Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1446 E. 2026/1416 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1446
Karar No
2026/1416
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1446 - 2026/1416 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1446 KARAR NO : 2026/1416 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 05/12/2018 NUMARASI : 2017/385 E. - 2018/443 K.

DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali), Hükümsüzlük

Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 05/12/2018 Tarih ve 2017/385 Esas - 2018/443 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ve davalı kurum tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davalı şahsın 06.01.2016 tarih ve 2016/00491 numaralı “...” ibareli marka tescil başvurusunun, davacı şirket adına tescilli 2010/56157 numaralı “...”, 2012/108004 numaralı “...”, 2012/108011 numaralı “... ...”, 2012/108017 numaralı “... ...” ve 2012/107985 numaralı “... ...” markaları ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, davalının markası ile tüketiciler nezdinde karışıklık yaratarak davacının aleyhine haksız avantaj sağlayacağını ve davacının markalarının itibarını ve ayırt edici karakterini zedeleyeceğini, bu markanın davacının “...” seri markalarının yeni bir versiyonu/devamı olduğu izleniminin yaratıldığını, davalının davaya konu marka başvurusunu yaparken kötüniyetli ve haksız yararlanma peşinde olduğunu ileri sürerek, YİDK’nın 16.08.2017 tarih ve 2017-M-6859 sayılı kararının iptalini, tescil edilmiş olması halinde davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı savunmada bulunmamıştır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davalının "..." ibareli başvuru markası ile davacının "..." ibareli tescilli markası arasında, dava konusu edilen 2016/00491 başvuru sayılı markanın kapsamında yer alan 38. sınıftaki "Radyo ve televizyon yayın hizmetleri, haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil), haber ajansı hizmetleri" yönünden görsel ve işitsel olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, taraf markalarında yer alan "..." şeklindeki ibarelerin birbiriyle bağlantılı, ilişkili, işe yönelik meslek sıfatları olduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makul düzeyde bilgilendirilmiş, ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, dava konusu başvuru markasının kapsamındaki 38. sınıftaki "Radyo ve televizyon yayın hizmetleri, haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil), haber ajansı hizmetleri" yönünden ayırdığı satın alma/yararlanma süresi içinde, davalının "..." ibareli başvuru markasını gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden bunun davacının "..." ibareli tescilli markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, ortalama düzeydeki tüketici kesimi nezdinde yukarıda belirtilen hizmetler yönünden her iki taraf markalarının aynı işletmeye ait marka, idari ve ekonomik açıdan birbirleriyle bağlantılı işletmelere ait markalar olduğu konusunda izlenim doğurabileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, ... 2017-M-6859 sayılı YİDK kararının dava konusu 2016/00491 başvuru sayılı markanın kapsamında yer alan 38. sınıftaki "Radyo ve televizyon yayın hizmetleri. Haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil). Haber ajansı hizmetleri." yönünden iptaline, bu hizmetler yönünden markanın hükümsüzlüğüne, diğer kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalının 2016/00491 numaralı "..." başvurusunun, müvekkilinin 2020/130333 sayılı "... ..." markası ile iltibasa yol açacak derecede benzer olduğunu, müvekkilinin "..." ve "..." serisi markaları ile davalının başvurusunun benzer mal ve hizmet sınıflarında yer aldığını, tüketicinin söz konusu markalar ile aynı alanlarda karşılaşacağını dolayısıyla karıştırma olasılığının yüksek olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davacıya ait “...” ibaresini taşıyan itiraz konusu markaların, ayırt edici niteliğinin düşük olduğunu, “...” ibaresinin herkesin kullanabileceği türden, tüketicilerin her sektörde maruz kaldıkları, orijinal olmayan, ayrım gücü zayıf, basit bir ibare olduğunu, tüketicinin bu ibareye sürekli maruz kalmasından dolayı bu ibareyi her duyduğunda veya gördüğünde belirli bir firma ile ilişkilendirme yoluna gitmeyeceğini, dolayısıyla düşük düzeyde ayırt ediciliği haiz “...” ibareli davacı markaları ile davaya konu “...” ibaresinin karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davalı markasında farklı kelime, renk ve şekil unsurları bir araya getirilerek ayırt edici değişiklikler yapıldığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : 1- Dava, marka ile ilgili kurum kararlarının iptali, hükümsüzlük istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf itirazlarının reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2- Davalı ... vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince; dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgeler incelendiğinde, davalı gerçek kişinin 06.01.2016 tarih ve 2016/00491 numaralı “...” ibareli marka tescil başvurusunda bulunduğu, başvurunun yayınlanmasından sonra davacı Şirketin 2010/56157 numaralı “...”, 2012/108004 numaralı “...”, 2012/108011 numaralı “... ...”, 2012/108017 numaralı “... ...” ve 2012/107985 numaralı “... ...” markalarını gerekçe göstererek başvuruya itiraz ettiği, itirazının YİDK tarafından reddine karar verildiği anlaşılmakta olup, bu bağlamda dosya kapsamındaki uyuşmazlığın, davalının başvurusuna konu "..." ibaresi ile davacının itirazına mesnet “...”, “...”, “... ...”, “... ...” ve “... ...” ibareli markaları arasında, 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesi kapsamında iltibas bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı görülmektedir. Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Bu durumda önemli olan, halkın işaretler arasında herhangi bir şekilde herhangi bir nedenle bağlantı kurma ihtimali olup, buradaki "ihtimal" kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelimedir ve şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ile bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir (Yargıtay HGK, 15/11/2013 Tarih, 2013/11-202, 2013/1587). Diğer taraftan, karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde markanın ayırt edicilik gücünün de dikkate alınması gerekmektedir. Ayırt ediciliği zayıf olan markalar bakımından karıştırılma ihtimalinin mevcudiyeti daha az olacaktır (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, İstanbul, Eylül 2018, s.247). Zira tek başına harflerin ayırt edicilik taşımaları mümkün olmadığı gibi bunların herhangi bir kimsenin tekeline de bırakılacağı da düşünülemeyeceğinden, biçim, renk, kaligrafi, tertip tarzı gibi unsurlarla ayırt edicilik kazandırılan harflerin marka olarak tescil edilebileceği değerlendirilmektedir. Somut uyuşmazlıkta taraf markalarının 38. sınıftaki "Radyo ve televizyon yayın hizmetleri. Haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil). Haber ajansı hizmetleri." yönünden aynı tür olduğu, dolayısıyla tarafların markalarını kullanacakları 38. sınıf hizmetler yönünden, markalar arasında iltibas ihtimalinin bulunduğu açıktır. İbareler yönünden markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde; her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. ilk derece mahkemesince taraf markalarının benzer kabul edilmesinin sebebinin, "..." ibaresini ortak olarak içermelerinden ve taraf markalarında yer alan "..." ibarelerin birbiriyle bağlantılı, ilişkili, işe yönelik meslek sıfatları olarak görülmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Oysa taraf markalarında yer alan "..." ibaresi, tüm sınıflar yönünden zayıf nitelikte, aidiyet anlamı taşıyan bir ibaredir. Bu denli zayıf bir ibarenin asıl unsur olduğunun söylenebilmesi mümkün değildir. O halde "..." ibaresinin yanında yine zayıf nitelikteki başka ibarelerin kullanılması ile kolaylıkla ayırt edicilik sağlanabilir. Bu açıdan bakıldığında, davalı başvurusunda kullanılan "..." ibaresi ile davacının "..." ibareli markalarından yeterli derecede ayırt edicilik sağlandığı kabul edilmelidir. Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda da aynı yönde görüş belirtilmiştir. Dolayısıyla ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulüne Dairemizce iştirak edilmemiştir. O halde mahkemece, her ne kadar taraf markalarında "..." ibaresi ortak olarak bulunmakta ise de ayırt ediciliği düşük bulunan bu ibarenin dava konusu olaydaki gibi yeterli farklılık sağlanarak kullanılabileceği, bu türden ibarelerin herhangi bir kimsenin tekeline de bırakılamayacağı, somut uyuşmazlıkta da davalının başvurusunda yeterli ayırtedicilik sağladığı, bu itibarla somut olayda 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6/1. maddesinin uygulanabilme şartları bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davalı ... istinaf başvurularının kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca yukarıda gösterilen gerekçe ile aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Her ne kadar davacı tarafça davalı başvurusunun tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesi de talep edilmiş ise de mahkemece bu konuda herhangi bir hüküm kurulmadığından, ilk derece mahkemesi kararını sadece davalı ... vekilinin istinaf edilmesi, davacı yararına hükümsüzlük davası yönünden herhangi bir usulü kazanılmış hak yaratmamıştır.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 05/12/2018 gün ve 2017/385 Esas - 2018/443 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 31,40-TL’nin düşümü ile kalan 700,60-TL bakiye karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına, 5-Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 7-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 388,50-TL posta gideri ile 2.002,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 2.390,50-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... verilmesine, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333), 9-Davalı ... peşin olarak alınan 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde anılan davalıya iadesine, 10-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 732,00-TL istinaf karar ve ilam harcı, istinaf aşamasında peşin olarak alındığından, yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 14/07/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 14/07/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1446, K. 2026/1416, T. 14.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1446-e-2026-1416-k-9aaf232572c9