Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/324 E. 2026/974 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/324
- Karar No
- 2026/974
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DOSYA NO:2025/324 Esas
KARAR NO:2026/974
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ:28/11/2024
NUMARASI:2022/238 ESAS, 2024/221 KARAR
DAVANIN KONUSU:Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:16/06/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketlerden ..., ...'in kurucusunun ve tek ortağının ve ... ... Şirketi'nin kurucusunun ve büyük hisseli ortağının ... olduğunu, ... 'nun 1994 yılından itibaren ABD'de pnömatik, manuel çelik, manuel plastik, dağıtıcı, çemberleme makine ve aletleri ile yedek parça üretiminde ticari faaliyete başladığını, 2015 yılında ABD'de ...'dan ... ..., ... firmasını kurduğunu, kısa sürede başarılı olduğunu, resmi bir ziyaret için ABD'ye gelen Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı'nın ...'nu Türkiye'ye davet ettiğini, bunun üzerine müvekkili şahsın Türkiye'de yatırım yapmaya karar verdiğini, bu kapsamda ortağı olduğu diğer müvekkili şirket ... ... Şirketi üzerinden Tekirdağ/Çerkezköy organize bölgesinde fabrika kurduğunu, ABD'deki üretim faaliyetlerinin önemli bir kısmını diğer müvekkili ... üzerinden yürütmeye başladığını, müvekkili şirketin her ikisinin de 2017 yılından itibaren "... ve ... ..." markalarını hem Türkiye'de hem ürünleri hem de pazarlama ve satış faaliyetlerinde markasal olarak kullandığını, hükümsüzlük davasına konu marka davalı şirket tarafından 07,10,22 ve 35 sınıflarda başvurusu yapılan 26/11/2018 başvuru ve 23/05/2019 tescil tarihli "... " ibareli ... başvuru nolu marka olduğunu, davalı şirketin bu markayı dayanak göstererek WIPO nezdinde ... sistemiyle Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EM) ve Amerika Birleşik Devletlerinde uluslararası başvuruda bulunuğunu, müvekkili şirketlerin Türkiye'deki müşterilerinden birinin de davalı şirket olduğunu, müvekkili ... ..., ...'in markasının uluslararası tanınmışlığından yararlanmak için müvekkili şirketin Türkiye'de marka başvurusunun bulunmamasından istifadeyle davaya konu marka başvurusunda bulunduğunu, müvekkili şirketin davalı şirket sahibine sormasının ardından davalı şirket sahibinin "başkası almasın diye, sizin için aldık, sana devredeceğiz, siz de kullanın biz de kullanalım" şeklinde cevap verdiğini, davalı şirketin "... " alan adının da 20/09/2022 tarihinde başvurusunda bulunduğunu, niyetinin tam anlamıyla kötü olduğunu, müvekkilin ticaret unvanı ve tescilsiz ticari markasını "..." şeklinde tescil ettirmesi , taraflar arasında ticari ilişki olmasına rağmen tescil hususunu müvekkilden gizlemesi , markaya dayanarak ABD'yi kapsayacak uluslararası başvuruda bulunması, davaya konu markayı 4 yılı aşkın süredir ticaret alanına çıkarmayıp sürelerinin dolmasını beklemesi, davalı şirketin tescilinin iyi niyet kuralıyla bağdaşmadığını, davalı şirketin ... alan adının belgesiz verilmeye başlanmasından 5 gün sonra "..." olan adının tahsisi için ... 'e başvurduğunu, müvekkili ... ... , ...'in "..." ve "... ..." ibarelerini ABD'de kullanmasının 90'lı yıllara dayandığını, e posta kayıtları ve diğer kayıtlarının incelenmesinden sonra anlaşılacağını, her iki müvekkili şirketin de " ..." ibaresini Türkiye'de markasal kullanımları dava şirketin marka tescilinden çok önce olduğunu, davaya konu markanın 07,10,22 ve 35 nolu mal ve hizmet sınıflarında tescil edildiğini, ABD'de yerleşik müvekkili şirketin ticaret unvanı " ... ..., ..." olduğunu, davaya konu markanın müvekkilin ticaret unvanının içerdiğinden ve esaslı unsuru ile birebir aynı olduğunu, doğrudan davanın konusu teşkil etmesi nedeniyle TPMK'da "..." ibareli ... no ile tescilli