Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1237 E. 2026/1414 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1237
Karar No
2026/1414
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1237

KARAR NO: 2026/1414

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 18/12/2025

NUMARASI: 2022/494 Esas - 2025/908 Karar

DAVA: Genel Kurul Kararının İptali

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/07/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinden ...'in 28/09/2009 tarihinde davalı şirkette, o tarihte davalı şirketin %95 oranında hissesine sahip diğer davacı ... ... ... yi temsilen 3 yıl süre ile görev yapmak üzere yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, 13/02/2010 tarihinde davalı şirket...'nin merkezinde gerçekleştirilen ve müvekkilinin usulüne uygun olarak davet edilmediği olağan üstü genel kurul toplantısında görevden alındığını, müvekkillerinden ...'in hali hazırda A grubu hisseye sahip paşdaş ve genel kurulun yapıldığı tarihte yönetim kurulu üyesi olarak iş bu davayı açmakta hukuki menfatinin bulunduğunu, diğer müvekkili ... ise bir takım usulsüz ve hukuka aykırı işlemler ile...'deki ortaklık sıfatının iradesi dışında kaybetmiş olması dolayısı ile dava konusu genel kurulda alınan kararların yoklukla malül olduğunu tespitini istemekte yetkili olduğunu, 13/03/2010 tarihli olağan üstü genel kurul toplantısının yok hükmünde sayılmasının nedenlerini (a)- Hukuka aykırı olarak tayin edilen yönetim kurulu tarafından yapılan toplantı davetinin geçersiz olduğunu, 13/02/2010 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların iptali amacı ile dava açtıklarını bu genel kurul toplantısında usulsüz olarak yeni yönetim kurulu üyeleri atandığını ve iş bu huzurdaki davada konu edilen genel kurul davetinin söz konusu 13/02/2010 tarihinde ki yönetim kurulu tarafından yapıldığını, 13/02/2010 tarihli genel kurul iptal edildiği takdirde geçerli bir yönetim kurulu olmayacağını, 13/03/2010 tarihindeki genel kurul davetinin ve bu toplantıda alınan kararlarında geçersiz olacağını, (b)- Somut olayda geçerli bir davet bulunmadığından 13/02/2010 tarihli olağan üstü genel kurul toplantısı ve toplantıda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti ve iptali gerektiğini, toplantının geçerli olabilmesi için bütün pay sahiplerinin usulüne uygun şekilde davet edilmesi gerektiğini, bunun tek istisnasının TTK 370.maddesinde ön görüldüğünü, bununda geçerlilik şartının mevcut toplantıya tüm pay sahiplerinin katılması olduğunu, TTK 368.maddesine göre toplantının esas sözleşmede gösterilen şekil ve surette ve her halikarda 37.maddede belirtilen gazetelerde ilan edilmek üzere toplantı vaktinden en az iki hafta önce yapılması gerektiğini, ayrıca nama yazılı pay sahipleri ile önceden şirkete bir hisse senedi tevdi edilerek ikametgahını bildiren pay sahiplerinin taahhütlü mektup gönderilmesi sureti ile de toplantı gününün bildirilmesi gerektiğini, nama yazılı pay sahibi olan müvekkili ...'e ve ...'na taahhütlü mektup gönderilmediğini, diğer davacının ise usulsüz işlemlerle payını kaybettiğini, bu nedenle buna da toplantı gününün davet sureti ile bildirilmediğini, bu nedenle geçersiz davet üzerine toplanılan genel kurulda alınan kararların yok hükmünde olduğunu, ...'in davalı şirkette pay sahibi olup aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olduğunu, davet edilmediği 13/02/2010 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliğinden haksız olarak aziledildiğini, 13/03/2010 tarihli toplantının 13/02/2010 tarihli toplantıdan bir ay sonra yapılması nedeni ile müvekkilinin kendisi aleyhine alınan kararlardan haberdar olmamasına ve toplantıya katılmaması nedeni ile şirketin ortaklık yapısında meydana gelen değişimi fark edemeyerek durumdan...'nin %95 oranında pay sahibi ve ortağı olan diğer müvekkili ...'u süresinde bilgilendiremediğini, bu nedenle gerekli yasal işlemlerin başlatılamadığını, bu nedenle alınan kararların yok hükmünde olduğunu, (c)-Müvekkillerinden ... davalı şirkette ortak ve yönetim kurulu üyesi olarak davalı şirketin 13/03/2010 tarihli olağanüstü genel kurulda toplantıya davet edilmediğini, oy kullanma haklarının engellendiğini, (d)- Davalı şirketin 13/03/2010 tarihli olağanüstü genel kurulunda toplantı ve karar nisabının sağlanamadığını, TTK 372.maddesine göre "Umumi heyetler bu kanunda veya esas mukabelede aksine hüküm bulunan haller hariç olmak üzere şirket sermayesinin en az dörtte birini temsil eden pay sahiplerinin huzuru ile toplanırlar ilk toplantıda bu nisap oluşmadığı takdirde tekrar toplantıya davet edilirler, ikinci toplantı da hazır bulunan pay sahipleri temsil ettikleri sermeyenin miktarı ne olursa olsun müzakere yapmaya ve karar vermeye yetkilidirler." denildiğini, ana sözleşmenin 17.maddesinde toplantı ve karar alma yeter sayısının düzenlendiğini, buna göre A grubu hisselerinin çoğunluğunun temsil edilmesi kayıt ve şartı ile şirket hisselerinin çoğunluğuna sahip pay sahiplerinin katılımı ile toplanılacağını, kararında şirket hisselerinin çoğunluğunun olumlu oyu ile alınacağını, her hisse sahibinin bir oy hakkı bulunduğunu, ancak somut olayda...'nin %95 oranında A grubu hisseye sahip ...un toplantıya davet edilmediğini bu nedenle toplantı ve karar nisabı oluşmadığını, 13/02/2010 tarihinden önceki usulüne uygun hissedarlık yapısı irdelendiğinde ... 169.460.996, ....... Belediyesinin 8.919.000, ... 1,... 1, ...'nin 1, ...nun 1 olmak üzere toplam hisse adedinin 178.380.000 olduğunu, müvekkillerinden ...'in ve ... birlikte 13/02/2012 tarihene kadar...'nin ... tarafından atanan yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptıklarını ayrıca ...'in A grubu 1 hisse ile halen...'nin ortağı olduğunu,TTK ya aykırı olarak gerekli çağrılan yapılmadan yapılan 13/02/2010 tarihli genel kurul toplantısında ortaklık yapısının hazirun cetvelinde... ...169.460,996, ... Belediyesinin 8.919.000, ... 1,... 