Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1397 E. 2026/2112 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1397
Karar No
2026/2112
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1397 KARAR NO : 2026/2112

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/06/2026 NUMARASI : 2026/269 Esas 2026/367 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/10/2026

Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/269 Esas ve 2026/367 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili tarafından mahkememize verilen dava dilekçesinde, borçlu aleyhine Karşıyaka 4. İcra Müdürlüğünün 2021/ 7178 E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibine yapıldığını, davalı tarafından takibe itiraz edildiğini, davalı borçlunun itirazının haksız ve kötü niyetli olduğunu, müvekkili ... (..... ) ile ....Şti. arasında yapılan anlaşma gereğince davacı müvekkilinin davalının İzmir-...ilçesinde yapmakta olduğu inşaatların PVC doğrama işlerini üstlendiğini, yapılan işler kapsamında müvekkilinin davalıya fatura düzenlediğini, davalının da peyder pey ödemeler yaptığını, en son yapılmış olan Renkli Pvc doğrama ve aksesuar bedeli ile ilgili olarak KDV dahil 24.999,48 -TL bedeli 29.06.2021 düzenleme, 29.06.2021 ödeme tarihli GİB 2021000000028 nolu fatura düzenleyerek davalı şirket yetkilisine teslim ettiğini, faturayı kabul eden davalının 8 günlük yasal süre içerisinde faturaya karşı herhangi bir itirazda bulunmadığını, iade etmediğini ve fatura bedelini ödemediğini, müvekkilinin uzun süre oyalandığını, alacağının ödenmemesi üzerine tahsili için Karşıyaka 4 .İcra Müdürlüğünün 2021/ 7178 E. sayılı dosyasında takip yaptığını ve davalının itirazda bulunarak takibi durdurduğunu, arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını beyanla Davanın kabulü ile, Davalı borçlunun, Karşıyaka 4. İcra Müdürlüğünün 2021/ 7178 E. Sayılı dosyasındaki borca itirazının iptali ile , takibin kaldığı yerden devamına, takibe konu borcu işlemiş ticari faizi ile ödemeye ve Haksız yere itirazda bulunan borçlunun takip alacağın % 20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP :Davalı vekilinin cevap dilekçesinde müvekkilinin davalıya borcunun bulunmadığını, davacının da iddia ettiği gibi taraflar arasında cari hesap ilişkisinin bulunduğunu ancak davacı tarafın müvekkilinden hiçbir alacağının bulunmadığını, ticari ilişki kapsamında davacının belirttiği davacı taraftan edindiği mal bedelini nakden, malen ve çek-senet vasıtası ile ödediğini, faturanın kime teslim edildiğinin bilinmediğini beyanla davanın reddine, %20 az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, İİK.nun 67.maddesi uyarınca açılmış icra takibine vaki itirazın iptali istemine yöneliktir. Davacı vekili delil olarak, Karşıyaka 4. İcra Müdürlüğünün 2021/ 7178 E. Sayılı takip dosyası, KDV dahil 24.999,48 -TL bedeli 29.06.2021 düzenleme, 29.06.2021 ödeme tarihli GİB 2021000000028 nolu fatura örneği, davacı ve davalı tarafın ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılacak inceleme, keşif, bilirkişi incelemesi, tanık, yemin, Yargıtay kararları, tarafların banka kayıtları üzerinde yapılacak inceleme, Vergi dairesi kayıtları, arabuluculuk anlaşamama son tutanağına dayanmıştır. Davalı vekili karşı delil olarak, ticari defterler, cari hesap dökümleri, faturalar, tanık, bilirkişi, kayıtlar, taraflar arasındaki görüşme kayıtları, banka dekontları, Karşıyaka 4. İcra Müd 2021/7178 takip sayılı dosyasına dayanmıştır. Tarafların anlaşamadıkları ve çözülmesi gereken hususların icra takibine konu fatura bedelinin davalı tarafından davacıya ödenip ödenmediği, söz konusu faturanın davalıya teslim edilip edilmediği, davacının icra takibinde talep edebileceği alacak kalemlerinin ne olduğu, davalının icra takibine yapmış olduğu itirazın yerinde olup olmadığı noktalarında olduğu tespit edilmiştir. Karşıyaka 4. İcra Müdürlüğünün 2021/7178 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklısının ...., borçlusunun .....