markanın dava sonuçlanıncaya kadar üçüncü kişilere devrinin engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini , müvekkili şirketlerin her ikisinin de aynı Türk vatandaşına ait olması, şirketlerden birinin ülke sınırları içerisinde olması karşısında MÖHUK 48 kapsamındaki teminattan muaf tutulması gerektiğini, ihtiyati tedbir talebinin kabulünü, TPMK nezdinde davalı şirket adına kayıtlı "..." ibareli ... no ile tescilli markanın müvekkilerinden ... ..., ...'e devrinin sağlanmasını, bu talebin uygun görülmemesi halinde davalı şirket adına kayıtlı ... no ile tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini, devir veya hükümsüzlük masrafının davalı şirket tarafından karşılanmak üzere gazetede ilan yaptırılmasına, vekalet ücreti ve diğer tüm yargılama giderlerinin davalı şirket üzerine bırakılmasını dava ve talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının markayı ciddi bir biçimde kullanıldığı düşünülse bile davacının " ... ... ... " isimli markasınını tescili için 25/10/2022 tarihinde başvurusunu yaptığını, markasının henüz tescil edilmediğini, davacının tescilli bir marka sahibi olmadığından davayı açma hakkına sahip olmadığını, davacının müvekkiline ait markanın hem devrini hem de markanın hükümsüzlüğünü talep ettiğini, davacının öncelikle talebini açıklaması gerektiğini, ... ibaresinin bir marka değil ürün adı olduğunu, müvekkilinin ve diğer grup şirketlerinin davaya konu "..." dışında da "çemberleme makinaları" için kullandığı başka markalarının da var olduğunu, bunların "... ( marka 07/11/2017 tarihinde 7,16 , 35 sınıflarda tescil edilmiştir) , ... ( Marka 28/05/2012 tarihinde 7,22 sınıflarında tescil edilmiştir.) , ... ( Marka 01/11/2021 tarihinde 6,7,16,22,35 sınıflarında tescil edilmiştir.) olduğunu, davaya konu ... markasının temellerinin 2017 yılında atıldığını, müvekkili şirketin ana faaliyet konusu ... olduğundan bu isimle bir marka oluşturmak istediğini, müvekkili markayı bu kapsamda 2017 yılında katalog ve tanıtımlarda kullandığını, ayrıca ... web sitesinde ... de 20/07/2017'de tescil ettirdiğini, müvekkilinin ... markasını davacı ile ticareti başlamadan çok önce kullanmaya başladığını, müvekkilinin markayı kötü niyetli bir biçimde kullanmasının söz konusu olmadığını, davacının ne Türkiye'de ne de Amerika'da tescilli bir markasının olmadığını, müvekkilinin davacı ile olan ticaretinin 2019 yılında yedek parça ve bazı aparatların alımı ile sınırlı olduğunu, nitekim ne ürünlerin üzerinde ne faturalarda "..." şeklinde bir marka ve logo olmadığını, ... araması yapıldığında farklı sektörlerden 514 farklı sayıda kayda ulaşıldığını, müvekkili şirketin amacının davacı şirketi taklit etmek olmadığını, böyle olsa idi öncelikle tüketici nezdinde ilk göze çarpan logo ve amblemi kopyalayabileceğini, markaların görünüşlerinin birbirinden tamamen farklı olduğunu, davacı tarafın davaya konu markaya Türkiye'de ciddi bir şekilde kullandığını ispat edemediğini, davanın açıldığı tarihte ... ibareli bir marka tescilli olmadığını, müvekkili şirketin yaklaşık 20 yıldır çemberleme makinelerinin ticareti işiyle uğraştığını, ... kelimesi de çemberleme kelimesinin İngilizce karşılığı olduğundan ve bir markadan ziyade ürün grubunun ismi olduğunu, müvekkili davalı şirket ile ilk ticaretleri başlamadan önce ... uzantılı web sitesi 20/07/2017 yılında ...'a tescil ettirip markayı 2017 yılında katalog ve fuarlarda kullandığını, davacı önceye dayalı hak sahipliğini ispatlayamadığını, 2018 yılında müvekkiline gönderdiği fatura ve evraklarda hiçbir şeklide ... markasını kullanmadığını ve tüm ticaret ... firması ile yürütüldüğünü, davacı ticaret unvanının Türkiye'de tanınmış ve fiilen kullanılan bir unvan olduğunu ispat edemediğini, davanın reddini, ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstanbul 4. FSHHM 2022/238 Esas 2024/221 Karar 28.11.2024 Tarihli kararı: "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacılar vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde davacıların "..." ve "..." ibareleri markaları davalı adına tescilli davaya konu ... numaralı markanın başvuru tarihinden çok önce Türkiye'de kullanmaya başladıklarının, davalı adına tescilli ... numaralı marka yönünden 6769 sayılı SMK'nun 6/3, 6/6 ve 6/9 maddeleri kapsamında hükümsüzlük koşullarının bulunduğunun beyan edilerek bu davanın açıldığı, TPMK'dan gelen kayıtlar incelendiğinde davaya konu davalı adına tescilli "... + şekil) ibaresinden oluşan markanın başvuru tarihinin 26/11/2018, tescil tarihinin 23/05/2019 tarihi olduğu, davalı markasının başvuru ve tescil tarihinden önce davacıların başvurusu yapılmış veya tescil edilmiş markalarının bulunmadığı, 6769 sayılı SMK'nun 6/3 maddesi kapsamında değerlendirildiğinde davacılar vekilince davacıların "..." ve "..." ibareleri markaları davalı adına tescilli davaya konu ... numaralı markanın başvuru tarihinden çok önce kullanmaya başladıklarının beyan ve iddia edildiği, davacıların bu beyan ve iddiaları kapsamında 2016 yılına ait bir kısım faturalar, Türkiye'de davacıların katıldığı belirtilen fuarlara ilişkin görseller ve davalıyla yapıldığı belirtilen e posta yazışmalarının sunulduğu, davacılar tarafından sunulan fuarlara ilişkin görseller ve e posta yazışmalarının raporlarda da tespit edildiği üzere 2018 yılına ait olduğu, yine raporlarda tespit edildiği üzere bu görsel ve yazışma tarihlerinden önce davalı tarafça markasında bulunan ibarenin kullanıldığı ... isimli alan adının 19/07/2017 tarihinde kayıt ve tescil edildiği, kullanım yönünden alan adının kayıt ve tescil tarihinin daha önce olduğu, davacılar tarafından sunulan 2016 yılına ait olduğu belirtilen faturalar yönünden ise faturaların tek taraflı olarak düzenlenen belgeler olduğu, kullanımın ispatı için başka delillerle desteklenmesi gerektiği, davacılar tarafından davalı tarafça alan adının kayıt ve tescil edildiği tarihten önce Türkiye'de kullanımın bulunduğuna ilişkin başkaca somut ve yeterli delil sunulmadığı anlaşılmakla 6769 sayılı SMK'nun 6/3 maddesi kapsamında hükümsüzlük koşullarının bulunmadığı, 6769 sayılı SMK'nun 6/6 maddesi kapsamında değerlendirme yapıldığında davacılardan ... Şti 'nin ticaret ünvanında davalı markasında bulunan ibarelerin bulunmadığı, diğer davacı ... .... Yönünden ise Türkiye'de tescilli unvanının bulunmadığı, yine yukarıda açıklandığı üzere davacılar tarafından davalıdan önce Türkiye'de kullanımın bulunduğunun somut ve yeterli delillerle ispat edilemediği anlaşılmakla 6769 sayılı SMK'nun 6/6 maddesi kapsamında hükümsüzlük koşullarının bulunmadığı, 6769 sayılı SMK'nun 6/9 maddesi kapsamında değerlendirme yapıldığında yukarıda açıklandığı üzere davacı tarafça Türkiye'de davalıdan önce kullanımının bulunduğunun ispat edilemediği, dosya içerisindeki deliller ve raporlardaki tespitlerden davacı tarafça tanınmış markasının bulunduğunun da ispat edilemediği, davalı marka başvurusunun ve tescilinin kötüniyetli olduğuna ilişkin marka başvurusundan önce davalı tarafça yapıldığı belirtilen e posta yazışmaları sunulmuş ise de bu e postaların 2018 yılına ait olduğu yukarıda belirtildiği üzere davalı tarafça marka ibaresinin bulunduğu alan adının 19/07/2017 yılında kayıt ve tescil edildiği anlaşılmakla bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davalı tarafça marka başvurusunun ve tescilinin kötüniyetle yapıldığına ilişkin iddianın davacı tarafça somut ve yeterli delillerle ispat edilemediği anlaşıldığından davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:1-Davanın REDDİNE,..." karar verilmiştir.