1, ...'nin 1, ...nun 1 olmak üzere toplam hisse adedinin 178.380.000 olarak gösterildiğini, iş bu davanın konusu olan 13/03/2012 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında yine ortak ve eski yönetim kurulu üyesi olan ...'e çağrı yapılmadığını, ... diğer temsilcisi ve eski yönetim kurulu üyesi aynı zamanda ortak olan ...'nun tesadüfen toplantıya katıldığını, 13/03/2010 tarihinde yapılan toplantıda hazırlanan hazirun cetveli incelendiğinde...'nin %95 oranında hissesine sahip ... ...'nin hissadarı olarak hazirun cetvelinde yer almadığının görüldüğünü, bunun yerine kim oldukları ve neden pay sahibi olarak yer aldıkları anlaşılamayan iki ayrı şirketin adının yer aldığının görüldüğünün, hazirun cetvelinin ortaklık yapısının... ...70.000,00, ... ... 99.460.996, ... 8.919.000, ... 1,... 1, ...'nin 1, ...nun 1 hisse sahibi olarak yer aldığının tespit edildiğini, bu toplantıda ... davalı şirketteki yönetim kurulu üyeleri olan ... ve ...'in görevden alındıklarının öğrenildiğini, ... ...'deki hisselerini satma konusunda herhangi bir karar ve onay bulunmadığını, kaldi ki...'nin ana sözleşmesinin 10/2.maddesinde hisse devrinin geçerli olması ve şirkete karşı hüküm ifade edebilmesinin devrin yönetim kurulunun önceden vereceği yazılı izin ile onanması ve şirketin tasdikli pay defterine kayıt edilmesi şartına bağlı olduğunu, yönetim kurulunun karar alabilmesi için ise ana sözleşmenin 23.maddesinde ki nisabın sağlanması gerektiğini, ...'in hisse devrinin tartışıldığı herhangi bir toplantıya katılmadığı gibi böyle bir karar da imzalamadığını, ...'nun alınan tüm kararlara muhalefet ettiğini, son hazirun cetveli incelendiğinde ... sahip olduğu %95 oranındaki hissenin... ile ... adlı iki şirket arasında %40 ve %55 oranında paylaşıldığının anlaşıldığını, ... tarafından gönderilen 29/03/2010 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamede...'nin yaklaşık %95 hissesinin icra ihalesinde satın alındığını, bilahare bu hisselerin %56'sının ...'ye satıldığının bildirildiğini, sonrasında ... tarafından gönderilen mektupta ....İcra Müdürlüğünün ... esas ve ... esas sayılı dosyaları ile ... aleyhine ... tarafından 16.985.937,50TL alacak için takip başlatıldığı, takiplere dayanak olarak ... ve ... arasında imzalanan 28/12/2007 ve 06/05/2008 tarihli iki sözleşme ve ödeme makbuzlarının gösterildiğini, takip sonucunda hisselerin... tarafından iktisab edildiğinin belirtildiğini, 19/01/2010 tarihinde ....İcra Müdürlüğü tarafından...'ye yazı yazılarak...'nin ...'a ait 169.460.996 adet nama yazılı hissesinin yapılan ihale sonucu... tarafından iktisab edildiği ve bu durumun pay defterine ortak olarak tescili ve kaydının yapılmasına ilişkin müzekkere gönderildiğini, bu müzekkereden de müvekkillerinin haberinin olmadığını, ödeme emirlerinin hem ... hemde...'nin yönetim kurulu üyesi olan ... tarafından alındığını, satış ilanında ...tarafından alındığını, ancak bu durumun müvekkiline bildirilmediğini, yasaya ve usule aykırı tebligat ile yapılan hukuk dışı icra takiplerinin iptaline ve icra ihalelerinin feshine dair ... tarafından Şişli 4.İcra Hukuk Dairesi nezdinde 2010/525, 526,527,528 esas numaralı davalar ile dava açıldığını, öte yandan cebri icra vasıtası ile hisse devir işleminin gerçekleşeceğinin kendilerinden saklandığını, daha sonra... tarafından hisselerinin %55'inin 13/02/2010 ila 13/03/2010 tarihi arasında ...'ye devir edildiğini, bu açıklamalar istinaden toplantı ve karar sayısı sağlanmadan yapılan 13/03/2010 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitini veya iptalini talep ettiklerini ve şirketin yönetimininde kayyıma bırakılmasını talep ve dava etmişlerdir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ... tarafından verilen vekaletnamenin geçerli olmadığını, ... hisselerinin tamamının icradan açık artırma yolu ile ....İcra Müdürlüğünün ... ve ... sayılı dosyalarından 06/01/2010 ve 07/01/2010 tarihlerinde satıldığını, ... müvekkili şirkette payının bulunmadığını bu nedenle ... aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, 13/02/2010 tarihli genel kurula hisseleri satıldığı için ... davet edilmediğini, diğer davacının ise şirkette 1 adet hissesinin bulunduğunu, bu davacıya 13/02/2010 - 13/03/2010 ve 19/03/2010 tarihli genel kurul toplantılarının tamamının... ana sözleşmesi ve TTK'nın ilgili maddeleri uyarınca taahhütlü mektupla davet edildiğini, yerel gazeteyle ve ticaret sicil gazetesinde ilanların yapıldığını, ancak ...'in toplantıya katılmadığını, katılıp muhalefet şerhi verse dahi bir hissesi olması nedeni ile alınacak kararlarda hiçbir etkinliği olmayacağı belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Mahkememize ait kararın istinaf edilmesi üzerine, yukarıda özetlenen istinaf ilamında özellikle İstanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesine ait kararın kesinleşmesi beklenilmesi istenilmiş ve mahkememizce İstanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesine ait (önceki esası 2012/154) 2022/897 esas sayılı dosyanın kesinleşmesi beklenilmiş ve 21/05/2025 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. İstinaf ilamında bahsi geçen İstanbul 8 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/142 esas 2025/544 karar sayılı ilamı incelendiğinde, kesinleşen İstanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/897 esas 2025/270 sayılı kararına atıf yapılarak bu karar esas alınarak, davacı... yönünden aktif husumetten, diğer davacı yönünden ise esastan davanın reddine karar verildiği görülmüştür. Mahkememizce daha önce verilen karar İstanbul 15 ATM'nin 2022/897 esas sayılı dosyası ve İstanbul 8 Asliye Ticaret Mahkemesine ait 2016/142 esas sayılı dosyasından verilen kararlar birlikte değerlendirildiğinde, 13/03/2010 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti için davacı... tarafından dava açılmış ise de, önceki kararımızda belirttiğimiz üzere "karar tarihi itibari ile davacı ...un davalı...'de hiçbir hissesinin kalmadığı dolayısıyla Yargıtay 11 HD'nin 06/02/2018 tarih 2016/6238 esas 2018/788 karar sayılı ilamında da belirttiği üzere , 13/03/2010 tarihli genel kurulda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitini isteyen davacı ...un ortaklık sıfatının kalmaması nedeniyle" bu davacı yönünden açılan dava da aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığından, aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekmiştir.