Şti. olduğu, takip tarihinin 11/11/2021 tarihi olduğu takipte alacaklının 24.999,48-TL 29.06.2021 Tarih GİB2021000000028 Nolu 24.999,48-TL Bedeli Fatura (İstenen: Yıllık Reeskont İskonto), 1.537,30-TL 29.06.2021 tarihinden takip tarihine kadar işlemiş faiz alacağı talep edildiği, takip çıkış miktarının 26.536,78-TL olduğu ve takip tarihinden itibaren asıl alacağa reeskont faiz talebinde bulunulduğu, takip dayanağı belge kısmına 29.06.2021 TARİHLİ GİB2021000000028 nolu 24.999,48TL Bedeli Fatura 24.999,48 TL açıklamasının yazıldığı, ödeme emrinin 01/12/2021 tarihinde borçluya tebliğ edildiği, borçlunun 03/12/2021 tarihli dilekçesi ile takibe “Müvekkil şirket aleyhine başlatılan işbu takibe, borca, faize ve borcun ferilerine İTİRAZ EDİYORUZ. Müvekkil şirketin, alacaklıya borcu yoktur. Bu nedenle takibin durdurulmasını talep ederiz.” Gerekçesi ile itiraz edildiği ve takibin durdurulmasına karar verilmiş olduğu görülmüştür. Mahkememizden verilen 20/10/2022 tarih ve 2022/11 Esas 2022/696 Karar sayılı kararı; "...Taraflar arasındaki ticari ilişki dikkate alındığında davalının ticari ilişki kapsamında davacıya olan borcunu bilmemesi mümkün olmadığı gibi borç da hesaplanabilir mahiyettedir. Bu nedenle davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesi gerektiğine ancak davacının işlemiş faiz yönünden takipte bulunurken kötü niyetli hareket ettiğine dair yeterli delil ve yasal koşulları oluşmadığından kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yukarıda açıklanan nedenler, davacının ticari defterleri, bilirkişi raporu, icra dosyası ve toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacının davalıdan icra takibinde talep edilen asıl alacak miktarı yönünden talebinin yerinde olduğu, ancak takipten önce herhangi bir ihtar ya da davalının temerrüdü sonucunu doğuracak bir belge bulunmadığından işlemiş faiz yönünden talebinin yerinde olmadığı, davalının davacı ile arasındaki ticari ilişki ve ilişki kapsamında borçlu olup olmadığını bilebilecek konumda olduğu, alacağın hesaplanabilir ve likit olduğu, bu itibarla yapılan itirazın kötü niyetli olduğu görüş ve kanaati ile davacının davasının kısmen kabulüne ve davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine..." karar verilmiş, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, 17.Hukuk Dairesi'nin 02/04/2026 tarih ve 2023/14 Esas, 2026/838 Karar sayılı kararı ile; "...Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlıkta cevap dilekçesindeki ödeme savunması yönünden davalı vekili tarafından istinaf dilekçesinde icra takibine dayanak 29.06.2021 tarih ve 24.999,48-TL bedelli faturaya karşılık olarak davacıya 30.06.2021 tarihinde ....bank 33120 seri nolu çek ile 25.000.00.TL ödeme yapıldığı savunmasında bulunup davacıya yapıldığı iddia edilen ödemelere ilişkin fotokopi belgeler sunulduğu buna göre borcun ödenip ödenmediği yönünde belge aslı/asıllarının davalı tarafından sunulması sağlanıp, davacı alacaklı tarafından borcun tamamen veya kısmen tahsil edilip edilmediği, tahsil edilmişse ne kadarının tahsil edildiği hususunda tarafların beyanları alınıp, gerekli araştırmalar yapılarak gerekirse bilirkişiden taraf ve yargı denetimine esas gerekçeli ek rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir..." şeklinde kaldırılmıştır. Davalı vekilince Bölge Adliye mahkemesi kararına karşı beyan dilekçesi ekinde çek ve dekont suretleri sunulmuş, ... bank AŞ’ne ve ... Bank AŞ’ne yazılan müzekkereler cevaplandırılmıştır. Mahkememizce bölge adliye mahkemesi kaldırma kararı öncesinde verilen karardan sonra, dosyanın istinaf aşamasında davalı tarafça daha önce sunulmayan çek sureti ve ödeme belgesi ekli istinaf talebinde bulunulmuş, mahkememiz kararı da bu kapsamda kaldırılarak gönderilmiştir. Bölge adliye mahkemesi kararı sonrasında mahkememizce .... bank AŞ’ne ve... Bank AŞ'ne müzekkere yazılmış söz konusu çeke ilişkin ödemelerin bildirilmesi ve çek suretinin gönderilmesi istenilmiştir. Gelen müzekkere cevapları incelendiğinde çekin keşidecisinin davalı, lehtarının ise davacı olduğu, çek bedelinin 15.000,00-TL olduğu, çek keşide tarihinin 30/06/2021 tarihi olduğu anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan 04/06/2026 tarihli duruşmada davacı vekili: "taraflar arasında devam eden bir ticari ilişki vardır, söz konusu çek de bu kapsamda verilmiştir, müvekkilin alacağı mevcuttur, çek davaya konu alacağa istinaden verilmiş bir çek değildir, açık hesap ilişkisinden verilmiş bir çektir, müvekkilin alacağı toplamda 144.000,00 TL olup, bilirkişi raporunda bu husus tespit edilmiştir, karşı taraf ticari defterlerini sunmamıştır, bilirkişi incelemesi yapıldığı takdirde bu ortaya çıkacaktır" şeklinde beyanda bulunmuş, bunun üzerine mahkememizce davacının alacağı 144.000,00-TL ise neden icra takibide 25.000,00-TL talep ettiği sorulmuş bu kez davacı