Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1079 E. 2026/1061 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1079
Karar No
2026/1061
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1079 Esas

KARAR NO : 2026/1061 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi

NUMARASI : 2025/487 Esas (Derdest Dava Dosyası)

TARİHİ: 26/03/2026 (Ara Karar Tarihi)

DAVA: Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması)

KARAR TARİHİ: 21/05/2026

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:

Davacı vekili 05/06/2025 tarihli dilekçesinde özetle; "Huzurdaki ... A.Ş.nin ortaklarının, ortaklık haklarının kayyım tarafından kullanılmasına ilişkin talebimize ilişkin olarak öncelikle belirtmek gerekir ki; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4 ve 5 inci maddeleri ile Yargıtayın kökleşmiş içtihatları uyarınca, ticaret şirketlerine kayyım atanmasına ilişkin davalar geniş anlamda ticari dava niteliğinde olup bu davalar mutlak ticari davadır. 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun (Kanun) 3 üncü maddesi uyarınca ülkemizde faaliyet gösterecek sigorta şirketlerinin anonim şirket veya kooperatif şeklinde kurulmuş olması gerekmektedir. ... A.Ş. (Şirket), Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurulu (Kurul)'nun 14/04/2021 tarih ve 71 sayılı kararına istinaden Kaza, Hastalık/Sağlık, Kara Araçları, Raylı Araçlar, Hava Araçları, Su Araçları, Nakliyat, Yangın ve Doğal Afetler, Genel Zararlar, Genel Sorumluluk, Kredi, Kefalet, Finansal Kayıplar, Hukuki Koruma ve Destek branşlarında ruhsat alarak 2021 yılında faaliyete başlamıştır. Anonim şirketler 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiş olup Kanunda sigorta şirketlerine ilişkin özel düzenlemeler ihdas edilmiştir. Kanunun 9 uncu maddesinin beşinci fıkrasında, kurucularda aranan nitelikleri kaybeden ortakların temettü dışındaki ortaklık haklarının kayyım tarafından kullanılacağının hüküm altına alındığı dikkate alındığında huzurdaki dava 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4 üncü maddesi gereği ticari davadır ve ticaret mahkemelerinin görev alanına girmektedir.

Anayasanın 167nci maddesinde Devletin para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağı; piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önleyeceği öngörülmüş olup ekonomik kamu düzeni benimsenmiştir. Ülkemizde, Anayasa ile temel çerçevesi çizilen ekonomik kamu düzenini sağlamak ve korumak üzere piyasalara müdahale etme görev ve yetkisi, her biri ayrı bir piyasayı düzenleyen, kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip, hiyerarşi ve idari vesayet denetimine tabi olmayan, düzenleme, denetleme ve yaptırım uygulama gibi yetkilerle donatılmış bağımsız idari otorite olarak da bilinen düzenleyici ve denetleyici kurumlar vasıtasıyla kullanılmaktadır. Çok çeşitli rizikoları teminat altına alması nedeniyle sigorta, toplumların hemen hemen tüm kesimlerini ilgilendiren teknik ve yaygın bir ekonomik faaliyetin konusunu teşkil eder. Diğer taraftan, ekonomik gelişmeye uzun vadeli fon yaratması ve ülke tasarruf kapasitesini artırması nedeniyle sigortacılık aynı zamanda önemli bir finansal hizmet görevini de üstlenmiş durumdadır. Bu noktada, sigortacılığın kendine has karmaşık tekniğinin işleyişinde ortaya çıkacak pürüzleri bertaraf etme ve toplumun refah ve istikrarına katkıda bulunmasına yardımcı olma gibi zorunluluklar çerçevesinde sektörün ekonomik faaliyet alanının düzenlenmesi ve etkin bir şekilde denetlenmesi bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Bu minvalde Kurumumuz, sigortacılık ve özel emeklilik sektörlerinin düzenlenmesi ve denetlenmesine dair görevleri yürütmek üzere 18/10/2019 tarih ve 30922 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 47 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca kurulan, kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip düzenleyici ve denetleyici bir kurumdur. Bu çerçevede Kurumumuz, başta ülke sigortacılığının ve özel emeklilik uygulamalarının gelişmesi, sigortalıların ve katılımcıların korunması için tedbirler almak, bu tedbirleri bizzat uygulamak, sigortacılık ve özel emeklilik alanında faaliyet gösteren kişi ve kuruluşlarla ilgili inceleme, denetleme ve soruşturma işlerini yürütmek, Kanun ve diğer mevzuatta yer alan sigortacılık ve özel emekliliğe ilişkin görev ve yetkileri yürütmekle görevlidir.

