkişi heyetince araçta yaklaşık %10 oranında, yani motor değişiminin gerçekleştiği tarih itibariyle 200.000,00 TL değer kaybı oluşabileceği şeklindeki kanaatinde tarafımızca kabulü mümkün değildir. Gizli ayıp neticesinde motor bloğunun değiştiği göz önünde bulundurulduğunda %10 değer kaybı oranı çok düşük bir orandır. Bir aracın motorunun değişmesi, aracın satımını oldukça zorlaştıran ve hatta neredeyse imkansızlaştıran, çoğu zaman satışa koyulan bir aracın yıllarca satılamamasına neden olan bir olaydır. Motoru değişen bir aracın değer kaybı çoğu zaman %50'ye yakın ve hatta çoğu zamanda dahada fazla oranda bir değer kaybına neden olmaktadır. Bilirkişilerce değer kaybı hesabı yapılırken, aracın motorun değişim tarihi olan 2023 yılı Aralık ayındaki kasko değeri üzerinden hesaplama yapılmıştır. Oysa herkes tarafından bilindiği üzere araç kasko değeri her zaman rayiç piyasa bedelinden düşük çıkmaktadır. Bu sebeple de yapılan hesaplama düşük bedel üzerinden yapılmış, mahkemece bu sebeplerle eksik ve hatalı şekilde karar verilmiştir. Ayrıca değer kaybı bedelinin dava tarihinden itibaren kanuni faizi ile birlikte tahsili yönünde karar verilmiş ise de; tarafların tamamı tacir sıfatına sahip olup, dosyada hükmedilmesi gereken faiz türü ticari avans faizidir. Tarafımızca dava ilk olarak Tüketici Mahkemesi'nde açılmış olması nedeniyle kanuni faiz talep edilmiş ise de dosya görevsizlik kararı ile Ticaret Mahkemesinde gönderilmiş ve burada görülmeye devam edilmiştir. Dosya ile ilgili ıslah yahut bedel artırı yönünde tarafımıza süre verilmeksizin karar verilmesi nedeniyle faiz yönünden talebimiz ıslah imkanımız olmamıştır. Yukarıda arz ve izah ettiğimiz gerekçelerle ve sayın Mahkemenizce re'sen göz önünde bulundurulacak nedenlerle; dosya davalılar vekillerince istinaf edilmiş olmakla HMK348/1 katılma yolu ile başvurma talepli olarak davamızın istinaf ettiğimizi belirtmekle istinaf talebimizin kabulüne karar verilmesini, terditli taleplerinden ilki olan, aracın misli ile değiştirilmesi talebinin reddine, 200.000,00 TL değer kaybı tazminat bedelinin yasal faizi ile birlikte ödenmesi şeklindeki Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06.05.2026 tarih, 2024/981 E. 2026/419 K. sayılı kararının kaldırılmasını" talep etmiştir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir" şeklinde düzenleme bulunmaktadır.Dava, ayıplı araç satışından kaynaklı ayıpsız misli ile değişim, bu talebin yerinde görülmemesi halinde bedel indirimi talebine ilişkindir.Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu aracın temin edilen bilirkişi raporlarına göre gizli ayıplı olduğunun sabit olduğu, davacının öncelikle aracın ayıpsız misli ile değişim seçimlik hakkını kullandığı, ayıp nedeniyle aracın yetkili servise götürülmesi sırasında açıkça ücretsiz onarım hakkını kullanmayacağını beyan ettiği, TBK'nın 227/son maddesi ayıptan kaynaklı sözleşmeden dönme seçimlik hakkının kullanılması halinde uygulanabileceği, durum bunu haklı göstermiyorsa hakim tarafından resen satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verileceğinin ilgili maddede hüküm altına alındığı, kaldı ki davacının açık beyanı ile dava açılmadan önce aracın motorunun değiştirilmesini talep etmediği ve ayıpsız araç talebinde bulunduğu, davaya konu araçtaki ayıbın niteliği nazara alınarak davacının ayıpsız misli ile değişim talebinin hukuka uygun olacağı ancak davacının TBK'nın 227.maddesinde belirtilen seçimlik haklarını satıcıya yönelik kullanılabileceği ve bu nedenle davalı ... A.Ş.nin üretici olarak işbu davada pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı anlaşılmakla, davacının ayıpsız misli ile değişim talebinin davalı ... Ltd. Şti. Yönünden kabulüne, davalı ... A.Ş. Yönünden davanın pasif husumet ehliyetinin bulunmaması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle davanın değer kaybı talebi yönünden her iki davalı yönünden kabulüne karar verilmiş olması yerinde görülmemiş, belirtilen gerekçelerle davacı ve davalı ... A.Ş. istinafları yerinde görülmekle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ancak işbu hususun da yeniden yargılamayı gerektirmemesi nedeniyle istinaf eden tarafın bu yöndeki istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK'nın 353/1-b.2. maddesi gereğince davanın esasına dair düzeltilerek yeniden hüküm kurulmasına ilişkin aşağıdaki gibi karar verilmiştir.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle davalı ... Ltd. Şti.nin istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden davalının istinaf başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