Diğer davacı ...'in talebi yönünden değerlendirme yapıldığında ise önceki kararımızda belirttiğimiz üzere, 13/03/2010 tarihli genel kurula , pay kazanımı geçerli bulunan ve davalı şirkette 99.460.996 adet hissesi bulunan ... ... ve hazirun cetvelinde ... Belediyesi ve ...'nun katılımı ile alınan kararların niteliği itibari ile toplantı ve karar nisabı oluştuğu da dikkate alınarak bu davacı tarafından açılan davanın da reddine, ..." karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; ..., ...’yi saf dışı bırakarak davacıların ...’de sahip olduğu hisselere hissedarlık sözleşmesine aykırı bir şekilde sahip olmak adına hukuki kurum ve araçları kullanarak birçok kötü niyetli ve dolayısıyla muvazaalı işlemler yaptığını, hukuka, şirket ana sözleşmelerine ve taraflar arasındaki sözleşmelere aykırı şekilde ..., ...’yi temsil eden yönetim kurulu üyelerinden gizleyerek ... aleyhine icra takibi başlatmış, icra takibini kesinleştirmiş, kesinleşen icra takibi neticesinde yine aralarında şekli bağ olmasa dahi organik bağ olan liman işletmeciliği alanında hiçbir bilgi ve deneyimi olmayan sözde üçüncü kişi şirkete yani...’a...’nin %95 hissesini satın aldırmış, davacıların haberi olmaksızın genel kurul toplantıları yaparak ...’yi...’de temsil eden yönetim kurulu üyelerinin temsil yetkisine son verdirmiş ve kendi yönetim kurulu üyelerini atadığını, ayrıca hisseleri derhal üçüncü kişilere satarak, olası “eski hale iade” sonuçlarını bertaraf etmeyi amaçladığını, ..., ..., ... ... ...., ... Ltd. ve ... Ltd. farklı ülkelerde konuşlanmış farklı tüzel kişilikler olsa da aynı kişiler tarafından, tek bir irade ile yönetildiğini, zira tüm bu şirketlerin faaliyetleri aynı amaca hizmet ettiğini, bu amacın, ...’nin gerçek hissedarı ...’yi uzaklaştırma ve...’nin kontrolünü ele geçirmek olup bu amaç uğruna anılan şirketlerin birlikte hareket etmekte oldukları anlaşıldığını, ...’nin hisselerini elde eden yeni sözde hissedarlar tarafından peş peşe genel kurul toplantıları yapılması nedeniyle, ... tarafından her bir toplantıya ve bu toplantıda alınan kararlara karşı, alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti ve iptali konulu davalar açıldığını, bu davalara yönelik yargılamalar ise hala devam ettiğini, davacı ...’ye ait... hisseleri davacı Şirket’in iradesi dışında elinden alındıktan sonra, ortak bir irade ile hareket eden Huzurdaki dava dışı şirketler peş peşe sözde genel kurul toplantıları yapmış, hisseleri devretmiş ve...’ye çok yüklü miktarda ödemeler yapan ...’nin hisselere ulaşmasını engellemek adına kendilerine kalkan oluşturmaya odaklandığını,