Anonim şirketlerin merkezini oluşturan ve birçok ilkeyle irtibatlı temel yapı taşı hissedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 434 üncü maddesinin birinci fıkrası "Pay sahipleri, oy haklarını genel kurulda, paylarının toplam itibarî değeriyle orantılı olarak kullanır." hükmünü amir olmakla hissenin önemi vurgulanmıştır. Hisse sahipleri, hisseden kaynaklı olarak kendisine bahşedilen çeşitli hakları kullanabilmektedir. Hissedar olmaktan doğan haklar çeşitli ayırımlara tabi olmakla birlikte esasen malvarlığı hakları ve yönetim hakları olarak başlıca iki grup olarak ele alınabilmektedir. Malvarlıksal nitelikte olmayan, hissedarın sırf ortaklığa üye olması temeline dayanan ve esasen malvarlığı haklarını teminat altına almaya hizmet eden yönetim hakları ise hisse sahibine genel kurula katılma - ki bir karar organı olması nedeniyle de genel kurul anonim şirketin faaliyetine dolaylı ve dolaysız olarak etkilidir- oy kullanma hakkı, bilgi alma hakkı, inceleme ve denetleme hakkı ve iptal davası açma hakkı vermektedir.

Bu çerçevede şirketin, hisse sahiplerinin, şirketle ilgisi olan üçüncü kişilerin çıkarlarının korunması ve gözetilmesinin hedeflendiği hallerde, ortaklık yapılarının ve ortaklar için öngörülen hükümlere uygunluğun izlenmesi ve etkin denetimi engelleyecek oluşumların önüne geçilmesi için gerek 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda gerekse özel kanunlarda istisnalar öngörülmüştür. Nitekim kamu yararı açısından son derece hassas önemi haiz sektörlere ilişkin mevzuatta, ortaklık yapısının ve ortaklık hakları ile ilgili hususların düzenleyici ve denetleyici kamu otoritesinin iznine ve gözetimine tabi tutulduğu muhtelif hükümler mevcuttur.

Kamu nezdinde güven müessesesi olan sigorta şirketlerinin yönetimlerinde etkili kimselerin Kanunda belirtilen şartları haiz olması gerekmektedir.

Nitekim huzurdaki talebin temel sütununu teşkil eden ve faaliyetlerinin güvenli şekilde yürütülmesini teminen sigorta şirketlerinin faaliyete başlama, teşkilât, yönetim, çalışma esasları, usulleri ile denetlenmesine dair düzenlemelerle özel olarak ihdas edilen Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında sigorta şirketlerinin kurucularında aranan şartlar hüküm altına alınmış olup kurucuların bir sigorta veya reasürans şirketinin kurucusu veya ortağı olmanın gerektirdiği malî güce ve itibara sahip bulunması gerekmektedir. Kanunun "İntifa ve oy kullanma haklarının edinilmesi" başlıklı 9 uncu maddesi aşağıdaki şekildedir. Şirket nezdinde Kurumumuzca yapılan denetimlerde Şirketin yüzde ondan fazla hisselerine sahip olan ..., ..., ... ve ... in sigorta ve reasürans şirketi kurucularında aranılan nitelikleri kaybettikleri tespit edilmiştir. Şöyle ki; Kurumumuzca Şirket nezdinde gerçekleştirilen denetim neticesinde tanzim edilen 25.03.2025 tarihli ve 1 sayılı ... A.Ş hakkındaki şikayetlerin mevzuat açısından değerlendirilmesi konulu Denetim Raporunda (Rapor) (Ek-1) tespit edilen hususların değerlendirilmesi neticesinde adı geçen şirket ortakları;

Şirketin %15,68 oranında pay sahibi olan ... hakkında; Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü, altıncı, onyedinci ve yirmiyedinci fıkraları, ... Kanunun 35 inci maddesinin dördüncü fıkrasını ihlal eden fiiline yardım eden olarak iştirak etmek, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158 inci maddesinin birinci fıkrasının "k" ve "h" bentleri ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 207 inci maddesi, Şirketin %27,44 oranında pay sahibi olan ...; Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve altıncı fıkraları, ... in 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 35 inci maddesinin üçüncü fırkasını ihlal eden fiiline yardım eden olarak iştirak etmek, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 207 nci maddesi,

Şirketin ayrı ayrı %27,44 oranlarında pay sahipleri olan ... ve ... in; ... in Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü fırkasını ihlal eden fiiline yardım eden olarak iştirak etmek, ..., Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü fırkasını ihlal eden fiiline yardım eden olarak iştirak etmek,suçlarını işledikleri hususunda kuvvetli şüphe bulunduğu gerekçesiyle Kurumumuz tarafından suç duyurusunda bulunulmuştur.

