Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/776 E. 2026/970 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/776
- Karar No
- 2026/970
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DOSYA NO:2025/776 Esas
KARAR NO:2026/970
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ:26/02/2025
NUMARASI:2024/124 ESAS, 2025/60 KARAR
DAVANIN KONUSU:Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:16/06/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 1959 yılında kurulduğunu ve Türkiye'nin önde gelen soğuk meze firmaları arasında yer almayı başardığını, sektöründe lider şirketlerden biri olduğunu, davacı müvekkiline ait TPMK nezdinde kayıtlı ... sayılı "..." ve ... sayılı "..." markalarının da sahibi olduğunu, davalı şirketin ise 11/12/2018 tarihinde ... Şirketi olarak ticaret siciline kaydını yaptırdığını, ... alan adını da ticaretinde kullandığını, müvekkili şirket ile davalı şirketin iştigal konularının ve sektörlerinin aynı olduğunu ve ... ile davacı müvekkiline ait ... alan adlarının ise ayniyet derecesinde benzer olduğunun açık olduğunu, davalı şirket ve yetkilisinin, davacı müvekkilinin yıllardır uğraşarak, emek vererek, yatırımlar yaparak ticari olarak iyi bir noktaya getirdiği markasından faydalanmak için marka, ticaret unvanı, alan adı olarak ticari olarak piyasa anlamına gelen tüm noktalarda haksız ve hukuksuz fiil ve rekabetini devam ettirdiğini, davalı şirketin tutumunun TMK 2.maddesine aykırı olup hukuken korunamayacağını, davalının kötüniyetli olduğunu, davalı fiillerinin açıkça TTK'nun haksız rekabet hükümlerine de aykırılık teşkil ettiğini, davacı müvekkilinin özellikle gıda sektöründe belli bir seviyeye getirdiği markasını davalının yine aynı sektörde bu şekilde kullanmasının aynı zamanda SMK'ya da aykırılık teşkil ettiğini, açıklanan nedenlerle müvekkilinin "..." ve "..." ibareli marka haklarına ve ... alan adına tecavüzün, haksız rekabetin önlenmesi, men ve ref'ini, davalının kullanmakta olduğu ... alan adının silinmesini, terkini, kullandırılmaması ve "... Şti ticaret unvanının terkinini, silinmesi ile tüm haksız rekabetlerin her türlü şekilde önlenmesine, hükmün ilanına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesi ile, dava konusu markanın, ticaret unvanının ve alan adının müvekkili adına tescilli olduğunu, müvekkiline ait markalar ile sözde "..." marka başvurusunda bulunulması ve ne de kullanılan ticaret unvanı ve alan adının herhangi bir kötüniyet göstergesi olamayacağını, iltibas yaratıldığını davacı iddia etmekte ise de TPMK ve Ticaret Odası'nın davacı ile aynı kanaatte olmadığını, marka, ticaret unvanı ve alan adları, müvekkili adına tecsilli olduğu müddetçe bu hakların kullanımının engellenemeyeceğini, yasal bir hakkın kullanımının hukuka uygun olduğunu, kötüniyet iddiasının yerinde olmadığını, davacının "...+şekil" markaları ile müvekkilinin ... markasının ayniyet derecesinde benzer olduğu iddiasının halen Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde 2019/348 esasında görülen davanın konusu olduğundan, mahkemece bu konuda inceleme yapılamayacağını, müvekkilinin "..." markası için yaptığı başvurunun 27/09/2018 tarihli olduğunu, bu tarihten itibaren korumanın başladığını, müvekkili markasının tescilli olduğu süre içerisindeki kullanımı haksız rekabet teşkil etmeyeceğinden davacının men, ref ve hükmün ilanı yönündeki taleplerinin reddi gerektiğini, SMK 7/3-e maddesine göre ticaret unvanının silinebilmesi için, ticaret unvanının tescil edildiği haliyle ve bir bütün olarak kullanılmaması, onun yerine çekirdek unsurun öne çıkarılması ve ticaret unvanının adeta bir marka gibi kullanılması gerektiğini, açıklanan nedenlerle davacının davasının reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizin 16/09/2022 tarih, 2021/220 esas, 2022/158 karar sayılı kararı ile davacının davasının kısmen kabulüne karar verilmiş, tarafların istinaf talebi üzerine, Dairemizin 29/05/2024 tarih ve 2022/1961 Esas, 2024/1001 Karar sayılı ilamıyla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına" karar verilmiştir.