vekili "Müvekkilin bakiye alacağı 25.000,00 TL olup, bahsi geçen çek daha önceki alacağına istinaden verilmiştir, bu nedenle 25.000,00 TL üzerinden icra takibi yapılmıştır" şeklinde beyanda bulunmuştur. Davacı vekilinin söz konusu iki beyanı dikkate alındığında, beyanları arasında davacının alacağı ile ilgili olarak çelişki olduğu gibi davacının bakiye alacağının 25.000,00-TL olmasına rağmen ticari defterlerine göre 144.000,00-TL olarak tespit edilmesi, davacının defterlerindeki kayıtların da tam olarak taraflar arasındaki alacak - borç durumunu yansıtmadığı intibası uyandırmaktadır. Öte yandan takip talebinde yer alan fatura tarihi, fatura tutarı ve söz konusu çekin keşide tarihi ve tutarı birlikte değerlendirildiğinde, takibe konu faturaya istinaden verildiği açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Yani, yapılan yargılamada, taraflar arasındaki tüm ticari ilişki değil, icra takibine konu fatura ile sınırlı olarak inceleme yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda davacı tarafın yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına yönelik talebi mahkememizce kabul görmemiştir. Tüm dosya kapsamı, bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararı öncesi yapılan yargılama ve toplanan deliller, bölge adliye mahkemesi kaldırma kararı ve gerekçesi ile sonrasında yazılan müzekkerelere verilen cevaplar ve taraf beyanları birlikte değerlendirildiğinde, icra takibine konu fatura borcunun davalı tarafça keşide edilen çek ile ödendiği, çek bedelinin tahsil edildiği, bu kapsamda davalının takibe konu fatura nedeni ile davacıya herhangi bir borcu bulunmadığı..." gerekçesi ile, davanın REDDİNE, 5.307,35.TL kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin Bölge Adliye Mahkemesi'nin kaldırma kararında belirttiği araştırma ve inceleme yükümlülüklerini yerine getirmediğini, eksik inceleme yapıldığını, gerekçeli kararda maddi hata yapılarak çek bedelinin 15.000.00.TL olduğunun belirtildiğini oysa çek bedelinin 25.000.00.TL olduğunu, davalı tarafın çelişkili beyanları ve savunmanın genişletilmesi yasağının göz ardı edildiğini, taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin göz ardı edilerek ispat yükünün tersine çevrilmesinin hatalı olduğunu, müvekkili aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilemeyeceğini, müvekkili lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır. Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”. ...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icra takibi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğinden mahkemece sadece davalı defterlerine dayalı olarak davanın reddi isabetli değildir. Davalının açıklanan savunması, borcun kaynağını oluşturan olgunun (satım akdînin) ve bundan doğan borcun varlığının kabulünü içermekle birlikte, bu borcun ödendiği yönündedir. Bu hâlde davalı taraf borcu ödediğine ilişkin savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür. Eş söyleyişle, somut olayda ispat külfeti davalıya aittir. Davacı, davalının bu kabul beyanı nedeniyle alacağının varlığını kanıtlamak yükümlülüğünden kurtulmuş; buna karşılık davalı, borcu ödediğini kanıtlamakla yükümlü hâle gelmiştir. Ancak davalı tarafından dosyaya sunulan ödeme belgeleri davacıdan elde edilmiş belgeler değildir. Zira, mahkemece Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılan müzekkere cevabında da ödeme belgelerinde adı geçen kişinin davacı şirket çalışanı olmadığı bildirilmiştir. Bu durumda davalı tarafça ödeme savunması kanıtlanamamış olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) Ayrıca İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle Dairemizin 02.04.2026 tarih ve 2023/14 Esas 2026/838 Karar sayılı kaldırma kararının gereklerinin yerine getirilmesine, fatura alacağı iddiasını ispat ile yükümlü davacının iddiasını kesin delillerle ispatlayamamasına, davacının, davalıdan fatura alacağının olmadığını bilmesine rağmen davalı aleyhine icra takibi yapmasında haksız olmasının yanında kötü niyetli olduğunun ispatlanmış olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekili yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/06/2026 tarih ve 2026/269 Esas 2026/367 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 01/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1397, K. 2026/2112, T. 01.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1397-e-2026-2112-k-80daa431598b