İSTİNAF İSTEMİ:Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; davada sadece birbiriyle uyumlu iki bilirkişi heyet raporu bulunduğunu, Bu kök ve ek raporların her ikisinde de heyetin oy birliğiyle davalının marka başvurusunun kötüniyetle yapıldığı teknik tespitlere dayandırılmak suretiyle kanıtlandığını, Dosyada, bu raporlardaki tespitleri geçersiz kılacak başkaca heyetten alınmış bir rapor olmaksızın, hatta davalı tarafça sunulmuş bir uzman görüşü dahi bulunmaksızın, teknik içerikli bir raporun aksi yönünde karar vermesi HMK 266/1'deki "(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir..." hükmüne aykırılık teşkil ettiğini, Gerekçeli kararda kötüniyetli ve dürüstlük ilkesine aykırı başvuru yapıldığına ilişkin bilirkişi tespitlerine itibar edilmeme gerekçesi olarak davalı tarafın 2017 yılındaki alan adı tahsis başvurusu yapması gösterildiğini, 2017 yılında ... alan adının tahsis başvurusunun davalı şirket adına yapılıp yapılmadığı belirsiz olduğunu, Bilirkişi raporunda tahsisin "..." adına olduğu belirtildiğini, iletişim bilgilerinde organizasyon olarak davalı şirket adının geçtiği anlaşıldığını, Mahkemenin sadece taraf beyanına dayanarak ve bilirkişi raporuna da uygun olmayan bir kabule dayanarak hüküm tesisi kabul edilemeyeceğini, Öte yandan davalı tarafın 2017 tarihinde alan adı başvurusunda bulunması da 2015'te "..." unvanıyla müvekkil şirketin kurulmasından sonra olduğunu, Müvekkilimizin Türk şirketlere kestiği faturalardan örnek kabilinden dosyaya sunulan 2016 yılına ait faturalarda (Cevaba cevap dilekçesi, EK-2) "..." ibaresinin markasal olarak kullanıldığı, e-posta olarak ... adresinin kullanıldığı görüldüğünü, Bu deliller davalının "..." markasını müvekkilden önce kullanmaya başladığı iddiasını çürüttüğünü, davalı tarafın alan adı tahsisine yüklenen anlamın, müvekkil şirketlerin "..." e-posta adresini almaları ve kullanmalarına yüklenmemesi çelişki olduğunu, Zira müvekkili şirketin "..." e-posta adresini 16 Ocak 2016 tarihinde alındığını (Cevaba cevap dilekçesi, Ek-5) açık ve objektif kaynaklardan kanıtlanabildiğini, bu e-posta adresinin 2016 dönemi faturalarında iletişim e-postası olarak gösterilmesi, alan adı tahsisinde öte, fiili olarak kullanıma işaret ettiğini,Hükümde müvekkil ...'un 2016'nın ocak ayından itibaren muhtelif tarihlerde kesilmiş faturaların, tek taraflı faturalar olduğu başka delillerle desteklenmesi gerektiği yönündeki değerlendirme de HMK 31 kapsamında hakimin davayı aydınlatma ödevine aykırı olduğunu, Faturalarda muhatap Türk şirketlerinden faturalara ilişkin bilgi ve kayıt istenebileceği gibi; dava dilekçemizde tarafların ticari kayıtlarının delil olarak gösterilmiş olması karşısında müvekkil şirketin ticari defter ve gümrük kayıtlarında ek araştırma ve bilirkişi incelemesi yapılmadan, olgunun ispatlanamadığı sonucuna varmanın hukuk usul kurallarıyla bağdaşmayacağını, Bilirkişi ana raporunda kötüniyete ilişkin olarak "... sektöründe uzun yılladır faaliyet gösteren ve pek çok yabancı markanın distribütörlüğünü yapan davalının aynı sektörde faaliyet gösteren davacı marka kullanımlarından haberdar olmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davalının taraflar arasında gerçekleşen yazışma ve ticari iş ilişkisi nedeniyle marka başvurusu sırasında markanın davacıya ait olduğunu bildiği ya da en azından bilebilecek durumda olduğu, markanın davalı tarafından ciddi bir bir şekilde kullanıldığı ve markaya ciddi yatırım yapıldığına dair dosya kapsamında