Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1137 E. 2026/1177 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1137
- Karar No
- 2026/1177
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1137
KARAR NO: 2026/1177
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 19/06/2026
NUMARASI: 2026/1204 Esas (Derdest)
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 21/09/2026
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sırasında verilen ara kararına karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Davacı vekili dava dilekçesi ile; ... Limited Şirketi ile davalı ... Limited Şirketi arasındaki ticari iş birliği, tarafların hür iradeleriyle akdettikleri ticari güven ve profesyonel çözüm ortaklığı zemininde 19.07.2024 tarihinde fiilen başladığını, her iki tarafın da Türk Ticaret Kanunu (TTK) anlamında tacir sıfatını haiz olduğu bu ilişkide, müvekkili şirket sektördeki tecrübesi ve geniş makine parkuru ile davalı şirketin üstlendiği kamu projelerinde alt yüklenici/tedarikçi sıfatıyla yer aldığını, taraflar arasındaki bu ilişki, sadece bir mal alım satımı değil, süreklilik arz eden, yüksek teknik yeterlilik gerektiren ve belirli bir projenin tamamlanmasına özgülenmiş kapsamlı bir hizmet ifası süreci olduğunu, işbirliğinin başlangıcından itibaren taraflar, yapılacak işin kapsamı, birim fiyatlar ve çalışma koşulları üzerinde mutabık kaldıklarını, davacı şirketin, davalı tarafın iş programına tam uyum sağlamış, projenin aksamaması adına 7/24 esasına dayalı bir çalışma disiplini sergilediğini, bu süreçte davalı şirket, müvekkilinin sunduğu hizmetlerden istifade etmiş, bu hizmetler neticesinde ana işveren konumundaki kurumlara karşı kendi edimlerini yerine getirebildiğini, dolayısıyla, davanın temelini oluşturan bu ticari ilişki, davalının inkar edemeyeceği kadar somut, belgeli ve hayatın olağan akışına uygun bir seyir izlediğini, davacı ile davalı arasındaki ticari ilişkinin ana eksenini, ... (...) tarafından ihale edilen ve kamu yararı taşıyan stratejik bir proje oluşturduğunu, söz konusu iş; ".... Kısım Müteferrik Atık Su, Yağmur Suyu Kanalı ve Dere Islahı İnşaatı" projesidir. Bu proje kapsamında 1.3 kilometrelik kısmın yapımı işi, taraflar arasında akdedilen 10.07.2024 tarihli "Taşeron Sözleşmesi" ile kayıt altına alındığını, sözleşme hükümlerine göre; ... (Davalı), ana işveren .... ŞTİ.'ye karşı taahhüt ettiği işlerin bir kısmını davacı şirkete devir ettiğini, davacının ... projesinin gereklerini yerine getirmek amacıyla çok geniş bir yelpazede hizmet sunduğunu, bu hizmetlerin başında, dere ıslahı ve kanalizasyon çalışmaları için elzem olan ağır iş makinelerinin (ekskavatör, loder vb.) tedariki ve işletilmesi geldiğini, ayrıca, hafriyatın taşınması ve sahanın temizlenmesi amacıyla kamyon filosu seferber edilmiş; projenin yapısal sağlamlığını sağlayacak olan hazır beton tedariki de yine müvekkili tarafından organize edildiğini, davacının, 10.07.2024 tarihli sözleşme ve projenin teknik şartnamesi uyarınca üstlendiği tüm edimleri eksiksiz, ayıpsız ve zamanında yerine getirdiğini, yapılan hafriyat çalışmaları, döşenen kanalizasyon hatları ve dere ıslahı işlemleri, ... denetçilerinin ve ana yüklenicinin onayından geçtiğini, davacının edimini ifa etmediğine veya eksik ifa ettiğine dair davalı tarafından süresinde yapılmış tek bir ihtar, ihbar veya şikayet bulunmadığını, bilakis, davalı taraf davacının ifasını kabul etmiş ve bu ifaya dayanarak kendi ticari sürecini yönetmiş olduğunu, ödemelerin devamında davalı taraf, bakiye borcun tasfiyesi amacıyla davacıya iki adet çek teslim ettiğini, ...Şubesi’ne ait, 28.11.2024 vadeli, ... seri numaralı, 3.000.000,00 TL bedelli çek ile yine aynı bankaya ait 28.12.2024 vadeli, ... seri numaralı, 3.000.000,00 TL bedelli çekler olduğunu, bu çeklerin teslimi, taraflar arasındaki borç miktarının en az 6.000.000,00 TL daha olduğunun davalı tarafından yazılı ve imzalı bir kıymetli evrakla ikrar edilmesi olduğunu, sürecin içerisinde davalı taraf, 28.11.2024 vadeli çekin nakit akışı nedeniyle iadesini talep etmiş, davacının ise iyi niyet göstererek bu çeki iade ettiğini, bunun karşılığında davalı, kendi müşterisi olan ... A.