A)Davalı ... Ltd. Şti.nin istinafı yönünden;

1-KAYSERİ 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 06/05/2026 tarih ve 2024/981 E - 2026/419 K sayılı ilamına karşı davalı ... Ltd. Şti. nin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-Alınması gerekli 64.767,84 TL istinaf karar ve ilam harcından davalı tarafından peşin yatırılan 3.415,50 TL'nin mahsubu ile bakiye 61.352,34 TL'nin davalı ... Ltd. Şti. dan alınarak hazineye irat kaydına,

3-Davalı ... Ltd. Şti. tarafından yatırılan istinaf yoluna başvurma harcı ve istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

B)Davacı ve davalı ... A.Ş.nin istinafı yönünden;

1-Davacı ve davalı ... A.Ş.nin istinaf başvurularının ayrı ayrı KABULÜ ile;

2-HMK'nın 353/1-b.2. maddesi gereğince, KAYSERİ 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 06/05/2026 tarih ve 2024/981 E - 2026/419 K sayılı kararının KALDIRILMASINA,

Düzeltilerek esas hakkında yeniden karar verilmesine, buna göre;

3-"1-Davalı ... A.Ş. Yönünden davanın pasif husumet ehliyetinin bulunmaması nedeniyle USULDEN REDDİNE,

2-Davalı ... Ltd. Şti. Yönünden KABULÜ ile,

davaya konu ... plakalı ... marka ... model ... motor nolu, ... şasi nolu aracın tüm takdiyatlarından ari olarak ve aracın teslimine ilişkin masrafları işbu davalı tarafından karşılanmak üzere davalı ... Ltd. Şti ne iadesi suretiyle ayıpsız misli ile değişimine ve davacıya teslimine,

3-Bu dava nedeniyle alınması gereken 64.767,84 TL karar ve ilam harcı ile 732,00 TL başvuru harcının davalı ... Ltd. Şti.den tahsili ile hazineye irat kaydına,

4-Davacı tarafından yatırılan 853,88 TL peşin harç ile 15.335,59 TL tamamlama harcının talebi halinde davacıya iadesine,

5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 2.200,00-TL arabuluculuk ücretinindavalı... Ltd. Şti.den alınarak HAZİNE'YE GELİR KAYDINA,

6-Davacı tarafından yapılan; bilirkişi, posta, müzekkere, tebligat, elektronik tebligat, kep reddiyat, keşif harcı gideri olmak üzere toplam 19.319,40-TL yargılama giderinin davalı... Ltd. Şti.den alınarak davacıya verilmesine,

7-Davalı ... Anonim Şirketi tarafından yapılan 5.435,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak işbu davalıya verilmesine,

8-Davalı ... Limited Şirketi tarafından yapılan 5.335,00-TL yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,

9-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca kabul edilen kısım üzerinden 148.200,00-TL vekalet ücretinin davalı... Ltd. Şti.den alınarak davacıya ödenmesine,

10-Davalı ... A.Ş. Kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca takdir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak işbu davalıya verilmesine,

11-6100 sayılı HMK 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine,,"

4-İstinaf başvurusunda bulunan Davacı ve davalı ... A.Ş. tarafından yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talepleri halinde kendilerine iadesine,

5-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan 120,00 TL tebligat gideri ve 2.002,00TL istinaf yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 2.122,00 TL'nin davalı ... Ltd. Şti.dan alınarak davacıya verilmesine,

6-İstinaf başvurusunda bulunan davalı ... A.Ş. tarafından yapılan 600,00 TL posta gideri ve 2.002,00 TL istinaf yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 2.602,00 TL'nin davacıdan alınarak işbu davalıya verilmesine,

7-İstinaf incelemesi duruşmalı olarak yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere, oybirliği ile karar verildi. 24/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1517, K. 2026/1783, T. 24.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1517-e-2026-1783-k-9e063c7b21c9