yeterli delil bulunmadığı, “...” alan adının uzun süre önce kayıt edilmiş olmasına rağmen pasif bir şekilde elde tutulmuş olması nedeniyle ... sayılı markanın davalı tarafından engelleme/spekülasyon amacıyla tescil edildiği yönünde kanaat hasıl olduğu, nihai takdir ve değerlendirme sayın mahkemeye ait olmak üzere, işbu davada ... sayılı markanın kötüniyetle başvurulduğunun ispatlandığı ve SMK m.6/9 uyarınca kötüniyete ilişkin hükümsüzlük koşullarının oluştuğu bulunmadığı, “...” alan adının uzun süre önce kayıt edilmiş olmasına rağmen hiç kullanılmamış ve pasif bir şekilde elde tutulmuş olması nedeniyle, davalıya ait ... sayılı markanın davacının tescilli olmayan markasını Türkiye’de tescil ettirip kullanımını engelleme/spekülasyon amacıyla tescil edilmiş olabileceği yönünde kanaat hasıl olduğu..." tespiti yapıldığını, raporun muhtelif bölümlerinde bu tespitlerin dayanaklarına yer verildiğini, Davalı taraf cevap dilekçesinde, taraflar arasındaki ticari ilişkilerin 2019 yılında yedek parça ticareti ve bazı aparatların alımı ile sınırlı olduğunu iddia ettiğini, Bilirkişiler tarafından da tespit edildiği üzere bu iddia gerçeği yansıtmadığını, Taraflar arasındaki ticari iletişimin çok daha eskiye dayandığı somut delillerle sabit olduğunu, Müvekkili şirketin yetkilisi ile davalı şirketin yetkilisinin tanışma ve ziyaretleşmeleri çok daha eskiye dayandığını, davalı tarafça itiraz edilmeyen e-posta iletişim kayıtlarına göre (Dava Dilekçesi, EK-2-b) tarafların yazılı ticari iletişimleri davaya konu markanın tescil başvurusundan çok daha önce ve en geç 14.02.2018 tarihinde başladığını,Davalı şirketin müvekkil şirketin üretim ve pazarlamasını yaptığı çemberleme makineleri türündeki ve benzer makinelerin ticaretini yapan, markaların distribütörlüklerini almak suretiyle uluslararası boyutta satış ve pazarlamasını yapan bir şirket olduğu gerek dilekçelerdeki anlatımlardan gerekse bilirkişi raporundaki tespitlerden anlaşıldığını,.Bilirkişilerce isabetli olarak tespit edildiği üzere, -taraflar arasındaki iletişim olmasaydı dahi- davalı şirketin, "..." türünde ABD ve Türkiye'deki şirket ve fabrikalarında üretim yapıp, dünya çapında ticaret yapan müvekkil şirketlerden haberdar olmadığını iddia etmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,Bilirkişi heyetince ... alan adına ilişkin geçmiş kullanımlar üzerinde yapılan incelemede, davalı şirketin dava tarihinden önce "..." ibaresini kullanmak bir yana, alan adının aktif olarak dahi kullanılmadığı tespit edilmiştir. Bu olgu, heyet raporunda "Yapılan incelemede “...” alan adının 19.07.2017 tarihinde davalı şirket yetkilisi “...” adına kayıt edildiği, arşiv kayıtlarının incelenmesinden 08.08.2018 – 28.12.2021 tarihleri arasında arşivlenmiş üç adet arşiv kaydının bulunduğu, arşiv kayıtlarında herhangi bir markasal kullanıma rastlanılmadığı, alan adının aktif olarak kullanıldığına dair bir bulguya ulaşılmadığı raporumuz VI-1-c bölümünde tespit edilmiştir..." ifadeleriyle açıklandığını, Davalının aktif kullanımındaki ...ve ... internet sitelerinde dahi dava öncesi "..." şeklinde bir kullanımı söz konusu değildir. Bu olgu da raporda "... alan adının ana sayfa ve Distribütörlük alt sayfaları 2016-2021 yılları arasındaki arşiv kayıtları tek tek incelenmiş olup, “...” şeklinde markasal bir kullanıma rastlanmamıştır." şeklinde ifade edildiğini,Davalı şirket, "..." ibaresini kullanıyor görüntüsü verebilmek için işbu davaya ilişkin dava dilekçesini tebilğ aldıktan sonra 21 Şubat 