Ş.’ye ait, ... Kurumsal Şubesi’nce düzenlenen, 27.12.2024 vadeli, ... seri numaralı, 3.000.000,00 TL tutarlı çeki ciro ederek davacıya teslim ettiğini, ticari ilişkinin devamlılığı ve borcun davalı tarafından kabul edildiğinin en somut göstergelerinden biri de yapılan kısmi ödemeler ve verilen teminat vasfındaki çekler olduğunu, davalı ..., davacıya olan borcuna karşılık ilk olarak 11.11.2024 tarihinde 1.300.000,00 TL tutarında nakit ödemeyi ... kanalıyla gerçekleştirdiğini, bu ödemenin, henüz ilk fatura dahi düzenlenmeden ticari ilişkinin güven esasına dayalı olarak başladığını ve davalının borç miktarının bilincinde olduğunu gösterdiğini, bir borcun kısmen ödenmesi, borcun tamamının varlığına yönelik güçlü bir karine teşkil ettiğini, dava konusu alacağın en belirgin özelliği, hiçbir tartışmaya mahal vermeyecek şekilde "likit" yani belirlenebilir olması, hukukumuzda bir alacağın likit kabul edilebilmesi için, alacağın miktarının sadece bir matematiksel işlemle veya tarafların kayıtlarının karşılaştırılmasıyla saptanabilmesi yeterli olduğunu, somut olayda, davalıya gönderilen ve itirazsız kesinleşen faturaların toplamından, banka kayıtlarıyla sabit nakit ödeme ve çek bedelleri düşüldüğünde ulaşılan 1.426.000,00 TL, tam manasıyla likit bir alacak olduğunu, ... Limited Şirketi, davalı ... Limited Şirketi’nden olan ve faturaya dayalı, likit nitelikteki bakiye 1.426.000,00 TL tutarındaki alacağını tahsil edebilmek amacıyla yasal yollara başvurmak zorunda kaldığını, bu kapsamda ilk olarak borçlu şirketin yerleşim yeri ve ticari faaliyetlerinin merkezi dikkate alınarak ... İcra Dairesi’nin ... Esas sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığını, söz konusu takipte ödeme emri borçluya tebliğ edilmiş, ancak davalı taraf borca ve ferilerine itiraz etmekle kalmamış, aynı zamanda icra dairesinin yetkisine de itirazda bulunulduğunu, davalı tarafın bu yetki itirazı, tamamen süreci uzatmaya ve davacının alacağına kavuşmasını engellemeye yönelik bir strateji olarak tezahür ettiğini, davalı borçlunun, .... İcra Dairesi’nin... Esas sayılı dosyasına sunduğu itiraz dilekçesinde, müvekkili şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını iddia ettiğini, oysa ki dosya kapsamında sunulan faturalar, cari hesap kayıtları ve bizzat davalı tarafından yapılan kısmi ödemeler, bu itirazın maddi gerçeklerle taban tabana zıt olduğunu ispatladığını, davalının "borcum yoktur" şeklindeki soyut beyanı, Türk Ticaret Kanunu ve İcra İflas Kanunu çerçevesinde "haksız itiraz" teşkil ettiğini, alacağın varlığı, taraflar arasındaki ticari defterlerin ve banka kayıtlarının incelenmesiyle hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkacağını, hukuk sistemimizde, faturaya dayalı alacaklar kural olarak likit (belirlenebilir)davacı ile davalı arasındaki ticari ilişkinin temelini teşkil eden faturalar, Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve Vergi Usul Kanunu (VUK) hükümlerine uygun olarak düzenlenmiş ve davalı tarafa tebliğ edildiğini, TTK m. 21/2 uyarınca, bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa, bu içeriği kabul etmiş sayılacağını, somut olayda, 22.11.2024 tarihli 1.300.000 TL ve 11.12.2024 tarihli 7.426.000 TL bedelli e-faturalar davalıya gönderilmiş, davalı tarafça bu faturalara yasal süresi içerisinde herhangi bir itirazda bulunulmadığını, aksine, fatura kabul ekranlarından da görüleceği üzere bu faturalar davalının ticari sistemine dahil edilmiş ve zımnen kabul edildiğini, davacı şirketin alacağının tahsilini güvence altına almak amacıyla, davalı borçlunun taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine, alacak miktarını karşılayacak oranda ihtiyati haciz konulmasına, davalının .... İcra Dairesi'nin... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu haksız itirazın 2.305.363,41 tl( takip çıktısı ana para ve takip önce faizi) yönünden iptaline ve takibin asıl alacak, işlemiş faiz ve tüm ferileri ile birlikte aynen devamına, alacağın likit ve belirlenebilir olması, davalının itirazının haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle, hükmolunan meblağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacı şirkete verilmesine, yargılama giderleri, arabuluculuk ücreti ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemenin 19/06/2026 tarihli ara kararında; somut olayda davacı tarafından ihtiyati haciz talep edildiği, alacağın varlığının tespitinin yargılamayı gerektirir nitelikte olduğu, alacağın varlığının bu aşamada yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlanamadığı, karşı tarafların kaçtığı veya mal kaçırdığına dair de herhangi bir delil bulunmadığı, bu nedenle ihtiyati haczin yasal koşullarının bulunmadığı anlaşılmakla, koşulları oluşmayan ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesiyle, yerel mahkemenin alacağın yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlanamadığını iddia etse de, dosyaya davacı şirket tarafından sunulan sözleşme, e-faturalar, cari hesap ekstresi, fatura kabul beyanları, banka dekontları ve davalı tarafça bizzat teslim edilen çek görüntüleri, alacağın varlığını hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde yaklaşık olarak ispatladığını, geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati hacizde tam kanaat aranamayacağını, davalı borçlunun icra takibine yaptığı itirazın tamamen kötü niyetli olduğunu, yargılama sürecini uzatarak mal kaçırma gayesi taşıdığını, yerel mahkemenin hukuka aykırı ret kararının kaldırılarak, müvekkilin alacağına kavuşmasını teminen teminatlı veya teminatsız olarak ihtiyati haciz kararı verilmesinin elzem olduğunu belirterek istinafa konu ara kararın kaldırılması ile ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesi için istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı alt yüklenici, davalı ise asıl yüklenicidir.
İİK'nın 257. maddesinde; rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcu alacaklısının, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebileceği, vadesi gelmemiş borçtan dolayı ancak borçlunun belirli bir yerleşim yerinin bulunmaması veya mallarını gizleme, kaçırma, kaçma gibi alacaklının haklarını ihlal eden eylemlerde bulunması halinde ihtiyati haciz kararı verilebileceği düzenlenmiştir. Aynı kanunun 258. maddesinde; ihtiyati haciz talep eden tarafın, öncelikle dilekçesinde dayandığı ihtiyati haciz sebebini belirtmesi ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ve yasal delillerle ispat etmesi gerektiği belirtilmiştir.
Dosya muhteviyatı, davanın eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davası olduğu ve mevcut deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı 10/07/2024 tarihli taşeronluk sözleşmesine bağlı düzenlenen 2 adet faturadan kaynaklı alacağı için icra takibi başlatılmış, davacı itirazı üzerine takip durmuştur. Davacı açtığı itirazın iptali davasında ihtiyati haciz talep emiştir. Mahkemece İİK 257 vd.maddelerindeki ihtiyati haciz şartlarının gerçekleşmediği, alacağın miktarı ve muacelliyeti yargılamaya konu olacağından ihtiyati haciz talebinin reddine dair verdiği karar isabetli olmuştur.
Açıklanan nedenlerle, 6100 Sayılı HMK 355.madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamında, kararın dayandığı deliller ile yasanın gerektirdiği nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre mahkeme ara kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1.bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin .../06/2026 tarih ve 2026/... Esas sayılı ara kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre,davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince REDDİNE,
2 -İstinaf harçları peşin alındığından ayrıca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3 -Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-f bendi gereğince KESİN olmak üzere 21/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.