YENİDEN YAPILAN YARGILAMADA İLK DERECE MAHKEME KARARI:
Bakırköy 2. FSHHM 2024/124 Esas 2025/60 Karar 26.02.2025 Tarihli kararı: "... Davacı markaları 29, 30, 35, 43. sınıflarda tescillidir. Davalının fiili markasal kullanımları ise soslar ve bu sosların satışlarında bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda taraf markalarının, davacı markalarının tescili olduğu "yiyecek için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar" emtiaları bakımından sınıfsal ayniyet içerdikleri, sair emtialar bakımından da, dağıtım kanallarının ortaklığı, kullanım amaçları, birbirleri ile rekabet etme olanakları, birbirlerini tamamlama imkanları, benzer ihtiyaçları gidermeleri, son kullanıcı ve tüketici benzerliği ve benzer alıcı çevrelerine hitap etmeleri hep birlikte değerlendirildiğinde yüksek oranda sınıfsal benzerlik ve bir kısım emtialar bakımından ise ayniyet içeren benzerlik bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Taraf markalarının tescilli olduğu mal ve hizmetler yönünden hitap ettikleri tüketici kitlesi "ortalama tüketici" olarak kabul edilmelidir. Ortalama tüketici, satın aldığı söz konusu mal ve hizmetler yönünden özel bir eğitim, bilgi ve dikkat düzeyi bulunmayan, ürünü satın alma sürecine ortalama düzeyde zaman ayıran tüketicidir...Somut olayın incelenmesinde; davacının markaları ve davalının markasal kullanımının işitsel, görsel ve anlamsal kıyaslaması ve değerlendirilmesi gereklidir. Bu değerlendirme yapılırken ortalama tüketicinin markalar ile karşı karşıya kaldığında unsurlarına ayırmadan markayı bir bütün olarak algıladığı hususu nazara alınarak markaların bütününün bıraktığı izlenim esas alınmalıdır. Davacı markaları kelime ve şekil unsurlarından oluşmaktadır. Ortalama tüketici nezdinde kelime unsurunun şekil unsurundan önce algılanması ve hatırda kalması ve davacı markalarındaki şekil unsurunun, kelime unsurundaki baskınlığı ortadan kaldıracak orjinallik ve dikkat çekicilikte bulunmaması nedenleri ile şekil unsurunun tali nitelikte kaldığı kanaatine ulaşılmıştır. Bu durumda taraf markalarının asli ve ayırdedici unsurları kelime unsurlarıdır. Davacının kelime unsuru "..." iken davalının kelime unsuru "..." şeklindedir. Söz konusu kelimeler arasında yüksek düzeyde işitsel ve anlamsal; orta düzeyde görsel benzerlik bulunmaktadır. Markaların benzer olarak nitelendirilebilmeleri için görsel, işitsel ve anlamsal benzerliğin bir arada mutlaka bulunması gerekli değildir. Bunlardan bir tanesinin varlığı bile markaların benzer olarak algılanmasına sebep olabilir. Somut olayda mevcut ve tespit olunan benzerlikler markaların benzer olarak kabul edilmesine yeterli olduğu kanaatine varılmıştır.Burada ayrıca üzerinde durulması gereken zayıf marka kavramıdır. Davacı markaları her ne kadar tescilli oldukları 29, 30 ve 43.sınıflar bakımından "yemesini bilen, damak tadına sahip" anlamına gelen "..." kelimesini refere etmelerinden bahisle zayıf oldukları kabul edilebilirse de; zayıf markaya sahip tarafın markasının bu özelliğinden dolayı hiçbir korumaya sahip olmayacağından bahsedilemez. Yalnızca koruma alanının daha dar olduğu kabul edilir. Somut olay bakımından yüksek oranda tespit edilen sınıfsal, anlamsal ve işitsel benzerlik; hedef kitlenin dikkat ve bilgi seviyesi yüksek olmayan ortalama tüketici, sunulan ürünlerin, satın alma sürecinde uzun vakit ayrılmayan kolayda mallar olması hususları hep birlikte nazara alındığında, taraf markaları ile karşı karşıya kalan ortalama tüketicinin, markalar arasında işletmesel ya da ekonomik bağlantı kurma riskinin bulunduğu, dar olan zayıf marka koruma kapsamı içerisinde de tecavüz koşullarının gerçekleştiği kanaatine varılmıştır. SMK'nun 7/3-e md'sine göre "işaretin(markanın) tic. Ünvanı ya da işletme adı olarak kullanılması " marka hakkına tecavüz hallerinden biridir ve marka hakkı sahibine bu fiillerin önlenmesini (terkinini) isteme hakkı doğurur. Somut olayda, davacı markalarının benzerinin davalıya ait ticaret unvanında esas unsur olarak yer aldığı, bu hali ile tecavüz oluşturduğu ve terkin koşullarının bulunduğu anlaşılmış; bu yönden de davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacının haksız rekabete