2023 tarihinde ...internet sitesindeki ürünler bölümüne "..." ibaresini eklediğini, (Cevaba cevap dilekçesi, EK-1). Bu olgu davalının kötüniyetli ve dürüstlük ilkesine aykırı başvurusunu gizlemeye ihtiyaç duymasının bir sonucu olduğunu,Davalı taraf "..." markasının temellerinin 2017'de atıldığını iddia etmişse de 2017 ve sonraki yıllarda bu markaya ilişkin tek bir adımı ... alan adının alınmış olması olduğunu, bu alan adının davalı şirkete tahsisli olup olmadığı hususu ispata muhtaç olduğunu, Bilirkişi heyetince de takdir edildiği üzere herhangi bir fiili kullanım niyeti ortaya koymaksızın bir alana ilişkin alan adlarının tümden kapatılması, marka başvurularında bulunulması vs. yaklaşımlar iyi niyetli olarak kabul edilmediğini, Müvekkili şirketin ticaret ünvanının "..." olup, çemberleme makinaları üretim ve satışı müvekkil şirketlerin önemli faaliyet alanlarını teşkil ettiğini, Bilirkişi heyet raporunda da ifade edildiği gibi, marka ve özellikle ... kapatma bilinen en yaygın kötüniyetli yaklaşımı olduğunu, Davalı tarafın ... listesini verip önceliğini kanıtlamaya çalışırken aslında iyi niyetten yoksun yaklaşımını ortaya koyduğunu, Seçilen ... ibarelerine bakıldığında davalının kötü niyeti daha net görüldüğünü, Davalı tarafın, kendilerine marka başvurusundan dahi önce gönderilen ve kapağında "..." görseli bulunan kataloğu almasına, e-posta gövde metinlerinde aynı ibare bulunmasına, taraf yetkililerinin ziyaretleşmelerine ve Türkiye'de ve ABD'de defaatle görüşmelerine rağmen, marka tescilini ve hak iddiasını müvekkilden gizlemesi de kötüniyetli davrandığını gösteren bir diğer olgu olduğunu, Her ne kadar bilirkişi heyeti tarafından müvekkillerinin "..." ibarelerini markasal ve yaygın olarak kullandığı ve ayırt edicilik kazandırdığının kanıtlanamadığı tespitinde bulunulmuş ise de, bilirkişi raporlarına kısmi itiraz dilekçelerimizde de ifade ettiğimiz üzere müvekkilinin ... ...’in “...” ve “...” ibarelerini ABD’de kullanmasının 90’lı yıllara dayandığını, dosyaya sunulan e-posta kayıtları ve diğer kayıtlardan da anlaşılacağı üzere her iki müvekkil şirketin “...” ibaresini Türkiye’de markasal olarak yaygın olarak kullandıkları dosyaya örnek kabilinden sorulan ve 2016 yılı Şubat ayından başlayan faturalar, ... e-posta adresinin ticari iletişimde kullanılması, arama motor kayıtları, ...'den erişime açık geçmiş site görselleri, fuarlara katılım (Cevaba cevap dilekçesi, EK-3) vs. hususlar nazara alındığında her iki müvekkilimiz bakımından da SMK 6/3 kapsamındaki hak sahipliğini kabul etmek gerektiğini, Hükme esas kısmen esas alınan bilirkişi raporlarında yapılan değerlendirmede SMK 6/6 kapsamında hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı ileri sürüldüğünü, ABD menşeili müvekkili şirketin resmi belgeleri, Türkiye ile ticari ilişkisinin 2015'ten başladığı, 2016 Şubat ayından itibaren ticaret unvanıyla faturalar kestiği, dünya çapında pek çok ülkeye ürünler sattığı dosya kapsamında sabit olduğunu, Eski tarihli internet arama sonuçları, ... kayıtları sözkonusu müvekkil şirketin ticari alanda belli bir kaliteyi temsil ettiği, bilindiği anlaşıldığını, mutlak red nedenlerinin düzenlendiği 5. maddede sayılan hususlar hem TPMK hem de mahkemelerce re'sen dikkate alınması gerektiğini, Cevap dilekçesinde davalı tarafça da ifade edildiği "..." yaygın bir makine türüne verilen ad olduğunu, Makinelere ilişkin 7. sınıf (ve 35/5 altındaki 7. Sınıf) bakımından ayırt edici bir esaslı unsur bulunmaksızın tescili mümkün