Yerel Mahkemenin bekletici mesele yapması gereken asıl uyuşmazlığı dikkate almadığını, kaldırma Kararı uyarınca yapılması gereken değerlendirme İstanbul 8. ATM’nin 2016/142 E. sayılı dosyasının sonucuna bağlı olduğu açıkça ortaya konulmuşken; Yerel Mahkeme’nin bu dosyanın kesinleşmesini beklemeksizin ve sonuçlarını tartışmaksızın hüküm kurması, Kaldırma Kararı’nın gereğinin yerine getirilmediğini gösterdiğini, hükme esas alınan İstanbul 15. ATM'nin 2012/154 E. sayılı dosyası huzurdaki yargılamadan sonraki bir yargılama olup dava konusu da huzurdaki uyuşmazlıktan farklı olduğunu, Genel Kurul toplantısı ve toplantıda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin eldeki davada; daha sonra ikame edilmiş bir dosyada verilen kararın hükme esas alınması hukuka aykırı olduğunu, davacının huzurdaki davada aktif husumet ehliyeti olduğu sabitken ...’nin pay sahipliği sıfatı ve dava açmakta hukuki yararı olduğu tartışmasız olduğunu, ..., ...’nin %95 oranındaki paylarının gerçek sahibi olduğunu ve bu paylar iradesi dışında, usulsüz icra işlemleri ve muvazaalı tasarruflarla elinden alınmaya çalışıldığını, huzurdaki dava genel kurulun yokluğunun veya butlanının tespiti davası olup işbu davalarında pay sahipliği sıfatı aranan bir koşul olmadığını, mahkemenin, husumete ilişkin koşulları dahi doğru şekilde tespit edememiş; anlaşıldığı üzere, genel kurulun iptali davalarına özgü husumet şartlarını,

Huzurdaki genel kurulun yokluğu ve butlanının tespiti davasında uyguladığını, genel kurulun yokluk ve butlanını, menfaati olanlar talep edebilmekte olduğunu, bunun için pay sahibi sıfatı aranmadığını, her halükârda karar, davacı ... yönünden hukuka aykırı olduğunu; nitekim ... ...’nin pay sahibi olduğunu, anonim şirketler hukukunda pay sahipliği sıfatı, pay miktarına göre değeri azalan veya artan bir sıfat olmadığını, tek bir paya dahi sahip olmak, hatta herhangi bir paya veya oy hakkına sahip olmamak genel kurul kararlarının yokluğu veya butlanı davasını açmak için yeterli olduğunu, somut olayda, davalı şirket ve onunla organik bağ içerisinde bulunan şirketler muvazaalı işlemler yaparak davacı şirket’in sahip olduğu hisseleri haksız olarak ele geçirmiş olduklarını, davalı tarafın şüpheli işlemleri göz ardı edilmemesi gerektiğini, davacı şirket’in yegâne kuruluş amacının davalı...’ye pay sahibi olmak, yatırım yapmak, sermaye artışı için kaynak sağlamak ve şirketin yönetiminde yer alarak liman işletmesi faaliyeti ile kâr elde ettiğini, bu kapsamda davacı şirket ..., davalı...’ye 34.179.938,25 amerikan doları gönderdiğini ancak davacı şirket’in davalı... hisselerini satın almasının ardından...’ye yaptığı on milyonlarca Amerikan Doları tutarındaki yatırımlar sonrasında, ... hisselerinin iradesi dışında elinden alınması, ardından peş peşe yapılan sözde genel kurullar, yönetim organının ele geçirilmesi, ardından...’nin borçlandırılması ve şirketin aldığı yatırımlarla en önemli malvarlığı olan liman işletme hakkının davacı Şirket kontrolünden çıkarılarak üçüncü kişilere devredilmesi işlemlerinin tamamı Davalı Şirket ve organik bağ içerisinde olduğu taraflarca kötü niyetli ve danışıklı hareket tarzının parçaları olduğunu, bu hususların MASAK Raporu’nda da sabit olduğunu, huzurdaki dava konusu genel kurulda, gerçek pay sahibi olan davacıların temsil edilmediğini, bu hususun İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/142 E. sayısı dosyası neticesinde verilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2015 tarihli kararı ile sabit olduğunu, o karardan bugüne, tam 10 yıldır Müvekkiller hak arama mücadelesi verdiğini ancak gerek mahkemelerin usul ve yasaya aykırı kararları, gerekse çelişkili yüksek mahkeme içtihatları ile davacıları haklarına kavuşamadığını, yerel mahkeme, uyuşmazlığı çözerken hem usule hem de esasa ilişkin son derece ağır hatalar yapmış, bekletici mesele yapılması gereken dosyayı beklememiş buna karşın niteliği itibariyle hükme esas alınmaya elverişli olmayan başka bir dosya neticesinde verilen kararı hükme esas almış Mahkeme’nin Karar’ı incelendiğinde, maddi vakıaların ve muvazaa olgusunu değerlendirmediği veya dikkate alınmadığı, dosya kapsamında herhangi bir inceleme yapılmadığı ve gerekçesiz, denetime elverişsiz bir hüküm tesis edildiği görülmektedir. beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE: Dava, anonim şirket genel kurul kararının yoklukla malül olduğunun tespiti davasıdır.

İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacı ...'ın davalı şirketteki hisselerinin usulsüz işlemlerle elinden çıkıp çıkmadığı ve aktif husumetinin bulunup bulunmadığı, çağrının usulsüz olup olmadığı ve genel kurul kararlarının yok hükmünde olup olmadığı noktasındadır.

Davalı ... A.Ş.'nin 178.380.000 hissesinden 169.460.996 adedi davacı ...'a,8.919.000 adedi .... Belediyesine, 1 adedi ...'e, 1 adedi ...'na, 1 adedi ...'e, 1 adedi ...na ait iken, davacı ... %95'e tekabül eden hisselerinin.... İcra Müdürlüğünün (eski ....) ... ve ... esas sayılı takip dosyalarında yürütülen icra takibi sonucunda 06/01/2010 ve 07/01/2010 tarihinde yapılan ihaleler ile... tarafından satın alınması sonucu 169.460.996 adet hisseye... ...malik olmuş ve davacı ... davalı şirkette hiç hissesi kalmamıştır.

Bu icrai satışlardan sonra 13/02/2010 ve 13/03/2010 tarihlerinde davalı şirket genel kurulları yapılmıştır.

Davacı tarafça, hisselerin devrinin yapıldığı icra işlemlerinin usulsüz olduğu, 13/02/2010 tarihinde alınan genel kurul kararlarının iptali halinde genel kurulda seçilen yönetim kurulu üyelerinin 13/03/2010 tarihli genel kurula hazırlık işlemlerinin ve dolayısıyla çağrının da geçersiz olacağı, ... genel kurula davet edilmediği ve ayrıca toplantı ve karar nisabının sağlanmadığı iddiasıyla davalı şirketin 13/03/2010 tarihli genel kurulunda alınan kararların yoklukla malul olduğunun tespitine ve iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.

İlk derece mahkemesince davanın davalı .... Yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... yönünden esastan reddine karar verilmiş, bu kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine davacı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile Dairemizce, eksik inceleme nedeniyle mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilerek yeniden yargılama yapılması için dava dosyası ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.

İlk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda İstanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/897(eski esas: 2012/154) esas sayılı dosyanın kesinleşmesi üzerine davanın davalı .... Yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... yönünden esastan reddine karar verilmiştir.

Davaya konu genel kurul kararı öncesinde davalı ... A.Ş.'nin 178.380.000 hissesinden 169.460.996 adedi davacı ...'a, 8.919.000 adedi ... Belediyesine, 1 adedi ...'e, 1 adedi ...'na, 1 adedi ...'e, 1 adedi ...na ait iken, davacı ... %95'e tekabül eden hisselerinin, davacı şirketin hissedarlarından dava dışı ... şirketinin davacı şirketten olan alacağının tahsili için başlatılan ve.... İcra Müdürlüğünün (eski ....) ... ve ... esas sayılı takip dosyalarında yürütülen icra takibi sonucunda 06/01/2010 ve 07/01/2010 tarihinde yapılan ihaleler ile... tarafından satın alınmış ve ihale alıcısı... tarafından bu hisselerin 99.460.996 adedini 22/02/2010 tarihinde ... ...'e, 60.000.000 adedini de 30/03/2011 tarihinde ... Limited'e satılmıştır. Bu satışlardan sonra ihale alıcısı... üzerinde 10.000.000 adet hisse kalmış, davacı ... ise davalı şirkette hiç hissesi kalmamıştır.

Bahsi geçen icra takiplerine ilişkin olarak takipteki ödeme emrinin iptali konusunda 03/05/2011 tarihinde Şişli 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 2011/386, 387 ve 388 esas sayılı dosyalarında davalar açılmış ve yargılama sonucunda ödeme emrinin tebliğinin geçersizliği ile ödeme emrinin borçluya 01/04/2010 tarihinde tebliğ edilmiş sayılmasına karar verilmiş ve kararlar kesinleşmiştir.