Bu kapsamda, sigorta şirketinin yüzde on ve daha fazla ortaklık hakkına sahip olan ortakların sigorta şirketi kurucularında aranan niteliklerden biri olan "bir sigorta veya reasürans şirketinin kurucusu veya ortağı olmanın gerektirdiği malî güce ve itibara sahip bulunması" şartını taşıması ve muhafaza etmesi kanuni zorunluluktur. Söz konusu Rapor göz önünde bulundurulduğunda adı geçen ortakların mali güç ve itibarlarını yitirdikleri açıktır. Dolayısıyla bu ortaklar temettü dışındaki ortaklık haklarından yararlanamayacaktır. Bu durumda ortaklık haklarının kayyım tarafından kullanılması gerekmektedir.

Yukarıda yer alan açıklamalarımızda değinildiği üzere, 5684 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin beşinci fıkrası "Doğrudan veya dolaylı olarak sermayenin ya da oy ve intifa haklarının yüzde on ve daha fazlasına sahip olan veya bu oranların altında olsa dahi şirketin denetim ve yönetimine etkili olabilecek şekilde yönetim kurullarına üye belirleme imtiyazını veren hisselere sahip olan ortakların, sigorta şirketi ve reasürans şirketi kurucularında aranan nitelikleri taşıması şarttır. Sigorta şirketleri ile reasürans şirketleri, bu nitelikleri taşımayan ortaklarını Müsteşarlığa bildirir. Kurucularda aranan nitelikleri kaybeden ortaklar temettü dışındaki ortaklık haklarından yararlanamaz. Bu halde diğer ortaklık hakları kayyım tarafından kullanılır." hükmünü amirdir.

Açıklamalarımızda işaret edildiği üzere sigortacılığa ilişkin özel kanun olan 5684 sayılı Sigortacılık Kanununda yer alan görev ve yetkileri yürütmek Kurumumuzun kuruluş amaçlarından olması hasebiyle anılan Kanun hükümleri kapsamında söz konusu ortaklık haklarının kullanımı için kayyım atanması yönünde talebimizin zarureti hasıl olmuştur." denmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ 30/01/2026 TARİH VE 2025/487 ESAS SAYILI ARA KARARINDA;

".......Tüm bu açıklamalar ışığında; her ne kadar davalıların ... A.Ş. nezdinde denetim raporunda bahsi geçen organik bağ bulunduğu belirtilen ... isimli acenteler eliyle yapılan işlemler, dolaysız kullanımlar vb. iddialar ceza yargılamasına konu olup ileriki safhalarda netleşecek ise de eldeki dosya özelinde ... A.Ş. hakkındaki finansal sigortacılık kapsamında neredeyse tamamen kefalet sigortası branşında faaliyet göstermesi nedeniyle faaliyetini sonlandırır mahiyetteki 17.09.2025 tescil tarihli SDDK 10.04.2025 Tarih 1044 Sayılı kararı ile ... A.Ş. ‘nin kefalet branşındaki ruhsatının iptal edilmesi daha sonrasında ise 08.01.2026 tescil tarihli İstanbul Anadolu 9. Sulh Ceza Hakimliği’nin 05.12.2025 Tarih ve 2025/10622 D.İş. sayılı kararıyla CMK 133 vd. gereğince şirket işlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak şirkete kayyım atanmasına ve kayyım olarak TMSF’nin görevlendirmesine karar verilmesi hususları birlikte dikkate alındığında davalılar açısından 5684 sayılı sigortacılık kanunu 3/2.a.2 maddesinde yer bulan bir sigorta veya reasürans şirketinin kurucusu veya ortağı olmanın gerektirdiği malî güce ve itibara sahip bulunması’ halinin kaybına dayanan eldeki davaya konu talep yönünden yaklaşık ispatın yerine getirildiği anlaşılmakla özel bir düzenlemeyle getirilen ve karma(yönetim/temsil) kayyımlık arzeden 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu 9. Maddesinde düzenlenen ‘Kurucularda aranan nitelikleri kaybeden ortaklar temettü dışındaki ortaklık haklarından yararlanamaz. Bu halde diğer ortaklık hakları kayyım tarafından kullanılır.’ şeklinde ki düzenleme gözetilerek ihtiyati tedbir talebinin aşağıda belirtilen şekilde kabulüne karar verilmiştir.