ilişkin iddiaları yönünden ise Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14/03/2022 tarih, 2019/5189 esas ve 2022/1852 karar sayılı içtihadı nazara alınarak TTK'nun 55/1-a-4 bendinin somut olayda uygulama yeri olmayacağı, özel kanun olan SMK'nun uygulanması ve özel kanun hükümlerinin korumasının yeterli olduğu kanaatiyle haksız rekabetten kaynaklanan davanın da reddine karar vermek gerekmiş ve yukarıda anılı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin 29/05/2024 tarih ve 2022/1961 Esas, 2024/1001 Karar sayılı kararında belirtilen hususlar doğrultusunda aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Davacının davasının KISMEN KABULÜ ile;-Davalının, davacıya ait "..." ve "..." ibareli markalarından doğan haklarına tecavüzün tespiti ile bu tecavüzün men ve ref'ine, -Davalıya ait ... alan adının Türkiye'den erişime engellenmesine, -Davalının ticari ünvanından "..." ibaresinin terkinine, -Hüküm özetinin ulusal çapta yayın yapan tirajı en yüksek üç gazeteden birinde masrafı davalı yandan karşılanmak suretiyle ilanına,
-Davacının haksız rekabet davasının reddine,..." karar verilmiştir.
İSTİNAF İSTEMİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Mahkeme kararı haksız rekabet talebinin reddi ve alan adının yurtdışında da engellenmesi yönünde hüküm içermemesi nedeniyle eksik ve hukuka aykırı olduğunu,Davalının alan adı kullanımı davacı müvekkilin sadece tescilli markalarına değil alan adı olan ... alan adına hem de ticaret unvanına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu, ticaret unvanı tamamen TTK kapsamında kalan bir olgu olduğunu, Davalı şirket yetkilisi ... tarafından davacı markası ile iltibas yaratacak marka başvurusunda bulunulduğunu, bu markanın reddini takiben işbu davaya konu ticaret unvanı tescil ettirildiğini, Davalının "dürüst davranma" yükümlülüğüne aykırı davrandığını, Piyasa aktörlerinin güven haklarını ihlal ettiğini, Bu fiilinin karşılığının da SMK'da bir kere geçen alan adı, iki kere geçen ticaret unvanı maddeleri ile bulduğunu söylenemeyeceğini, Yerel Mahkeme gerekçesinde haksız rekabetin neden olmadığı değil neden koruma hükümlerine yer verilmediğinin gerekçesini açıklamaya çalıştığını, özel yasanın, genel yasadaki hükümleri ve uygulamaları bertaraf etmesi düşünülemeyeceği gibi hukuk prensipleri açısından da mümkün ve doğru bir yaklaşım olmadığını, Davalının alan adı kullanımı davacı müvekkilin sadece tescilli markalarına değil alan adı olan ... alan adına hem de ticaret unvanına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu, ticaret unvanı tamamen TTK kapsamında kalan bir olgu olduğunu beyanla ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davacının markaları dahi yanlış tespit edildiğini, Kararda her ne kadar müvekkilimizin davacının “...” ve “...” ibareli markalarına tecavüz edildiğinin tespitine hükmedilmiş ise de davacının markaları kararda belirtildiği gibi “...” ve “...” ..., ... “...-- şekil” ve “... * şekil” ibareleri olduğunu, karara göre davacı markaları kelime markasıdır ve ona göre değerlendirme yapılmıştır, Mahkemece her iki markanın da aynı sınıflarda tescilli olduğu zannedildiğini, karıştırma ihtimali incelemesi marka hukuku prensiplerine uygun yapılmadığını, emtiaların neler olduğu, hangi sınıfların Mahkemece benzer kabul edildiğine de yer verilmediğini, Mahkemece kararın 5.sayfasında davacı markalarının 29, 30, 35 ve 43.sınıflarda tescilli olduğu belirtildiğinin, oysa davacının iki markası farklı sınıflarda tescilli olduğunu,“'... 4 şekil” markası sadece 29 ve 43.sınıflarda tescilli olduğundan, marka incelemesinde önce kıyaslanan markaların sınıflarına bakılması gerektiğine ilişkin temel kural çerçevesinde, bu markanın artık diğer yönlerden incelenmesi dahi gereksiz olduğunu, 30.sınıftaki müvekkil markası ile karıştırılmaya yol açmayacağı açık olduğunu, ” Davacının “... 4 şekil” markası 29. sınıftaki kuru bakliyat, zeytin, et ürünleri, hazır çorba gibi müvekkilin marka kapsamındaki, “...” malı ile hiçbir İlgisi olmayan malları kapsamaktadır. 