Ayrıca Şişli 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 2011/389 esas sayılı dosyasında açılan ihalenin feshi davasında 06/01/2010 ve 07/01/2010 tarihli ihalelerin sonuç itibariyle feshine karar verilmiş ve bu karar da kesinleşmiştir. Bu karar üzerine takip borçlusu davacının talebiyle icra müdürlüğünce davaya ve takibe konu ... A.Ş. hisselerine borçlu ...'a iade edilmek üzere el konulmasına, geçici ilmuhaberlerin veya temsil ettiği hisselerin bulunamaması halinde hisselerin borçlu ...'a ait olduğunun pay defterine işlenmesine karar verilmiştir. İcra müdürünün bu işlemine karşı ... ...'in şikayet yoluna başvurması üzerine İstanbul 15. İcra Hukuk Mahkemesinin 2011/822 esas sayılı dosyasında şikayetin reddine karar verilmiş ancak kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 22/01/2013 tarih ve 2012/3104-2013/1418 sayılı kararı ile "her ne kadar ihalenin feshi konusunda ihale alıcısı...'u etkilese de, hisseleri ihale alıcısından satın alan 3. kişi ...'in kazandığı mülkiyet hakkını etkilemeyeceği, 01/04/2010 tarihinden önce yapılan işlemlerin yok hükmünde sayılmasının, ihale bedelini ödeyip malı teslim alan alıcıdan söz konusu hisseleri satın alan iyi niyetli üçüncü kişilerin kazanımlarını etkilemeyeceği, bu durumda icra müdürünün mülkiyet hakkına müdahale eder şekilde satışı yapılan ve... devredilen hisse senetlerinin de borçluya ait olduğuna ilişkin kararın iptal edilmesinin gerektiği" icra mahkemesi kararı bozulmuş ve en nihayetinde İstanbul 15. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/189 esas sayılı dosyasında bozmaya uyularak şikayetin kabulü ile icra müdürlüğünün devredilen hisse senetlerinin borçluya ait olduğuna ilişkin kararının iptaline karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir.

Söz konusu takip dosyalarında tebligat usulsüzlüğü nedeniyle yapılan hisse hacizlerinin de iptali gerektiğinden takip dosyalarında satılmayan ve üzerindeki haciz kalkan 10.000.000 hisse davacıya iade edilmiş, ancak bu kez takip dosyalarında borç ödenmediğinden bu hisseler tekrar haczedilmiş ve 10.000.000 hisseyi yapılan ihale sonucunda alacağı temlik alan ... şirketi 31/10/2013 tarihinde alacağa mahsuben satın almıştır.

Davacılar ... ve ... ...tarafından davalılar..., ..., ... ve ... hakkında, yargılaya konu olan hisselerin mülkiyetinin aidiyetinin tespiti istemiyle İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/154 esas sayılı dosyasında görülen davada, davanın reddine karar verilmiş, bu kararın istinafı üzerine de İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin 2018/846 esas sayılı dosyasında "davacının davalıların kötü niyetli olduklarını ispatlayamadığı gibi, aralarında işbirliği olduğunu, şirketler arasında organik bağ olduğunu, sırf söz konusu hisseleri davacının elinden almak için asıl alacaklı ile işbirliği içinde hareket ettiklerini kanıtlayamadığı, kesinleşen İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/425 -2014/4 sayılı kararı ile şirketler arasında davacının iddia ettiği gibi bir işbirliğinin bulunmadığı, yapılan takip ve devir işlemlerinde usulsüzlük olmadığı, aralarında organik bağ bulunmadığı, eylemlerin hukuki uyuşmazlık konusu olduğu, dolandırıcılık kastının bulunmadığının tespit edildiği, yapılan ilk ihale tebligat usulsüzlükleri nedeniyle iptal edilmiş ise de, emin sıfatı ile ... ihale alıcısından hisseleri devralan 3. kişilerin iyiniyetli kazanımlarının etkilenmeyeceği, ayrıca davacının, hakkında yapılan ve kesinleşen icra takiplerinden dolayı takip alacaklısına borcu olmadığını iddia etmediği gibi bu konda açılmış bir menfi tespit davasının da bulunmadığı, buna göre davacının borcundan dolayı kesinleşen icra takibi sonucunda iptaline karar verilen bu ihale ile hisseleri satın alan ve davacı tarafça kötü niyetli oldukları ispatlanamayan, ihale alıcısı emin sıfatı ile ......'tan edinen iyiniyetli 3. kişi konumunda olan davalılar ... ... ile... Limited'in bu kazanımlarının etkilenmeyeceği, birleşen davada ise, bu davanın davalısı ...'un, kesinleşen takipte takip alacaklısından alacağı temlik alarak hacizli hisseleri takipte yapılan ihale sonucunda borca mahsuben satın aldığı, davacının, asıl alacaklı ... ile davalı arasındaki temlik işleminin muvazaalı olduğunu ispatlayamadığı, ayrıca davacının takipte borçlu olmadığını da iddia etmediği, geçerli bir takip sonucu usulüne uygun şekilde haczedilmiş olan davaya konu hisseleri alacağı temlik alarak takipte yapılan ihale ile satın alan davalı ...'un da hisselerin gerçek maliki olup, davacının muvazaa iddiasını ispatlayamadığı" gerekçesiyle asıl ve birleşen dava yönünden davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 11 HD'nin 01/06/2022 Tarih ve 2020/7482 E. - 2022/4328 sayılı kararı ile, birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca onanmasına; asıl davada davacılar vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılmasına, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, karar verilmiştir.

Bozma kararından sonra İstanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/03/2023 Tarih ve 2022/897(eski esas: 2012/154) E. -2023/270 K. Sayılı kararında, Mahkemenin 21/12/2017 tarih ve 2012/154 Esas 2017/1118 karar sayılı asıl dava yönünden verilen hükümde direnilmesine, asıl davanın reddine,

birleşen dosya onanmakla birleşen dosya yönünden yeniden hüküm tesisine yer olmadığına karar verilmiştir.