olmayan bir işaret olduğunu, cevap dilekçesinde davalı tarafından da ifade edildiği gibi "..." kelimesi de ayırt ediciliği bulunmayan bir işaret ve "..." ibaresine ayırt edicilik kazandırması söz konusu olamayacağını, Bu nedenle her iki işaretin birleşiminden oluşmakta ise de "..." ibaresinin SMK 5/1 kapsamında da ele alınması gerekirken, bu yönde bir inceleme ve tespit yapılmaksızın davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığını savunarak ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, Marka hükümsüzlük istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.Karara karşı, davacı vekili yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacılar tarafından, "..." ve "... ..." markalı ürünlerin pazarlama ve satış faaliyetlerinde markasal olarak kullanıldığı ileri sürülerek, SMK 6/3, 6/6 ve 6/9 maddelerine dayalı olarak, davalı adına ...no ile tescilli "... + şekil" markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır.6769 sayılı SMK; "Madde (3): Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. Madde (6): Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. Madde (9): Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." şeklinde düzenlenmiştir.Yapılan bilirkişi incelemesi ile markada yer alan ve Türkçe karşılığı makine anlamına gelen “...” ve “...” ibarelerinin ilgili sektör açısından ayırt edicilikleri bulunmayan tanımlayıcı sözcükler olduğu, davacı markasal kullanımında yer alan "..." ile "dünya ve etrafında dönen çemberleme makinası" şeklinin esaslı unsur olduğu, "..." ibaresinin markanın genel görünümüne katkısının bulunmayan tali unsur olduğu, davacının marka tescil başvurusunu 25.10.2022 tarihinde yaptığı, hükümsüzlük talebine konu davalı adına tescilli markanın ise; 26.11.2018 başvuru tarihli, 23.05.2019 tescil tarihli olduğu, markada bulunan iki başlı yırtıcı kuş şekli ve “...” kelime unsuru ile birlikte markanın esaslı unsuru olduğu, “...” kelimesinin ise ayırt ediciliği bulunmayan tali unsur olduğu, "..." alan adının 19.07.2017 tarihinde davalı adına kayıt ve tescil edildiği anlaşılmıştır.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, sunulu deliller kapsamında davacıların “... ... ...” ibaresi üzerinde SMK 6/3. maddesi kapsamında Türkiye'de gerçek hak sahipliğine ilişkin önceye dayalı ciddi bir kullanımı bulunduğunun ispatlanamadığı, 2016 yılına ilişkin sunulan 3 adet faturanın SMK 6/3 madde kapsamında yeterli delil olarak kabulüne imkan bulunmadığından davalı ticari defterlerinin bilirkişi marifetiyle incelenmesinin uyuşmazlığın esasına katkı sağlamayacağı, davacı... şirketinin Türkiye'de tescilli ticaret ünvanı bulunmadığı, diğer davacı şirket ticaret ünvanında uyuşmazlığa konu markasal ibarelerin yer almadığı, SMK 6/6 madde koşullarının somut olayda gerçekleşmediği, kötüniyet değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu, davalı marka başvuru ve tescilinin kötüniyetle yapıldığına ilişkin iddianın davacı tarafça somut ve yeterli delillerle ispat edilemediği, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi yerinde olduğu anlaşıldığından davacılar vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebeplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacılar vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken 732,00 TL harçtan, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5- Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince ilgili tarafa iadesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.16/06/2026