43.sınıftaki yiyecek içecek hizmetlerinin sağlanması (Iokantacılık), gündüz bakım, kreş hizmetleri ile geçici konaklama ve hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetlerinin de Müvekkilin tescil kapsamındaki tek mal olan “...” ilişkin markasıyla bir benzerliği bulunmadığını, O halde, “... * şekil” markası zaten tescil edildiği alanlar itibariyle, müvekkili markası ile hiçbir benzerlik teşkil etmediğinden artık markaların benzerliğinin araştırma aşamasına dahi geçilemeyeceğini, “... * şekil”markası ise 30, 35 ve 43. sınıflarda tescilli olduğunu, Bu sınıflardan sadece 30. sınıfta müvekkil markası ile bir benzerlik varsa da bu marka da fiilen kullanılmadığını, Davacı tarafından bu markayı taşıyan tek bir ürün örneği ve görseli ibraz edilmediğini, Davacı vekilinin “...” markasının kullanıldığına ve alan adının dahi “...” olduğuna ilişkin açıklamalarına gelince, davacının “...” olan alan adı 2014 yılında dava dışı .... Şti.'ne tahsis edilmiş olup, “... “şekil” markası için 4 yıl sonra 2018 yılında tescil başvurusunda bulunulduğunu, Dosyada mübrez ikinci heyet raporunda “davacı markalarının zayıf marka olduğu” tespit edildiğini, ancak bu tespite rağmen taraflara ait markalar arasında iltibas tehlikesi bulunduğu kanaatine varıldığını, Davacıya ait markaların zayıf marka olduğu Mahkemece de kabul edilmesine karşın “zayıf markaya sahip tarafın da korunacağı ancak bu korumanın dar kapsamlı olduğu” gerekçesiyle davacının marka hakkına tecavüz edildiği kabul edildiğini, kararda yer verilen görüşlerin birbiri ile çeliştiğini beyanla ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, Markaya ve alan adına tecavüz ile haksız rekabetin tespiti, men'i, ref'i, internet alan adının ve ticaret ünvanının terkini istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yazılı şekilde; haksız rekabete yönelik istemin reddine, diğer taleplerin ise kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı, taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacının "...+şekil" ibareli ... numaralı markasının 29, 30 ,35 , 43. Sınıf emtialarda 11.04.2018 tarihinden, yine "...+şekil" markasının 29, 43. Sınıf emtialarda 28.12.2013 tarihinden itibaren tescilli olduğu, davalının 27.09.2018 başvuru tarihli ... numaralı "..." ibareli markanın ise 30. Sınıf "yiyecek için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar" emtialarında 25.12.2019 tarihinden itibaren tescilli olduğu, yapılan bilirkişi incelemesi ile davacının ... alan adlı internet sitesinde 2015 yılından itibaren gıda emtialarının satışında yoğun kullanımının bulunduğu, davalının ... alan adının ise 14.09.2018 tarihinde kayıt edildiği ve 2020 yılından itibaren aktif olarak kullanıldığı, davalının fiili markasal kullanımlarının gerçekleştiği "soslar ve bu sosların satışlarına" ilişkin emtia ve hizmetin davacı markasının tescil kapsamındaki "yiyecek için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar" emtiaları bakımından sınıfsal ayniyet içerdikleri, sair emtialar yönünden markasal kullanımlar bakımından da yüksek oranda sınıfsal benzerlik içerdiği, yüksek oranda tespit edilen sınıfsal, anlamsal ve işitsel benzerlik nedeniyle ortalama tüketici nezdinde işletmesel ya da ekonomik bağlantı kurma riski bulunduğu, davacı markalarının benzerinin davalıya ait ticaret unvanında esas unsur olarak yer aldığı, ilk rapor sunan bilirkişi heyetinde yer alan marka vekili tarafından sunulan ayrık raporda davalının tescil kapsamındaki emtia listesine yer verildiği, markaya tecavüz ve buna dayalı sair talepler yönünden talebin kabulüne karar verilmesi yerinde olduğu, alan adının yurtdışında kullanımının engellenmesine yönelik talebin reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, kümülatif korumdan faydalanılamayacağından haksız rekabete yönelik talebin reedine karar verilmesi de yerinde olduğundan taraf vekillerinin istinaf taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
3-Alınması gereken 732,00 TL harçtan, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
-Alınması gereken 732,00 TL harçtan, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
4-Taraflar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6- Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince ilgili tarafa iadesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.16/06/2026