Direnme kararının temyiz edilmesi üzerine Yargıtay HGK'nın 21.05.2025 Tarih ve 2023/11-802 E. - 2025/335 K. Sayılı kararı ile, davaya konu hisse senetlerinin davacının borcundan dolayı kesinleşen icra takibi sonucunda -ilk ihale tebligat usulsüzlükleri nedeniyle iptal edilmiş olmasına rağmen- iptaline karar verilen bu ihale ile hisseleri satın alan ve davacı tarafça kötüniyetli oldukları ispatlanamayan, ihale alıcısı emin sıfatı ile ......'tan edinen iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olan davalılar ... ile ...'ın bu kazanımlarının korunması gerektiği, 06.01.2010 ve 07.01.2010 tarihinde yapılan ihaleler ile hisselerin davalı... tarafından satın alındıktan sonra, adı geçen şirket tarafından bu hisselerin %56'sının 22.02.2010 tarihinde davalı ...'ye, %33,5 hissenin de 30.03.2011 tarihinde tedbir kararı alınmamışken yaklaşık on dört ay sonra davalı...'a satılmış olduğundan davalı ...'a yapılan satış bakımından on dört ay gibi bir sürenin ticari hayatın olağan akışına göre kısa bir süre olarak kabulünün mümkün olmadığı, ayrıca davacı taraf davalı... A.Ş'nin hisselerini devralan şirketlerin tabela şirketleri olduklarını ispat edemediği gibi, davalı şirketlerin bu hususa ilişkin ilgili delillerini de dosyaya sunduklarının görüldüğü, buradan hareketle davalı şirketler arasında organik bir bağ bulunmadığı gibi davalıların iş birliği ve kötüniyetle hareket ettikleri davacı tarafça ispat edilemediği, diğer bir ifadeyle davacı taraf davalıların kötüniyetli olduklarını ispatlayamadığı gibi aralarında işbirliği olduğunu, şirketler arasında organik bağ olduğunu, sırf söz konusu hisseleri davacının elinden almak için asıl alacaklı ile işbirliği içinde hareket etiklerini kanıtlayamadığı, yapılan ilk ihale, tebligat usulsüzlükleri nedeniyle iptal edilmiş ise de emin sıfatı ile ... ihale alıcısından hisseleri devralan üçüncü kişilerin iyiniyetli kazanımlarını etkilemeyeceği, buna göre davaya konu hisse senetleri davacının borcundan dolayı kesinleşen icra takibi sonucunda -ilk ihale tebligat usulsüzlükleri nedeniyle iptal edilmiş olmasına rağmen- iptaline karar verilen bu ihale ile hisseleri satın alan ve davacı tarafça kötüniyetli oldukları ispatlanamayan, ihale alıcısı emin sıfatı ile ......'tan edinen iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olan davalılar ... ile...'ın bu kazanımlarını etkilemeyecek olmasına göre mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçeleriyle davacı vekilinin birleşen davaya ilişkin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine oy birliğiyle, davacılar vekilinin asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının onanmasına kesin olarak karar verilmiştir.

Bilindiği üzere genel kurul kararının iptali davasında, kararın iptalini talep eden ortağın, ortaklık sıfatının dava süresince devam etmesi gerekir. Uygulamada husumet olarak tanımlanan bu yetkinin, tüm dava sürecinde davacı üzerinde bulunması gerekmektedir. Dava açan kişinin ortaklık sıfatı sona erecek olursa, artık davayı takip ve sonuçlandırmakta hukuki menfaati de kalmaz.

Yukarıda ifade edildiği gibi yapılan icrai satışlar sonucunda davacı .... şirketinin, davalı ... A.Ş.'de hiç hissesi kalmamıştır. Davacı tarafın hisselerin mülkiyetinin aidiyeti istemiyle açmış oldukları stanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/03/2023 Tarih ve 2022/897(eski esas: 2012/154) esas sayılı dosyasında davanın asıl ve birleşen dava yönünden reddine karar verilmiş ve bu karar yukarıda belirtildiği gibi Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiş ve böylelikle ihale alıcısı ve ondan hisseleri devralan ... ... ve ... Limited ile tekrar yapılan haciz ve ihale sonucunda alacağa mahsuben hisseleri alan ... şirketinin kazanımları korunmuştur.

Bu durumda davalı ... A.Ş.'de hiç hissesi kalmayan davacı .... Şirketinin eldeki dava yönünden aktif husumeti bulunmamaktadır. Davacı tarafça, genel kurul kararının yokluğunun tespitini menfaati olan herkesin talep edebileceğini ve bu sebeple dahi husumetinin bulunduğunu iddia etmiş ise de, bunun için güncel bir hukuki yararın bulunması şart olup, hisselerin dava dışı üçüncü kişilere geçmesi nedeniyle ortaklık sıfatı bulunmayan davacı .... Şirketinin, dava konusu genel kurul kararının yokluğunu istemesinde bir hukuki yararı bulunmamaktadır.

Dairemizce yapılan kaldırma kararında İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/154 esas sayılı dosyasında açılan davanın sonucuna göre, davacı tarafın hisselerinin ihale ile satışlarından sonra yapılan ilk genel kurul olan 13/02/2010 tarihli genel kurul karalarının yoklukla malul olduğunun tespiti istemiyle İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/142(eski esas 2013/324) esas sayılı dosyasında açılan davanın eldeki davaya etkilerinin değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiş, davacı tarafça da söz konusu mahkeme dosyasının sonucu beklenmeden karar verilmesi ve anılan dosyaya ilişkin verilen Hukuk Genel Kurulu kararında davacının aktif husumetinin kabul edildiği hususları istinaf sebebi yapılmıştır.

İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/324(bozma sonrası esas 2016/142) esas sayılı dosyasında verilen direnme kararının temyiz edilmesi üzerine Yargıtay HGK'nın 17.04.2015 Tarih ve 2014/11-163 E. - 2015/1225 K. Sayılı kararı ile, "davacı şirkete ait payların satışına ilişkin icrada yapılan ihalenin feshedildiği ve kararın kesinleştiği hususu sabit olup, davacı ...’in davalı şirkette 1 adet pay sahibi olduğu davaya konu genel kurul hazirun cetvelinden de anlaşılacağı üzere çekişme konusu değildir. Ayrıca davacı ... davalı şirkette % 95 paya sahip diğer davacı ....’ı temsilen yönetim kuruluna seçilmiştir. Bu durumda mahkemece, davacı ...’in öncelikle ortak sıfatıyla aktif husumete ehil olduğu ve ihalenin feshi davasının kesinleşmesi ile de genel kurulda %95 paya ait oyun gerçek hak sahibi tarafından kullanılmadığı sabit olduğu dikkate alınarak, davacı ... tarafından açılan davanın kabulüne karar vermek gerekir.

Diğer taraftan davacı .... yönünden yapılan incelemeye gelince; (...) bu davacının da aktif husumet ehliyetine haiz olduğunun kabulü ile yukarıda açıklandığı üzere, bu davacıya ait ve davalı... Liman İşletmeleri A.Ş.’nin %95 payının gerçek hak sahibi tarafından genel kurulda temsil edilmemesi sebebiyle bu davacı tarafından açılan davanın da kabulü gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesi ile direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bozma kararından sonra İstanbul 8 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/142 E. - 2025/544 K. sayılı kararı ile, davacı ... tarafından açılan davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacı ... tarafından açılan davanın esastan reddine karar verilmiştir. Bu karar ise henüz kesinleşmemiştir.

Davacı tarafın hisselerinin ihale ile satışlarından sonra yapılan ilk genel kurul olan 13/02/2010 tarihli genel kurul hakkında açılan İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/142(eski esas 2013/324) esas sayılı dosyasına ilişkin Yargıtay HGK'nın 17.04.2015 Tarih ve 2014/11-163 E. - 2015/1225 K. Sayılı kararı ile, ihalenin feshine karar verilmiş olması nedeniyle hisselerin davacıya döneceği varsayımı ile davacı ...'nin aktif husumetinin bulunduğuna karar verilmiş ise de, sadece satılmayan ve üzerindeki haciz kalkan 10.000.000 hisse davacıya iade edilmiş, ancak bu kez takip dosyalarında borç ödenmediğinden bu hisseler tekrar haczedilmiş ve 10.000.000 hisseyi yapılan ihale sonucunda alacağı temlik alan ... şirketi 31/10/2013 tarihinde alacağa mahsuben satın almış olup, bu tarihten sonra davacı ...'nin davalı şirkette hissesi kalmamıştır.

İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/142(eski esas 2013/324) esas sayılı dosyasına ilişkin İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/142(eski esas 2013/324) esas sayılı dosyasına ilişkin Yargıtay HGK'nın 17.04.2015 Tarih ve 2014/11-163 E. - 2015/1225 K. Sayılı kararından sonra da davacı hissedar olmamıştır. Yukarıda açıklandığı gibi ortaklık sıfatının dava boyunca devam etmesi gerekli olup, davacı ortaklık sıfatını 31/10/2013 tarihinde tamamen kaybettiği ve bir daha davalı şirkete ortak olamadığından İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/142(eski esas 2013/324) esas sayılı dosyasının sonucunun beklenmesinin, İstanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/03/2023 Tarih ve 2022/897(eski esas: 2012/154) E. -2023/270 K. Sayılı kararına ilişkin Yargıtay HGK'nın 21.05.2025 Tarih ve 2023/11-802 E. - 2025/335 K. Sayılı kararı karşısında eldeki dava yönünden davacı ...'nin aktif husumetine bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesince davacı ... yönünden davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Davacı ... yönünden çağrı usulsüzlüğüne dayanılmıştır. 6762 sayılı TTK'nın 381/1/1(TTK'nın 446/1-b) maddesinde, (...) toplantıya davetin usulü dairesinde yapılmadığını iddia eden (...) pay sahiplerinin iptal davası açabileceği belirtilmiştir. Bu düzenlemeye göre çağrının usulsüz olması yokluk veya butlan sebebi olmayıp iptal sebebidir. Ayrıca çağrı usulsüzlüğü tek başına iptal sebebi olmayıp, ayrıca bunun genel kurul kararının alınmasında etkili olması gerekir. Çağrının bulunmaması ise bir yokluk sebebidir. Buna göre, çağrının yönetim kurulu tarafından yapılmış olması ve davacı ...'in sahip olduğu hisse oranının dava konusu genel kurul kararının alınmasına bir etkisinin bulunmaması nedeniyle ilk derece mahkemesince bu davacı yönünden davanın esastan reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;

1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davacılar tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 09/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1237, K. 2026/1414, T. 09.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1237-e-2026-1414-k-efb92d202cf9