" gerekçesi ile,

''1-Davacının ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebinin kabulüne;

-Davalılar ..., ..., ... ve ...’in ... A.Ş.’de ki temettü hariç ortaklık haklarının kullanımına dair tüm iş ve işlemlerde bulunmak üzere ...'ın (T.C: ...) yönetim/temsil kayyımı olarak tedbiren atanmasına,'' karar verilmiş ve karara karşı davalılardan ..., ..., ...' tarafından itiraz edilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:

İlk Derece Mahkemesi 26/03/2026 tarih ve 2025/487 Esas sayılı ara kararında;

"........Mahkememiz ihtiyati tedbir talebinin kabulü kararına dayanak teşkil eden hususlar olarak ... A.Ş. ‘nin kefalet branşındaki ruhsatının iptal edilmesi ve 08.01.2026 tescil tarihli İstanbul Anadolu 9. Sulh Ceza Hakimliği’nin 05.12.2025 Tarih ve 2025/10622 D.İş. sayılı kararıyla CMK 133 vd. gereğince şirket işlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak şirkete kayyım atanmasına ve kayyım olarak TMSF’nin görevlendirmesine karar verilmesi kabul edilmiş olup gelişen süreçte İstanbul Anadolu 25. Ağır Ceza Mahkemesi 2026/78 D.İş. sayılı karar ile ‘İstanbul Anadolu 24. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2026/41 Esas sayılı dosyasında verilen kayyım kararının kaldırılması yönündeki talebin reddine dair ara karara yapılan İtirazın kabulüne, ... A.Ş'ye kayyım atanmasına dayanak teşkil eden İstanbul Anadolu 9.SCH'liğinin 2025/10622 D.İş sayılı kararına dayanak teşkil eden İstanbul Anadolu 24. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 04/02/2026 tarihli ara kararının kaldırılarak kayyımın görevinin sonlandırılmasına karar verilmiş olması dikkate alındığında mahkememize konu ihtiyati tedbir talebi açısından idari yargıda itiraz konusu yapılan salt ruhsat iptalinin HMK'nın 390/3 maddesinde öngörülen yaklaşık ispat koşulunu sağladığının söylenemeyeceği ve talebi yargılamaya muhtaç hale getirdiği bu haliyle mevcut olan şartların varlığını sürdürmediği anlaşılmakla davalı tarafların ihtiyati tedbir kararına itirazlarının kabulüne ve mahkememizce verili 30.01.2026 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına dair aşağıda ki şekilde karar verilmiştir." gerekçesi ile,

''1-Mahkememiz 30/01/2026 tarihli tedbir kararına yapılan itirazların kabulü ile ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sigorta şirketlerinin denetlenmesi faaliyetinin, kurucuların kanunda belirtilen şartları haiz olup olmadıklarının denetiminin yanı sıra şirketin denetim veya yönetiminde etkili olabilecek biçimde hisselere sahip ortakların belli şartları taşıyıp taşımadıklarının denetlenmesini de içerdiğini, aynı şekilde bu ortakların kurucularda aranan nitelikleri taşımasının öngörülmüş olduğunu, izin alındıktan sonra bu şartların kaybedilmesi hali ve sonuçları da kanunda düzenleyerek sigorta şirketlerindeki ortaklık denetiminin devamlılığının esas kılındığını,

Şirket nezdinde gerçekleştirilen denetimler neticesinde tanzim edilen denetim raporları doğrultusunda şirketin üst düzey yöneticileri ve ortaklarının, şirketin sigortacılık faaliyetleri çerçevesinde ağır hukuki ihlaller ve suç teşkil edebilecek fiillere karışması sebebiyle idare tedbirler uygulandığını ve tespit edilen hususlar doğrultusunda suç duyurusunda bulunulmasını müteakip yürütülen soruşturma ve kovuşturma kapsamında 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'na muhalefet etmek, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, özel belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık suçlarından, aralarında şirketin tüm hissedarları ve önemli yöneticilerinin de bulunduğu toplam 18 kişinin tutulanmasına karar verildiğini, şirketin tüm ortakları hakkında (..., ..., ... ve ...) söz konusu tutuklama kararı olmasına karşın firari durumda oldukları, hatta suç tarihinde şirketin YK başkanlığını yapan davalı ...'nun hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında olmak üzere iki defa firar ettiğinin anlaşıldığını, güveni doğrudan zedeleyen ağır suçlarla tutukluluk hali ile yargılanan, adli makamların emirlerine uymayarak firari durumda bulunan kişilerin sigortacılık gibi güven temelli bir sektörde itibar şartını taşıdığından söz edilmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla şirketin %10'dan fazla hisselerine sahip olan davalılar ..., ..., ... ve ...'in sigorta ve reasürans şirketi kuruculularında aranılan nitelikleri kaybettiklerinin açık olduğunu, kayyım atanması kararının devam etmesi gerekirken kaldırılmasının hatalı olduğunu,

Yargılama konusu hususlara bakıldığında, işbu yargılamanın konusunun ortaklık haklarının kullanılmasına ilişkin kayyım atanması talebi olduğunu, ancak mahkemece tedbir kararında yer alan TMSF ve ruhsat iptal süreçlerinin bu yargılamanın konusu olmadığını, istinafa konu karara da dayanak gösterilemeyeceğini, burada tartışılması gereken hususun kanunun 9 maddesinin 5 fıkrası kapsamında ortakların kurucularda aranan nitelikleri kaybedip kaybetmedikleri olduğunu, açıklanan nedenlerle mahkemece kayyım atanması kararının kaldırılmasına ilişkin kararın kaldırılarak yeniden kayyım atanmasına karar verilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa re'sen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.

Talep, 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 9 uncu maddesinin beşinci fıkrası doğrultusunda davalıların temettü hariç ortaklık haklarının kullanımının sağlanması amacıyla kayyım atanması istemine ilişkindir.

Mahkemece 30/01/2026 tarihli ara kararı ile; Davacının ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebinin kabulüne; Davalılar ..., ..., ... ve ...’in ... A.Ş.’de ki temettü hariç ortaklık haklarının kullanımına dair tüm iş ve işlemlerde bulunmak üzere ...'ın (T.C: ...) yönetim/temsil kayyımı olarak tedbiren atanmasına,'' karar verilmiştir.

Mahkemece 26/03/2026 tarihli ara karar ile; Mahkemenin 30/01/2026 tarihli tedbir kararına yapılan itirazların kabulü ile ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

HMK 341/1.b maddesi; "İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. "

Buna göre geçici hukuki koruma tedbiri olan ihtiyati tedbire yönelik kararlardan, HMK 391/3. maddesi gereğince “tedbir talebinin reddi halinde” ve yine 394/4. maddesi gereğince “karşı taraf dinlenilmeden verilen ihtiyati tedbir kararına yapılan itiraz üzerine verilen kararlara” karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilir.

HMK 396- (1) Durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir. (2) İtiraza ilişkin 394 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkrası, kıyas yoluyla uygulanır." şeklindedir.

Söz konusu yasal düzenleme gözetildiğinde, durum ve koşulların değişmesi halinde tedbir kararının değiştirilmesinin veya kaldırılmasının istenebileceği, mahkemece bu konuda verilecek kararlara karşı itiraz edilebileceği düzenlenmiş olup, tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması talepleri üzerine verilen kararlara karşı istinafa başvurulacağına ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Aksine 396. maddenin 2. fıkrası ile itiraz hususunda 394. maddenin 3 ve 4. maddelerine yollama yapılmış olup, 394. maddede tedbire itiraz üzerine verilecek kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceğine dair 5. fıkraya yollama yapılmamıştır. Bundan da kanun koyucunun durum ve koşulların değişmesi karşısında tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması talepleri üzerine verilecek kararlara karşı sadece itiraz yolunu öngördüğü, bu kararlara karşı istinafa başvurulmasına imkan vermediği anlaşılmaktadır.

Bu durumda mahkemece, 30/01/2026 tarihli ara karar ile verilen ihtiyati tedbir kararının, HMK 396 maddesine göre durum ve koşulların değiştiğinden bahisle 26/03/2026 tarihli ara karar ile kaldırılması kararı itiraza kanun yoluna tabi olup, bu karara karşı HMK'nun 341/1-b fıkrası uyarınca istinaf kanun yoluna başvurulamaz.

Sonuç itibariyle, mahkemece verilen ara karar istinafa tabi kararlardan olmadığından davacı vekilinin istinaf dilekçesinin HMK 341/1-b, 352/1 maddeleri gereğince usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341/1-b, 352/1 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,

2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,

3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına,

4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,

5-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,

6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 21/05/2026 tarihinde HMK'nın 352. maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1079, K. 2026/1061, T. 21.05.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1079-e-2026-1061-k-7e9380898f5a